Okurun ve dinleyicinin masala ilgisini artırmak için her masalcı, masalı detaylandırmış, ballandırmış ve ona birçok işlev yüklemiş. Öylesine işlev yüklemiş ki, masalların her bir parçası ayrı ayrı işlev gören büyük bir organizmaya dönüşmüş. Örneğin bir kafa düşünelim: Saç, kaş, göz, kirpik, kulak, burun, ağız, damak, diş, dil, çene, deri… Nasıl ki kafada hepsinin ayrı işlevi varsa, masallar da tıpkı buna benzemiş. Her birinin birçok işlevi var. Bu işlevler çocuğa sağlam bir kişilik ve kültürel kimlik kazandırıp yolunu açmakta, büyükleri ise geçmiş kültürüne yolcu etmekte ve kendine güveni artırmaktadır.
Bilginler, psikologlar ve masalcılar masalları analiz etmiş, işlevlerini açıklamışlar. Bundan sonra da açıklamaya devam edecekler. Ben masalın bilimsel analizlerini ilim insanlarına bırakıp 1974 yılından beri okuduğum masal analizlerine, edindiğim deney ve gözlemlere dayanarak masalların bazı işlevlerini irdelemek ve o işlevleri örnek masallarla açmak istiyorum. Kırk başlıkta anlattığım işlevlerin hepsini açsam bu yazının kapsamını çok aşar. Amasya ve sonra Giresun’da birlikte etkinlikler yaptığımız MEM Necati Akkurt ve birçok öğretmenimizin önerilerini dikkate alarak yazdığım “Masallar Bize Ne Anlatır?” adlı bir öğretmen el kitabı niteliğindeki yayınımızda bu işlevlerin hepsini masal örnekleriyle anlattım. Bu yazıda ise bir damak tadı olsun diye masalın yedi işlevine özet olarak değineceğim:
Çocuk Gelişiminde “Sistemli Düşünce”nin Kurulmasına Masallar Nasıl Yardım Eder?
1-Çocukta gelecek düşüncesinin sistemleşmesi:
Acıktığında bebeğin meme beklemesi ya da altını kirletmişse temizlenme isteğini ağlayarak dile getirmesi, gelecek düşüncesinin sistemleşmesine ilk kapıyı aralıyor. O anda masal da devreye girebiliyor, masalla başarılı bir ilerleme sağlanabiliyor. Bunu Torontolu Dr. De Car 1980 yılı başlarında 20 hamile anne üzerinde deneyimlemiş, başarılı sonuçlar almıştı. Bizde de bir Anadolu masalı olan “Edepsiz Serçe”[1] çocuğun bu ihtiyacına cevap veriyor.
25 aylık torunum Lilya Pelin’e “hangi masalı istiyorsun?” diye sorduğumda “önce serçe,” diyor. Özet olarak masalı anlatayım: “Serçe bir kiraz dalına konuyor, kiraz yiyor. Sonra da kakasını kiraz dalına yapıp altımı temizle diyerek kiraz dalından yardım istiyor. Kiraz dalı: “Hem kirazımı yiyeceksin, hem de altımı temizle diyeceksin, git başımdan!” diye itiraz ediyor. Serçe de sırasıyla ateşten, sudan, inekten, kurttan, köpekten yardım istiyor. Kimse ona yardım etmeyince birini ötekine şikâyet ederek en sonunda tavşana gidiyor. Tavşan diyor ki, gel nehir kıyısına gidelim, ben sana öğreteyim, altını kendin temizle. Gidiyorlar. Tavşan kuyruğu ile serçe de kanadıyla altını temizliyor. Sonra biri kuyruğunu biri de kanadını yıkayıp arkadaş oluyorlar. Gördün mü, birini ötekine şikâyet etmene gerek yok, kendi işini daha iyi yaptın diyor tavşan. Ormanın içine dalıp gidiyorlar.”
Lilya Pelin, gelecekte bezlerden kurtulacağı ve kendi işini kendisinin yapacağı müjdesini bu masaldan almış oluyor. Masalı dinledikçe kıkır kıkır gülüyor, bu masal onu rahatlatıyor. Bir yandan gelecek tasavvuru belleğinde belirdikçe öte yandan da dinleme, algılama, kendi düşüncesini kurma melekeleri gelişiyor ve yetkinleşiyor.
Seviyeye göre masallar anlatıp adım adım çocuğun kafasında gelecek düşüncesinin sistemleştirilmesi önemlidir. 7-11 yaş arası çocuklar için ise “Keloğlan ile Oh’un masalı”, “Sihirli Limon”, “Şah Abbas ile Şah Banu” gibi daha birçok masalımız var.
2- Nedensel düşüncenin gelişmesi:
“Nedensel düşünce” yine bebek yaşta geliştirilmesi gereken bir süreçtir. Her şeyin bir nedeni olduğunu çocuğun kavraması, bilmiyorsa sorması gerekiyor. Bu konuda da çocuğu ya da büyüğü sormaya teşvik eden, araştırma yapma cesareti aşılayan masallarımız var. En iyilerinden biri, “En Güçlü Kim?[2]” masalıdır. Dağıstan’da anlatılır, birçok Türk yurdunda farklı varyantları var. Masal özetle şöyledir:
Çilbik adında bir çocuk varmış: Saçları fırça gibi, yanakları çilli, gözleri kara, elleri çatlak çatlak yara! Üstü başı kirli gezermiş, ama her şeyi çok merak edermiş. Günlerden bir kış günü dışarı çıkmış. Evin önünde göl. Sular buz tutmuş… Bir dana buzun üstünde. Hey, düşersin!, demeye kalmadan dana kayıp düşmüş. Çilbik danayı kaldırıp kıyıya çekmiş, buzun üstüne çıkıp onunla alay etmiş: “Sevgili buz kardeş, bu ne hırs, bu ne hava, en güçlü sen misin dünyada?” Buz, anında Çilbik’in ayağını kaydırmış, tepe taklak onu yere yuvarlamış. Çilbik şaşırmış, buz soğuk soğuk cevap ulaştırmış: “Eğer o kadar güçlü olsaydım, güneş beni eritebilir miydi?” Çilbik meraklı bir biçimde yüzünü güneşe dönmüş: “Sevgili güneş baba, herkesten daha güçlü sen olmalısın dünyada…” Güneş keskin ışıklarıyla Çilbik’in gözlerini kamaştırmış, alaylı bir sesle onu cevaplamış: “Eğer öyle olsaydı, bulutlar önümü kapatabilir miydi?”
Çilbik, bu kez bulutlara dönmüş: “Sevgili bulut abla, en güçlü sen misin dünyada?”
Bulutlar şakırdayıp gümbürdemiş. “Dediğin doğru olsaydı, küçücük yağmur damlaları beni çözüp dağıtabilir miydi?” diye cevap vermiş. Çilbik, bakmış hiç bir şey sandığı gibi değil. En güçlüyü bulmak için yağmur tanelerine, toprağa, ekine, koyuna yönelmiş. Hiç birinden “en güçlü benim!” cevabını alamamış. En sonunda onu sivrisineğe göndermişler: Çilbik sivrisineği aramış. Sivrisinek vızzz o yana, vızz bu yana uçmuş. Çilbik’in kirli yüzüne konmuş. Kıkır kıkır gülüp, burnuna iğnesini sokmuş: Çilbik bir şaplak savurmuş: “Eyyy sivrisinek, söyle bakalım, en güçlü sen misin yoksa?” Sivrisinek kaçıp dala konmuş, Çilbik’e nanik yapıp: “Öyle olsaydı, beni kovabilir miydin?” demiş. “Daha kendini bile tanımıyorsun, senden daha güçlüsü olur mu bu dünyada? El, ayak sende, kirli geziyorsun hem de. Akıl sende, çalışmak sende, yazı sende, kitap sende, geriye ne kaldı bende?”
Çilbik, bir an duralamış, başını sallayıp koşa koşa eve varmış, elini yüzünü temizce yıkayıp keyifle kahvaltıya başlamış…”
Bu masal öylesine boyutlu bir masal ki, yüzlerce soruya kapı aralayabiliyor. Böylece okur zihnindeki nedenlere cevap bulmuş, insanın önemini kavramış, kendine güveni artmış oluyor. Ayrıca bu masalı şablon gibi kullanarak birçok konunun nedenini araştırmak mümkün.
3- Esnek düşüncenin gelişmesi:
Okurun bir olayda tek değil, birçok gerçeğin ve birçok yönün olabileceğini kavraması esnek düşünmesine bağlıdır. Dolayısıyla çözümün de çeşitli olabileceğini düşünecektir.
Şimdi esnek düşüncenin yerleşmesi için Uygur masallarından birini örnek vereyim. „Sebep Kılsan Sepette Su Durur.” Özetleyeyim: “…yaşlı bir adam önce büyük oğlunu çağırmış: “Yavrum, kovamız delinmiş, şu sepeti al, çeşmeden su doldur da gel. Ama dikkat et, su dökülmesin. Fidanı sulayalım, meyve versin, bizi sevindirsin,” demiş. Büyük oğlu gitmiş. Sepeti suyun altına tutmuş, su üstten dökülüp alttan akıyormuş. Ne kadar çaba verse de, boşuna. Başı eğik, kaşları çatık eve dönmüş: “Sepette su durmuyor! Beni boşu boşuna gönderdin!” diye kızmış. Yaşlı adam bu kez küçük oğluna aynı görevi vermiş… O da önce sepetin dip kısmına bir kilim parçası yerleştirmiş, sepeti alıp çeşme başına gitmiş. Sepeti suyun altına tutmuş, su üstten dökülüp alttan yavaş yavaş sızıyormuş. Kilim parçasının üstüne biraz saman koymuş, çamur karıp delikleri sıvamış. Gerçekten de sepet su tutmuş. Alıp suyu eve dönmüş. Baba bakmış, su geldi, fidan sulandı. Çocukların ikisini de yanına çağırmış:
“Yavrularım, ben artık ömrümün sonuna geldim. Benim sizlere söyleyecek bir tek vasiyetim var. Siz aklınızı kullanmakta mahir olun. Sebep kılsanız sepette su durur, unutmayın,” demiş. Böylece esnek ve çok yönlü düşüncenin yolunu açmış oluyor. Eleştirel düşüncenin gelişmesini anlatırken bu masala tekrar döneceğim.
4- Soyut düşüncenin gelişmesi:
Düşüncenin kendisi de soyut bir kavramdır. Çocukta soyut düşünceyi masalla nasıl geliştireceğiz? Hayal, iyi, kötü, mert, cömert soyut kavramlardır. Korku, korkmak, korkunç, cesaret, cesur kavramlarını ele alalım. Bunlar da soyut kavramlar. Hayatın içinde bunlar var. Çocuğun bunları öğrenmesi gerekiyor. Korkuyu ele alalım: Korkuyu tanıması ve korku karşısında cesur olması, korkuyu yenmesi gerekiyor. „Çocuğum korkma, cesur ol!“ demekle cesur olunmuyor. Bu kavramları bir Tatar masalı olan „Han ile Yılan“[3] nefis bir biçimde somutlaştırıyor. Özetleyeyim: “Bir zamanlar Kırım’da korkunç bir yılan yaşarmış. İnsanlar ondan çok korkar, adını duyan titremeye başlarmış. Bir gün yılan, Kırım Han’ının kızını çok sevdiğini duymuş ve acaba Han kızını gerçekten mi çok seviyor diye merak etmiş. Bir gece yarısı sürünerek saraya gelmiş. Her yanda sütunlar… Nakışlar, nakkaşlar, halılar, halçalar, saz edenler, naz edenler… Karanlık bir merdiven altına girip beklemiş. Gece yarısı Han’ın odasına sürünmüş. Usulca yatağa tırmanıp dilini Han’ın kulağına sokmaya başlamış. Han uyanmış, yılanı yanı başında görünce çok korkmuş ve bağırmaya başlamış: “Yetişin! Kurtarın!” Yılan yumuşacık bir sesle dile gelmiş: “Han dedikleri adam sen misin?” Han titreyerek: “Evet, benim,” diye cevap vermiş. “Sen kızını kendinden daha çok severmişsin, doğru mu?”
Han: “Doğru!” demiş.
Yılan: “Ben senin kızınla evlenmek istiyorum. Kızını bana vermezsen, bütün Hanlığını yakıp-yıkacağım, sarayında taş üstünde taş, baş üstünde baş kalmayacak. Seni de dilenci yapacağım.”
Han, düşünüp taşınmış. Bütün tehlikeyi göze alarak: “Ben kızımın bir yılanla evlenmesine izin veremem!” demiş.
“Ama ben yılanlar padişahıyım!”
“Ne olursan ol! Kızım bir insan ile evlenmeli. Sen de git kendine bir yılan kızı bul.”
Yılan, başını havaya kaldırmış, Han’ı selamlamış: “Şimdi anladım, senin için de dışın da birdir… Şimdi anladım sende hile yoktur, cesur bir insansın. Haydi, seni kızına, kızını da halkına bağışladım,” demiş. Yataktan aşağı inmiş, sürünerek saraydan çıkıp gitmiş.
Cesaret gösterilince korkunun yenileceğini bundan daha somut hangi hikâye anlatılabilir?
5- Eleştirel düşüncenin gelişmesi
Üçüncü maddede çocuğu esnek düşünmeye yönelten bir masal özetlemiştim:
“Sebep Kılsan Sepette Su Durur”du adı. O masalda baba sepetle su getirmesi için büyük oğlunu görevlendiriyordu. Oğlu işi başaramayınca küçük oğlu abisinin deneğini de dikkate alarak başarıyor, babadan övgü, büyük oğul da dolaylı eleştiri alıyordu. “Yavrularım, benim sizlere söyleyecek bir tek vasiyetim var. Siz aklınızı kullanmakta mahir olun. Sebep kılsanız sepette su durur, unutmayın.” Bu vasiyet üzerine büyük oğul da ince bir biçimde babasına şu eleştiriyi yönlendiriyor: “Haklısın atam can, ama unutma ki ben senin ilk çocuğunum. Beni hep kolladın, yapabileceğim her işe kendin gittin, deney elde etmemi engelledin. Ne demiş atalarımız? Aşını pişir söyle! Sözünü düşün söyle!”
Yaşlı baba gülümsemiş: “Ben de bu sözlerden öğüdümü aldım oğul,” demiş. “Benim sözlerim senin işine yarasın, seninki de benim.”
İkisi de kavga gürültü yapmadan eleştiriyi hoşgörüyle karşılamış, içselleştirmiş, ders almış oluyor.
6- Yaratıcı Düşüncenin Gelişmesi
Her hangi bir konuyu akılda kalacak alternatif bir sonuçla bitirmek kişinin yaratıcı düşüncesinin gücüne bağlıdır. Yeteri kadar ‘ilgi görmüş, masalla büyümüş’ çocuklar yaratıcı düşünceyi başarılı bir biçimde geliştirebilmektedir. “Her Şey Bir Oyunla Başladı” adlı kitabımızda İsmail Ebuliz el Cezerî’nin çocukluğu anlatılmaktadır. Onu buluşlara götüren yaşam hikâyesi, Kürtler arasında dinlediğim ilginç bir masalla başlıyor. Bey tellalla: “Kim ki Hazreti Hazer’i kırk gün içinde bulur, keseler dolusu altını alır, bulamazsa canından olur…” diye ilan ettirmektedir. Fazıl adında çok yoksul bir köylü, ben bulacağım der ve dopdolu ilk kese altını alır. Pazara gidip iyi bir alışveriş yaparak döner. Karısı şaşkınlık içinde parayı nereden bulduğunu sorar. Fazıl durumu anlatınca karısı, “Sen nerden bulacaksın Hazreti Hazer’i? Sen şaşırdın mı? Vereceksin o canını, götür altını geri ver,” der. Fakat Fazıl, “Üzülme sen Gule,” diye itiraz eder. “Aramaya gideceğim ben. Bulduysam ne âlâ ne güzel. Bulamazsam, sen bol yap yemeği, kutlayalım kırk günlük beyliği! Benden sonra siz iyi yaşayın bari.” Kırk gün arar Hazreti Hazeri, bulamaz. Saraya giderken Dicle’nin kıyısında İsmail Ebuliz el Cezerî ile arkadaşlarına rastlar. Çocuklar hindi güderken karpuz yemişler ve Dicle’den ince bir ark açıp, suyun önüne karpuz kabuğundan bir çark koyarak suyu yokuşa akıtma oyunu denemektedirler. Fazıl fark etmeden karpuz kabuklarına basıp düşer. “…bu yaptığınız nedir? Allah sizi kahretsin! Hem beyiniz ceza verecek, hem bacak kadar çocuklar…”
“Ne cezası dayı? Ne diyorsun?” diye sorar İsmail Ebuliz el Cezerî.
Fazıl sesini daha da yükseltir: “Asacak beni asacak!”
Çocuklar korkuyla sinerler ama küçük İsmail: “Ben de seninle geleyim mi dayı?” diye ısrar eder ve onunla birlikte saraya gider. Bey ve vezirler ikisini görünce gülerler. Bey alayla, “Senin Hazreti Hazer’in bu mu?” diye sorar. Fazıl da, “Bulamadım beyim, altını da harcadım, kellemi alabilirsiniz,” der. Bey, vezirlere döner, “Siz benim yerime olsanız bu Fazıl’ı ne yapardınız?” Vezirlerden biri, “Derhal asardım,” diye cevap verir. Küçük İsmail, “Vay katil,” diye fısıldar. Bey, “Sen sus!” diye onu azarlayıp öteki vezire döner: “Senin düşüncen ne?” “Ben olsam ona Dicle’nin kıyısında bir toprak verir, kendisini çocuklarına bağışlardım, çalışır harcadığı altını da öderdi,” diye cevap verir. İsmail dayanamaz: “Beyim, beyim kırk yıldır Hazreti Hazer yanınızda oturuyor, siz onu bulamıyorsunuz, bu garip Fazıl dayı kırk günde nasıl bulsun?” der. Bu yaratıcı cevap beyin çok hoşuna gider, “Sen gel saray okulunda okumaya başla” der. Böylece İsmail Ebuliz el Cezerî’nin kaderi değişir, çocuklarla Dicle kıyısında çark yapma denemesi okulla birleşince bilim alanında yapacağı büyük buluşların yolu açılmış olur.
7- Sistemli düşüncenin kurulması
Her hangi bir olayın ya da bir durumun içinde birçok faktörün barınması ve bu faktörlerin farklı yönlerde değişim göstermesi mümkün. Böyle bir durumda büyük ya da küçük her insanın şaşırması, karmaşanın içinde boğulması, başarısız olması da mümkün.
Başarısızlığı engellemek için sistemli düşüncenin herkeste yerleşmiş olması gerekiyor. Bu düşünce birdenbire gelişmiyor. Ardıcıl bir gayret ve çabaya ihtiyaç var. Başarılı olmak için bir satranç oyunu gibi üç beş sonraki hamlelerin hesap edilmesi gerekiyor. Yani olabilecekleri önceden sıraya koyup hamle yapmak. İşte buna “sistemli düşünce” diyoruz. Sistemli düşüncenin kurulması için fazlasıyla masalımız var. Yeter ki bu masalları öncelikle öğretmenlerimiz ve ebeveynler okusun ve çocuklarımızın önüne koysunlar.
________
[1] Hıdırellez Geliyor, Anadolu Masalları 5, Yücel Feyzioğlu, Doğu Batı Yayınları Ankara
[2] Cadı ile Çilbik, Dağıstan Masalları, Yücel Feyzioğlu, Doğu Batı Yayınevi, Ankara
[3] Uçan Palto, Tatar Masalları, Yücel Feyzioğlu, Doğu Batı Yayınevi, Ankara

