Değerlendirmeye başlamadan önce şunu belirtmeliyim ki haddim olmayarak bu değerlendirmeye kalkışıyorum. Bu kitabı eleştirecek kadar bilgi ve deneyime sahip değilim. Bu işi sadece ödev amaçlı yapıyorum. O yüzden kitabın kim tarafından yazıldığını, hangi tarihte yazıldığını ve içeriğinin ne olduğu hakkında bilgi verdikten sonra bu kitabı neden seçtiğimi, ilgimi çeken yönlerini ve bende bıraktığı izlenimleri paylaşmayı amaçlıyorum. Bu yüzden yazdığım bu yazının bu hususları gözden geçirilerek okunmasını ümit ediyorum. Son olarak bu kitapla tanışmamı sağlayan babama ve bu ödevi yapmama vesile olan sevgili hocama teşekür ederim.

1.   Kitap Tanıtımı ve İçeriği

Kitabın yazarı Dr. Ali Şeriati’dir. Bu kitap 1997 yılında İşaret Yayınları tarafından çevirisini Prof. Dr. Hasan Hatemi’nin yapmış olduğu eserdir. Aslında yazarın bu ve bunun gibi kitapları daha çok yazarın yaptığı konuşmaların bir derlemesidir. Daha sonradan kitap haline getirilmiş ve çevrilerek bize ulaştırılmıştır. Saman kağıdına yazılmış bu eser ancak kütüphanelerde bulunmaktadır.

  Yazar kitaba başlarken önce bazı kelimelerin anlamlarını ve kendisinin bu kelimeleri ne anlamda kullandığını belirterek başlamıştır. Örneğin küfr, şirk vb. kelimelerin ne anlama geldiğini ve bu kelimeleri ne anlamda kullandığını belirtir. Daha sonra yazar kitapta geçmişten bu güne kadar olan olayların -konuları farklı olsa da- bu çekişmelerin hepsinin din kavgası olduğundan bahseder. Bunlar ister semavi dinler olsun ister diğer tağuti dinler olsun bunların savaşından söz eder. Ona göre hiçbir zaman dinsizlik ile din karşı karşıya gelmemiştir. Dinsiz diye tabir edilenlerin de dini vardır ve bunun için mücadele etmişlerdir. Onların da kendilerine göre din anlayışları vardır. Örneğin Hz. İsa’yı öldüren Ferisilerin, Hz. Musa dönemindeki Samiri’nin dinsiz olmadığını hatta din görevlileri olduklarını söylemiştir. O’na göre dinler her zaman tağuti dinlerin karşısında yer almıştır. Bu iki dinin özelliklerinde çatışma sebeplerini açıklayan yazar tarihten de örnekler vererek konuyu pekiştirir. Yazara göre insanların tüm haklarını ele geçirmek üç unsura bağlıdır. Bunlarda biri sermaye ikincisi yönetim en sonuncusu ve en önemlisi ise dindir. Din insanların en zayıf noktasıdır. O yüzden insanların dini kullanarak sahip olunamayacakları şeyleri yoktur. Yazar bazı yabancı yazarların şu sözlerine yer vererek bu sözlerinde ne kadar haklı olduğunu göstermiştir. Örneğin Karl Marx’ın “din insanın afyonudur.” Halkın dinini ellerinden alan, halka her istediğini yaptıran, onlara zulmeden ve halkın kendi hakkını isteyemeyecek duruma getiren bu kesimin tarihin her döneminde var olduğunu söyleyen yazar bu dönemde de aynı savaşın devam ettiğini sadece bu savaşın isim değiştirmiş versiyonu ile karşımıza çıktığı kitabında göstermiştir.

Ali Şeriati kitabın sonunda din adamı kılığındaki şirk ile dinin apaçık olduğu dönemlerde mücadele etmenin kolay olduğunu fakat bu şirkin tevhidi dinin bulunduğu ortamda kılık değiştirmiş hali ile mücadele etmenin çok zor olacağını söylemektedir. Bu konuyu izah ederken de Hz Ali ve Muaviye dönemi ile Resulü Ekrem zamanını kıyaslamaktadır. Resulü Ekrem döneminde şirk dininin apaçık örtüsüz, dosdoğru ortada olduğunu, Ebu Süfyan, Ebu Cehil gibi müşriklerin açıkca “ işte bunlar benim putlarımdır’’ diyebildikleri halde Hz Ali döneminde şirk dininin gizlendiğini ve bu nedenle de mücadelenin yenilgi ile sonuçlandığını söylemektedir. Bu sözlerinin hemen ardından ‘’Peki bu gizli şirk ne yapmaktadır’’ diye soru yönetmektedir. “Cihada gitmekte, İslam adına fetihlere çıkmakta, hutbe okutmakta, mescit kurmakta, mescitlerde cemaat namazı kıldırmakta, Kur’an-ı Kerim okutmakta, bütün İslam bilgin ve imamlarını kendisine tabi kılmakta, Resulü Ekrem’in tebliğ ettiği dinin ilkelerini yücelten ve savunan bir kişi olarak kendisini göstermektedi.

Kitabımızın en son bölümlerinde kitabı çeviren kişi tarafından dipnotlara yer verilmiştir. Burada kitapta geçen isimler ve olaylar hakkında kısa açıklamalar mevcuttur. Bir nevi sözlük tarzındadır. Yine son söz olarak ta kitabın çevirisini yapan Hüseyin Hatemi tarafında son söz şeklinde bir sunum yapılmış.

2)   Kitabın Kattıkları

Ali Şeraiti’nin de belirttiği gibi gerçektende böyle bir şirk dini ile mücadele etmek çok zordur. Bu şirk ile mücadele yani dost giysisini giymiş bir şirk ile mücadele geçekten de çok zordur. Yani din kisvesi altında halkı sömüren halkın sırtından geçinen ve bunu bir hakmış gibi gösteren o kadar insan var ki…  Sadece bizim ilçede sayabileceğim sürü ile insan var. Benim ailem dahi imamlara çok değer verir ve onların yaptıklarını hiç sorgulamaz. Örneğin imam herhangi bir çocuğu öldüresiye dövse ailesi ses çıkarmaz bir de “İmam dövdüyse haklı bir sebepten dövmüştür hem dayak cennetten çıkmıştır” gibi saçma sebepler sıralarlar. Ben bu sebepten kendi kutsal kitabını okumaktan vazgeçen bir sürü insan tanıyorum ve şimdi hepsi dini hor görüyor, yanlış anlıyor,  yanlış yorumluyor,  benimsemiyor. Bunu başaranlar o kadar belli ve dine o kadar bağlılar ki… Maalesef insanımız bunu göremiyor. Suçu başkalarına atıyor.

Din yavaş yavaş batıllaşıyor,  yozlaşıyor. Bunu – nadir insanlar hariç- kimse görmüyor. Bu eksikliğin farkına varınca da söz aldığınızda ya dinsiz ya da kafir oluyorsunuz. Kimse ne olduğunu anlamıyor ama din elden gidiyor. Üstelik -bu sözde imamlarda-her türlü yolsuzluk onlarda… Eskiden imam maaşları ödenmediğinden halk kendine namaz kıldıran imama kendi zekatını fitresini verirmiş. Şu an bir memurla aşağı yukarı aynı maaşı alan imama bu yardımları veren halktan yardım almaya devam eden imamlar da mevcut. Hele şu muska yapıp dağıtan -bazı alimleri bu konuda tenzih ederim- şarlatanlardan bahsetmiyorum bile.  Dine özellikle kendi dinimize karşı çok karşı gerçekten bir savaş var ve dinimiz büyük bir tehdit altında. İşte bu kitabı seçmemin sebebi tam da bu. Halkımızın kanayan yarası olan din meselesi hakkında yazılmış olan ilaç gibi bir kitap. Bu kitabın okuyanlar üzerinde araştırma duygularının artacağını ve okuma isteklerinin artacağını ümit ediyorum. Bu durumun faillerini görebilmemiz için de -bu kitap dahil-  tüm kitapları okumalıyız. Çünkü okudukça gelişir geliştikçe gözlerimizi açarız. Bu da yozlaşan bir dine inanan bağnaz bir halk olmamızı engeller. Böylece düşünen ne dediğini bilen, neye taptığının neye inandığının fakında olan, entelektüel bir insan olmamızı sağlar. Bu da yarına daha iyi bir gelecek sağlayacak bireyler yetiştirmemizi sağlayacak. Dini sağlam, ahlaklı, dinç, dinamik bir nesil… Bu şekilde kalkınacak olan ülkemizin tekrar eski büyüklüğüne kavuşacak bu kaos ortamının son bulmasına vesile solacaktır. Yazının başında da belirttiğim gibi yineliyorum. Bunu başarabileceğimiz tek silahımız okumaktır. Okumadan bu hedeflerimizi gerçekleştiremeyiz. Zira Yüce Allah’ın ilk emri de Alak suresinin ilk beş ayetinde belirtilen “oku” emridir. Bu sayede o kadar insan bilinçlendirilmiş kendi dinleri, namusları, hürriyetleri için savaşmışlardır. Bunların tümü de okuma sayesinde gerçekleşmiştir. Bu yüzden kültürümüz üzerinde okumanın önemi büyüktür. Kitaplarımızı elimizden düşürmemeliyiz ve kitaplarımıza sahip çıkmalıyız. Artık okumanız dileğiyle…

İYİ OKUMALAR..!

 

Dine Karşı Din

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir