Doğa tüm nimetlerini ve doğal kaynaklarını Doğan’a sunuyor aslında. Doğan’dan beklenen sadece Doğa’nın sunduğu imkân ve kaynakları doğru yönetmesi ve ergonomik kullanmasıdır. Bundan önceki tüm yazılarda Doğan ve Doğa tiplemeleri bir erkeğin bir kadına olan ilgisi veya sevgisi üzerine kurgulandı, lakin durum tatbiki böyle değildi, yani hikâyenin özü aşk ve sevgi üzerine değildi ya da biri erkek biri kadın arasında geçen aşk ve sevgi değildi. Neydi pekâlâ vurgulanmak istenen; insanoğlu var olduğundan bu yana dünyada işleyiş yavaş yavaş bozulmaya başladı aslında. Hep söylenir ya insan dünyadaki tüm canlıların en mükemmeli ve efendisidir diye bu konu çok su götürür aslında. Hayvanlar âlemi içerisinde insan hariç çok az canlı ihtiyacından fazlasını tüketir ya da zayii eder. Bunlarda henüz davranışsal gelişimini ya da evrimini tamamlayamamış canlılardır. Ancak hayvanların büyük çoğunluğu doğal kaynaklara olan ihtiyacı kadarını kullanır fazlasını kullanmaz çünkü doğal kaynakların sınırlı olduğunu ve bir gün biteceğini ve önemlisi gelecek canlıların da o kaynakları kullanacağını bilirler. Pekâlâ, insanoğlunda bencillik duygusunun oluşması daha önceki yayınlanan makalede anlatıldığı gibi bencillik duygusu ve davranışı ortaya çıktıktan sonra insan davranışsal ve düşünsel olarak diğer canlılardan farklanmaya başlamıştır. Doğal kaynakları daha fazla kullanma, daha fazlası benim olsun hatta her şey benim olsun düşüncesi gelişmiş, bütün düşünce ve fikirlerin önüne geçmiş bulunmaktadır. Bu durum gittikçe daha da belirginleşmiş madde ve materyal, insanı insan yapan karakterlerin önüne geçmiş durumdadır. İnsanda, evet aşk ve sevgi karşı cinse olan güzel bir duygunun tezahürü şeklinde ortaya çıkar. Lakin Doğan Doğayı bir karşı cins gibi ona âşık değil ya da sevgi beslemiyor. Doğan’ın Doğa’ya olan tutkusu tamamen maddi çıkarlara bağlı olarak onu sürekli sömürecek, sağacak ve kullanacak doğal kaynak bütünü olarak görüyor. O nedenle daha fazla kullanıyor daha fazla tüketiyor ve daha fazla israf ediyor. Bencillik insanı o kadar sarıp sarmalamış ki sadece kendisini düşünen bir canlı haline getirmiş durumda. Hatta sadece kendini düşünmek tende öte sadece anlık ya da anını düşünür hale gelmiş, yarınını veya daha ötesini düşünmez ve düşünemez hale gelmiştir. Bu duygu ve düşünce bencillik duygusunun had safhası olarak kabul edilebilir. Bu durumdaki bir insan doğal kaynakları kullanma konusunda pervasızlaşıyor, acımasızlaşıyor, adeta ölçü ve ayarı kaçıyor, tüketiyor tüketiyor ve daha fazla tüketiyor, tükettiği kadarından fazlasını da israf ediyor. İşte Doğan Doğa’yı bu duygu, düşünce ve bencilliğini yaşaması için araç ve amaç olarak görüyor. Bu tür düşünce ve davranışların sonucu olarak dünyamızın bugünkü gelmiş olduğu durum ortadadır. Pekala, bu duygu, düşünce ve davranışların yanlışlığını bilen insanlar ne yapmalılar ya da ne yapmalıyız. Hiç kuşkusuz ki insanların büyük bir bölümü bu yanlışlığın farkında ancak çok azı çözüm noktasında yetersiz, bilgisiz ve etkisiz kalmakta. İnsani değerlerin insanı neden terk ettiğinin iyi analiz edilmesi ve ona göre çözüm üretilmesi gerektiği öğretilmelidir. Bunun öğretilmesi ancak ve ancak bilimsel ve kaliteli eğitim ile mümkündür. Bir sepetteki çürük elmalar temizlenmez ise çürüklerin oranı giderek fazlalaşacaktır. İnsanı merkeze koyarak ona insani değerleri yeniden kazandırmak için sorunlara bir bütün içerisinde yaklaşmak ve incelemek gerekir.
Ben kimim, dünyaya ne zaman geldim, benden önce kaç insan yaşadı, şu anda kaç insan yaşamaya çalışıyor ve insanın geleceği ne olacak diye; sürdürülebilir bir yaşam, sürdürülebilir bir ekosistem ve yaşanabilir bir dünya için insanoğlunun başını iki elinin arasına alıp düşünmesi gerekir.
Prof. Dr. Mehmet Ali KIRPIK
Ekosistem Ekologu

