Dr. Tayfun Atmaca ile Ahıska Türk Edebiyatı Üzerine

Sayı 73- Ocak 2022

 

 Başlarken

Bir edebiyat eseri ait olduğu toplumdan ve içinde bulunulan zamandan bağımsız olarak düşünülemez. Toplumların yaşadığı savaş, göç, sürgün vb. olaylar ortaya çıkan edebî ürünleri de etkilemektedir. Kimi zaman bir destan kimi zaman bir halk hikâyesi olarak karşımıza çıkan bu olaylar modern edebî türlerin de konusu hâline gelmiştir. Özellikle temasını tarihten veya sosyal konulardan seçen eserler toplumu bir ayna gibi yansıtmaktadır. Türk Edebiyatı’nda da bu temada birçok eser ortaya konulduğu bilinmektedir.

Tayfun Atmaca’nın kaleme almış olduğu Dut Ağacı: Ahıska’dan Geriye Ne Kaldı? adlı roman da temasını tarihten ve sosyal gerçekliklerden alan bir eserdir. Atmaca bu romanında Ahıska Türkü bir aile perspektifinde 1944 Ahıska Sürgünden hemen önce Ahıska Bölgesi’nin durumunu, sürgün sırasında ve sonrasında yaşananları tüm çıplaklığı ile ele almıştır. Eserde yalnızda Ahıska Sürgünü değil Fergana Olayları ve Ahıskalı Türklerin yaşadıkları diğer zor durumlar da işlenmiştir. Yazar tüm bu tarihî olayları realist bir biçimde ele alırken aynı zamanda başkahraman Şahbender ve ailesinin duygularının okur tarafından hissedilmesini sağlamıştır.

Atmaca’nın romanı Ahıska Türklerinin yaşadığı acılar ve zorlukları tarihsel gerçekliklerle birlikte işlemiş olmasının yanında Ahıska Türk toplumunun kültürü, gelenek ve görenekleri hakkında bilgiler içermesi bakımından da önemlidir.

Biz de yazarın Dut Ağacı adlı romanını okurken Şahbender ve ailesinin sevincine ve hüznüne ortak olduk. Ahıska Türklerinin tarih boyunca hangi olayları yaşadığını, nasıl süreçlerden geçtiğini roman kurgusu içerisinde gözlemledik. Yine Ahıska Türk kültürüne ait birçok yeni unsuru bu romanla birlikte öğrenmiş olduk.

Eseri incelerken eserin ortaya çıkış süreciyle ve yazarın yapmış olduğu çalışmalarla ilgili merak ettiklerimiz oldu. Bunlardan bazılarını sorular hâline getirerek sayın Tayfun ATMACA’nın da kabul etmesiyle birlikte kendisine yönelttik. Böylece hem eserin okurlarının hem de gelecekte Ahıska Türkleri ile ilgili yazılar kaleme alacak genç yazarların zihninde oluşan sorulara cevap aramaya çalıştık.

Sorularımızı içtenlikle yanıtlayan ve bizlere zaman ayıran sayın Dr. Tayfun ATMACA’ya ve çalışmanın gerçekleşmesinde büyük katkısı olan hocam sayın Doç. Dr. Minara ALİYEVA ÇINAR’a teşekkürlerimi sunuyorum.

 

Röportaj

 1-Merhaba hocam, bize kendinizden ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

1. Kısaca kendimi tanıtmam gerekir ise Elazığ’da doğdum. Babamın asker olması dolayısıyla, İlk ve orta öğrenimini Balıkesir’de, lise öğrenimini Ankara’da tamamladım. Daha sonra Eskişehir Anadolu Üniversitesi, İşletme Bölümüne kayıt oldum.

Lisans öğreniminin ardından, Azerbaycan Bakü Devlet Üniversitesi’nin Uluslararası İlişkiler Bölümünde, “XX. Yüzyıl Sonunda Azerbaycan-Türkiye Münasebetleri’ (1993-1998) tez konusu ile Yüksek Lisans, aynı üniversitenin Uluslararası İlişkiler Bölümünde, “Küreselleşme Çağında Türkiye-Azerbaycan” tez konusu ile doktora eğitimini tamamladım. Daha sonra yurt dışından almış olduğu Yüksek lisans ve Doktora diplomalarının denkliklerini YÖK’ten (Yüksek Öğrenim Kurulu) aldım.

Çalışma hayatına değinecek olursam, Türkiye Gazetesi, TGRT, İHA ve TRT’de uzun bir dönem gazetecilik yaptım. Daha sonra Enerji Bakanlığı’na bağlı TEDAŞ Genel Müdürlüğü’nde basın müşavirliği görevinde bulundum. İlerleyen yıllarda Devlet Bakanlığında Basın Müşaviri olarak çalıştım. Daha sonra Başbakanlığa bağlı, kısa adı TİKA olan Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı’nda uzman yardımcısı olarak çalışmaya başladım. Bir süre sonra “Teknik Yardım Projelerinin Hazırlanması, Uygulanması, İzlenmesi ve Değerlendirilmesi” konulu tezi ile TİKA uzmanlığına atandım.

TİKA’da görev yaptığım süre içerisinde, TİKA’nın Arnavutluk program ofisinde koordinatör yardımcısı, TİKA’nın Kırgızistan program ofisinde koordinatör olarak görev yaptım. Ayrıca, yurt dışında kaldığım süre içerisinde, Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi’nde, Kırgızistan Çüy Üniversitesi ve Celal-Abad İktisat ve Girişimcilik Üniversitelerinde misafir öğretim üyesi olarak, İktisat ve Uluslararası İlişkiler alanlarında ders verdim. Hâlen, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde bulunan TİKA’da TİKA uzmanı olarak görev yapmaktayım.

Bu arada yayınlanmış birçok kitaplarım bulunmaktadır. Bunlar arasında:

Yüzyıl Sonunda Azerbaycan-Türkiye Münasebetleri, (Yüksek Lisans Tezi) (1999), Küreselleşme Çağında Türkiye-Azerbaycan, (Doktora Tezi) (2003), Teknik Yardım Projelerinin Hazırlanması, Uygulanması, İzlenmesi ve Değerlendirilmesi, (TİKA Uzmanlık Tezi) (2004), Tarihi Hoşgörü ile Yazmak “Fermanlar” (2005), Zamanın Durduğu Mekân Ethem Camii ve Saat Kulesi (2005), Arnavutluk’ta Sosyal Hayat “Fotoğraf Albümü” (2006), Tarihte İz Bırakan Dostluğun Mimarları Zogu-Atatürk (2007), Sömürülen Topraklarda Sürgünler ve Soykırımlar (2009, 2013), Türk Dünyası Atlası (2014), Balkan Harbi’nin Gölgesinde “İşkodra’da Aşk”, (Roman) (2015), Dünya Tarihi 1915 (2015), Savaşın Kadınları (2017), Darbelerin Gölgesinde, ‘Bir Düğün Gecesi’ (2018), Ahıska’dan Geriye Ne Kaldı? “Dut Ağacı”, (Roman) (2018), Bir İnsan ve Sanatçı Olarak, “II. Abdülhamid”, (2020), Sarıkamış’tan Nargin Adasına -Karda Ayak İzleri, (Roman) (2020) yer almaktadır.

Öte yandan Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Balkan ülkeleri ile ilgili olarak birçok makale ve araştırma yazılarının yanı sıra, “Balkan Günlüğü”, “Sivil İnisiyatif” ve İngiltere merkezli aworldpress gazetelerinde yayınlanmış köşe yazılarım bulunmaktadır. Ayrıca 6 Mayıs 2021 tarihi itibari ile kısa adı ATİK olan Ticaret ve İşbirliği Konseyi bünyesinde bulunan, ATİK Konsey İstişare Üyeliğine atanmış bulunuyorum. Aynı zamanda, aworldpress gazetesi yayın kurulu üyeliği görevini de yürütmekteyim.

Bu arada, Uluslararası araştırmalar kapsamında gerçekleştirdiğim çalışmalardan dolayı, birçok kamu ve kuruluşlarından almış olduğum ödüller arasında:

Bakü “VEKTOR” Uluslararası İlim Merkezi’ne bağlı Türk Dünyası Araştırmaları Uluslararası İlim Akademisi’nin 14 Nisan 2007 tarihli T-084 sayılı kararıyla; “Fahri Doktora”, 26 Ocak 2010 tarihinde, Kırgızistan Parlamentosu’nun “70. Kuruluş Yıl Dönümü Şeref Madalyası”, 8 Ekim 2010 tarihinde, Kırgızistan Polis Akademisi’nin “40. Yıl Dönümü Şeref Madalyası”, 28 Kasım 2013 tarihinde, Türkiye-Arnavutluk Büyükelçisi Genci Mucaj tarafından “Takdirname” ve 20 Haziran 2014 tarihinde, Azerbaycan Milli Kurtuluş Yıl Dönümü anısına “Takdirname” yer almaktadır.

  1. Edebiyata olan ilginiz ne zaman başladı, bunu tetikleyen bir unsur varsa öğrenebilir miyiz?

2. Uzun yıllar gazetecilik görevinde bulunmam sebebi ile edebiyatın birçok dalıyla yakından ilgilenme fırsatım olmuştur. Bu alanlar arasında beni kendine çeken yönü ile roman yazarlığının ayrı bir yeri bulunmaktadır. Roman yazarlığı için şunları söyleyebilirim. Hayal dünyamın orta yerine kurulmuş olan bir sahne de beni derinden etkileyen gerçekliklerin çeşitli kurgularla zenginleştirilerek, yazıya dönüşmesine roman diyorum. Bu konuyu bir örnek ile açmak isterim. Balkan harbi ve yaşananlar derinden etkilendiğim gerçeklikler arasındadır. Bu alanda yazılmış sayısız kitap ve günlükler okudum. Bu konuda bir roman yazma fikri, uzun süre beynimi meşgul ediyordu. Şansımda yaver gitti ve uzun süreli olmak üzere Arnavutluk’ta görev yaptım. Bunun roman yazmak ile ne ilişkisi var diyebilirsiniz. Çok önemli bir ilişkisi var. Arnavutluk sınırları içerisinde İşkodra adında çok önemli bir şehir bulunmaktadır. Balkan harbinin yaşandığı önemli merkezlerden biri İşkodra’dır.  Bunu çok iyi bildiğim için her fırsatta bu şehirde olmaya çalıştım. Savaşın ağırlıklı yaşandığı İşkodra kalesine çıkıp, saatlerce bir köşe çekilip savaşı hayal dünyamda yaşadım. Notlar aldım. Fotoğraflar çektim. Bir süre sonra hayal dünyam dolu bir bardak gibi taşmaya başlamıştı. İşte o zaman oturdum ve “Balkan Harbinin Gölgesinde İşkodra da Aşk” romanını yazdım. Şunu söylemek istiyorum. Romanın okuyucuya geçebilmesi için tarihi gerçekliklerin ilk olarak yazarın ruhundan geçmesi gerekmektedir. İşte o zaman roman, okuyucusu ile bütünleşecektir.

  1. Kaleminden etkilendiğiniz bir edebiyatçı var mı?

3-Şahsım olarak, iyi kötü demeden her yazarın eserini okumaya çalışırım. Dikkat ettiğim husus, yazarın zekâ oyunları ile eserini nasıl zenginleştirdiğidir. Türk edebiyatı olsun, dünya edebiyatı olsun her yazarın bendeki değeri aynıdır. İşin ucunda bir emek vardır ve bu emeğe saygı göstermemiz gerekir.

4.Dut Ağacı adlı serinizi kaleme alırken neler hissettiniz, nasıl bir ruh haline büründünüz?

4.Yukarıda da söylediğim gibi beni yazmaya itecek konunun beni derinden etkilemesi gerekmektedir. Bu bazen bir savaş olur, bazen bir aşk, bazen de bir sürgün hikayesi olabilir. Beynimde yer eden o konu her neyse günlerce onunla uğraşırım. Onunla yatar onunla kalkarım. Bu arada evimin her köşesinde bir kalem ve not defteri hazır bulunmaktadır. Notlar alır, bazen de uzun cümleler kurarak, defterime iliştiririm. Karar aşamasından sonra artık yazacağım konu kesinleşmiş gibidir. İkinci aşamada beni etkileyen bu konuda kimler neler yazmış araştırmasına girişirim. Günlerce bazen aylarca okurum. Okuduklarım arasında ilk defa karşılaştığım bir bilgi varsa, onu derinlemesine araştırmak adına kütüphaneleri dolaşırım. Her şey yolunda giderse odama kapanır, yazmaya başlarım. Bu süre bazen bir yıl bazen iki yılı bulabilir. Yazma faslı sona erdikten sonra en az üç defa şahsım olmak üzere, kalemine güvendiğim insanların okumasını sağlarım. Onların uyarılarını dikkate alırım. Kitabın basım aşaması sırasında, ruhumda ki huzuru doyasıya yaşar, yeni bir sevinçle yeni bir konu arayışına girerim.

5.Dut Ağacı romanının ortaya çıkış hikâyesi var mı varsa öğrenebilir miyiz?

5- Ahıska Türklerinin gerçekliği beni derinden üzmektedir. Bildiğiniz üzere, Ahıska Türkleri, vatanlarından uzak sürgünde yaşayan tek millet olma özelliği taşımaktadır. Bu konu şahsımı derinden etkilemektedir. Ahıska Türkleri ile ilgili ne yapabilirim diye düşünürken, 2004 yılında Ahıska Türklerinin ileri gelenleri ile Ankara da tanışma imkânına kavuştum. Bunlar arasında sürgünü bizzat yaşayan insanlarda vardı. Onları dinledikçe benim heyecanım daha çok artıyordu. Kararımı vermiştim. Bir sürgün romanı yazacaktım. Öyle bir roman olmalıydı ki eserimin ağırlıklı bölümü gerçek yaşanmışlıklarla dolu olmalıydı. Sabırla ve aynı zamanda biraz da inatla 2004 yılından 2016 yılına kadar, Rusya Federasyonu başta olmak üzere, Türk Cumhuriyetlerinde yaşayan Ahıska Türkleri ile bire bir görüşme imkânı buldum. Özellikle sürgünü bizzat yaşayan Ahıska Türklerini buluyor, onların anlattıklarını saatlerce dinleyip, notlar alıyordum. Yaklaşık iki seneyi bulan yazma faslından sonra “Ahıska’dan Geriye Ne Kaldı? Dut Ağacı” adlı roman ortaya çıktı.

6-Ahıska Türklerinin hikâyesini edebiyatımıza taşıdığınız romanınızda tarihî gerçeklikler de mevcut. Bu romanda işlenen aile ve ana karakter gerçek hayatta var olan insanlar mı yoksa tamamen kurgu mu?

6- “Ahıska’dan Geriye Ne Kaldı? Dut Ağacı” adlı romanım yukarıda da söylediğim gibi uzun bir araştırma sonucu ortaya çıkmıştır. Romanda geçen şahıs isimleri, olaylar, yerler gerçekliğin ürünüdür. Bizzat olayların içerisinde yer alan kişilerin anlattıkları ile örülmüştür. Roman tekniği içerisinde yer alan kurguda bazı olayların birbirleri ile bağlanmasında kullanılmıştır. Özellikle romanın akıcılığına bu şekilde yön verilmiştir.

7-Tarihî olaylar dışında da Ahıska Türkleri ile ilgili birçok unsur eserinizde mevcut. Örneğin Ahıska kültürü, gelenek ve görenekleri romanınızda büyük öneme sahip. Bu bilgilere nasıl ulaştınız, romanı kaleme almadan önce nasıl bir araştırma yaptınız?

7-Bu türde henüz az sayıda eser verilmiş olsa da göçün acılarını canlı bir şekilde okuyucuya sunma imkânına sahip olan romanların önemli bir açığı kapattığı yadsınamaz. Şahsım tarafından kaleme alınan Dut Ağacı romanı Ahıska Türklerinin yaşadığı acıları dile getirmeye çalışan eserlerden birisidir. Romanda, sürgün yıllarında 7 yaşında olan Şahbender’in Gürcistan’da başlayan hikâyesi; Özbekistan, Azerbaycan ve Kırgızistan’da devam eder. Mayevka köyüne ilk geldiği gün tanıştığı ve sonrasında bir ömrü beraber geçirdiği dut ağacıyla adeta bütünleşen kahramanın hikâyesi, sembolik arka planda işlenmiştir. Romanın ön planında ise Ahıska Türklerinin yaşadığı sürgün hayatına yer verilmiştir. Trenle gerçekleşen bu sürgün sırasında başlarından geçen hüzünlü olayları anlatan bu roman, bu alanda kaleme alınan diğer eserler gibi tarihi gerçekliklerden yola çıkılarak yazılmıştır. Bu gerçekliklere ulaşmada yol gösterici olan şey, olayların bizzat içerisinde kalmış veya tanıklık etmiş kişilerin anlatımlarıdır. Bu anlatımlarda verilen detaylar sayesinde, Ahıska kültürünün gelenek ve göreneklerine de ulaşma fırsatı yakalanmıştır.

8-Eserinize olumlu veya olumsuz dönütler olduysa bunlar hakkında neler söylemek istersiniz?

8-Eserimi hazırlarken hiçbir problemle karşılaşmadığım gibi yardım sever bir karaktere sahip olan Ahıska Türklerinden devamlı olarak yardım gördüm. Böyle bir çalışma içerisinde olduğumu duyan birçok Ahıska Türkü, bulundukları ülkelerden bizzat arayarak, anılarını benim ile paylaştılar. Bu arada yeri gelmişken kendisi de Ahıska Türkü olan ve romanımın hazırlık safhasında elindeki mevcut kaynakları istifademe sunma inceliği gösteren, Bursa Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Minara Aliyeva Çınar hocama da en derin şükranlarımı sunmayı bir borç biliyorum.

9-Ahıska Edebiyatı alanında çalışma yapacaklara tavsiyeleriniz nelerdir?

9- Ahıska Türk Edebiyatı üzerine çalışma yapacaklara tavsiyem, konuyu derinlemesine incelemeleri ve mümkün ise Ahıska sürgününe şahit olmuş kişilerin bulunarak, anlatımlarını dikkate almaları ve çalışmalarını bu yol üzerinde takip etmeleridir. Sayıları yaklaşık bir milyonu bulan Ahıska Türklerinin anlatacakları çok şeyleri olduğunu düşünüyorum. Bunun için gayret ve kararlılıkla çalışmalarını sürdürmelerini diliyorum. Ayrıca bana bu vesile ile kendimi anlatmama fırsat verdiğiniz için de çok teşekkür ederim

Biz de sorularımızı içtenlikle yanıtladığınız için size teşekkürlerimizi sunuyoruz hocam, çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

 

1 thought on “Dr. Tayfun Atmaca ile Ahıska Türk Edebiyatı Üzerine

  1. Geri bildirim: Atabek Yurdu Yazıları -

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.