Cumhuriyetimiz 100 Yaşında

Sayı 80- Ekim 2023 Cumhuriyet'in 100. Yılı

Atatürk, “Beyler, 29 Ekim 1923’de Cumhuriyeti ilan ediyoruz”.

İdealleri peşinde koşmak için genç yaşında başlayarak, ömrünün büyük kısmını savaş meydanlarında geçiren, kurtarıcı Atatürk, Cumhuriyeti dediği tarihte ilan etmiştir. Kurulan yeni Cumhuriyet, savaş yorgunu, yıllarca ezilmiş Anadolu insanının yüreğine su serpmiştir. Kendi kabuğu içinde yaşaması emredilen Türk halkı, ayağına vurulan zincirleri kırma gücüne sahip olmaya başlamıştır. Büyük bir dikkatle takip edilen Atatürk, “Kayıtsız şartsız egemenlik Türkiye Cumhuriyetinindir” demeyi Türk halkının aklına yerleştirmiştir.

Cumhuriyet, ülke insanının kula kulluk etmesine yasak getirmiştir.

Tekke ve zaviyeler kapatılarak din istismarına son verildiği için mazlum halk aldatılarak soyulmaktan kurtarılmıştır.

Sahip olduğumuz kaynaklar doğru kullanılarak yurdun kalkınması için harcanmıştır.

Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyetin devrimlerini saymakla bitiremeyiz.

Türk yurtlarında savaş görmüş benim ailem de geçmişteki acılarını unutarak Cumhuriyete dört elle sarılmayı bilmişlerdir. Böyle olduğu için, hiçbir zaman Cumhuriyetin karşısında olmadık. Olmayacağız!

Biz, Cumhuriyeti, Atatürk ve arkadaşlarını çok sevdik.

Bize sunulan Cumhuriyet, bu vatanın her karış toprağına şehit kanı düşerek kazanılmıştır.

                                           ***

Ülkesi için tek kurşun atmayanlar Cumhuriyetin kıymetini bilmiyor.

Her iki dedem bu ülke için savaşmış. Baba tarafından olan dedem şehit, anne tarafından olan dedem ise 16 sene, cepheden cepheye koşarak savaşıp gazi unvanını almıştır.

Toprağını seven insanlarla birleşip, vatana ihanet etmeyeceğiz. Ülkesi için şehit ve gazi olan atalarımızın ahını almayacağız. Cumhuriyet için babasız kalan çocukların, dul kadınların haklarına vefasızlık yaparak girmeyeceğiz. Şehitlerimize and olsun ki, ne şekilde olursa olsun kaşı devrime izin vermeyeceğiz.

Bugün geldiğimiz durum geçicidir. Gençlik zamanımdaki gibi ülkemizin geleceğine umutla bakıyorum. Atatürk’ün öncülüğünü yaptığı devrimlerin daha ileriye götürüleceğinden emindim. Beynimize yerleştirmiş olduğumuz laik, özgür, gelişmiş güzel bir ülkenin hayali benliğimizi hep sarmıştır.

Umudumuzu yitirmemeye kararlıyız.

                                      ***

Niye Atatürk’ü bu kadar çok sevdik.

Cumhuriyete özümüzle nasıl bağlandık.

İnsan haklarını içimize nasıl sindirdik.

Birey ve ulus olmayı öğrenmekte neden zorlanmadık.

Benim yetiştiğim yıllarda toplumun çoğunluğu ayağını yere sağlam basmakta zorlanmıyordu. Ailelerimizin, komşularımızın ve o günlerde çevremizde yaşayan insanların, bizim böyle yetişmiş olmamızda rollerinin büyük olduğuna canı gönülden inanıyorum.

                                                    ***

Çorum’un merkezindeki bir mahallede yaşıyorduk. Mahalle komşularımızdan iki aile köyden şehre yıllar önce göç etmiş, bir aile de Hakkâri’den gelmişti. Bir komşumuz Çerkez, iki ailede alevi, çoğunluğu da Çorum’un yerlisiydi.

Çocukluk ve gençliğimin geçtiği değişik yörelerden gelen insanların bulunduğu mahallemizde, Atatürk sevgisinden taviz verilmezdi. Mahallemiz insanları Cumhuriyete bağlıydı.

Evlerde yapılan ibadetler gösterişten uzaktı. Babalarımız ekmeğini helal kazanırdı. Yokluk varlık tartışması yapılmazdı.

Eşit ve komşuluğa bağlı insan olmak benimsemişti.

Gittiğimiz okullarda, kılık kıyafetleri düzgün saygıdeğer öğretmenlerimizin verdiği eğitim, bizleri ülkemize, Cumhuriyetin devrimlerine sıkı sıkıya bağlamıştı.

Öğrendiğimiz marş ve şiirlerle vatan sevgisini doya doya tadıyorduk.

Coğrafya haritası üzerinde, ülkemizin nerelerinin kurtulduğu anlatılırken, Atatürk ve Cumhuriyeti anmadığımız gün yoktu.

                                                      ***

Duvarımızdaki fotoğraflar.

Daha ilkokula gitmiyordum. El dokuması ipek halının iki ucuna ve ortasına annem ilik örmüş, o gün için çok değerli gördüğü küçük halıyı duvarımıza süs diye çivi ile asmış.

Duvarda asılı olan halının üç çivisinde, çerçeveli üç tane siyah beyaz fotoğraf duruyordu. Savaşın acılarını yaşamış babam, bu fotoğrafları ne zaman alıp, çerçeveleterek üç çiviye ayrı ayrı asmış hiç hatırlamıyordum.

Fotoğraflara gelecek olursak; birisinde hasır bir koltuğa Atatürk asker elbisesiyle oturmuştu. İkincisinde, yine aynı koltuk ve aynı kıyafetle Atatürk oturmuş, üç silah arkadaşı arkasında dikeliyordu. Birinde de Atatürk’ün asker elbiseli boy fotoğrafı bulunuyordu.

Askerlik mesleğini kutsal sayarak büyük sevgi duyan babam, belki ben doğmadan odayı bu fotoğraflarla süslemişti. Böyle bir oda da annem, yere sofra bezini serer, üzerine ekmek tahtasını koyarak yemeğimizi oturarak yerdik.

Çoğu akşam yemeklerinde babam bu fotoğraflara derin derin bakar konuşurdu. O yaşımda, ne konuşurdu farkında olamadım ama yüzündeki hüzün ve mutluluk karışımını yıllar sonra anlamaya çalıştım.

 Dört kardeşini göç yolunda kaybeden babam, belki de annesinin, ağabeyi ve kendisinin sağ kalmasına şükrederek, Atatürk’e ve silah arkadaşlarına minnet duyduğundan bahsediyordu. Belki de Çanakkale’de şehit olan babasını düşünerek hüzünleniyordu. Ya da anılarını unutmak istemiyordu da onun için kurtarıcıların fotoğraflarına bakıyordu.

Ben, Atatürk sevgisini, çocuk yaşımda o fotoğraflardan ve babamın yüzünden öğrendim. Atatürk’ün o fotoğraflarını ne zaman görsem ailemdeki büyük komutana duyulan sevgi saygı gelir aklıma.

                                                ***

Meğer, o zamanda bile her şey benim zannettiğim kadar süt liman değilmiş.

İlkokul üçüncü sınıfa gidiyordum, gece yarısı bir ilkokul bahçesindeki Atatürk büstünün başını balta ile vurup kırmışlardı. Ertesi gün babam, bu ihaneti duyar duymaz halkla birlikte bilgi edinmek için oraya gitmiş. O gün işini bırakarak eve geldi. İnsanların gösterdiği tepkiyi ve gördüklerini hırs içinden anneme anlattı. Geçmişte, yaşadıklarını hatırlayıp, “İnsanlar, nasıl bu kadar nankör ve hain oluyor. Polis bunu yapanı bulup ağır ceza verilmeli” dedi. Annem ve ben de babamın anlattıklarından çok etkilenmiştik.

Savaştan yeni çıkmış ülke insanının Cumhuriyet ve Atatürk düşman olması akla sığmazdı.

Cumhuriyetimize ve Atatürk’e dil uzatanlar yüzünden güzel vatanım tamiri zor zararlar görüyor.  Bugün, kenarından köşesinden çekiştirilerek yok edilmeye çalışılsa da Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır.

Kan gölüne dönmüş dünyanın içinde bugün biz yoksak büyük Atatürk sayesindedir.

Hayalini kurduğum, Atatürk devrimlerine ulaşmış, laik, aydın insanların ışığında yaşayacağımız günlere erişmemiz dileğimle.

“Ne Mutlu Türküm Diyene” sözüne sahip çıkan insanların, Cumhuriyetin 100. yılını saygıyla kutluyorum.

2 thoughts on “Cumhuriyetimiz 100 Yaşında

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir