Dilek Kelebek

 

Hamurunda iyiyi güzeli arayış vardı da insanın; yürüdüğü yollar, yaşadığı anlar, dahil olduğu hayatlar farkındalıkları doğururdu. Ben bir anneyim… Nefes almanın lütuf olduğu dünyaya iki kız evlat getirerek sorumluluklarımı zirveye taşıdım. Elbet şaşardım beşerdim insandım ama evlatlara gelince cümleler; durmak gerekirdi orada, düşünmek ve sağlam adımlarla ilerlemek.

 

Neden mi?

 

 

Eskiden su küçüğün sofra büyüğündü. Çünkü etrafında toplaşılan sofralar vardı, hem kalabalık hem sohbeti kahkahası bol. Şimdilerde tabağını eline alan bir odaya geçiyor. Çocuklar bilgisayar başında yiyor yiyor da ne yediğini anlamıyor, bir “eline sağlık annecim” deme gereği duymuyor. Olur da o akşam yemeği ailecek yeniyorsa; sessizlik, acelecilik, bir iki sorgu sual yemeğin tuzu biberi oluyor. Anneler evlatlarına kıyıp bir bardak su isteyemiyor, babalar yorgun düşmüş halde geldiği eve “gününüz nasıl geçti bakalım bugün çocuklar” ya da “bugün gözlerin bir yorgun bakıyor canım, iyi misin” cümlelerini sarf etmeye takat bulamıyor. Bense şunu savunuyorum “yaşadığın an en değerli an..”.

 

Büyük kızım için kullandığım bir cümle vardır benim. Ne zaman ki O’na dair bir övgü ile karşılaşsam “Razıyım ben evladımdan” derim. Her şeyden öte, güler yüzü razı olmam için bir sebep de benim değer verdiğim olgulara saygı duyması benim için ayrıca kıymetlidir. Bir gün bir doktor kontrolü sonrası uzandığı sedyenin üzerindeki örtüyü kalkarken düzelttiğini gören doktor “Bakın. Alerjik bünyeli çocuklar düzenli ve temizdirler.” diyerek davranışını yorumladığında, haklı olduğunu başımla onaylarken içimden “Bende mi alerjik durumdayım acaba?” diye geçirmiştim. Anneciğimden öğrendiğim tertip düzen, küçük yaşta edindiğim sorumluluklar, çevremdekilere saygıdan kaynaklı davranışlar daha çok etkiliydi bende alerjiden ziyade. Bir büyüğümüzü gördüğümüzde üstümüze başımıza çeki düzen verirdik ve bir tebessümle selamlardık da gocunmazdık hiç bundan. Annemiz bizi “selam ver çocuğum” diye uyarmazdı hiç. Çünkü zaten ailemizden görmüştük tebessümle selam vermenin zarafetini ve karşıdaki insanda yarattığı saygınlığı. Bunu biraz da Mevlana’nın Rubai’sindeki şu dizelere benzetirim; “üzüm üzüme baka baka kararacak, meyve kendi ağacında salkım haline gelecektir.”

 

Kalabalık aileler vardı. Büyük anneler, büyük babalarla yaşanır; çocuklar da kahkahalar da çokça olurdu. Herkes bir işin ucundan tutar, sorumluluğunu bilir, öğrenmek kendiliğinden gerçekleşen bir durum olurdu. Şimdilerde çocukları alıyoruz karşımıza “kaliteli zaman” geçirmek adına eğitici oyunlar oynayıp alttan alta bir şeyler öğretmeye çalışıyoruz ya, gerek yoktu o zamanlar. Sayıları, renkleri, şekilleri, eş anlam-zıt anlamları evdeki günlük konuşmalarda öğrenir, ev halkından dinlediği hikayelerle pekiştirirlerdi. Çocuklara bir birey olarak davranılırdı ama bunu uzman eğitimciler söylediği için yapmazlardı, değerliydi çocuk yüreği göstermelik olmayanından hem de. Elbet vardı kayıp hayatlar ve mağdur çocuklar. Ve her dönemde olacaktı. Ancak; günümüz dünyasında anne babalara daha çok iş düşmekteydi kayıp hayatlara mahal vermemek için.  Teknolojiyi hayatımızdan soyutlamayalım, hayatımızı kolaylaştıran yeniliklere sırtımızı dönmeyelim, çekirdek aile olmaya da karşı değilim ama köklerimizi de unutmayalım, bizi biz yapan insanlık değerlerimizi gelişi güzel savurmayalım. Her zaman mükemmel değildir anlar, anılar. Erdem; sıkı sıkı sarılmaktır önce kendine sonra sevdiklerine ve değerlerine.

 

Bu örneklemeleri çoğu kişi yaşamıştır görmüştür, bilir söyler de aslolan içindeki iyiliği korumaktır. Ben bir anneyim… Ben kızlarıma sevgiyi rehber edinmeyi öğretmeye çalışıyorum şimdilerde. Bir çiçekten, sokaktaki bir kediden tutun da gökyüzüne, yağmura, insana kadar; sevmeyi. Uzatılan eli tutmayı, havada bırakmamayı; vefayı tüm vefasızlıklar içinde, kıymet vermeyi, elinde olana şükretmeyi hayatın sunduklarında. Gülümsemeyi en olmadık anda yeni güne… Polyannacılıktan ziyade, değişen dünyaya ayak uydurmaya çalışırken; özünü ve doğru bildiklerini kaybetmeden, kırıp dökmeden, kendini savunarak yaşamı adımlamayı öğreti edinmeleri temennim.

Ben Bir Anneyim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir