Atatürk ve Macarlar

Sayı 83- Temmuz 2024 Macaristan Özel Sayısı

Atatürk ve Macarlar*

 Doç. Dr. Emre Saral**

Türklerin yüzyıllardır en yoğun ilişki içinde olduğu milletlerden biri Macarlar olmuştur. Ne var ki, Orta ve Doğu Avrupa tarihi üzerine Türkiye’de az çalışma yapılmıştır. Bölge ülkelerinin günümüzdeki konumlarıyla ve tarihleriyle ilgilenen, bu alana eğilen akademisyenlerin ve araştırmacıların yetişmesi gerekmektedir. Buna bir önayak olması amacıyla çalışmanın konusu Atatürk ve Macarların ilişkileri üzerinedir ve iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm, Atatürk’ün Macarlara yönelik algısını sunarken, ikinci bölümde ise Macarların Atatürk ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni nasıl algıladıklarını ortaya konulacaktır.

Konuya girmeden önce Türkler ve Macarların tarih boyunca süregelen ortak özelliklerine bir göz atmak gerekir. Macarların Türk soyundan geldiği kanaati akademik camiada güçlü delillerle savunulmuştur ve bu iddiayı destekleyici çalışmalar günümüzde de sürdürülmektedir. Gerçi iki ulusun savaştığı devirler de olmuştur, fakat iki ulusun tarihlerinde ortak noktaların olduğunu söylemek mümkündür. Öncelikle iki ulus da aynı dil ailesinin, Ural-Altay dil ailesinin mensubudurlar ve Macarca ile Türkçe’nin dil yapıları oldukça benzeşir. Osmanlı Devleti’nin güçlü dönemlerinden itibaren, gerileme döneminin büyük bir kısmı da dâhil olmak üzere, bu iki ulus komşuluk ilişkisi içinde olmuşlardır. Bu komşuluk ilişkileri ve Avrupa’daki siyasî gelişmeler ışığında Macaristan’da meydana gelen birtakım olaylar neticesinde Tökhöly, Rakoczi, Kossuth gibi Macar siyasî lider ve komutanları Osmanlı Devleti’ne sığınmışlardır. Bununla beraber, Birinci Dünya Savaşı ve günümüzde bu iki devlet NATO yapılanması dikkate alındığında aynı askerî ittifak içinde yer almışlardır ve günümüzde Avrupa Birliği kapsamında ekonomik ve ticarî ilişkilerini yürütmektedirler.

Bu ilişkiler ağına paralel olarak, Macarların Türk kültürüne yaptıkları katkılar ise şöyle sıralanabilir: İstanbul’un fethi esnasında Fatih Sultan Mehmet’in toplarını döken usta Urban Macar’dır. Yine, matbaayı getiren İbrahim Müteferrika Macar asıllıdır. Dünyada Türkoloji Kürsüsü’nün 1870 yılında kurulduğu ilk ülke Macaristan’dır. Ayrıca, Tanzimat döneminden itibaren Osmanlı’da Batılı anlamda müziğin gelişmesinde Macar müzisyenlerin katkısı olmuştur. Ferenc (Franz) Liszt, August von Adelburg, Macar Tevfik Bey, Hegei (Hece) Efendi, Alexandre Kommendiger, Vondra Bey ve Leopold Auer gibi Macar kökenli besteci, icracı ve öğretmenler Osmanlı topraklarına davet edilmişlerdir ve bunlardan kimi Türkiye’ye yerleşerek hayatlarını burada sürdürmüşlerdir.[1]

Atatürk döneminde tezahür eden Türk-Macar ilişkilerinin temellerinin özellikle 19. yüzyılın ikinci ve 20. yüzyılın ilk yarısında atıldığı ileri sürülebilir. 1848 yılında Habsburg topraklarında yaşanan gelişmeler ve Rus müdahalesi sonucu Osmanlı topraklarına sığınan Lajos Kossuth ve beraberindekilerin iltica talebine cevaben Sultan Abdülmecid “Bir Macarı elli bin Osmanlı kanı döker yine muhafaza ederim.” diyerek Macarlara duyduğu güven ve sevgiyi dile getirmiştir.[2]

Özellikle Tanzimat döneminde Osmanlı’dan üst düzey yetkililer ve sanatçılar Avusturya- Macaristan’a resmî ziyaretlerde bulunmuşlar, Macar akademisyen ve yetkililerle bir araya gelmişlerdir. Bu buluşmalara bir örnek 1867 yılında Viyana’ya giden İstanbul Şehbenderi (Belediye Başkanı) Ömer Faiz Efendi’nin tecrübesidir. Cemal Kutay’ın aktardığına göre, Macar Şark İlimleri Akademisi Başkanı Laszlo Aponyi’nin kendisine “Biraz daha akıllı hareket etseydiniz, bu sarayda ev sahibi ile misafir yer değiştirirdi” dediğini yazmıştır.[3] Yine, 1876 yılında Sultan II. Abdülhamid adına Budapeşte’ye yapılan resmî bir ziyarette Osmanlı heyetinde yer alan ve heyete gösterilen yakın teveccüh karşısında duygularını gizleyemeyen Cevad Bey’in söylediği dizeler de anlamlıdır:

“Ittihad-ı Macar ve Türk ola daim mes’ud.
Yaşasın, olmasın asla bu cihanda mefkud.” [4]

 Bunların haricinde, 20 yüzyılın başından itibaren Macaristan aydın camiasında yükselen Turancı akım İttihat ve Terakki hareketine destek vermiştir. Yine, 1917 yılında, savaş ortamının da getirdiği ittifakla İstanbul’da Macar kültürünün yayılması ve tanıtılması amacıyla bir Macar enstitüsü kurulmuştur. Bir sene kadar faaliyet gösteren bu kurum Prof. Antal Hekler koordinatörlüğünde çalışmalarını sürdürmüş, genelde İstanbul üzerine çalışmalar yapmış, savaşın sona ermesini takiben lağvedilmiştir.[5]

Bu itibarla, Atatürk’ün Cumhuriyet’in kuruluş döneminde Macar ilim ve siyaset adamlarına gösterdiği ilginin altyapısında böyle bir tarihî ve manevî birikimin yattığı iddia edilebilir.

Atatürk’ün Macar Algısı

Atatürk’ün Macar milletine olan ilgisini iki başlık altında inceleyebiliriz: Bunlardan ilki Macaristan ile yapılan sık temaslardır. Türkiye ile Macaristan arasında Dostluk Antlaşması (18.12.1923), İkamet Antlaşması (8.12.1925), Hakemlik, Uzlaşma ve Tarafsızlık Antlaşması (5.1.1929) imzalanmış, bu antlaşmanın süresi 22 Ekim 1933 tarihinde uzatılmıştır. 1923 yılında imzalanan Dostluk Antlaşması, Macaristan hükümetinin Trianon Antlaşması sonrası imzaladığı ilk antlaşma olması bakımından önemi haizdir.

Bu dönemde karşılıklı ziyaretler de sıklıkla yapılmıştır: Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ın 1928 yılındaki Macaristan ziyaretine Macar mütekabili Lajos Walkó 1930 yılında cevap vermiştir. Macaristan Başbakanı Kont Bethlen 1930 yılında Türkiye’ye gelerek Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına katılmış, Başbakan İsmet Paşa (İnönü) 1931 yılında bu ziyarete cevap vermiştir. Bir sonraki Macar Başbakanı Gyula Gömbös, Ekim 1932’de Ankara’ya gelmiştir. TBMM’nden bir heyet Budapeşte’yi 1931 yılında ziyaret etmiş, 1933 yılının Ekim ayında ise Macar heyetinin temasları neticesinde Hakemlik Antlaşması’nın süresi uzatılmıştır. Atatürk, bu dönemde TBMM’de yaptığı bir konuşmada konuya değinmiştir: “Macaristan’la yapılan buna benzer ziyaretlerin iyi izlenimlerini özellikle belirtmek isterim. Kardeş Macar milleti ile dostluk belirtileri her zaman istediğimiz, gerekli bulduğumuz mutlu olaylar arasındadır.” [6]

Siyaset konusunda dikkat uyandıran başka bir nokta da Atatürk döneminde Budapeşte’ye atanan büyükelçilerdir. Bu kişilerin Atatürk’ün kimi zaman beraber çalıştığı, tecrübeli ve Atatürk’ün güvendiği kimseler olduğu görülebilir: Enis Behiç (Koryürek), millî mücadele döneminde Budapeşte’de konsolos olarak görev yapmış, ardından Hüsrev (Gerede), Vasıf (Çınar), Behiç (Erkin) Macaristan’a elçi olarak atanmışlardır. Bu durum Atatürk’ün Macar ülkesine verdiği önemin bir göstergesi olarak düşünülebilir.[7]

Atatürk’ün on senelik zaman zarfında Macarlar’a yönelik hitaplarından bu ulusa karşı duyduğu sevgi ve Trianon Antlaşması sonrası düştükleri duruma yaptığı atıf da görülebilir: 22 Ağustos 1923 tarihinde, Macar Meclisi’nde okunan mektupta“Doğruluk, metanet ve nefisten fedakarlık zafere ulaştırır. Orada,Tuna kıyısında acı çeken kardeş halkın geleceğine inanıyor ve güveniyoruz. Ümitsiz olmayınız; zira gelecek, arzu ve imanı olana vaat olunmuştur.” demiştir.[8]

11 Mayıs 1924 tarihinde Macar elçisinin kendisine itimat mektubunu sunarken buna benzer olarak “İki memleket arasında hayırlı olarak mevcut uyum ve ahenk bağlarının mesainiz sayesinde bir kat daha kuvvetleneceği hakkındaki kanaatinize tamamıyla iştirak etmekteyim.” görüşlerini dile getirmiştir.[9] Yine 1934 yılında kendisine sunulan güven mektubuna cevaben “Bu iki halk tarih boyunca bir kere yan yana gelip akrabalıklarının farkına varsaydı, Doğu Avrupa tarihi çok farklı olurdu. Yüzyıllarca dinî nedenlerden başlayan ve her iki tarafa da zarar veren savaşların yerini dostluk almalıydı.” sözleriyle önemli bir noktanın altını çizmiştir.[10] Atatürk’ün aynı düşünceyi içeren sözlerini Türk Tarih Kurumu üyesi Zajti Ferenc’e de söylediği Hasan Cemil Çambel’in anılarında dile getirilmektedir.[11]

Bu noktada Atatürk’ün Macarlara hitaben sarf ettiği başka bir söze özellikle vurgu yapmak gerekir. Macar Kral Naibi Amiral Horthy’ye 30 Mayıs 1924 tarihli mektubunda şöyle demektedir:  “Manevî ve fikrî meziyetlerini ziyadesiyle takdir ettiğim Macar milletinin samimi bir hayranıyım. Memleketlerimiz arasında mevcut olan asırlık dostluk münasebetlerini bir kat daha takviye etmek için hiçbir şeyden kaçınmayacağım.”[12]

Atatürk’ün kullandığı manevî ve fikrî meziyetler ibaresi yeni bir tartışma konusunu beraberinde getirmektedir. Çalışmanın özünü oluşturan bu söz, Atatürk’ün kültürel ilişkilerinde Macarlara verdiği kıymetin bir işareti olarak görülebilir. Memleketin kalkınması ve çağdaşlaşma yolunda Macarlar’a görev verilmiş; Macarlar’dan fikir alınmıştır. Siyasî ilişkilerin yanı sıra kültür politikalarının oluşumunda da Macarlar’ın birikiminden istifade edilmiştir.

Türklerin Lale Devri’nde başlayan ve Tanzimat dönemiyle iyice ivme kazanan bir Batılılaşma macerası yaşadığı görülmektedir. Macarlar bu “Batılılaşma” ve “çağdaşlaşma” gayreti içinde olmamışlardır, çünkü onlar zaten Batı kültürünün Rönesans akımını o dönemde yakalamışlardır. 15. yüzyıl’da Macar Kralı Matyas, Floransa’da hüküm süren Medici ailesiyle yakın ilişkiler kurmuş, ülkesini bu etkileşimden yararlandırmıştır. İki bin ila iki bin beş yüz ciltten oluşan Corvina kütüphanesini kurmuş ve Macar aydınlanmasının temellerini atmıştır.[13] Bu altyapı üzerine şekillenen Macar düşüncesinin ve biliminin Habsburg hanedanı gibi sanatın üst düzeyde olduğu bir kültürle sentezlendiğini ileri sürebiliriz. Bunlara ek olarak, Birinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da tarım ve bayındırlık alanında en ileri tekniğe sahip millet Macarlar olmuştur. Atatürk’ün Macarlarla iletişim kurma isteğinin altında bu etkenlerin yattığı söylenebilir.

Genel olarak bakıldığında, Atatürk döneminde Türk-Macar kültürel ilişkileri kapsamında Resim, heykel, müzik gibi güzel sanatlar; imar, iskân ve mimari; ziraat; eğitim ve tarih gibi alanlarda faaliyet gösterildiği görülür: Macar ressam ve heykeltıraşlar Türkiye’ye davet edilmiştir. Tarih alanındaki çalışmalarına daha sonra değineceğimiz ressam Zajti Ferenc ve Gyula Rudnay İstanbul ve Ankara’da ortak resim sergileri açmışlardır. 1926 yılında Halkevi binasında açılan resim ve heykel sergisine katılan Rabolni Atatürk’ün bir büstünü yapmıştır. Atatürk bu büstü beğenmemiş ve bunu dile getirerek daha iyi bir kompozisyon yapılabileceğini söylemiştir.[14] Yine Eisenhutt’un Gül Baba’nın Şehadeti isimli tablosu Macar hükümetince Ankara’daki Büyükelçilik konutuna sergilenmesi amacıyla gönderilmiştir.[15]

Tanzimat döneminde başlayan Macarlardan müzik alanında istifade edilmesi geleneğinin[16] Atatürk döneminde de sürdüğü görülebilir. 1936 yılında Belá Bartok, Halkevleri’nin davetlisi olarak Ankara’ya gelmiş, adı geçen kurumda konferanslar verip bir resital sunmuş, Adana dolaylarında saha araştırması yapmıştır. Ali Uçan, üç haftadan fazla bir süre Türkiye’de kalan Bartok’un Atatürk’le görüştürülmemiş olmasını eleştirmiştir. Kendisine göre, o dönemde Ankara’da bulunan ve mühim bir programı olmayan Atatürk’ün Bartok’la tanışma imkânı olsaydı onu kesinlikle bırakmayacağını, çalışmalarını Türkiye’de sürdürmesi için her tür imkanın sağlanacağını düşünmektedir.[17]

 İmar, iskân ve mimarî konularında da Macarlar’dan fikren ve fiziken yardım alınmıştır. Ankara’nın inşa sürecinde öngörülen millî mimarî modeline uygun şehir planlamasında düşünülen evlerin benzerlerine Budapeşte’de rastlanmaktaydı. Bununla beraber, modern Ankara’nın pek çok binasının yapımında, sözgelimi Musikî Muallim Mektebi binası inşaatında Macar taş ustaları çalışmıştır. Gazi Mustafa Kemal Bulvarı üzerinde birbirlerine bakan karşılıklı Tapu ve Kadastro Müdürlük binası ile halihazırda bir restoran zincirine ait olarak hizmet veren Macar Büyükelçiliği eski binası bunlara başka birer örnektir. Nitekim, 1932 yılında kurulan Amele Mektebi’nin taş ve duvar işçiliği bölümünün başına 1939 yılında Macar bir müdür atanmıştır.[18] Yine Atatürk’ün bahçıvanı, Macar János Máthé Ankara’nın bayındır hale gelmesine katkıda bulunmuştur.[19]

Bir sonraki konu başlığıyla bağlantı teşkil edebilecek bir alan ise ziraat alanında Macarlar’ın modern cumhuriyete yaptığı katkılardır. Ankara’daki ziraat mektebinin çeşitli dallarında görev alan Macar ilim adamlarının önemli çalışmaları olmuştur. Jeolojide Locy Lajos, hayvancılıkta Wellmann Oszkar, meteorolojide Rethly Antal, hayvan yetiştiriciliği ve mera, çayır, yem uzmanlığında Kolbai Karoly’nin tecrübelerinden istifade edilmiştir. Buna ek olarak, Macaristan’a ziraat alanında yetiştirilmek üzere öğrenci gönderilmiş, bu sayede Prof. Dr. Vecdet Erkun’un Türk ziraatine katkıları olmuştur. Köy Enstitüleri’nin kurucusu İsmail Hakkı Tonguç da bu husustaki fizibilite çalışmalarını Budapeşte’de yürütmüştür.[20]

Eğitim alanında ise iki önemli konudan bahsedilebilir: Bunlardan ilki Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde kurulan ilk bölümlerden birinin Hungaroloji kürsüsü olmasıdır. Böylece, Macar diline gösterilen önem ortaya konmuştur. Bu bölümün başına Prof. László Rásonyi getirilmiştir.

Macar kültürü ile harf devrimi arasında da ilişki vardır: Latin alfabesinin kabulü öncesi sunulan bir rapor Türklerin Macar alfabesini kullanmasını tavsiye etmekteydi. Zsuzsa Kakuk, Atatürk’ün bizzat Macar alfabesi üzerine çalışma yaparak Gyula Németh’in Almanca Sammlung Göschen serisinde yayımlanan, Türkçe dilbilgisinin (1916 – 1917) Latin harfli metinlerini incelediğini yazmıştır. [21]

Yukarıda ressam kişiliğine atıfta bulunulan Zajti Ferenc, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti üyesi olmuş; Atatürk’ten büyük teveccüh görmüştür. Birinci Türk Tarih Kongresi’nde sunum yapan tek yabancı olmuştur. Hint-Avrupa Kavimlerinin Akrabalığı Üzerine başlıklı bir sunum yapmış, Hintliler-Macarlar ve Türkler arasında akrabalık ilişkisi olduğunu öne sürmüştür.

Türk akademik tarihçiliğinde ve türkolojide kilometretaşı kabul edilecek isimler de Macaristan’da çalışmalarını yürütmüşlerdir: Hamit Zübeyr Koşay, Tayyib Gökbilgin, İbrahim Kafesoğlu, Ragıp Hulusi Özdem, Sami Nihat Özerdim, Hasan Eren ve Şerif Baştav bu isimler arasında sayılabilir.

Macarların Atatürk Algısı

Atatürk’ün Macarlara gösterdiği teveccüh bir kenara bırakılırsa, madalyonun öteki yüzünde Macar kamuoyunun da Atatürk’e ve yeni kurulan cumhuriyete odaklandıkları görülebilir. Bunun sebepleri o dönemde Macaristan resmedilerek açıklanabilir. Macaristan 1867 yılında varılan bir uzlaşı ile Habsburg İmparatorluğu’nda Alman kökenlilerle beraber egemen eşit ulus hakkını elde etmiş, böylece anılan tarihten itibaren genişleyerek tarihinin en büyük sınırlarına erişmişti. Dünya Savaşı sonrası hayli ağır hükümler içeren Trianon Antlaşması’nı imzalayarak büyük toprak kaybı yaşamış, yüklü tazminat ödemeye mahkûm edilmiştir. Böylece, Macar kökenli on milyon kişi anavatan sınırları dışında azınlık statüsüne düşmüştür. Bu şartlar altında ülkenin sosyal ve idarî yapılanması milliyetçi bir oligarşi üzerine şekillenmiştir. Bu yapının sacayakları asilzadelerden, ruhban sınıfından, yüksek devlet memurlarından ve taşradaki küçük asilzadelerden oluşmaktaydı.[22] Trianon Antlaşması’nın ağır hükümleri halkta memnuniyetsizlik yaratmış, bu da milliyetçi duyguları tetiklemiştir. 1930’dan itibaren bu milliyetçi yükseliş revizyonist eğilimi beraberinde getirecektir. Öte yandan, 1920’den itibaren ülke içinde eğitim, terbiye ve kültür politikasına büyük önem verilmiş; 30’lu yıllarda ise “Trianon zinciri” bir bakıma kültür yayılmacılığı ile kırılmaya çalışılmıştır. Çeşitli ülkelerle kültür anlaşmaları imzalanmış, ikili anlaşmalar çerçevesinde yurtdışına öğrenciler gönderilmiştir. Meseleye Macarların penceresinden bakacak olduğumuzda, Atatürk’ün kültür açılımına Macarların verdiği desteğin altında buna benzer bir eğilimin yattığını söylemek olasıdır.

Trianon Antlaşması’nın Sevr kadar ağır hükümler içermesinden ötürü Türklerin Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Sevr’e karşı çıkış mücadelesi Macarlar tarafından ilgiyle izlenmiştir. Bu dönemde Türk çıkarlarını savunan Magyarság Gazetesi’nde millî mücadeleye yönelik Türkiye lehinde yazılar çıkmış, gazete Ankara’ya bir muhabir göndermiştir.[23] Büyük Taarruz ve zaferin ardından Macar Meclisi, 5 Kasım 1922 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’ya bir iftihar kılıcı hediye etme kararı almıştır. Mustafa Kemal Paşa, kararı sevinçle karşılamış ve Macar Meclisi’ne hitaben bir teşekkür mektubu yazmıştır.[24]

Bu dönemde ülkenin başında bulunan isimlerin Atatürk hakkında söylediklerini burada paylaşmak istiyorum. Macar Kral Naibi Amiral Horthy inkılâp sürecini “Macar halkı ve ben ekselanslarının yiğit önderliği altında kardeş Türk milletinin soyunun gücünü ve geleneksel yurtseverliğinin kanıtlayan olağanüstü çabalarını pek büyük bir sempati ve derin bir hayranlıkla izliyoruz.” biçiminde değerlendirmiştir. Yine, dönemin başbakanı Gyula Gömbös, 22 Ekim 1932 tarihinde “Türkler’e karşı üç noktada güçlü bağlarla bağlıyım: Birincisi bir ırktan Asyalı olmaklığımız, ikincisi Genel Savaşta Türklerden gördüğümüz yüksek askerlik yeteneği ve üçüncüsü Büyük reisinizin dehası ile yapılan büyük inkılâptır.” diyerek Türk milletini onore etmiştir.[25]

Zajti Ferenc’in Türk sevgisini gösteren bir anıyı ise Hasan Cemil Çambel şu şekilde paylaşmıştır: “…Macar âlimi [Zajti Ferenc], ruhundan yaralanmış bir canlı heykel gibi, yüzü kıpkırmızı ve gözleri dolu, ayağa kalktı,  sandalyesini geriye itti, ve Atatürk’ün önünde iki dizi üstüne çökerek, ve onun elini iki elleri arasına alarak, tekrar tekrar öptü, öptü, mukaddes hakikat önünde huşu ile ibadet eder gibi, yüzüne gözlerine sürdü. Bu ulvî manzara önünde sofrayı bir mabet sükûtu kaplamıştı.” [26]

1930’lu yıllarda değişimci bir eğilim içine giren Macaristan ile mevcut statükonun korunması taraftarı Türkiye, özellikle Balkan Antantı’nın oluşturulduğu dönemde fikir ayrılığına düşmüşlerdir. Ancak, ilişkiler, Macarların Atatürk’e ve reformlarına duydukları saygıdan ötürü kötüleşmemiştir. Esasen, Macar kamuoyunun intibasını Atatürk’ün ölümü üzerine Macar meclis başkanı Gyula Kornis’in ifadeleri en iyi biçimde açıklayacaktır: “Birinci dünya savaşından sonra Macarlara ve Türklere karşı fazla çok zor barış şartlar koyuldu. Atatürk Türkiye’yi kurtardı, ama Macaristan’ı kimse kurtaramadı.”[27] Nitekim, Atatürk’ün cenaze töreninin yapılacağı 21 Kasım Pazartesi günü ulusal yas günü ilan edilmiş, Macar heyeti cenaze için Türkiye’ye gönderilmiştir. O dönemde Macaristan’da öğrenci olarak bulunan Vecdet Erkun’un ifadesine göre, resmi törenlerin haricinde Budapeşte halkı da evlerine siyah bayrak asarak Atatürk’ün ölümü üzerine yas tutmuşlardır[28]

SONUÇ

Atatürk’ün 1921 yılında sarfettiği “Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir” sözünü ünlü Macar halk şairi Petöfi’nin etkisinde kalarak söylediği ileri sürülebilir. Bilindiği gibi, “Kalk ayağa ey ehl-i vatan” dizesinin sahibi vatan şairi Namık Kemal’i fikirlerinde etkileyen şair Petöfi olmuştur. Atatürk’ün millî mücadele döneminde Namık Kemal’den yaptığı alıntıları ve uyarlamaları göz önüne alırsak Petöfi’den etkilenmiş olması da mümkündür. Atatürk’ün kahramanlığıyla ön plana çıkan ve bunu hitaplarında telaffuz etmekten çekinmediği Macar ulusuna sadece bu vasfından ötürü teveccüh göstermekle kalmamış, aynı zamanda kültürel ve sanatsal anlamda da Macarların birikiminden istifade etmiştir. Atatürk’ün bu ilgisinin kökeninde yılların getirdiği birikim vardır, bunu anlamak için de Osmanlı-Macar ilişkilerine bakmak gerekir.

Macarlar ise tarihten gelen derin akrabalık hisleriyle Türklere sarılmış, Trianon Antlaşması sonrasındaki dönemde Atatürk’ün önderliğindeki milli mücadeleyi yakından takip etmişlerdir. Millî Mücadele sonrasında da ilişkileri sıcak tutmuşlardır. Özetle Macarlar, Türklere Sevr’e boyun eğmeyip başkaldırdıkları için, Türkler ise Macarlara kültürel ve ilmî birikimlerinden ötürü karşılıklı olarak birbirlerine saygı duymuşlar; iki ülke arası ilişkileri geliştirmek için azamî gayret sarf etmişlerdir.

KAYNAKÇA

 Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.XVI, Kaynak Yayınları.

Comte Sforza, “Macar Oligarşisi”, Fikir Hareketleri, 22 Mart 1934 Perşembe, Yıl: 1, Sayı: 22.

ÇAMBEL, Hasan Cemil, Makaleler, Hatıralar-Bir İmparatorluk Nasıl Battı?, TTK, Ankara, 1987.

ÇOLAK, Melek, “Atatürk’ün Macar Bahçıvanı János Máthé’nin Anılarında Ankara”, Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi, Yıl 4, Sayı 7 (Bahar 2008), 181-193.

ÇOLAK, Melek, “Macaristan’da Revizyonizm ve Balkan Paktı Çerçevesinde Türkiye-Macaristan İlişkileri (1923-1938)”, Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları, Yıl:4, Sayı: 8 (2005).

Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi c.V, Kültür Bakanlığı – Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, 1993.

ERKUN, Vecdet, Budapeşte’den Ankara’ya, Ankara, Türk-Macar Dostluk Derneği Yayınları, 1999,

ERÖDİ, Béla, “Csok Jasa!” Atörök Kültöttség Látogatásának Emlékkönyve / Çok Yaşa! Türk Heyetinin Ziyaretinden Hatıra Kitabı,  Macar-Türk Dostluk Derneği Yayını, Budapeşte, 2001.

KUTAY, Cemal,  Avrupa’da Sultan Aziz, Sile Matbaası, 1970.

KUTLAY, Evren ve FODOR, Gábor, Osmanlı Sarayı’nda Bir Macar Piyanist: Géza Hegyei, Pera-Blätter 40, Orient-Institut İstanbul, Bonn, 2023

Millet Meclisi Tutanak Dergisi, D. IV, C. 4, S.31 (Kasım 1931).

NAZIR, Bayram, Macar ve Polonyalı Mülteciler: Osmanlı’ya Sığınanlar, İstanbul, Yeditepe, 2006.

UÇAN, Prof. Dr. Ali, “Türk-Macar Kültür/Müzik İlişkilerine Ve Türk-Macar Karşılaştırmalı Halk Müziği Araştırmalarına Genel Bir Bakış”, Türk-Macar Halk Müziğinin Karşılaştırmalı Araştırması Sempozyumu, 27 Mayıs 2004, Macaristan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği, Ankara, 2005.

YUSUFOĞLU, Hicran, “Tarihten Günümüze Türk-Macar İlişkileri”, 2023, Sayı: 59 (15 Mart 2006)

__________

* Bu çalışma künyesi verilen ve daha önce sunulmuş olan bildirinin gözden geçirilmiş ve kısa eklemeler yapılmış halidir: Emre Saral, “Atatürk ve Macarlar”, Genç Akademisyenlerin Gözüyle Tek Adam: Mustafa Kemal Atatürk (Sempozyum Bildirileri Kitabı), 21 Kasım 2008, Prof. Dr. Temuçin F. Ertan, Öğr. Gör. Kadri Unat, Arş. Gör. Çiğdem Kılıçoğlu (Haz.), Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Ankara, 2012, s. 143-152.

** Doç. Dr., Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü, saral@hacettepe.edu.tr

[1] Bu konuda bkz. Prof. Dr. Ali Uçan, “Türk-Macar Kültür/Müzik İlişkilerine ve Türk-Macar Karşılaştırmalı Halk Müziği Araştırmalarına Genel Bir Bakış”, Türk-Macar Halk Müziğinin Karşılaştırmalı Araştırması Sempozyumu, 27 Mayıs 2004, Macaristan Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği, Ankara, 2005, s. No. belirtilmemiş.

[2] Bayram Nazır, Macar ve Polonyalı Mülteciler: Osmanlı’ya Sığınanlar, İstanbul, Yeditepe, 2006, s.51’den Istvan Hajnal, A Kossuth-emigracio Törökorszagban, Budapest, 1927, Belge No:24, s.483.

[3] Cemal Kutay,  Avrupa’da Sultan Aziz, Sile Matbaası, 1970, s.84

[4] Erödi Béla, “Csok Jasa!” Atörök Kültöttség Látogatásának Emlékkönyve / Çok Yaşa! Türk Heyetinin Ziyaretinden Hatıra Kitabı, Yılmaz Gülen (çev.), Budapeşte,   Macar-Türk Dostluk Derneği Yayını, 2001, s.89–91.

[5] Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi c.V, Kültür Bakanlığı – Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, 1993, s.234.

[6] “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin IV. dönem 1. Yasama Yılını Açış Konuşmaları”, Millet Meclisi Tutanak Dergisi, D. IV, C. 4, S.31 (Kasım 1931).

[7] Vecdet Erkun, Budapeşte’den Ankara’ya, Ankara, Türk-Macar Dostluk Derneği Yayınları, 1999, s.43.

[8] Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.XVI, Kaynak Yayınları, s.91.

[9] a.g.e., s.264.

[10] Melek Çolak, “Atatürk’ün Macar Bahçıvanı János Máthé’nin Anılarında Ankara”, Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi, Yıl 4, Sayı 7 (Bahar 2008), s.182’den István Flesch, Atatürk és Kora, Musztafa Kémál Atatürk Függetlenségi Háborúja és Kormányzása, Budapest, 2004, Corvina Kiadó, s.341-342.

[11] Hasan Cemil Çambel, Makaleler, Hatıralar-Bir İmparatorluk Nasıl Battı?, TTK, Ankara, 1987, s.42-43.

[12] Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.XVI, s.267.

[13] Hicran Yusufoğlu, “Tarihten Günümüze Türk-Macar İlişkileri”, 2023, Sayı: 59 (15 Mart 2006), s.15.

[14] Atatürk’ün Bütün Eserleri, c.XVIII, Kaynak Yayınları, s.150. Atatürk’ün 1927 yılından sonra bilhassa Mussoli’nin heykeltıraşı Canonica’yı getirterek kendi heykellerini yaptırması kendisinin diktatör olduğu iddiasıyla ilişkilendirilmektedir. Halbuki Rabolni hadisesi bu iddiayı çürütmek için kullanılabilir. Atatürk’ün Canonica’yı getirtmesinin altında Rabolni’nin yaptığı büstü beğenmemiş olmasının etkisi üzerine tartışılabilir.

[15] Dr. Fethi Tevetoğlu, Müftüoğlu Ahmet Hikmet, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları:669, Türk Büyükleri Dizisi:10, Ankara, 1986, s. 107.

[16] 19. Yüzyıl Osmanlı-Macar müzik ilişkilerine ilişkin bir değerlendirme için bk. Evren Kutlay ve Gábor Fodor, Osmanlı Sarayı’nda Bir Macar Piyanist: Géza Hegyei, Pera-Blätter 40, Orient-Institut İstanbul, Bonn, 2023.

[17] Ali Uçan, “Türk-Macar Kültür/Müzik İlişkilerine Ve Türk-Macar Karşılaştırmalı Halk Müziği Araştırmalarına Genel Bir Bakış”, s. No. belirtilmemiş.

[18] Sibel Bozdoğan, Modernizm ve Ulusun İnşası, Tuncay Birkan (çev.), Metis, 2002, s.209.

[19] Melek Çolak, “Atatürk’ün Macar Bahçıvanı János Máthé’nin Anılarında Ankara”, s.181-193.

[20] Vecdet Erkun, Budapeşte’den Ankara’ya, s.42-43.

[21] Kühne, Mesleki Terbiyenin İnkişafına Dair Rapor, İstanbul, 1939, s.9. Ayrıca bkz. Zsuzsa Kakuk, “Az ankarai egyetem hungarologiai intézete”, Keletkutatas, 1990 tavasz, 116-126.

[22] Comte Sforza, “Macar Oligarşisi”, Fikir Hareketleri, 22 Mart 1934 Perşembe, Yıl: 1, Sayı: 22, s.1.

[23] Bu konuya ilişkin bkz. Laszlo Rasonyi, “Atatürk Özgürlük Savaşı’nın Macar Basınında Yankıları”, Belleten, c. XLV, S. 177 (Ocak 1981), s.79-86.

[24] Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt XVI., s. 91’den Hakimiyet-i Milliye, 22 Ağustos 1923, No. 895, s.3.

[25] Melek Çolak, “Macaristan’da Revizyonizm ve Balkan Paktı Çerçevesinde Türkiye-Macaristan İlişkileri (1923-1938)”, Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları, Yıl:4, Sayı: 8 (2005), s. 1.

[26] Hasan Cemil Çambel, Makaleler, Hatıralar-Bir İmparatorluk Nasıl Battı?, s.42-43. Ferenc, bu hareketini Atatürk’ün Macar ulusunu taltif eden sözleri sonrasında yapmıştır. Bu söz için bkz. dipnot 11.

[27] Vecdet Erkun, Macar Basınında Mustafa Kemal Atatürk, Ankara, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, 2003, s.20.

[28] Erkun, Budapeşte’den Ankara’ya, s.35.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir