Doç. Dr. Ayna Askeroğlu Arslan*
Kadim Türk yurdu olan Ahıska bölgesi, 16 Mart 1921 tarihinde Türkiye ve Sovyet Rusya arasında yapılan Moskova Antlaşması ile Sovyet Rusya’ya bırakılmıştır.[1] Moskova Antlaşmasını takiben 13 Ekim 1921 tarihinde Türkiye ve yeni kurulan Azerbaycan SSC, Gürcistan SSC ve Ermenistan SSC yapılan Kars Antlaşması ile Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetine dahil edilince[2] Ahıska bölgesi anavatan Türkiye’den ayrı düşmüş oldu.
TBMM hükümeti ile Güney Kafkasya Cumhuriyetleri’nin yetkilileri arasında yazışmalar devam ederken, Türklerin Sakarya Zaferi, Kars’ta yapılması planlanan konferansın sürecini hızlandırmıştır. 23 Eylül 1921 tarihinde, Türk ve Sovyet temsilcileri, Kars’ta yapılan bir törenle Moskova Antlaşması’nı karşılıklı kabul etmişlerdir. 26 Eylül’de, Sovyet Rusya, Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan temsilcileri Kars’a gelmiş ve aynı gün konferans başlamıştır[3].
Resmî görüşmelerde Gümrü’den alınan demiryolu malzemesinin iadesi istenmiş, Kazım Karabekir Paşa ise Bakü gazlarından yararlanmaya olanak sağlanmasını istemiştir. Yusuf Kemal Bey, Kars Konferansı’na katılan TBMM Hükümeti sözcülerine, 17 Eylül 1921 tarihinde başlayan ve 19 Eylül 1921 tarihinde son bulan talimatname göndermiştir. Bu talimatnamede, Gürcistan’a bırakılmış Ahıska ve Borçalı Türklerinin geleceğinin de düşünülmesi gerektiği, Gürcistan’ın halka uyguladığı şiddetli hükümlerin Gürcistan yetkilileri ile görüşüldüğünde dile getirilmesi ısrarla belirtilmiştir. Antlaşma 13 Ekim 1921 tarihinde imzalanmıştır. Antlaşma 20 maddeden oluşmaktadır. Antlaşmanın 13. maddesine[4] göre; 1918 yılından önce Rusya’ya bağlı iken Türkiye’nin hâkimiyetinin kesinleştiği yerlerde Türk uyruğundan çıkmak isteyenler, Türkiye’yi terk etmekte serbest kalmışlardır. Yine Gürcistan tarafına bırakılmış topraklarda Gürcistan uyruğundan çıkmak isteyenler de Gürcistan’ı terk etmekte serbest kalmıştır.
Moskova Antlaşması, Türkiye ve Sovyet Rusya arasında imzalanmış olup, kuzeydoğu sınırımızı belirlemiştir. Kars Antlaşması ise Moskova Antlaşması’nda varılan sonuçların kalıcı olmasını sağlamak için Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’a da imzalatılmak suretiyle sınırlara ve Kafkas halklarının geleceklerine nihayet verilmesini sağlamıştır. Moskova ve Kars Antlaşmaları millî mücadele döneminin yaşandığı süreçte imzalanmıştır. Sovyetlerden yardım alabilmek için Misâk-ı Millî dâhilinde bulunan Batum, Ahıska ve Ahılkelek Rusya’ya bırakılmıştır. Ahıska’nın ve bir bütün olarak Güney Kafkasya’nın sınırı, Ruslar için olumlu Türkiye için olumsuz sonuçlanmıştır.
Masa başında devletlerin karar vermesi ile savaş, zulüm ve baskı gören Ahıska, Ahılkelek ve Batum çizilen bir sınır çizgisi ile öz vatanından ayrılmak durumunda kalmıştır. Rusların işgali ile başlayan süreçte türlü sıkıntı çeken Müslüman Türkler kaderleriyle baş başa kalmışlardır. Bölge halkı her ne kadar Türkiye’den ayrı kalmışlığını kabul etmekte zorlansa da hayatlarına devam etmek zorundaydı. Ahıskalıların Sovyet Gürcistan’da kurulu düzeni ancak 14 Kasım 1944 tarihine kadar sürdü.
II. Dünya Savaşı’nın devam ettiği süreçte Sovyet Hükümeti, Türkiye ile sınır bölgesinde yaşayan Türkleri iç bölgelere yerleştirme kararı almıştır. Bu kararın sebebi, Türkiye’nin Almanya’nın yanında savaşa katılma olasılığında sınırda yaşayan Ahıska Türklerinden yardım alacağı endişesi ve Ahıskalıların Almanlarla işbirliği yapabilecekleri olarak lense edilmişti. Ancak bu uydurma bahaneler hakikati yansıtmamaktadır. Bilindiği üzere Rusya’nın yayılmacı siyasetinin temelinde yatan sıcak denizlere inme hayali Korkunç İvan’dan Jozef Stalin’e kadar güncelliğini korumuştur. II. Dünya savaşı sırasında Gürcü asıllı J.Stalin, Türkiye’nin kuzeydoğu bölgesini (özellikle Kars-Ardahan) almak için Türkiye ile savaşa girme planlarını hazırlamıştı[5]. Dolayısıyla, bölgenin Ahıskalı Türklerden temizlenmesini savaş stratejisi olarak değerlendirmek mümkündür.
Temmuz 1944’de Sovyetler Birliği Devlet Savunma Komitesi Başkanı J. Stalin’in imzalı talimatnamesinde de: ”Gürcistan SSC sınır güvenliğinin korunması için Devlet Savunma Komitesi sınır bölgesi yerleşim yerleri olan Ahıska’dan, Ahılkelek’ten, Aspinza’dan, Bogdanovka’dan ve Acara Otonom SSC’nden 86.000 kişilik 16.700 aileyi Kazakistan’a 40.000, Özbekistan’a 30.000, Kırgızistan’a 16.000 kişiyi nakil etmek”[6] yer alan ifadeleri hayata geçirilmeye 14 Kasım 1944 gecesi yazılanlar son derece acımasız bir şekilde yerine getirilmeye başlanmıştı. İki hafta süren tren yolculuğu sonrası Ahıskalılar kendilerine tahsis edilen yerlere ulaştılar. Ne yazık ki zorlu ve zorunlu yolculuğa birçok kişi dayanamadı. Ahıskalılara yeni yerleşim yerlerinin dışına çıkma yasağı kondu ve bu yasak 1956 yılına kadar devam etti. J. Stalin’in ölümünden sonra SSCB Yüksek Prezidyumu Başkanı K. Voroşilov’un, ve SSCB Yüksek Prezidyumu Sekreteri N. Pegov’un imzası ile 135/142 sayılı ve 28 Nisan 1956 tarihli bir kararname yayınlandı. Bu kararnameye göre Sovyetlerin gizli polis teşkilatının (KGB) yakın takibinde olan Ahıskalıların kamp süresi sona eriyor. Ancak işbu uygulama şahısların sürgün edildikleri bölgelere geri dönmelerini ve sürgünden önce devletin el koyduğu herhangi bir mülklerinin iadesini kapsamamaktadır.[7] Nihayetinde parçalanmış aileler birbirlerine kavuşabildi ve hayatta kalan yakınlarını bulabildiler.
Ahıskalılar ilk sürgünün acısı henüz taze iken ikinci bir sürgünle yüz yüze geldiler. İkinci sürgünün derin yaralara neden olan husussu ise kardeş Özbek halkından gördükleri vefasızlık ve zulümlerdi. Sovyetler Birliği’nin yıkılmaya doğru gittiği süreçte Fergana vadisi yolsuzluklar ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle kaynayan kazan haline gelmişti. Zikredilen dönemde Sovyet yönetimi halkın hoşnutsuzluğunu üzerinden atmak için en iyi yaptığı uygulamayı yapmış ve etnik çatışma çıkartmıştı. Özbekler ve Ahıskalılar arasında meydana gelen toplumsal olaylar neredeyse iki hafta boyunca sürmüş (3-15 Haziran 1989), neticede 16.000 Ahıskalı 45 sene yaşadığı Özbekistan’ı terk ederek Rusya’nın güney bölgelerine, Ukrayna’ya, Kuzey Kafkasya’ya gitmek zorunda kalmışlardır.[8] Ahıska Türkleri ilk sürgünden sonra geldikleri Özbekistan’da yeni bir hayata başlamışlar ancak yerlerinin değiştirilmesi dolayısıyla yine her şeyi geride bırakmak zorunda kalmışlardır.[9]
1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılması Ahıskalıların kalbinde var olan büyük Türkiye özlemine kavuşma ümidini arttırmıştır. Türklüğü ile gurur duyan Ahıskalılar ne milliyet ne din duygularını hiçbir zaman kaybetmemişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında yaşayamayan Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Kabulü ve İskanına Dair 3835 No’lu Kanun 7 Temmuz 1992 tarihinde çıkartılmıştır[10] ve tüm Ahıskalılar için önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu kanun Ahıska Türklerinin serbest ve iskânlı göçüne imkan tanımakla beraber kanun çıkartıldıktan sonra iskanlı göç kapsamında yalnızca 150 aile Iğdır’a yerleştirilmiştir.
İlk etapta 500 Ahıska Türkü ailenin iskânlı göçünü gerçekleştirme ve Iğdır’a yerleştirme kararı alınmış, bu plan çerçevesinde 150 ailenin 1992, 350 ailenin de 1993 yılında Iğdır’a yerleştirilmesi planlanmıştır. Program çerçevesinde, Şubat 1993’te, 30 ailelik ilk grup Azerbaycan’dan, daha sonra 70 aile Kazakistan’dan, 20 aile Rusya Federasyonu’ndan, 20 aile Kırgızistan’dan, 10 aile de Özbekistan’dan, olmak üzere toplam 150 aile getirilip Iğdır’da kendileri için hazırlanan geçici iskân konutlarına yerleştirilmiştir[11]. Yerleştirilen Ahıska Türklerine vatandaşlık hakkı tanınmış, mesleklerine ve/veya niteliklerine göre kamu sektöründe işe yerleştirilmişlerdir. 150 ailenin kısa bir sürede iskan mahallerine yerleştirilmelerine ve programda öngörülmesine rağmen kalan 350 ailenin Türkiye’ye getirilmesi mümkün olmamış, iskânlı göç programı akamete uğramıştır. Bunun önemli sebeplerinden biri Türkiye’nin yeni büyük göç dalgasıyla karşı karşıya kalma endişe idi. Hatta Türkiye Ahıskalıların göçlerinin desteklemesine dahi ara vermiştir.[12]
Türkiye’de bulunmaktan memnuniyet duyan Ahıskalıların en büyük sıkıntısı Türkistan’da kalan akrabalarına duydukları özlem ve onlar için taşıdıkları gelecek kaygısı idi. Iğdır’a yerleştirilen Ahıskalılarla ilgili her ne kadar konut konusunda sıkıntı yaşanmamış olsa da istihdamda bazı aksaklıklar vuku bulmuştur. İnsanların Türkiye’ye gelmeden önceki mesleki dağılımına göre istihdam politikası izlenmiştir. Ahıskalı Türklerin birçoğu tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanlar olmasına rağmen göçmenlere bu yönde bir istihdam veya çiftçilik imkanı sağlanmamıştır. Iğdır’a yerleşen Ahıskalılar, tüm Ahıskalılarda olduğu gibi, geleneksel Türk aile yapısına sahipler ve yine hepsi Türkçeye (Doğu Anadolu ağzı) hakimdi. Türkçe ile birlikte Ahıskalılar istisnasız Rus diline de hakimlerdi. Neticede eksik istihdam ve yabancı dil hakimiyetinden dolayı Ahıskalılar, özellikle gençler, çok geçmeden Türkiye’nin turistik güney bölgelerine akın etmiştir.[13]
Iğdır’da 1993-2016 yılları arası yaşayan Necibe Gani ile zamanında yapılan söyleşinin bir kısmına değinmekte yaşanılanları anlamak adına fayda olacaktır. Necibe Gani Kazakistan’da doğup büyüyen üç çocuk annesidir, okul öncesi öğretmeni ve eşi Hayrettin Gani teknisyen olan Ahıskalı bir ailedir. Necibe hanımın söyledikleri: “Türkiye’ye göç edecekler listesinde adımızın olduğunu duyunca sevinçten ne yapacağımızı bilemedik. Iğdır’da uçaktan indiğimizde kafilede bulunan birçok kişi gözyaşları içerisinde eğilip Türk toprağını öptü, ellerini açıp Allah’a binlerce kez hamd ettiler. İlk heyecan geçtiğinde iş güç bakmaya başladık. Iğdır’ın çok az yeşil alana sahip oluşu, şehir içerisinde evlerin plansız düzensiz yapıldığını çok garipsemiştik. Birkaç ay sonra konutlar verildi, evlerimiz güzeldi ama etrafında bağ bahçe yoktu. Biz hemen her santim toprağı değerlendirmeye başladık, önce sebze ve meyve ağaçları diktik. Boş kalan yerlere de çiçekler diktik. Iğdır halkı ile aramızda en ufak anlaşmazlık yoktu ve olmadı. Onlarda bizim gibi aynı dili konuşuyordu. Çarşıya, pazara zamanla alıştık, daha önce görmediğimiz ürünlerle doluydu. Kazakistan soğuk iklime sahip olduğundan dolayı sebze-meyve yetiştiriciliği kısıtlıdır. Biz Iğdırlılardan birçok sebze yemeği öğrendik, onlara da bizim hamur işlerini öğrettik. Okul çağında olanları hemen o yılda okullara kaydettiler. Üniversite çağında olanları ise özel kontenjanla çevre illerde üniversitelere yerleştirdiler. Diplomasının denkliği çıkan doktorlar ve öğretmenler hemen işe girdi. Biz görevimizi en iyi şekilde ifa ederek Türk devletine minnettarlığımızı göstermek istedik. Çünkü eminiz ki, burada artık hiçbir zaman sürgün yaşamayız. Çocuklarımız Türkiye’de güvendeler.” Ancak 2016 yılında Gani ailesi Iğdır’dan Antalya’ya yakınlarının yanına taşınmıştır. Sebebi sorulduğunda ise genç yaşta tek erkek evladını trafik kazasında kaybettiğini ve “Iğdır’da artık duramıyordum çünkü her şeyi canım oğlumu hatırlatıyordu” sözleriyle Necibe Gani dayanılması güç acısına dalıp gitmişti.[14]
Ahıskalıların Iğdır’dan göçüne sebep olan istihdam problemi ile sık görülmemekle beraber ailevi sebeplerin de olduğunu Gani ailesi örneğinde olduğu gibi belirtmekte fayda vardır.
Antalya’ya ve bölgesine yapılan göç bireysel daha doğrusu serbest göç şeklinde gerçekleşmiştir. Türkiye içerisinden yapılan göçle beraber Türkiye dışında yaşayan Ahıskalılar için de Antalya bir cazibe merkezi olmuştur. Yukarıda da belirtildiği üzere Rusçaya ileri derece hakim olan Ahıskalılar arasında turizm ve ticaret sektörlerinde aşırı bir rağbet yaşanmıştır. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayanlar herhangi bir sosyal güvencesi olmadan çalışmak zorunda kalmıştır.
2009 yılında Antalya’ya yerleşen Cennet Kamiloğlu’nun söyledikleri tüm Ahıskalıların düşünce ve duygularını özetler mahiyettedir: “Türkiye’ye bütün aile olarak taşındık. Beş çocuğum vardır. Burada çok mutluyuz, elbette bazı sıkıntılarımız oldu ve oluyor ama şunun altını çizmek istiyorum – biz burada korka korka gezmiyoruz, geleceğe yönelik korkumuz yoktur, her şey evvel can güvenliğimiz vardır. Biz Fergana olaylarını yaşadığımız için can güvenliği, huzurumuz bizim için son derece önemlidir. Kendi milletimin arasında, kendi vatanımda yaşamaktan gerçekten çok mutluyum. Kimse bize yan gözle bakmıyor. Hem Türklüğümüzü hem de Müslümanlığımızı rahatça yaşıyoruz. Biz, Osmanlı torunları olan asıl Türkleriz. Türkiye Ahıska’ya çok yakındır, atalarımın köyüne rahatça gidip oraları ziyaret edebiliyoruz. Ahıska hasretimizi bu şekilde az da olsa gidermiş oluyoruz. Biz hiçbir değerimizden vazgeçmedik, dinimizi de adetlerimizi de eskiden, o zor şartlarda nasıl koruduysak şimdi çok rahat bir biçimde yaşıyoruz. Çok şükür ki Türkiye’de yaşama şansımız oldu. Hem çocuklarımın hem de torunlarımın geleceğe endişe olmadan Türk bayrağının altında devlete faydalı bireyler oldular ve olmaya devem edecekler. Başımı yastığa koyduğumda hep Allah’a şüküreder ve rahatça uyurum çünkü biliyorum ki hepimizin arkasında büyük Türk devleti vardır”. [15]
Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşasalar da Ahıskalılar tamamı benzer duygular dile getirmektedir. Özellikle Fergana olaylarından sonra Ahıskalılarda can güvenliği ve evlatlarının gelecek endişesi ön plana çıkmıştır. Ahıskalılar kazanımlarını kendilerince sağlama almada en güvenilir ülke olarak Türkiye’yi görmüşler ve Türkiye’de yaşamayı tercih etmişlerdir. Diğer bir örnek olarak Çanakkale’de yaşayan Hurihanım Taştan’ın söyledikleridir: “Ben ilkokul öğretmeni idim ama 1999’da Türkiye’ye geldiğimde Dardanel fabrikasında işçi olarak çalıştım ve oradan emekli oldum. Çocuklarım küçüktü, onları büyütene kadar zorluklar çektim ama hepsine göğüs gerdim, hiç geri dönmeyi düşünmedim. Çocuklarımın geleceği buradadır, ben bunu biliyordum, yüreğim öyle diyordu. Kızım da oğlum da okulu bitirdiler, meslek sahibi oldular, kendi ailelerini kurdular. Bize vatandaşlığa geçene kadar önce oturma izni veriliyordu. Türkiye’deki bütün yabancılara verildiği gibi. Bu benim çok ağrıma gidiyordu. Kendi öz halkımın arasında bana sanki yabancıymışım gibi muamele edilmesi inciticiydi. Sonunda, şükürler olsun Türkiye Cumhuriyeti kimliği sahibi olmayı Allah nasip etti.”[16]
Ahıskalıların Türkiye’de karşılaştıkları mühim sorunların başında diploma denkliği gelmektedir. Uzun süren işlemler insanları meslek dışı işlerde çalışmaya sevk etmiştir: “Kazakistan’da coğrafya öğretmeniydim ve oradaki okulda 20 sene çalıştım. Türkiye’de öğretmenlik yapmam için diplomanın denkliği gerekiyordu ve başvurduğumda işlemler çok uzun sürdü. Sonuç gelene kadar ben çoktan başka işe girmiştim. Türk okulunda yeniden başlamak için, memurluk için birtakım prosedürlerin yerine getirilmesi lazım idi. Oysa benim yaşım geçiyordu. Daha da uğraşmadım”[17] sözlerini Serinaz Cingöz sarf etmiştir. Serinaz hanım Türkiye’de evlenip kayınvalidesi ile birlikte oturmuştur. Bu durum Ahıskalıların büyüklerine duydukları hürmetin ne kadar çok güçlü olduğunu ve örflerine nasıl sıkı sıkıya bağlı olduklarını göstermesi bakımından kayda değerdir. Serinaz hanım; “Kayınvalidemden ayrı yaşamak hiç aklıma gelmedi. O bizim büyüğümüzdü ve büyüklerimizin her zaman başımızın üstünde yeri vardır. Onlar evin bereketidir”[18] cümleleri takdire şayandır.
1993’den 2017’ye kadar zaman zarfında Ahıskalılar Türkiye’ye serbest göçle gelerek bu zaman zarfında sadece bir defa, 2009 yılında kendilerine istisna-i vatandaşlık hakkı tanındı. 2 Temmuz 1992 tarih ve 3835 numaralı kanuna ek olarak “Geçici Madde 1 – (Ek: 18/2/2009-5838/19 md.) 1/1/2009 tarihinden önce ikamet tezkeresi almak suretiyle Türkiye’de ikamet eden Ahıska Türklerine bu maddenin yürürlüğünden itibaren 3 ay içinde müracaat etmeleri halinde; millî güvenlik açısından sakıncası olmamak şartıyla, 11/2/1964 tarihli ve 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu ve diğer ilgili mevzuatta öngörülen şartlar aranmaksızın, başvuru tarihinden itibaren 6 ay içinde Türk vatandaşlığına alınarak çifte vatandaşlık statüsü sağlanır. Çifte vatandaşlık statüsü sağlananlar, Bakanlar Kurulunca belirlenen yerlerde iskân edilirler.”[19] ile vatandaşlığa geçişleri kabul edildi. Bu uygulama birçok Ahıskalının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçmeyi ve göç ettikleri ülkelerde kalan akrabalarının göç etmeleri için ciddi bir teşvik olmuştur. Özellikle Türkiye’de eğitim alanlar gecikmeden mesleklerini icra etmeye başlamış, bu da ailelerin ekonomik olarak güçlenmesine yardımcı olmuştur.
2013 yılında meydana gelen Ukrayna-Rusya krizi dolayısıyla[20] bölgede yaşayan Ahıskalıları bir kez daha can güvenliği tehlikesi ile karşı karşıya bırakmıştır. 20 Mart 2015 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ukrayna ziyareti sırasında orada yaşayan Ahıskalılar ile görüşmesinde dile getirilen Türkiye’ye göç istekleri olumlu karşılanmıştır. Cumhurbaşkanı imzası ile 2016/9642 sayılı karar doğrultusunda “Ukrayna’da özellikle çatışmaların olduğu ve halen riskli bölgelerde bulunan Ahıska Türkü soydaşlarımızdan Türkiye’ye gelmek isteyenlerden, en zor durumda olanlardan başlamak üzere, 2016 yılında 300 ailenin iskanlı göçmen olarak Türkiye’ye kabul edilmesi; Dışişleri Bakanlığının 13.12.2016 tarihli ve 11653409 sayılı yazısının üzerine, 2/7/1992 tarihli ve 3835 sayılı Kanun 1. maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 20.12.2016 tarihinde kararlaştırılmıştır” ve göç ettikleri ülkelerde kalan akrabalarının göç etmeleri için ciddi bir teşvik olmuştur. Özellikle Türkiye’de eğitim alanlar gecikmeden mesleklerini icra etmeye başlamış, bu da ailelerin ekonomik olarak güçlenmesine yardımcı olmuştur.
Sözü edilen 300 aile kademeli olarak Erzincan’ın Üzümlü kazasına ve Bitlis’in Ahlat ilçesine yerleştirilmiştir. Erzincan valiliğinin verilerine göre ilk grup 2015 ve dördüncü grup da 2017 yılında, toplam 528 aile kendilerine devlet tarafından tahsis edilen tam tefrişatlı konutlara yerleştirilmiştir.[21] Ahlat’a ise 72 aile getirilmiş ve TOKİ konutlarına yerleştirilmiştir.[22]
Erzincan’a ve Bitlis’e yerleştirilen Ahıskalılar Fergana olayları sonrası Ukrayna’ya göç edenler oluşmaktadır Yaş dağılımına bakıldığında aralarında hem 1944 sürgününü hem de Fergana olaylarını yaşayanlar vardır. Her iki faciadan da sağ kurtulanlar bu sefer Ukrayna’da savaşın ortasında kalmıştır. Üzümlü’ye yerleştirenler daha çok orta ve alt gelir grubunda olanlardı. Meslek olarak da tarım işçiliği ve hizmet sektörü çalışanları ağırlıktadır. Göçmenler arasında az sayıda doktor, mühendis, öğretmen, hemşire de bulunmaktadır. [23] Anlaşılacağı üzere Erzincan’a getirilen Ahıskalılar, Iğdır’a getirenlere kıyasla maddi ve eğitim olarak daha alt gruptalar. Çünkü Iğdır’a getirenler arasında çok sayıda doktor, mühendis, öğretmen ve hemşireler vardı. Bunun sebebi ise Iğdır’a getirilen grup ağırlıklı Fergana olaylarına maruz kalmayan Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan’da yaşayan Ahıskalılardır. Oysa Erzincan ve Bitlis’e gelenler ise Fergana olaylarının kurbanlarıdır ve 1944 sürgününden sonra çalışarak elde ettikleri tüm mallarını bırakıp canlarını kurtarmak zorunda kalan halktır.
Erzincan’daki Ahıskalıların temel problem işsizliktir. Halk devletten işletmek için toprak talep etmekte ancak sorunun halen çözülemediğini ifade etmek gerekir. Atılan adımlar yeterli olmamakla birlikte olumlu gelişmeler de yok değildir. Örnek olarak Üzümlü’de devlet tarafından yapılan seralarda Ahıskalılar istihdam edilmeye başlanmıştır.[24] Ayrıca İŞ-KUR aracılığıyla çeşitli görevlerde çalışan Ahıskalılar da vardır.
Ahıskalı Türklerin tamamı Türkiye’yi vatan olarak görmekte ve toplumsal uyum konusunda aşılamayacak sorunlar yaşamamaktadır. Ahıskalılar ayrıca yerel halkı kardeş olarak görmekte ve bu nedenle toplumsal ilişkilere pozitif bir yaklaşım sergilemektedir. Bu bağlamda ortak kimlik sosyal sorunları erteleyici bir işlev görmektedir. Bununla birlikte yerel halkla yaşam tarzı açısından bazı farklılıklar olduğu da bilinmektedir.[25] Yaşam tarzında farklılıklar yalnız Erzincan veya Bitlis’te değil Türkiye’nin her yerinde gözlemlenebilmektedir. İstanbul gibi büyük metropol şehre göç eden S. Cingöz; “Bizim geleneklerimiz çok güzeldir. Ahıskalılarda misafire gitmek için ev sahibine sorulmaz, müsaade istenmez. Gece gündüz, saatin hiç önemi yok biz gelen misafire en iyi yemeklerimizi yaparız. Elbette bizim yemeklerimiz çok güzel ve son derece lezizdir ama Türkiye’de öğrendiğim ve sevdiğim sebze yemeklerinin de hakkını vermek lazım. Bir de bizim düğünlerimiz çok güzel, eğlenceli geçiyor. Her ne kadar haremlik selamlık olsa da bizim oyunlarımız harikadır. Ne yazık ki Türkiye’deki düğünlerde çok az rastladım halk oyunlarına, genellikle modern tarzda dans ediyorlar. Ahıskalılar arasında akraba evliliği neredeyse hiç yoktur ve hoş karşılanmamaktadır. Kıyafet konusunda biz daha mütevazi daha tutucuyuz. Bizim evli tüm kadınlar başını kapatır. Kadınlarda pantolon giyilmesi hiç yokken Türkiye’de bu artık normal hale geliyor. Ancak ne olursa olsun, bir Ahıskalı dünyanın neresinde olursa olsun özünü hep korumuştur ve korumaya devam edecektir” sözleriyle durumu net bir şekilde ortaya koymaktadır.[26]
Türkiye’ye göç eden Ahıskalıların göç sebepleri farklıdır. Bunlar arasında halen yaşadıkları ülkelerdeki siyasi baskı ve iç savaşlar nedeniyle can güvenliklerinin tehlikede olması, daha uygun yaşam koşullarına ulaşma isteği, gelecek kuşaklara daha güzel bir gelecek yaratma arzusu, göç eden yakınlarının tavsiyelerine uyma isteği ve vatan arzusu gibi sebepleri saymak mümkündür.[27]
Sonuç
Ahıska Türklerinin göç ettikleri yerlerde uyum çabaları, bazı değişimler göstermektedir. Örneğin gençlerde bu çok daha belirgindir: yeme –içme alışkanlıkları, giyim tarzları, eğlence anlayışı gibi.
Türkiye’de yaşayan Ahıskalıların etnik ve dini kimliklerinden dolayı büyük bedeller ödemelerine rağmen her iki kimliğini de başarılı bir şekilde koruduklarını söylemek mümkündür. Kendilerine özgü dillerini, örf, adet ve geleneklerini devam ettirdikleri anlaşılmaktadır.
Ahıskalıların Türkiye’de çalışma ve oturma izinleri, diploma denkliği meselesi, vatandaşlık almanın Türk soylular için kolaylaştırılması sorunlarını büyük ölçüde giderilecektir. İçişleri Bakanlığı, 3835 sayılı ve 7 Temmuz 1992 tarihli Kanun ve daha sonra bu kanunu esas alarak 2009 ve 2017 yıllarında tekrar İstisnai Vatandaşlık Hakkının uygulanmaya başlaması Türkiye’yi vatanları olarak kabul eden Ahıskalıların Türkiye’ye göçünü büyük ölçüde arttırmıştır.
Kaynakça
Resmî Gazete, 11 Temmuz 1992 – Sayı: 21281, sayfa 24
Dokumentı Vneşney Politiki SSSR (SSCB Dış Politika Belgeleri), C. III, Moskova, Gosudarstvennoe İzdatel’stvo Politiçeskoy Literaturı, 1959, s. 597-604.
Dokumentı Vneşney Politiki SSSR (SSCB Dış Politika Belgeleri), C. IV, Moskova, Gosudarstvennoe İzdatel’stvo Politiçeskoy Literaturı, 1960, s. 420-429
Atnur, İbrahim Ethem. Osmanlı Yönetiminden Sovyet Yönetimine Kadar Nahçıvan, Ankara: TTK Yayınları, 2002.
Aydıngün, Ayşegül, Aydıngün, İsmail, Ahıska Türkleri Ulusötesi Bir Topluluk Ulusötesi Aileler, Ankara, Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi, 2014, s. 60-66.
Bugay, Nikolay, Po Reşeniyu Pravitel’stva SSSR (deportsatsiya narodov: dokumentı i materialı), (SSCB Hükümetinin Kararına Göre (halkların sürgünleri: belge ve materyaller), Nalçik, İzdatel’akiy Tsentr El-Fa, 2003, s. 610, 739.
Karabekir, Kâzım İstiklâl Harbimiz, İstanbul, Türkiye Yayınevi, 1960.
Kirakosyan, Arman, Armenia i Sovetsko-Turetskiye Otnoşeniya v Diplomatiçeskih Dokumentah 1945-1946 gg., (Diplomatik Dokümanlara Göre 1945-1946 yılları arası Ermenistan ve Sovyet-Türk İlişkileri), Erivan, Tigran Mets, 2010, s. 259-265.
Üren, Mustafa, Çıkar ve jeopolitik ekseninde Ahıska Türkleri Sorunu, İstanbul, Nobel Bilimsel Eserler, 2016, s.106, 198.
Alım, M., Doğanay, S., Şimşek, O., “Ülkemize Yönelik Göçlere bir Örnek: Ahıska Türkleri”, Atatürk Üniversitesi Doğu Coğrafya Dergisi, Erzurum, 2006, s. 303-322
Arpacı, Murat, Eryentü, Melek, “Göç, Toplumsal Kabul ve Uyum: Erzincan’da Yaşayan Ahıska Türkleri Örneği”, Uluslararası Ahıska Türkleri Sempozyumu Bildirileri, II, Erzincan: 2017, s. 277, 281.
Drobot, E., Stamati, E., Nikitina, A., “Rossiya i Ukraina: vozmojnosti i ugrozı”, (Rusya ve Ukrayna: imkanlar ve tehditler), Ekonomiçeskiye Otnoşeniya, 2016, no 4, s. 132-143;
Özel, Merve Suna, “Rus dış politikasında Ukrayna Krizi ve Türkiye’ye etkileri”, IV. Türkiye Lisansüstü Çalışmaları Kongresi – Bildiriler Kitabı II, 2017. s. 73-88
Yerlioğlu, Hakan, “Ukrayna’daki Ahıskalıların Türkiye’ye Kabulü Üzerine Notlar”, Bizim Ahıska Dergisi, Kış, Sayı 41, Ankara, 2016, s. 52.
https://www.resmîgazete.gov.tr/eskiler/2016/12/20161227-1.pdf
https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.3835.pdf
http://erzincan.gov.tr/4-grup-ahiska-turkleri-erzincana-geldi
http://www.bitlis.gov.tr/ahiska-turku-72-aile-bitlisin-ahlat-ilcesine-yerlestirildi
https://ria.ru/20190603/1555121171.html 4.03.2020
http://www.datub.eu/uzumlu-de-kurulan-seralar-urun-vermeye-basladi-293
https://abdullahabdurrahman.wordpress.com/2018/11/15/ahiska-turklerinin-surgunu-alintidir/
________
* İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi, ayna.arslan@istanbul.edu.tr
[1] Dokumentı Vneşney Politiki SSSR, Moskova: Gospolitizdat, 1959: 597-604.
[2] Dokumentı Vneşney Politiki SSSR, Moskova: Gospolitizdat, 1960: 420-429.
[3] İbrahim Ethem Atnur, Osmanlı Yönetiminden Sovyet Yönetimine Kadar Nahçıvan, Ankara: TTK Yayınları, 2002, s.444.
[4] 1918 senesinden evvel Rusya aksamından olan ve üzerinde Türkiye’nin hâkimiyeti tatbik olunan arazi ahalisi Türkiye tabiiyetinden çıkmak istedikleri takdirde serbestçe Türkiye’yi terkedebilecekler ve bütün servet ve eşyalarını da beraberlerinde götürmek hakkını haiz olacaklardır. Aynı suretle mebuiyeti Türkiye tarafından Gürcistan’a terkolunan arazi ahalisi dahi Gürcistan tabiiyetinden çıkmak istedikleri takdirde serbestçe Gürcistan’ı terkedebilecekler ve bütün servet ve eşyalarını beraberlerinde götürmek hakkına mazhar olacaklardır. Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, İstanbul: Türkiye Yayınevi, 1960, s. 1017-1020.
[5] Arman Kirakosyan, Arman, Armenia i Sovetsko-Turetskiye Otnoşeniya v Diplomatiçeskih Dokumentah 1945-1946 gg., Erivan: Tigran Mets, 2010, s. 259-265.
[6] Nikolay Bugay, Nikolay, Po Reşeniyu Pravitel’stva SSSR (deportsatsiya narodov: dokumentı imaterialı), (SSCB Hükümetinin Kararına Göre (halkların sürgünleri: belge ve materyaller), Nalçik, İzdatel’akiy Tsentr El-Fa, 2003, s. 610.
[7] Aynı eser, s. 739.
[8] Ayşegül Aydıngün, İsmail Aydıngün, Ahıska Türkleri Ulusötesi Bir Topluluk Ulusötesi Aileler, Ankara, Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi, 2014, s. 60-66; https://ria.ru/20190603/1555121171.html 4.03.2020)
[9] Mustafa Üren, Çıkar ve jeopolitik ekseninde Ahıska Türkleri Sorunu, İstanbul, Nobel Bilimsel Eserler, 2016, s.106.
[10] Resmî Gazete, 11 Temmuz 1992 – Sayı: 21281, sayfa 24
[11] A. Aydıngün, 2007, s. 342.
[12] Aynı eser, s. 220.
[13] M. Alım, S. Doğanay, O. Şimşek, “Ülkemize Yönelik Göçlere bir Örnek: Ahıska Türkleri”, Atatürk Üniversitesi Doğu Coğrafya Dergisi, Erzurum, 2006, s. 303-322
[14] Mülakat Mayıs 2019’da Antalya’da tarafımdan yapılmıştır.
[15] Cennet Kamiloğlu ailesiyle beraber 1989 yılında Özbekistan’dan (Fergana vadisi) Kazakistan’a göç etmiştir ve hayatlarını sıfırdan inşa etmek zorunda kalmışlardır. Kendisi 70 yaşında ve beş çocuk annesidir. Emekli hemşiredir. Antalya’nın Lara semtinde ikamet etmektedir. Mülakat Mayıs 2019 yılında tarafımdan yapılmıştır.
[16] Hurihanım Taştan, 56 yaşında iki çocuk annesidir. Çanakkale’ye Kazakistan’dan serbest göçle gelmiştir. Mülakat Mart 2019 yılında tarafımdan yapılmıştır.
[17] Serinaz Cingöz 64 yaşında bir çocuk annesidir. İstanbul’a Kazakistan’dan serbest göçle gelmiştir. Mülakat Eylül 2019 yılında tarafımdan yapılmıştır.
[18] Aynı mülakat.
[19] https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.3835.pdf,4.03.2020)
[20] Merve Suna Özel, “Rus dış politikasında Ukrayna Krizi ve Türkiye’ye etkileri”, IV. Türkiye Lisansüstü Çalışmaları Kongresi – Bildiriler Kitabı II, 2017. s. 73-88.
[21] http://erzincan.gov.tr/4-grup-ahiska-turkleri-erzincana-geldi).
[22] http://www.bitlis.gov.tr/ahiska-turku-72-aile-bitlisin- ahlat-ilcesine-yerlestirildi
[23] Murat Arpacı, Melek Eryentü, “Göç, Toplumsal Kabul ve Uyum: Erzincan’da Yaşayan Ahıska Türkleri Örneği” , Uluslararası Ahıska Türkleri Sempozyumu Bildirileri, II, Erzincan: 2017, s. 277.
[24] http://www.datub.eu/uzumlu-de-kurulan-seralar-urun-vermeye-basladi-293
[25] Murat Arpacı, Melek Eryentü, a.g.m., s. 281.
[26] 2019’da İstanbul’da yapılan mülakat.
[27] Mustafa Üren, aynı eser, s. 198.

