Küreselleşme kelimesi, son zamanlarda birçok insan tarafından, kendi amaçlarına uygun olarak evirdikleri bir hal almıştır. Halk ağzıyla söylersek, adeta sakız gibi olmuştur. İsteyen istediği gibi çiğnemektedir. Kim neyi anlamak ya da konuşmasına malzeme yapmak istiyorsa o anlamda kullanmaktadır. İncelediğim kaynaklarda bu durumu sürekli gözledim. Bu yüzden bu kadar esnek ve göreli bir kelimeyi yorumlamakta zor oldu. Anlıyorum ki, küreselleşme kişinin paradigmasına endekslidir.

Küreselleşme, daha çok, dünyalılaşma ve dünyanın ortak değerler dizisini oluşturması anlamında kullanılmaktadır. Bu da milyarlarca yıldan beri farklı coğrafyalarda, farklı kültürlerle yoğrulmuş insanların başlangıç noktasında, yani sadece insanlıkta birleşmeleri anlamına gelmektedir. Görünen o ki bu pek mümkün değildir.  Tarihçi Durant’a göre: Yazılı tarihin toplam 3421 yılından yalnız ve yalnızca 28 yılı savaşsız geçmiştir (Güvenç,1992:81).

Öyleyse insanların temel değerlerinden vazgeçecekleri, hele de bu çağda sadece temel değerlerde birleşecekleri iyimser bir tahminden öteye gitmeyecektir. Bu ancak çizgi filmlerde görmeye devam edebileceğimiz dünya gezegeni konseylerinde kalacaktır. Bu yaklaşım bir ümitsizliği değil aslında gelişmenin de anahtarını vermektedir. Çünkü ulus devletler ve kendi köklerine sarılmış topluluklar insanlığa daha fazla katkı sağlayabilecektir. Küreselleşme, bu anlamda aslında bir toplumsal kişiliksizleşmeyi işaret etmektedir. Hem küreselleşme kavramını kabul ettiğimizi varsaysak bile kocaman bir soru yolumuzu kesecektir: Kime ve neye göre küreselleşeceğiz? Batı ölçütlerinde ve değerlerinde mi yoksa üyesi olduğumuz doğu ölçütlerinde ve değerlerinde mi?

Evet, kime ve neye göre küreselleşme? Ortak değerler dizisini neye göre oluşturacağız? Haklı olana göre mi, güçlü olana göre mi(ki bunlar da göreli kavramlar)?  Hangi kültür fonunda küreselleşme? Hangi din temelinde küreselleşme? Hangi dünya görüşü temelinde küreselleşme? Soruları uzatabiliriz. İnsanlık tarihinin buraya kadarki bölümlerinde bu sorulara dair herhangi bir uzlaşma yaşanmamıştır. Tarih, sömürgecilik temelli, ancak değişik görünümlerle sunulan savaşlarla doludur. Anlaşılıyor ki bundan böyle de tarih farklı durumlara sahne olmayacaktır. Bu durumda yukarıda sorulan soruların cevapsız kalacağı kesindir. Ülkelerarası gelişmişlik düzeyleri arasındaki farkları azaltma, demokratikleşme, insan hakları gibi süslü söylemlerle söze başlayanların, avuçlarındaki özgürlük suyundan herkese içireceklerini vaat edenlerin, yetkilerini güçlerinden alanların, istediği ve dayattığı cevaplar vardır aslında ama bunları uygulamak bizleri ileriye götürmeyecek ve yine onların ulvi amaçlarına hizmet edecektir.

Buraya kadar yazılanların gösterdiği şudur: Küreselleşme diye sunulan şey aslında bir Truva Atıdır. Bu yüzden küreselleşme değil, yerelleşme yani millileşme önümüze koyacağımız görev olmalıdır. Bağımsızlığını yaşayan toplumların zaten böyle bir kaygısı da olmayacaktır. Çünkü temel değerleriyle özdeşleşmiş toplumların bireyleri ancak bu değerleri yüceltmek gayretinde olurlar. Tarihine, kültürüne, değerlerine sahip bireylerin omuzları taşıyabilir ancak yeni kuşakların emanetini. Küreselleşme adıyla sunulan, kişiliğini aldırtma operasyonunda ancak orijinalitesi bozulmuş ve işlevlerini kaybetmiş bireyler doğacaktır. Nereye ait olduğunun arayışıyla geçireceği bir hayatta, dünyaya yararlı olmasını beklemek doğru olmayacaktır. Kafası karışmış insanları bir alana kanalize etmek kolaydır. Bu yüzden kafamızın karışık olması dünyanın “güçlü” devletlerinin üzerimizdeki kontrolünü kolaylaştırmaktadır. Bunu bildikleri için de bize daha fazla özgürlük sunmaya hazırlanmaktadırlar. Yöntem bildiğimiz gibi: Küreselleşme.

İnsanların kafalarındaki bu bulanıklık ancak ve ancak eğitim alanındaki doğru işlerle ortadan kaldırılabilir, berraklaştırılabilir. Görüşüme göre, biz eğitimcilere ve Milli Eğitim Bakanlığımıza önemli görevler düşmektedir. Bunlar sıralanırsa:

1. Ders kitaplarında milli değerlere vurgu artırılmalıdır. Çocuklarımızın temel değerlerine karşı duydukları yakınlığı somutlaştırmaya yarayacak çalışmalar yapılmalıdır. Yapılandırmacı yaklaşım ile bayrağına, milli marşına, kültürüne, dinine, Atatürk gibi bağımsızlıkçı liderlerine olan yakınlıklarını perçinleyecek etkinliklere yer verilmelidir.

2. Çocuklarımıza, kendi köklerinin ne kadar derinde ve soylu olduğu bilinci ırkçılığa dayanmayan bir milliyetçilikle aktarılmalıdır. Bunun yanında genel bir dünya tarihi ile de tarihsel zamanlar içerisinde kendisi ile diğer insanlığı kıyaslama imkânı sunacak bir çerçeve hazırlanmalıdır. Bu milli tarih bilinci onun da iyi bir gelecek yaratma isteğini artıracaktır.

3. Dünyadaki gelişmiş ülkelerle teknolojik anlamda bir yarışı teşvik ederken, temel değerler anlamında kopuşu ön plana çıkaran çalışmalar yapılmalıdır.

4. Teknolojinin tüm araçları eğitim için seferber edilmeli, bunlar aynı zamanda eğitimin geliştirilmesi için de kullanılmalıdır. Çocuklarımızın teknolojik araçları ustaca kullanabilecekleri eğitim ortamları oluşturulmalıdır.

5. İnternet ile bilgiye nasıl ulaşabileceği öğretilmeli, kuru ve hayattan kopuk bilgiler müfredatlardan temizlenmelidir. Yani bilgi hamalları değil, bilgi taşıtlarının şoförleri yetiştirilmelidir.

6. Dünyadaki teknolojik gelişmeleri eşzamanlı takip edebilecekleri ve kendi çalışmalarını yayınlayabilecekleri, etkileşimli “Elektronik Bilişim Gazetesi” (EBG) çıkarılmalıdır. EBG’nde yayını bulunanlar ödüllendirilerek teşvik edilmelidir.

7. Çocuklara özgür düşünebilme becerisi kazandıracak faaliyetlere yer verilmeli. Bireysel başarılar övülürken, kolektivizmin avantajları da öğretilmelidir.

8. Türkçe eğitimine özel önem verilmeli, dilimizin güzellikleri ve üstünlükleri öğrencilere fark ettirilmelidir. Türk Dil Kurumu ile işbirliği içinde, dildeki (dolayısıyla birçok alandaki) yozlaşmayı önleyecek çalışmalar yapılmalıdır. Kavramlar yerli yerinde kullanılarak, kafa karışıklıklarına meydan verilmemelidir. İnsan hakları, demokrasi, özgürlük gibi kavramlar beyinlerde berraklaştırılmalıdır.

9. Öğretmen yetiştiren kurumlar, çağın ihtiyaçlarına uygun bireyleri yetiştirme yeterliliğine sahip, yani teknolojiden haberdar ve teknolojik ürünleri başarıyla kullanan öğretmenler yetiştirmelidir. Bunun için de öncelikle öğretmen yetiştiren kurumlar modernize edilmeli ve yaratıcı zekâsı gelişmiş bireyleri yetiştirecek öğretmenler yetiştirilmelidir.

10. Eğitimin önündeki tüm engeller kaldırılmalı. Engel teşkil eden veya edebilecek her şey aşağılanmalıdır.

11. Milli Eğitim Bakanlığı’nın teşkilat yapısı yeniden düzenlenmelidir. Kırtasiyeyi azaltan ve bilişim toplumunun gereklerine hızlı tepkiler veren, refleksleri kuvvetli bir özelliğe büründürülmelidir.

Sonuç;

Küreselleşme yaklaşımı yolumuzu bulamayacağımız bir labirenttir. Küreselleşme değil ulusallaşma sloganıyla yola çıkıldığında ise birçok kapı ardı ardına açılacaktır.

KAYNAKÇA

Durant , Will ve Ariel Durant. Tarihten Dersler. (Çev.Bozkurt Güvenç) İstanbul: Cem Yayınevi. 1992

Küreselleşmenin Eğitime Yüklediği Görevler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir