Doğan’ın Çevresindekilerle Ortak Yanı

Sayı 39- Temmuz 2013

Canlıları meydana getiren temel yapı taşı hücrelerdir. Canlı ya tek bir hücreden ya da çok sayıda hücreden oluşur. Doğan’ın canlı ve cansız çevre ile ortak yanını belirtmek için, kendi yapısını oluşturan milyarlarca hücrenin bir tanesinin yapısını incelemek gerekir. Biyologlar hücreleri gelişmişlik düzeyine bağlı olarak ilkel hücre (prokaryot) ve gelişmiş yapılı hücre (ökaryot) olarak iki büyük gruba ayırırlar. Prokaryotik hücreler ya da ilkel hücreler ile gelişmiş yapılı ya da ökaryotik hücreler incelendiğinde esas itibarı ile temel yapı bakımından birbirine çok benzerler. Canlılığın oluşumunu geçmişten günümüze değerlendirdiğimizde evrim biyologları ökaryotik hücrelerin, zaman içinde prokaryotik hücrelerden meydana geldiğini söylerler. O halde bir prokaryotik hücrenin yapısını incelediğimizde yaklaşık olarak ökaryotik hücrenin yapısınıda anlamış oluruz.

Bir prokaryotik hücrenin yapısını oluşturan unsurları element düzeyine kadar indirgeyerek incelediğimizde, elde edilen elementlerin tamamını kimyadaki periyodik cetvelde görmek mümkündür.

Tüm hücre çeşitlerinde yapılan incelemeler sonucunda benzer oranlarda kimyasal maddelerin varlığı göze çarpar. Bu kimyasal maddeler belirli fizik ve kimya kurallarına göre hücrenin yapısına katılırlar. Bazı kimyasallara çok miktarda, bazılarına ise az miktarda rastlanmasına rağmen periyodik cetveldeki kimyasalları sade yada kompleks olarak hücre yapısında görmek mümkündür. Gerek prokaryot gerekse ökaryotik hücre olsun, tür çeşitliğine bağlı olarak bünyelerinde bulundurdukları kimyasal madde çeşidi ve miktarı değişkenlik gösterir. Her ne şekilde olursa olsun hem prokaryotik hücrede ve ökaryotik hücrelerde diğer tüm kimyasalların yanı sıra en çok C (Karbon), H (Hdrojen), O (Oksijen) ve N (Azot) elementlerine rastlanılır. Ağırlıklı olarak bu elementlerden, fiziksel ve kimyasal kurallar çerçevesinde yeni moleküller oluşur. Yani hücrenin yapısın katılan moleküller, proteinler, Karbonhidratlar ve Yağlar oluşur ki bunlara biyomoleküller denir. Bu biyomoleküller hücrenin iskelet yapısını oluşturmasının yanı sıra, karakterlerin nesilden nesiler aktarılmasını sağlayan kalıtsal maddeleri de oluştururlar. İşte bu kimyasalların oluşturduğu biyomoleküller canlılığın temel yapı taşı olan hücreyi oluşturur ya da canlılığı oluştururlar. Hem prokaryotk hem de ökaryotik hücreler bu şekilde oluşur.

Biyomoleküllerin yapısına katılan kimyasalların kaynağı ise toprak, su ve havadır. Hücreler ve canlıları bu kimyasalları nasıl edinirler diye düşündüğümüzde doğada bunu çok basit olarak görmek mümkündür. Esasında dünyamızı canlı ve cansız olmak üzere iki çevreye ayırabiliriz. Canlı çevreyi bitkiler ve hayvanlar oluştururken, dünyamızdaki geri kalan her şeyin çansız çevreyi oluşturduğunu söyleyebiliriz. Bitkiler, cansız çevreden (toprak, su ve hava) aldıkları bu kimyasallar sayesinde hayvanlara ve insana müthiş bir sofra hazırlar. Bitkiler hem kendi ihtiyaçları olan besinleri ve oksijeni hazırlarken hem de hayvanların ve insanın kullanacağı besin ve oksijeni hazırlarlar. İnsan bitkileri ve hayvanları doğrudan besin olarak tüketir.

Cansız çevreden canlı çevreye madde transferinde, bitkilerden hayvanlara, bitki ve hayvanlardan insana madde transferinde belirli oranda madde ve enerji kaybı olur. Her canlının bir biyolojik ömrü olduğuna göre, her canlı öldüğünde kendi yapısındaki kimyasalları cansız çevreye vermeye mecburdur. Bitkiler, hayvanlar ve insan yapılarını oluşturan kimyasalları ve cansız çevreden aldıkları emanetleri tekrar iade etmek zorundadır diyebiliriz. O halde Doğan’ın çevresindekilerle ortak yanını iki basamakta değerlendirebiliriz:

Doğan’ın canlı çevre ile ortak yanı, tüm bitki ve hayvanlarla hücresel yapı olarak birbirine çok benzer ve hücresel yapı için cansız çevreden aldığı emanetleri diğer tüm canlılar gibi ömrünün sonunda cansız çevreye teslim eder.

Doğan’ın cansız çevreden aldığı emanetleri ömrü boyunca kullandıktan sonra cansız çevreye iade etmesi aşamasına kadar madde ve enerji akışında azda olsa bir eksilme vardır. Yani Doğan, Doğa’ya ait madde ve enerjide bir azalmaya neden olmuştur.

İşte canlı ve cansız çevrenin bu şekilde birbiri ile olan etkileşimine “Doğal Denge” denir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir