Sosyalleşme ve Medya

Sayı 87- Temmuz 2025

En yakın sosyal çevremiz ailemiz…

Akraba, dost ve arkadaş sosyal çevremiz de yabana atılır gibi değil.

Ya öğrenim gördüğümüz, çalıştığımız sosyal çevremiz?

Sarar sarmalar bizi.

Farkında olmadan hayatı öğretir.

Dilimizi, inancımızı, gelenek ve göreneklerimizi bu sosyal çevrelerden öğreniriz.

Öğrendiklerimizle kaynaşırız aile, dost, arkadaş çevremizle..

Hayat okuludur sosyal çevremiz.

Yüz yüze iletişim ve etkileşimle ediniriz sosyalleşmeyi, kültürleşmeyi.

Geniş kitleleri saran “Sosyal Medya” denilen yeni bir başka çevre daha var günümüzde.

“Sosyal Medya”…

“Medya” kavramının önüne konulan “Sosyal” kavramı sosyalleşebilmek için uygun mu?

Tartışılır…

“Sosyal Medya”…

Medya sosyalleştiremez bireyi…

“Akıllı Telefon”…

Hiçbir nesne akıllı olamaz.

Telefon veya bilgisayarlar programlanabilir birer aygıt.

Nerede görülmüş bir aygıtın bireyi sosyalleştirdiği?

Sosyalleşebilmek için bireyin kendisi dışında en az bir kişinin daha olması beklenir.

Karşılıklı, yüz yüze iletişim ve etkileşimle gerçekleşebilir “Sosyalleşme…”

Hayat okulu pratiğiyle, yaşayarak öğrenilebilir sosyalleşme.

Doğru ve yanlış davranımlarımızı sosyal çevremiz ödül ve ceza işlevini devreye koyarak düzenler.

Medya ortamlarında sıkça rastladığımız; özenle bezenmiş yiyecek ve içecek sofraları, plaj gibi ortamların fotoğraf, video görsellerini takip etmemiz sosyalleşme aracı olabilir mi bizler için?

Üretim değil de, yoğun tüketimin görsel olarak servis edilmesine ne demeli?

-“Bakın, görün; bakın işte neler yiyor, içiyorum…” “Görün işte…”

-“Beğenin üretmeden tükettiklerimi…” Olarak anlaşılmalı bu görseller.

Sürekli tüketimi, kolaycı ve lüks hayat anlayışını özendirmekten başka neye yarar bu türden servis edilen görseller?

Arkadaş, eş-dost sohbet ve tartışmalarının olmadığı yerde nasıl gerçekleşebilir “sosyalleşme?”

Okumadan ve okuduğunu yorumlayıp yüz yüze tartışmadan gerçekleşebilir mi “sosyalleşme?”

Çevremizde, yurtta ve dünyada olup biten güncel olayları karşılıklı tartışmadan, söyleşmeden “sosyalleşme” gerçekleşebilir mi?

Kuşkusuz hayır, hayır…

Toplumumuzun geniş bir kitlesi yoksulluk, hatta açlık sınırına dayanmışken, sözü edilen görsellerin “sosyal medya” denilen mecralara servis edilmesi, olsa olsa “görgüsüzlüğün” dışa vurumu olarak nitelendirilebilir.

Uzayan halk ekmek kuyruklarını göremeyecek kadar özürlü mü olduk sahi?

Medya bir araçtır.

Bilgi, beceri, haber, düşünce, fikir ve olayların aktarıcısı işlevini görür medya.

İnternet ortamında akıllı denilen, oysa programlanabilen aygıtlarla edinilen arkadaşlıkların hiç birisi sosyalleştiremez bizleri.

Ev, iş, arkadaş “medya grupları”, ivedi olarak bilgiye ulaştırıcı araçtır.

Bu araç, konumuza yoğunlaşmamızı engellediği gibi dikkat süremizi de kısaltıyor…

Sosyalleşme olmazsa “yalnızlaşma” ve “yabancılaşma”, ortaya çıkar.

Yalnızlık; benzer şeyleri düşünmeye yöneltir, set koyar bireysel gelişimin önüne.

Bunalıma sürükler bireyi sessiz ve derinden.

Arayış başlar.

Medya bağımlılığı yetmezmiş gibi, başka bağımlılık yapıcılardan medet umar hale getirir bireyi bu arayış.

Tütün, alkol… vs.

Sevgisizlik, sevimsizlik, umutsuzluk, çaresizlik, çözümsüzlük böyle başlar iç dünyamızda.

Teslim alır, esir alır bizleri medya.

Jest ve mimiklerimize yansır mutsuzluk…

“Bunalımdır” bunun adı işte…

Önemli bir ruhsal sorun oldu günümüzde medya kaynaklı bunalım…

“Denge” ve “doyum” gerçekleşmez iç dünyamızda…

Biter tükenir; içimizdeki aşk, heyecan, sevgi, şevk…

Uyum sorunu başlar. Yani uyumsuzluk…

Bu da “anti-sosyallik” tir.

Yoğun medya kullanımı bizleri gerçeklerden koparmaya, uzaklaştırmaya zorlar.

Çözümsüzlük akıntısına kapılır duygu, düşünce ve imgelem dünyamız.

Medya yetinmez yarattığı bu sorunlarla.

Hareketsizlik, eylemsizlik…

Fizyolojik rahatsızlıklar…

Görme bozukluğu…

Baş, diş, boyun, omuz, mide, bağırsak, böbrek ağrıları…

Bel, kalça, bilek, parmak uyuşmaları…

Bitmez tükenmez baş dönmeleri…

Uykusuzluk…

Biteviye artar baş belalarımız.

Alarm zilleri çalar bünyemizde.

Süreğenleşir, ölçüsüz olarak kullandığımız medya ile rahatsızlıklarımız.

Ölçülü ve kontrollü kullanılabilirse, medya çok iyi bir dost olabilir; ölçü, ayar kaçar ise olur bize bir düşman.

Medya bağımlığından kurtulmanın en önemli yolu sosyalleşme araçlarını kullanabilmektir.

Medya bizi değil, biz medyayı bir araç olarak kullanıp ondan yararlanabiliriz.

Sağlıklı bir sosyal ve kültürel çevrenin oluşturulması bizim elimizdedir.

Kolaylıkla bu çevreyi oluşturabiliriz.

Farklı arkadaşlar edinerek farklı bakış açılarıyla düşünerek analitik düşünme yetimizi geliştirebiliriz

Düşünce dünyamızda farklı gözeler açabiliriz.

Düşünce kalıplarımıza uymasa bile, farklı düşünen arkadaşlarımızla buluşup tartışarak hoşgörülüğümüzü geliştirebiliriz.

Duygu, düşünce ve imgelem dünyamızı mutluluğa yöneltebilen arkadaşlarımızla bir araya gelebiliriz.

Yalnızlığın yarattığı mutsuzluğa yol verebiliriz dost ve arkadaş edinerek…

Yakın çevre, yurt ve dünya olaylarını arkadaş çevremizle takip edebiliriz.

Grupsal spor aktivitelerine ve grup halde buluşmalara önem verebiliriz.

Medyaya esir olunmadan sosyalleşebiliriz böylece.

Sosyalleşme, mutluluğun önemli bir anahtarıdır.

Bu bağlamda; içtenlikli dileklerimle sağlıklı, yalnızlıktan uzak, yüz yüze konuşulabilen bol arkadaşlı ortamlarda sosyalleşmeler diliyorum tüm öğrenci, dost ve Arkadaşlarıma…

Not: Bu makalenin tamamı yazarın kendisine aittir… Alıntı bir makale değildir. Yazarın unvan, ismi ve soy ismi yazılmak kaydıyla paylaşılabilir…

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir