Siyaset deyince insanın aklına hemen hükümet, muhalefet devlet gibi terimler geliyor. Oysa siyaset yaşamın ta kendisidir. Futbol, tüccarın çevirdiği dümenler, müteahhit, öğretmen, belediye başkanı, öğrenci, ev hanımı.. Kısaca hayata şekil veren her şey siyasettir. Yani yaşamdır. Birbirinden ayrı düşünmek bilimsel bir hatadır. Birbiriyle iç içe olan bu iki kavrama karşı nedense hayata sıkı sıkıya bağlıyken siyasetten de bir o kadar uzak durmaya çalışıyoruz. Ama uzak durmamız mümkün değil. Sadece kendimizi kandırıyoruz, araştırmıyoruz, sorgulamıyoruz ve ilgilenmiyoruz.
 

2000 Eylül ayında artık üniversiteyi kazanmıştım ve bir yandan tebrikler bir yandan da öğüt ve nasihatler peş peşe geliyordu. Hep bir ağızdan söylenen şey şuydu; ”siyasi olaylara karışma!” Evet söylemek istedikleri şuydu; yönetenler daha iyi bilir, sen daha gençsin, maşa olarak kullanılırsın… Evet masum ve haklı gibi görünen tüm bu tavsiyeler aslında bir kabullenmişliğin, sinmişliğin ve vatan için bir şeyler yapmanın anlamsızlığını haykırmaktan başka bir şey değildi.


Oysa öyle miydi her şey? Tarafsızlık bir taraf olmak değil miydi? Aç çocukları, otel odalarında 15’ine varmadan şişman göbekli zenginlerin koynundaki kız oğlan kız düşleri talan edilmiş yavrucukları ve parsel parsel altımızdan kayan bu vatan toprağını satanlar, zulmedenleri, işbirlikçileri hainleri onaylamak değil mi?


Elbette susmak zulme ortak olmaktan başka bir şey değildir. “Savaştan kaçanlar, savaşanlardan daha fazla zarar görür.”


Ahmed Arif bir şiirinde şöyle der; ”YAŞAMAK SADECE YAŞAMAK YOSUN SOLUCAN HARCIDIR.”

İnsan solucan olamaz ve yosun gibi tarafsız davranamaz. Korkuların üzerine gitmek ve korkuyu yenmekten başka hiç bir çıkış yolumuz yoktur. Ülkemizde onlarca sorun bizden yani bu ülkenin insanından çözüm yolları beklerken bizler köşelerimize çekilip bana ne diyemeyiz. Çünkü bir başka Türkiye yok! Bizler baş eğen bir millet olmadık ve önümüze duran tüm güçlükleri yenecek koşulların sahibiyiz. Tek ihtiyacımız olan ise birliktelik.

Örgütlülük!
 

Bu Cumhuriyet, açlığın, soygunun, ahlaksızlığın ve her türlü yozlaştırmanın yaşandığı bir yer olmamalı.


Tüm bunlar yaşanırken yani biz, bizim kendi sorunlarımızla ilgilenmeyerek sorunumuzun birileri tarafından gelinip çözülmesini istiyoruz. Bu işi bizim yerimize yapanlar ”emperyalistler ve işbirlikçileri” bunu o kadar ucuza yapmıyorlar.


Yani biz siyaset yapmadığımız için birileri bizim adımıza siyaset yapıyor ve karşılığında onlara cennet ülkemiz, bize ise; selpakçı çocuklar, gecekondular, fahişeler, uyuşturucular, hapishaneler, açlık, yoksulluk ve her türlü kepazelik kalıyor.


Son olarak özetlersek, güçlerimizi birleştirelim ve bizim olan vatanımızı yeniden bağımsızlaştıralım. Unutmayalım ki bu birleşim, sömürücülerin istemediği ve her yerde saldırdığı terör ilân edildiği, yalanlarla, silahlarla, hapislerle kendini korumaya çalışıyor. İnanıyorum ki, kırılır yalanın çarkı ve çark tersine döner elbet.

 

Yapacağımız her şey zulmedenlerin düşlerini karabasanlara çevirmek için yapacağımız her şey özgür ve bağımsız bir ülke için! Peki ne dersiniz, buna değmez mi?

Siyaset Yap(a)mamak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir