Ruhumuzun Işıltıları

RUHUMUZUN IŞILTILARI (9-12 Yaş Çocuk Öyküsü) Bengül Biroğlu Şahbaz[1] Yeteneklerini keşfetmeye cesareti olan tüm çocuklar için… Her doğan günle birlikte binlerce canlı, farklı bir yerde açar gözlerini dünyaya. Kimi bir ağaç kovuğunda, kimi okyanusun derinliklerinde, kimi çok uzak buzullarda, kimi de bizim gibi her biri kalabalık bir aile olan arı kovanlarında. Ben yaşadığım kovanın yani […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Bir Fincan Kahve

  Bakır cezvede, kısık ateşte yavaş yavaş kabaran kahvenin kokusu Fatma Hanım’ı çok eskilere götürmeye yetiyordu. Yetmişini çoktan geçmiş bu hanım, aklaşan saçlarına, kırışan ellerine, çukurlaşan gözlerine inat her geçen yıl daha da bağlanıyordu hayata. Üzerinden katman katman yükler kalkıyor, sanki her geçen gün eteklerindeki dikenlerden sıyrılıyordu. Ağzında her zaman buruk bir tat bıraksa da […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Kibrit Kutusu

  Suriyeli öğrencilerime ve tüm mülteci çocuklara, Bu yolculuğa çıkmaya karar vermek benim için oldukça zor oldu. Sanki gönlümün bir yanı kanatlanıp uçacak, bir yanı ise cehennem çukurlarında sonsuza dek dağlanacak gibiydi. Yedi yıl önce bir kamyonetin arkasında, amcamın dizinde yarı baygın terk etmiştim ülkemi. Ailemi, evimi, çocukluğumu yıkılan duvarların altına gömmüş, Türkiye’yi yaralarıma merhem […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Anneden Masallar

  Her birimiz toplumsal rollerimizle kuşatılmış haldeyiz. Bir anne, bir öğretmen, bir eş, arkadaş, kimi zaman bir öğrenci ya da bir ev hanımı… Sorumluluklar öylesine çok ki insanın bazen başını göğe kaldırıp: “Hangi mevsimdeyiz, hangi aydayız, günlerden ne?” diye sorası geliyor. Sanki haftalar yalnızca pazartesi ve cumadan ibaret iki gün gibi. Cumartesi ve pazarsa adı […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

İnce Memed’in Ateşi

Ne yanından bakarsanız bakın zor yıllardı. İnsanlar okuyor ama “Okumadık, okumuyoruz…” diye inkâr ediyorlardı. Yazıyorlardı; “Yazmadık, zinhar yazmayacağız…” diyorlardı. Beni de genç bir hanım, kocası alelacele askere çağrılınca birkaç başka kitapla birlikte bir çay bir simit parasına bu izbe sahafa bıraktı. Ertesi gün öğle vakti –ben henüz tozlu bir rafa hapsolmadan- yirmili yaşlarında bir delikanlı […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Gorki’nin Edebi Dünyasının Mimarı

Zamanın akışına, yaşamın seyrine yön veren insanların hayatları hiç kuşkusuz karmaşık, uçurumlu yollarla, ötesi görünmeyen dönemeçlerle ve sonu gelmeyecek sanılan buhranlarla doludur. Yaşamak zorunda oldukları koşullar, onları mücadeleye itmiş ve bu savaştan galip çıkan kişiler,  insanlığın hafızasında kolay kolay silinmeyecek bir yer etmişlerdir. Ünlü Rus yazar Maksim Gorki de yukarıda anlatılan niteliklere sahip, dünya edebiyatında […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Dil Politikaları

Hüseyin Sadoğlu,  Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Yönetimi Ana Bilim dalı, Siyaset ve Sosyal Bilimler bilim dalında “Uluslaşma Sürecinde Türk Dil Politikaları (1839–1950)” başlıklı teziyle 2002 yılında doktor unvanını aldı. Ekim 2003’te Sadoğlu’nun doktora tezi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından “Türkiye’de Ulusçuluk ve Dil Politikaları” adıyla kitaplaştırılmıştır. Sadoğlu, eserini dört ana başlık üzerinde kurgular: Birinci […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Kumpanyadaki Kız

İkinci dünya savaşının ateşi yeni yeni sönüp dünyanın üstündeki kara bulutlar dağılmaya başladığında birkaç günlük yolculuğun yorgunluğuyla askerden dönen kara yağız delikanlı Çukurova’ya ayakbastı. Sırtında bir soluk mintan, siyah, eprimiş bir şalvar ve tozlu ayaklarında eski çarıklar… Ali, baba ocağından ilk kez askere gitmek için ayrılmıştı dört yıl önce. Tam dört koca yıl askerlik yapmıştı […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Mektuplarda Yaşayanlar

“İLYAS HALİL ve NURİ ABAÇ’IN KANADA MEKTUPLARI” ÜZERİNE DÜŞÜNCELER Bengül Biroğlu Şahbaz Orhan Özdemir’in düzenlemeleriyle okuyucu ile buluşan İlyas Halil ve Nuri Abaç’ın Kanada Mektupları adlı eser, Ocak 2016’da Kanguru Yayınlarından çıktı. 2008 yılında Nuri Abaç’ın aramızdan ayrılışı ile kadim bir dostu yitirmenin acısıyla sarsılan İlyas Halil, sonraki yıllarda ödüllü yazar Orhan Özdemir ile tanışır. […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Bengül Biroğlu Şahbaz’ın Yazıları

Bengül BİROĞLU ŞAHBAZ Adana’da 1986 yılında dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Adana’da, liseyi Nevşehir Anadolu Öğretmen Lisesinde tamamladı. 2008 yılında Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği Bölümünden mezun oldu. 2013 yılında Mersin Üniversitesi Türkçe Eğitimi Ana Bilim Dalında yüksek lisans eğitimini tamamladı. 2008 yılından bu yana Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda Türkçe öğretmenliği […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

“Dr. Parkyeri” Üzerine

Alman yazar Franz Hohler’in kaleme aldığı Dr. Parkplatz adlı eser, 1997 yılında Orhan Özdemir tarafından Dr. Parkyeri adıyla Türkçeye çevrilmiş ve Kültür Bakanlığınca yayımlanmıştır. Hohler, kendisini bu eseri yazmaya iten gücü; çocukları kurt, tilki masallarıyla korkutmak yerine; çocuklara günlük hayatta karşılarına çıkan kurt ve tilkileri tanıtmak olarak açıklar. Dr. Parkyeri, -bir parkta bahçıvan olan dedesi, henüz parkyerlerinin hiç olmadığı […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Bir Öğretmen

Güzel Mersin’in göç alan mahallelerinin birinde, oldukça kalabalık bir okulda görev yapmaktayım. “Türkiye Cumhuriyeti anayasasına, Atatürk inkılâp ve ilkelerine, anayasada ifadesini bulan Türk milliyetçiliğine sadakatle bağlı kalmaya; Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını tarafsız ve eşitlik ilkelerine bağlı kalarak uygulamaya; Türk milletinin millî, ahlâkî, insanî, manevî ve kültürel değerlerini benimseyip, koruyup, bunları geliştirmek için çabalamaya; insan haklarına ve […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Mavi – Kırmızı

Tek bir tutkunun, duygunun esiri olanlar, gözlerini öyle bir kaparlar ki hayata çevrelerinde bir dünya döner durur da farkına varamazlar. İnsan, takmışsa bir kere at gözlüklerini başka renkleri, tatları, kokuları keşfetmesi mümkün değildir. Çünkü ancak hayal kuranlar görebilirler rüyaların ötesini. Biraz sonra okuyacağınız masal, tam da bunu anlatıyor. Çok uzaklarda, denizin ve ufkun ötesinde Mavi […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Ayçiçeği – Günebakan

Günlerdir bir ışık demetinin içinde gözlerim kamaşarak öylesine mutlu sallanıp duruyorum. İyi ki diyorum iyi ki çiftçinin hoyrat eli beni savuruvermiş bu kıyıcığa. Bana benzeyen binlercesinin bulunduğu geniş bir arazide, kenarda kalmam sebebiyle yoldan geçen arabaların tozlarına bulanmış ve rüzgâra karşı köklerini toprağa sımsıkı sarmış bir ayçiçeğiyim. Bizim genel adımızdır ayçiçeği yani herkes öyle bilir. […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Nedim’in Gözüyle Kadın Güzelliği

Güzel görmek, güzel olanı görmek ya da bakışıyla güzelleştirmek apayrı bir vasıftır. Divan şairleri güzeli görmekte, gördüğünü güzelleştirmekte ustadır. Onlar için sevgili çoğunlukla gül, bazen peri bazen de mahdır. Âşık için maşuk zalim bir hükümdardır, gülşendeki gülşahdır. Kusursuzdur, mükemmeldir, her uzvu ayrı güzeldir. Divan geleneğinde aşk, mey, kadın ve kadın güzelliği şiir yazmak için en […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Süt

Havanın artık iyiden iyiye soğuduğu, ayazın kapıdan bacadan içeriye dolduğu bir kasım gecesinde, sobanın sönmeye yüz tutmuş ateşine daha, biraz daha yaklaşıp ısınmaya çalışan dört küçük çocuk ve bir kadın… Anadolu’nun uzak dağları arasında, küçük bir kasabada, kaymakamlıkta memur olan bir babanın yaklaşan kışı kaygıyla bekleyen karısı ve hiçbir şeyden habersiz dört çocuğu…      Hayır […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Kardeşsiz Öykü

Asıl zor olan nasıl anlatacağını değil, neyi anlatacağını bilmemek… Nasıl ve nereden başlayacağını mesela. Bu sebepledir ki dönüp duruyorum günlerdir. Yıllar önceydi… Hayır, hayır o kadar geç değil birkaç yıl öncesinde belki gerçekten onu gördüğümü sandığım. Bankadan çıkarken bir şeyler sıkıştırıp duruyordu çantasına, muhtemelen cüzdanıydı. Omuzlarına dökülmüş, kırçıllaşmış saçları yüzünü net görmemi engelliyordu. Öylesine pişmanım […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Doğum

Birçok ailenin geçmişinde isli lekeler olarak kalan “istenmeyen” çocukların öyküsüdür anlatacaklarım. Herkesin öyküsü doğduğunda başlar sanılır. Benimkisi, ben doğmadan başlamış. Başka öykülerde de bahsi geçen dağlar ardındaki uzak kasabada, yirmili yaşların sonlarına yaklaşmış anne ve babamın aklında bile yokmuş belki, benim olma (doğma) olasılığım. Ablam iki, ağabeyimse henüz sekiz aylıkken üçüncü bir çocuk olarak ailemizin […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Bir Başkası Olmak ya da Kertenkele

Birkaç günlük tatilin ardından geç vakit eve dönen Müzeyyen Hanım ve Osman Bey bahçe kapısının önündeki yaralı kertenkeleyi sokak lambasının ışığında rahatlıkla görebiliyordu. Hatta can çekişen kertenkelenin seğirten arka bacağı bile seçilebiliyordu. Osman Bey, ürkeceğini sandığı Müzeyyen Hanım’ın kertenkeleyi uzun bir adım atarak tereddütsüz geçivermesini şaşkınlıkla izledi. Son aylarda evin çevresindeki kertenkeleler artmıştı. Mahallelinin “koçmar” […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Susma

Uykunun sihirli kapısından girmiş gibi ağır aksak, dumanlı boğuk bir sabahtır hatırladıklarım. Kaderimin beni uçar adımlarla getirip birden koyverdiği bir kapı önüdür hayatımın dönüm noktası. Tahta bir kapıdan geçtikten sonra genişçe bir taşlıktan kalabalık bir sofaya gelişim, benden belki de birkaç yaş küçük beş altı kadar çocuğun yabancı bakışları, sonra yıllarca “abla” diye sesleneceğim kadının […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Elma ya da Kitap

İnsanoğlunun yemek yeme gayreti sadece biyolojik bir ihtiyaç değildir bence. Çoğunlukla bilinçaltıyla ilgilidir. Adem’le Havva’nın kaderindeki o büyük çatlak da nitekim yemekle ilgilidir, elma yemekle. Mağara adamı güneş doğup da mağarasından çıkınca ilkin “Ne yesem?” diyerek bakmıştır etrafına. İşte insanlık tarihinin bin yıllardır cevap bulamadığı o soruyu hala sorup durmaz mıyız? Ne yesem? Bu soru […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Yatılı Okul Günlüğü: Zaman

Zaman, ayaklarımızın altından bir su gibi akıp geçiyor, hissettirmeden. Bu yüzden olmalı üzerinden onca zaman geçmiş hatıraları sanki dün yaşamış gibi olmamız. Üstelik eskimeyen yaşantılarla doluyken zihnimiz yine de dolmaya devam ediyor yeni fotoğraflarla. Saatler, günler adımlarını sürüdükçe; yıllar bir o kadar hızlı pedal çeviriyor.             Uzun zaman önceydi belki de daha dün. Bir yatılı […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Bit’en Gülümseme

Şehrin merkezinde ama ülkenin en uzak köşesinde hissettiren bir okulda öğretmenim yıllardır. Her an, herhangi bir öğrencide uçurumun derinliklerini görüp seyredebilirsiniz burada. Karşınıza ne zaman, nasıl ve ne türlü bir hikâye çıkacağı belli olmaz. Gören ve işiten bir kalp için zorlu zamanlardır onlar.  Son derse girerken daha sınıfa varmadan tanıdık bir ses koridorda yankılanıyordu. Adımlarımı […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Kadınların Zihni: Karmaşanın Düzeni

Kadınların zihni; uzun, dolambaçlı bir yola benzer. Sonuca giden en kısa yol; daima bütün duraklarda durulan, bütün köşe başlarında eğlenilen, bütün ihtimallerin gözden geçirildiği dolaylı, imalı bir yoldur. Çözülmesi imkânsız, dolaşık bir yün yumağı gibi açıldıkça karışan, karıştıkça içinde sarıp sarmalanacağınız bir imgeler denizi olur. Öyle bir denizdir ki bu, durgun suları altında dalga dalga […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Yazamamak Üzerine

Bazen yazmak öyle zor ki… Başlangıçta kolay gibi görünse de iş başa düşünce hiç de söylendiği gibi olmuyor. Oysa bir yazıyı okumak kolaydır değil mi? İstediğiniz zaman, istediğiniz yazardan istediğiniz öyküyü, makaleyi, denemeyi vb. istediğiniz yerde okuyabilirsiniz. Ama yazmak öyle mi ya… Okumak öğretilmiş de bizlere ama nedense yazmak öğretilmemiş. Hep kendi kendine ortaya çıkması […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Öteki Konuşmalar

Düşünmeden yaşamak her şeyi… Acaba daha mı güzel uykusuz gecelerden? Bir kurt gibi beynimizi kemiren düşlerden, sözlerden… Sabahın erken saatinde bile gözlerinizi açar açmaz bir şimşek gibi beynimizde çakıveren kısır imgeler… Odalarda, koridorda amansızca gezdiren bulanık görüntüler, başı sonu bir türlü hatırlanmayan yarım yamalak sözler, bir gölge gibi peşimizden ayrılmayan, bir küfür gibi dilimize dolanan […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

Beyaz Güller

Beyaz elbiseler içindeki kadın beyazlarla döşenmiş bir restoranda camın kenarındaki masada oturuyordu. Yemeğini sipariş etti ve beklemeye başladı. Derken içeri siyah takım elbise giymiş bir adam girdi ve kadının tam karşısındaki masaya oturdu. Adamın beğeni dolu bakışları kadının dikkatinden kaçmadı. Kadın, o akşam eve döndüğünde kapının önünde bir buket beyaz gül buldu. Üzerinde de şöyle […]

Yazının devamı İçin tıklayınız

KİRAZ KOKUSU

Yaşlı kadın kapının çalınmasına aldırış etmeden pencerenin önündeki sandalyede öylece oturuyordu. Uzun zamandır yalnız yaşadığı eski, büyük, ahşap evinin üst katındaki bu oda özensizce döşenmişti ve nerdeyse lambayı yakmayı gerektirecek kadar karanlıktı. Pencereden maviliğini grilere teslim etmiş yorgun bir gökyüzü görünüyordu. Bahçedeki artık meyve vermeyen kiraz ağaçları son yapraklarına da veda etmişti. Sanki ekmek kırıntısı […]

Yazının devamı İçin tıklayınız