Osmanlı Öncesi Dönemde Güney Gürcistan Nüfusunun Türk Dünyasıyla Temasları

Sayı 89- Atabek Yurdu (Ocak 2026)

Asiyet A. Akhşamakhova[2] – Viktoriya A. Silantyeva[3]

Rusçadan Çeviren: Nilüfer Mutlu[1]

Ahıska bölgesi daha eskiçağdan beri özel bir konuma sahipti. Ahıska arazisi, kuzeyden Meskhetiya ve Trialet, kuzeydoğu ve doğudan Samsar ve Cavakhet, güneydoğudan Çıldır, güneyden Eruşet ve batıdan Arsiyan sıradağlarıyla çevrili olup bu dağların arasındaki vadiler ile çukurluk topraklardan ibarettir. Bugünkü Ahıska, Samtskhe-Cavakhetya Vilayetinin merkezi olup sadece Gürcistan’ın Kartli, İmeretya (Başıaçuk), Guriya (Gürel) ve Acara gibi tarihsel topraklarıyla değil, aynı zamanda Türkiye ve Ermenistan ile sınırdaştır. Ahıska bölgesi, tarihsel bağlamda ayrıca halen Türkiye arazisinden bulunan Ardahan, Artvin, Oltu, İspir, Tav-Eli, Kalarç (Ardanuç) ve Şavşat gibi yerleri de kapsıyordu.

Bölge, adını oldukça ilginç ve karmâşık kadere sahip olan Akhaltsikhe kentinden almıştır. Tarihi kaynaklarda 12. yüzyıldan itibaren bu kent Lomsiya diye kaydedilmekteydi. Bazı araştırmacılara göre, Lomsiya aslında bir kaleydi ve zamanla onun çevresinde Akhaltsikhe (Gürcüce ‘yeni kale’, Türkçe söylenişi-Axıska) kenti oluşmuştu.

Savunma amaçlı kule ve burçlar, dev kapılara sahip kaleden başka, yüksek tepe üzerindeki kentin çevresinde yüksek surlar inşa edilmişti. 12. yüzyıldan başlayarak bu kale, soylu Cakeli (Caklı) sülalesine ait olup aile mülküydü.

Stratejik önemi nedeniyle Ahıska, tarih boyunca her zaman komşu devletlerin işgalci politikalarına hedef olmuştur. Güney Kafkas’ı, ayrıca İmeret, Kartli ve Gurya’yı Anadolu’ya bağlayan ticaret yolu üzerinde bulunan bölge olmakla birlikte yoğun göç trafiğinin başlıca güzergahı da bu topraklardan geçmekteydi. Doğaldır ki coğrafyası itibariyle Ahıska bölgesi, kültürel ve etnik açıdan farklılık gösteriyordu ve değişik din ve dillerin kavuşma sahasıydı. Daha önce Bizans ile İran arasında rekabete sahne olan bu coğrafya, İslam dininin yayılmasıyla birlikte Ortodoks Hıristiyanlık ve İslam dinine bağlı halkların iç içe bulunduğu ve etkileşim süreci geçirdiği yerdi.

Ne var ki Osmanlı öncesi dönemde Gürcülerle Türk boyları arasındaki ilişkiler ve Ortodoks halklarla Müslümanlar arasındaki temasların Ahıska bölgesinin Türk nüfusunun oluşumunu ne kadar ve nasıl etkilediği şimdiye değin açıklığa kavuşturulamamıştır.

Gürcistan’ın Türk halklarıyla temasları oldukça eski çağlara dayanmaktadır ve özellikle de M.S. Hunlar diye tarif edilen Türk boylarının Merkezi Asya’dan çıktıktan sonra Kuzey Kafkas’a girmeleri bu bakımdan en önemli gelişmelerden biridir. Bu tarihten sonra değişik Türk halkları ve boyları, sıkça Güney Kafkas’a akınlar ve seferler düzenlemişlerdir: “M.S. 3.-5. yüzyıllarda Türk aşiretleri, Anadolu, Kafkas ve Balkanların yakın komşuluğunda çok büyük ve daimi nüfus olmak itibariyle adı geçen arazilere gittikçe daha yoğun şekilde giriyorlardı ve yerleşmeyi sürdürüyorlardı” (1, s. 53).

M.S. 371’de Hunların başlıca kitlesi, Kuzey Kafkas steplerinden koparak batıya yönelmiş, önce Karadeniz kıyı şeridine ve ardından Tuna havzasına kadar ilerlemişti. Ancak Hunların bir kısmı, bizzat ‘Sarıgur, Ogur, Onogur gibi Bulgar aşiretleri 4. yüzyılın 60’lı yıllarında akrabaları olan diğer Hun – Bulgar aşiretlerinin ana kitlesinden (Utigur, Kutrigur, Bittugur vb) ayrılarak Volga ve Ural ırmakları arasındaki araziden Kafkas’a akın etmiş, Avrupa’ya yönelen kitlenin peşinden gitmemişti’ (2, s. 61).

4. yüzyılın 70’li yıllarında Kuzey Kafkas arazilerini işgal eden Hun- Bulgar orduları, buradan 395’te Güney Kafkas’a girerek yakıp yıkmış, Ortadoğu’ya kadar inmişlerdi. 5. Yüzyılın 60’lı yıllarına kadar Hun- Bulgar birliğinin önde gelen aşireti Onogurlardı, diğer aşiretler ise onlardan bağımlı durumdaydı (Saragur/ Sarıgur, Utigur, Ogur, Kutrigur vb). Bu aşiretlerin yaptıkları sefer ve akınların başlıca hedefi ise şimdiki Gürcistan ve Azerbaycan topraklarıydı. 460-461 tarihinde Daryal geçidinden geçerek Güney Kafkas’a giren ve Kür nehrini de geçen Hun-Onogur ordusu, Antik çağ ve Erken Orta çağda Romalı ve Bizanslıların İberya dedikleri Doğu Gürcistan’a, yani Kartli’ye saldırdılar. 466 yılının Mart sonu ve Nisan başlarında Sarıgurlar göründüğü kadarıyla onlarla yakın temasta bulunan Ogur ve Onogurlarla birlikte Güney Kafkas yönünde daha bir yoğun işgal seferi düzenlemişlerdi. Batı Ön Kafkas’tan, muhtemelen Kuzey Kuban boylarından hareket eden göçebe Türkler, Kafkas Ana Sıradağlarının eteklerinden gerçek Derbent geçidine kadar ilerlemiş, eskiçağdan beri başlıca geçitlerden olan bu noktadan İran Sasanlı garnizonunu saf dışı ederek güneye inmeyi denemişlerdi. Fakat buradaki İran kuvvetiyle baş edemeyen göçebe kitlesi güzergahı değiştirerek yeniden Daryal geçidi üzerinden İberya’ya girmiş ve Kür’ün sağ kıyısına (muhtemelen Tiflis’in güneyi söz konusuydu) geçerek Albanya’nın Uti bölgesinde, Halhal kentine yakın olan Khunan kalesi civarında bir yerde kamp kurmuşlardı. Burada kuvvetlerini üçe ayıran Hunlar Albanya, Ermenistan ve İberya’ya saldırmışlardı (3. s. 65).

Bu sırada Türk aşiretleri Güney Kafkas’a sadece kuzeyden değil güneyden de girmişlerdi; şöyle ki İran Sasanlı yönetimi, Eftalitler ve Akhunlar diye bilinen Orta Asya Hun aşiretlerinden orduya yoğun şekilde paralı asker alıyordu. 5. Yüzyılın 60’lı yıllarında Onogur devlet düzeni dağıldı ve kısa süre sonra başta Sabirler (Savirler) olmak üzere Hun-Bulgar aşiretlerinin yeni birliği kuruldu. 503 yılı Kasım sonunda Hunların Sabir boyu, Sasanlı garnizonlarının savunduğu Derbent geçidinden aşarak güneye girmiş ve buradan Kafkasların doğu kollarını geçerek Albanya’ya saldırmışlardı. Beklenmedik şekilde yapılan saldırılar karşısında Güney Kafkas’ta dağınık şekilde konuşlanmış Pers garnizonları hazırlıksız yakalanmış ve ciddi direniş gösterememişti. Böylece Sasanlı devletinin zengin kuzey arazileri olan Albanya ve İberya, kısa sürede Türk aşiretlerinin eline geçmişti (4, s. 71).

6. yüzyıla ait olaylardan bahseden değişik (Bizans, İran, Arap vb) kaynaklarda Sabirler birliği, gerek İran gerekse de Bizans devletinin kendi tarafına çekmeye çalıştığı oldukça kuvvetli askeri ittifak olarak değerlendirilmektedir. 6. yüzyılda Gürcistan arazileri de Bizans’ın Sasanlılar ile yaptıkları savaşlara sahne olmuştu ve Sabirler bazen İran’ı, bazen de Doğu Roma İmparatorluğu’nu destekliyorlardı. Doğaldır ki Gürcistan arazisinde yapılan savaşlarda yer alan Sabirlerin önemli kısmı, bu araziye yerleşiyorlardı. Bizanslı tarihçi Kayserili Prokopius (6. yy), Kafkas’ın coğrafyasını anlatırken ve Phazis (şimdiki Rioni) akarsuyunun kollarından biri olan ve kıyılarında Sabirlerin oturdukları Boas’ı kaydetmiştir. Bu çayın adı ise Sabirlerin Çariçesi olan ve kaynakta belirtildiği üzere yüz bin nüfuslu Hun kitlesinin başında bulunan Boareks’ten geliyordu (5, s. 89).

Sabirler Birliği, 6. yüzyılın ortalarına kadar ayakta kalmış ve 558’de Avar Türklerinin akınları sonucunda tarihe karışmıştır. Bu hezimetin ardından geriye kalan Sabirlerin çoğu, Güney Kafkas’ta ve İberya sınırının bitişiğinde, Kür’ün sol kıyılarına yerleşmişti.

Kartlis Tskhovreba (‘Kartli’nin Yaşamı’) adlı vakayinamede toplanmış Kartvel (Gürcü) vakanüvis geleneğinde Hunların ismine hiçbir şekilde yer verilmemiştir. Ancak 5. yüzyıla ait olup azizlerden bahseden erken dönem, yani 5. yüzyıl menkıbelerinde Hunlardan bahsedilmiştir: şöyle ki Kartveller, Hazar deniz kıyısındaki Derbent geçidinin güneyindeki Çor yöresinde Hunlarla karşılaşmışlardı. Ayrıca Hunların adı (Khonni), Moktsevay Kartlisay (‘Kartli’in Hidayeti’) kroniğinde kalmıştır ki bu eserin ilk redaksiyonunu Gürcü araştırmacılar 7. yüzyıla, 10. yüzyıldan el yazısı olarak bize ulaşmış diğer varyantını ise 11. yüzyıla bağlamaktadırlar (6, s. 19).

Gürcülerin Moktsevay Kartlisay vakayinamesi ülkede Türklerin varlığını kanıtlıyor ve gayet ilginç bir anlatı söz konusudur: ‘Kral İskender, Lot’un ardıllarını kaçmaya mecbur ettiği ve onları zulmet ülkesine sıkıştırdığı zaman ilk kez Buntürkleri gördü ve onlar Kura boyunca dört şehirde ve varoşlarında oturuyorlardı. Bunlar Sarkine, hükümdarın ikamet yeri Kaspi, Urbnisi ve Odzrakhe şehirleriydi’ (7, s. 19).

Diğer bir kaynakta, Leontiy Mroveli’nin eski vakayinamelerden derlediği Kartli Çarlarının Yaşamı adlı eserde de Buntürkler hakkında bilgi bulunmaktadır: ‘Aynı tarihte yine o Keyhüsrev’in kaçmak zorunda bıraktığı Türkler çıkageldiler. 28 oba olarak onlar Gurgen denizinden geçerek Kür nehri boyunca yukarı yönde hareket ederek Mtskheta’ya vardılar. Onlar Mtskheta hükümdarına başvurdular ve Perslere karşı savaş için yardım istediler. Mtskheta hükümdarı bunu bütün Kartvellere haber verdi. Onlar da Türklerle dost olmak isteğini bildirdiler, çünkü Perslerden korkuyorlardı. Birbirilerine yardımda bulunmak için onlar gelme Türklerle birlik oldular ve onları şehirlerine içeri aldılar. Ancak onların (‘Türklerin’) çoğu, Mtskheta’nın batısında kayaların yarılarak açılan yeri beğendiler ve Mtskheta hükümdarından orayı istediler. O da bunu kabul etti ve onlar burayı bayındır hale getirdiler ve çevresine çok sağlam surlar inşa etiler, dolayısıyla buraya Sarkine demeye başladılar’ Bu Türkler Kartlililerle dostluk ediyorlardı ve Persleri beklerken kale ve kentleri birlikte müstahkem hale getiriyorlardı. Bizzat bu kentte oturanlara Buntürk diyorlardı’ (8, s. 25, 27).

Buntürkler konusunda tarih literatüründe ortak bir görüş oluşturulamamıştır. Şöyle ki G.V. Tsulay, Leontiy Mroveli’nin Kartli Çarlarının Yaşamı eserine ilişkin yorumunda Buntürkler adının, Kıpçaklarla ilgili aşağılayıcı bir tanımlama olduğu kanısındaydı (9, s. 55-60). Moktsevay Kartlisay kroniğini yorumlayan M.S. Çkhartişvili’ye göre ise eserin yazarı, Büyük İskender zamanındaki Türklerin kendisinin döneminde yaşamış Türklerle özdeş olmadıklarını vurgulamak istemişti (10, s. 59). Y.S. Takayşvili, Buntürkler adını ‘mızrakçı Türkler’ anlamına geldiğini yazmıştır, çünkü ‘bun’ Ermenicede ‘mızrak sapı’ anlamına geliyordu (11, s. 1-2). G.A. Melikişvili ise farklı yorum getiriyordu ve ona göre ‘Buntürkler’ ‘yerli, otokton öz Türkler’ anlamındadır /12, s. 125/. A. Yunusov da bu görüşe katılmaktadır: ‘‘Buntürklerin harfiyen anlamı ‘yerli Türkler’ demektir’ (13). İ.V. Abuladze’nin fikrince ‘bun’ kelimesinin menşei ‘yerleşik, oturak’ kelimesine bağlıdır ve bu yüzden vakanüvis, ‘Buntürk’ adını kullanmıştı, zira onlar kentlerde otuyorlardı, halbuki Moktsevay Kartlisay yazıldığı dönemde Türkler genelde göçebe aşiretlerden ibarettiler (14, s. 37). M.A. Seyidov, ‘bun’ kelimesinin Türkçe olduğunu kaydederek bu etnik adı ‘Türk boyu, aşireti’ anlamına geldiğini yazmıştı (15, s. 91-93). Böylece ‘Buntürk’ etnik adıyla ilgili olarak değişik, çok farklı yorum ve görüşler olmasına rağmen araştırmacıların çoğu, bununla Türk dilli bir halkın kastedildiğini kabullenmişlerdir.

6. yüzyılın 70’li yıllarından başlayarak Türk Kağanlığı çok geniş arazileri ele geçirmiş olsa da yüzyılın sonlarına doğru Hazarlar Avrasya’da hakim pozisyona gerçek önemli tarihsel değişimlere yol açtılar. 7. yüzyıl başlarında birçok akınlar sonucunda Güney Kafkas bütünüyle Hazarların yönetimi altında bulunuyordu. Anonim bir eser olan Matiane Kartlisa (‘Kartli Vakayinameleri’) derlemesinde (16) 8. yüzyıl sonlarında Gürcistan arazisinde kurulan erken feodal prensliklerinden başlayarak Selçuklu Türklerinin gelişine ve bölgeye hakim olduklarına kadarki dönem içinde meydana gelen olaylar anlatılır. Eserde, 8. yüzyılın 30’lu-60’lı yıllarında Gürcistan üzerinde kontrolü elinde tutan Hazarların 764’te Tiflis kentini yerle bir ettikleri, Kartli’yi ve ülkenin tamamını esaret altına aldıkları kaydedilmiştir. Leontiy Mroveli’nin bu bağlamda ‘Bütün Kartli prenslerinin ve bütün erkeklerle kadınların’ Hazarca, yani Türkçe bildiklerini belirtmesi epeyce mantıklı görünüyor.

Hazar hakanları, verimli tarım arazilerine sahip Kafkas’ın devletin elinden çıkmasını ve Arapların eline geçmesini kabullenemiyorlardı. Güney Kafkas’ı kuzeydeki stepler ve Kuzey Kafkas eteklerine bağlayan başlıca yol Derbent geçişiydi ve buradan Albanya, Ermenistan ve İran yolu açılıyordu. Daryal geçidi ise Alan aşiretlerinin elinde olup Gürcistan yolu üzerindeydi. Hazarların burada yayılmasına engel olan ve daha önce bölgedeki Sasanlı İran hakimiyetini ortadan kaldıran Arap Hilafeti, Albanya ve Ermenistan için Hazarlarla sıkça savaşa giriyordu. Dolayısıyla 7. yüzyıldan itibaren Gürcistan arazisinde Arapların etkisi ve pozisyonu gittikçe kuvvetleniyordu. İlk olarak 642’de bölgeye giren Arap kuvvetleri, üçüncü sefer sonunda Gürcistan dahil, Güney Kafkas’ın tamamını işgal etmişlerdi. 826’da Araplar Samtskhe ve Kalarç yurdunu da ele geçirdiler /17, s. 11/ Arap egemenliği bölgede 10. yüzyıl sonuna kadar devam etmiştir. Arap hakimiyetine rağmen Cavakhetya’de 7. – 8. yüzyıllarda Sirgvi, Saro, Kvarşa ve Alandziya’da yeni kiliseler inşa edilmiştir (18).

Oğuz kanadından Batı Türklerinin 11. yüzyılda Anadolu da dahil olmak üzere Ortadoğu’da kurdukları Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun egemenliği, Güney Kafkas’ta Müslüman Türk boylarının hakim duruma geçmesiyle sonuçlanmıştır ve bu dönemde Gürcistan’da Türklerin ikinci göç dalgasıyla yoğun nüfusa sahip olduklarını görüyoruz. Zaten 1066’da Selçuklular Ahalkelek kalesini, 1068’de bütün Kartli ve Kür’ün kolu Aragvi boylarını ele geçirmişlerdi ve buraları vergiye bağlamışlardı, ayrıca Cavakhetya’dan vergi alıyorlardı /19, s. 152/. 11. yüzyılın 60’lı yıllarında gerçekleşen akınları sonucunda 12. yüzyılın 20’li yıllarına kadar Yukarı Kür boyları tamamen Selçuklu kontrolü altında kalmıştı. Melikşah (1072-1092) zamanında bölgeye Türk boylarının iskanı hızlı şekilde devam ediyordu ve bunun kalıcı sonuçları oldu. Melikşah’ın veziri Nizamülmülk’ün tavsiyesiyle güvenilmez görülen önemli sayıda Türkmen nüfusu, Bizans ve Gürcistan sınırlarına iskan ediliyordu. 1080’de Selçuklular yeniden Kartli’ye girmişlerdi ve Kartli Bagratlı Prensi 2. Georgiy (1072-1089) Türkmenlerin şartlarını kabul ederek vergi vermeyi taahhüt etti (20, s. 213). 4. Bagrat zamanında Ermenilerle yapılan ve Türkler karşısında engel oluşturmaya imkan sağlayan ittifak artık bozulmuştu.

Bu arada Avrasya enginliklerinde Kıpçak boylarının hakimiyeti devam ediyordu ve Kazakistan’dan Tuna’ya kadar büyük arazide Batıda Kuman ve Rusça kaynaklarında ise Poloveç diye bilinen Kıpçaklar, Ukrayna ve Don stepleriyle birlikte aynı zamanda Kuzey Kafkas’a da yerleşmişlerdi. Derken Anadolu’da ve Ortadoğu’da, aynı zamanda Güney Kafkas’ta Selçuklu hakimiyeti, Haçlı Seferlerinin başlamasının da nedenlerinden biriydi. Müslüman Oğuz Türklerinin (Türkmenlere) ülkeye yerleşmelerine karşı koyamayan Kartli Bagratlı Prensliği, dışarıda müttefik arayışına girmişti. Haçlıların Anadolu’ya girişi ve ilerleyişi, Hıristiyan Ortodoks Kartvel devletinin bir dereceye kadar soluk almasına imkan vermişti.

Kurucu 4. David zamanında (1089-1125) Kartli Prensliği, Güney Gürcistan’dan kopuk durumdaydı ve bağımlı olduğu Selçuklular arasındaki siyasi çekişmelerin artması nedeniyle tarafsız kalamıyor ve kimin tarafına geçeceğine de karar veremiyordu. 1118’de 4. David Selçuklu tehlikesini kesin şekilde ortadan kaldırmak için Kıpçak Prenslerinden Guranduht ile evlenerek akrabalık ilişkileri kurduğu Kıpçakları ülkeye davet etti. Bunun bir nedeni de Kıpçakların Müslüman Oğuz boylarıyla ciddi rekabet halinde olmalarıydı, ayrıca şu da var ki Kıpçaklar Bizans ve Kiev Rus devletinin etkisiyle Hıristiyanlığa daha sıcak bakıyorlardı. Böylece yaklâşık 300 bin Kıpçak (45 bin hane), şimdiki Gürcistan’ın güneydoğu ve doğusunda hayvancılığa elverişli yerlere, çevre araziye, ayrıca Ahıska bölgesine iskan edildi (23, s. 163). Zamanla bu nüfus askeri kuvvet olarak Kartli Prensliğinin genişlemesinde önemli rol oynadı. Bu sayede Kakhetya, Tiflis, Dmanis (Tumanis), Şirvan ve Ermenistan’da Selçuklu hakimiyeti sona erdi, Cavakhetya ve Kol üzerinden geçen Bagratlı ordusu, Kartvellerin ‘Speris Denizi’ dedikleri Karadeniz’e kadar ilerledi /22/. Selçuklular üzerinde zaferlerin ardından sağlanan güvenli sınırlar, istikrar ve arazi bütünlüğü sayesinde ülke ekonomisinde ve kültür hayatında gelişmeler kaydedilmiş, Gokiya ve Baraleti gibi yeni kentler kurulmuş, Kartli Ortodoks Kilisesi etkisinin doruğuna ulaşmıştı.

Fakat Gürcistan’daki Kıpçaklar Celalettin Harzemşah’ın ordusuna direnmediler ve savaş alanından çekildikleri için Bagratlılar büyük hezimete uğradılar. Bunun ardından Moğol – Tatar saldırısı bölgede siyasi ve etnik tabloyu önemli derecede değiştirdi (İşgalciler arasında Türk aşiretleri de yer alıyordu). 1235’te Moğol–Tatar kuvvetleri Gürcistan’a saldırdılar ve 1240’ta Gürcistan dahil, artık bütün Güney Kafkas onların eline geçmişti. Bundan dolayı Kartli Bagratlı devleti parçalanarak İmeretya, Kartli ve Kakhetya olarak üç çarlığa ve Gurya, Abahazya, Svanetya, Mingrelya (Megrelistan), Samtskhe (Meskhetya – Ahsıka) gibi beş prensliğe bölündü (24, s. 21).

Bu şekilde Güney Gürcistan’da çok eskiden beri Türk varlığından bahsedebiliriz ve kesin demografik veriler ve nüfus sayısı hakkında bilgilere sahip olmasak da burada sadece askeri rekabet ve savaşlar dışında Ahıska bölgesinde belirli sayıda Türk nüfusun yerleşerek yurt edindiğini söyleyebiliriz. Bu nüfus görüldüğü üzere zamanla “Meskheti (Ahıska) Türklerinin” etnik oluşumunda belirli rol oynamıştır.

    Kaynaklar

  1. Еремеев Д.В. Этногенез турок (происхождение и основные этапы этнической истории. Москва, 1971 /Yeremeyev D.V. Türklerin Etnik Menşei. Köken ve Etnik Tarihin Başlıca Aşamaları. Moskova, 1971/.

2. Джафаров Ю.Р. Гунны в Азербайджане. Баку, 1985; /Ceferov Y.R. Azerbaycan’da Hunlar. Bakü, 1985/;

  1. Aynı yerde, s. 65;

4. Aynı yerde, s. 71;

5. Гадло А.В. Этническая история Северного Кавказа (IV- X вв.). Ленинград, 1979 /Gadlo A.V. 4.-10. yüzyıllarda Kuzey Kafkas’ın Etnik Tarihi. Leningrad, 1979/;

  1. Aynı yerde, s. 19;
  2. Обращение Грузии. Тбилиси, 1989 /Gürcistan’ın Hidayeti, Tiflis, 1989/;
  3. Мровели Л. Жизнь грузинских царей / пер. и коммент. Г.В. Цулай/. Москва, 1979 /Mroveli L. Kartli Çarlarının Yaşamı. Tercüme ve Yorumlar G.V. Tsulay. Moskova, 1979/;
  4. Aynı yerde, s. 55-60;
  5. Gürcistan’ın Hidayeti, , s. 59;
  6. Такайшвили Е.С. Источники грузинских летописей. Три хроники // Сборник материалов для описания местностей и племен Кавказа (СМОМПК). 1900, Вып. ХХVIII (Takayşvili Y.S. Gürcü Vakayinamelerinin Kaynakları. Üç Kronik // Kafkas Yöreleri ve Aşiretlerinin Tasvirine Dair Materyaller Derlemesi – SMOMPK), Tiflis, 1900, Fasikül XXVIII;
  7. Меликишвили Г.А. К истории древней Грузии. Тбилиси, 1959 /Melikişvili G.K. Eskiçağ Gürcistan Tarihi Üzerine. Tiflis, 1959/;
  8. Юнусов А. Ахыскинские турки: дважды депортированный народ // Центральная Азия и Кавказ. 1999, № 1(2) /Yunusov, Arif. İki Defa Sürülmüş Halk: Ahıska Türkleri. Tsentralnaya Aziya i Kavkaz dergisi, 1999, Sayı 1 (2)/;
  9. Абуладзе И.В. Словарь древнегрузинского языка. Тбилиси, 1973 /Abuladze İ.V. Eski Gürcüce Sözlük. Tiflis, 1973/;
  10. Сейидов М.А. Опыт этимологического анализа слова «бyнтурк» // Доклады АН Азербайджанской ССР.  Баку, 1969, Т. ХХV, № 8 /M.A. Seyidov. Buntürk Kelimesinin Etimolojik Tahliline Dair Deneme. Azerbaycan SSC Bilimler Akademisi Tebliğleri. Bakü, 1969. C. XXV. Sayı 8/;
  11. Матиане Картлиса. Тбилиси, 1976 /Kartli Vakayinameleri. Tiflis, 1976/;
  12. Баратов С. Время владычества аравитян над Грузией // Бакрадзе Д.З. Статьи по истории и древностям Грузии СПб., 1887 (Baratov. S. Arapların Gürcistan Üzerinde Hakimiyet Dönemi // D.Z. Bakradze. Gürcistan’ın Eskiçağ Tarihiyle İlgili Makaleler. San-Petersburg, 1887).
  13. Бердзенишвили Д.К. Историческая география южной Грузии (средние века): дис. …д-ра ист. наук. Тбилиси, 1985 /Berdzenişvili D.K. Ortaçağ Güney Gürcistan Tarihi Coğrafyası. Doktora Tezi. Tiflis, 1985/;
  14. Бердзенишвили Н.А. История Грузии. Тбилиси, 1962 /Berdzenişvili N.A. Gürcistan Tarihi. Tiflis, 1962/;

20. Baratov. Adı geçen eseri, s. 11;

  1. Панеш Э.Х., Ермолов Л.Б. Месхетинские турки // Вопросы истории. 1991. № 9-10 (İ.Kh. Paneş – L.B. Yermolov. Meskhetya Türkleri // Voprosı istorii dergisi, 1991, s. 9-10);
  2. Berdzenişvili N.А. Adı geçen eseri, s. 163;
  3. Джандиери Е.Г. Ахалкалаки Джавахетский (историко- археологическое исследование). Дис. … канд. ист. наук. Тбилиси, 1983 /Y.G. Candiyeri. Cavahetya Ahalkelek: Tarih ve Arkeoloji Araştırması. Tarih Yüksek Lisans Tezi. Tiflis, 1983/;
  4. Месхиа Ш.В. История Грузии. Тбилиси, 1968 /Ş.V. Meskhia. Gürcistan Tarihi. Tiflis, 1968/;

____

[1] Orijinal kaynak: Ахшамахова Асиет Аскеровна – Силантьева Виктория Александровна. Взаимодействие населения Южной Грузии с тюркским миром в доосманский период // «Теория и практика общественного развития». Научный журнал. Краснодар, 2014/4, с. 139-142;

[2] Asiyet A. Akhşamakhova – Kuban (Krasnodar) Devlet Tarım Üniversitesi Yabancı Öğrenciler Hazırlık Şubesi Öğretim üyesi. Felsefe Doktoru.

[3] Viktoriya A. Silantyeva – Kuban (Krasnodar) Devlet Tarım Üniversitesi Tarih ve Siyasi Bilimler Kürsüsü Öğretim Üyesi. Tarih Doktoru.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir