Elimde bir kitap var: Mankurtlaştırma Süreci. Yazarı İkram Çınar. Anı Yayıncılık’ta 2009’un sonunda ikinci baskısını yapmış. Yazımda bu kitap hakkındaki yorum ve değerlendirmem var.

Bu kitapla ilgili ilk sözüm şu olmalı: Çerez değil. Eğlencelik değil, öğrenmelik bir kitap. Dikkatle okunmalı, ciddiye alınmalı, üzerine düşünülmeli. Yakın tarihimizde gelişemediğimiz dönemleri ve alanları, bunların nedenlerini ve kaynaklarını gözler önüne seriyor.

Kitapta ülke olarak gelişmemizin engellendiği, niçin engellendiği ve bu amaçla ne gibi yollara başvurulduğu açıklanıyor. Eğitilerek nasıl mankurtlaştırıldığımız, bunun bizden başka bir çok ülkenin çıkarına olduğu ve en acısı ülke içinde bilinçli ya da değil sayısız işbirlikçi bulabilmeleri, toplumun büyük bölümünün bunun farkına varamamış olması… Aydınların aydınlatan değil aydınlanması gereken gruplar haline gelmeleri ise toplumun daha uzun süre uyutulacağını düşündürüp, okuyanı kaygılandırıyor.

Hükümetlerin alet olduğu mankurtlaştırma sürecinde özellikle eğitim alanında yapılan hatalara, güvenilen ya da çeşitli nedenlerle güvenilmese de kabul edilen dayatmalara, öğretim programları ve sonuçlarına, yetiştirdiği öğretmenlerin kalitesi kanıtlanmış “Köy Enstitüleri”nin kapatılmasına akıl erdiremeyen ben gibilerin anlamasına yardım ediyor. Ve medya… En vahim olanlarından biri.  Çünkü ulaşılması en kolay ve ulaştığı alan en büyük olan organ.

Bizler gibi sıradan vatandaşların bunları ve kitapta anlatılanların çoğunu fark edememiş olmalarına bir yere kadar anlayış gösterilebilir. Her alanda uzman olmak gerek hepsini anlayabilmek için. Geçtiğimiz eğitimden ve medyadan hiç etkilenmeden büyüyebilmeyi başarmış olmalıydık. Ancak alanının uzmanı değil midir ki bunları kabul eden ya da ettiren ya da edilmesi karşısında üç maymunu oynayan yetkili kişiler? İlköğretim programları oluşturulurken hiç mi karşı koymadı eğitimciler? Veya hangi baskı karşısında karşı koyamadı? Yoksa haber değeri olmadığı için karşı koyanlar duyurulmadı mı? Akla gelen en üzücü soru şu: Bunları yapmakla görevli (haydi “vatan haini” demeyeyim) ufku dar, ulusal bilinci bulanık insan sayısı o kadar çok mu?

Daha sayamayacağım çok konuda bilgi edineceğiniz bir kitap. Nedenini anlayamadığınız sorunların nedenlerini de göreceksiniz kitapta. Başta da söylediğim gibi yakın tarihimizde gelişemediğimiz dönemleri ve alanları, bunların nedenlerini ve kaynaklarını gözler önüne seriyor. Ayrıca bunu yapan birçoklarından farklı olarak, söyleyip kenara çekilmiyor ve bir kısmına katılmadığım çözüm önerileri de sunuyor.

Katılmadığın öneriyi şöyle açıklamaya çalışayım: Atatürk’ün gösterdiği muasır medeniyetler seviyesini, medeniyeti batıcılaşmayla karıştıran içinden çıkılamaz hale getiren zihniyete, yüzünü ait olduğu doğuya çevirmeyi öneren yazara sormak isterim, bunu yine karıştırıp yüzünü duvara çarpmaz mı? Yani kitaptan edindiğim izlenime göre asıl sorun gösterilen hedefin doğu ya da batı olması değil, gösterilen hedefi yanlış algılamaktır. Doğru algılayanlardan çok, yanlış algılayanların, bile isteye yanıltanların baskın gelmesi durumu var. O halde bunun çözümü için sunulan diğer önerileri tenzih ederek söylemeliyim ki hedefi değiştirmek sorunu çözmez. Bırakmalıyız sağı, solu, doğuyu ve batıyı. Önce kalkınmalıyız ki buna hala gücümüz yeter. Dilimizi, yazılan çarpıtılmış tarihi, kirletilen kültürümüzü ve bizi biz yapan ortak değerlerimizi özüne döndürelim, temizleyelim. Yüzümüzü başka yere değil kendi geleceğimize çevirelim. Sonrasında onlar bize yönelsin faydalı olacağına inandığımız birlikleri kendi koyduğumuz kurallarla biz kuralım. Atatürk döneminde olduğu gibi gelen teklifleri değerlendiren biz olalım. Bunun adı ister AB olsun ister başka bir şey.

Yazarın kitabı genişleterek yeniden yazmasını çok isterdim. Yoksa tüm kaynakçayı satın alıp okuma ihtiyacım geçmeyecek. Hatta kendisine de söylediğim gibi bu kitaptan yola çıkılarak roman yazmalı ya da yazılmasını sağlamalı. Oturup seyrettiğimiz, nedenlerini anlamakta güçlük çektiğimiz meseleleri herkesin bilmesine yardım etmeli. Belki o zaman daha büyük kitlelere ulaşır. Ama üzgünüm ki bunun kendisine hayrı dokunmaz. Bu aralar doğruyu söyleyenlerle birilerinin milleti uyutarak çevirdiği işlere karşı koyanlar ve ipliklerini pazara çıkaranların canı sıkılıyor.

Demem o ki üslubunu sevmeyebilirsiniz, ya da sürükleyici bulmayabilirsiniz ama anlatılanları görmezden gelemezsiniz. Ülkesini seven, yakın tarihi hakkında bilgi edinmek isteyen, dahili ya da harici dostlarını tanımayı önemli sayan insanların ders kitaplarından biri olmalıdır.

Melike YETKİN

Sınıf Öğretmeni

“Mankurtlaştırma Süreci”ni Okurken

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir