“Öz Terapi”nin Böylesi-1

Sayı 76 Ekim 2022

Yürekli bir uzmanın, iç yolculuğa çıkarak gerçekleştirdiği öz sağaltımını duru ve akıcı bir Türkçeyle kaleme aldığı, roman tadında bir yapıtı var önümde. Rehberlik ve Psikolojik Danışma Uzmanı Profesör Dr. Binnur Yeşilyaprak’ın Nobel Akademik Yayıncılık Kültür dizisinden çıkan Öz Terapi’sinden söz ediyorum.

Dış dünya yolculuklarına çıkıp istediğimiz gibi ve istediğimiz kadar gezmek, dolaşmak, incelemeler, araştırmalar yapmak oldukça kolaydır, birçok insan için. Dış dünyada pek çok başarıya imza atmak da o denli zor değildir. Ama sıra iç yolculuklara gelince, orada iş çetrefilleşiyor. Pek çok kimse bu yolculuğun anlam ve önemini bile bilmiyor. Bilenlerin de pek azı böylesi bir yolculuğu göze alabiliyor. Oysa, sağlıklı ve bilinçli bir yaşam için birincil önemdedir, içsel yolculuklar. En çok 0-3 yaşlarında; en çok da ilk iki yaşta bize katlanılamaz yoğunlukta ruhsal acılar yaşatmış olmaları nedeniyle bilinçdışımızın karanlığına ittiğimiz ve daha sonra, nedenini bilemediğimiz birtakım ruhsal sorunlar yaşamamıza yol açan o yaşantılarımızın bilincine varabilmek!.. Ruhsal sorunumuzun (ya da sorunlarımızın) nedenini anlamamızı sağlayan içsel yolculuklara çıkabilmek!.. Bilinç dışımızın karanlığında gidebildiğimiz yere dek gidip ruhsal sorunlarımıza neden olan, yaşanmasını engellediğimiz isteklerimizin bilincine varmak ve onlarla yüzleşebilmek!..

Kaç kişi başarabilmiştir yeryüzünde böylesi bir yolculuğu? Bütün dünyada bu tür yolculuklara çıkan ve başarıyla menzile ulaşabilenlerin sayısı, devede kulak bile değildir, dersek abartılı bir şey söylemiş olmayız.

Yeşilyaprak, sözünü ettiğim yapıtında, işte bu nitelikteki uzun iç yolculuğunu anlatıyor, bize. İç yolculuk yapmakla yetinmeyip o yolculuğunu bir de kitaplaştırıyor. Bunu yapmak için yalnızca girişken ve alanında yetkin olmak yetmez. Onların yanı şıra, yürekli olmak da gerekir. Kişi, kendini çözümlemeyi (analiz etmeyi) sona ulaştırıncaya dek belli zamanlarda danışan sandalyesine oturtacak, danışan olacak; ardından, kendisinin karşısına geçip danışman olarak kendisinin ruh çözümlemesini (psikoanalizini) yapmaya başlayacak! Yani bu kişi, nedenini bularak bilincine varmak istediği ruhsal (duygusal ve akılsal) sorunuyla ilgili sorular soracak kendisine. Sonra dönüp, bu sorularının yanıtını bulmasını (sorununa yol açan bilinçdışındaki doyumu engellenmiş isteklerinin bilincine varmasını) isteyecek kendisinden, danışman olarak.

Ruh çözümlemeyi gerektiği gibi başarabilmenin uzmanlık işi olduğu ya da kendisini o düzeyde yetiştirmiş olmak gibi çok güç bir yetkinliğe erişmiş olmayı gerektirdiği açıktır. Yeşilyaprak, Rehberlik ve Psikolojik Danışma Uzmanıdır. Ama Yeşilyaprak, onun da ötesinde, sözünü ettiğimiz “yüreklilik” üstünlüğünün de sahibidir. Kendisinin, kendisiyle ilişkisi olan yakınlarının, yakınlık kurmuş olduğu kişilerin özelini hem nalına hem mıhına vura vura; yani olumlu-olumsuz yanlarıyla ve olabildiğince ortaya çıkarıp bunları kitaplaştırmıştır. Bu yüreklilik, yüksek bir özgüvenin de kanıtıdır. Onun asıl alkışlanacak yanı, bu niteliğidir.

Bir uzman, yaşadığı ve nereden ya da nelerden kaynaklandığını bilmediği ruhsal sorunlarının bilincine varmak amacıyla kendini çözümleyebilir (analiz edebilir) ve sorunlarının kaynağını bulunabilir; ama o uzman, bir de kendi özeline ilişkin bu zorlu çabanın öyküsünü, kitaba dönüştürüp bu kitabı okurlarla buluşturma yürekliliğini gösteriyorsa, onun bu girişimi alkışlanmaya değer, doğrusu. Yeşilyaprak, bize, işte bu zor dönemeci dönmeyi de başararak kazandırıyor Öz Terapi’yi.

İlk kez S. Freud gerçekleştirmiş kendi kendine ruh çözümlemeyi (psikokanalizi). Ama bunun öyküsünü yayımlamadı; yalnızca sözünü etti, bu ediminin, bildiğim kadarıyla.  Freud’un kızı Anna Freud, böyle bir öz çözümleme yaparak psikanalizciler topluluğuna sundu bu çalışmasını ve bu başarısıyla psikanalizci olma sıfatını kazandı. Karen Horney’ın da Kendi Kendine Psikanaliz adıyla Türkçeye de çevrilmiş bir kitabı var. Belki başka çalışmalar da vardır, benim bilmediğim. Türkiye’de ise Yeşilyaprak’ın Öz Terapi’sinin bir örneği daha bulunmuyor.

“İnsanlığı ne kurtaracaktır son çözümlemede?” diye soracak olursanız, benim yanıtım şudur:

İnsanlığı, şu önemli başarıları kurtaracaktır: Önce her bireyin temel gereksinimlerinin doyurucu düzeyde ve dengeli bir biçimde karşılanabileceği olanak yaratılacaktır. Onunla birlikte de herkesin yararlanabileceği bir hizmet durumuna getirilmiş olan ruh sağaltımı (psikoterapi) desteğinde, çağının çağdaşı bir eğitimle “anne-baba-çocuk” ilişkileri sağlıklı kılınacaktır. Bu iki temel etkenlerin var edilmesi sonucu, mutlu bir bireysel ve toplumsal yaşam oluşturulacaktır. Beden ve ruh sağlığı yerinde, karnı ve gözü tok, sırtı pek bağımsız kişilikli olarak yetişen bu insanlar, en üst düzeyde bir verimle ortaya koydukları her tür ürünü hakça paylaşarak yaşayacaklardır. Orada kimse kimsenin; hiçbir toplum başka bir toplumun temel hak ve özgürlüklerine saygısızlık etmeyecektir. Sözün özü, dünya, yaşanası bir yer olacaktır, o zaman.

Demek ki her bireyin yeteneklerini olabildiğince geliştirerek onların yaşamlarını tam verimli biçimde sürdürmelerinin temel koşulu, onlara, karınları tok, sırtları pek olma olanağını sağlamak ve gereksindikleri toplumsal-ruhsal olgunluğu kazandırmaktır.

Bir PDR’ci Hoca olarak Yeşilyaprak, kitabının “Yola Çıkmak” başlıklı ilk sayfalarında, bu oldukça öğretici ve zorlu işe nasıl başladığını; başlama sürecinde neler duyup düşündüğünü anlatıyor. Bu konuda ve biraz da kitabın içeriğine ilişkin bir fikir vermek amacıyla o sayfalardan, aşağıdaki alıntıyı sunmak istiyorum size.

      “Yağmur yağıyor. Sabahtan beri bazen usul usul sakince, bazen şiddetlenerek, sürekli yağıyor. Taraçada salıncaklı kanepeye yarı uzanmış bir halde, ince battaniye bacaklarıma sarılı, yağmuru seyrederek düşünüyorum Çocukluk anılarımı hatırlamaya çalışıyorum.

      Neden?

      Niyet ettim kendi içime bir yolculuk yapmaya!

      Evet, şöyle ifade edeyim, bir profesyonel olarak kendimi daha iyi keşfedip, kendimle temas edebilmek ve doğamda var olan karanlık bölgeleri aydınlatabilmek için! İçsel özgürlüğümü genişletmek, hani o Hanna Nita isimli psikoterapistin söylediği, bir piyanonun klavyesindeki gibi, doğuştan var olan 88 tuştan, henüz keşfedip kullanmadığım taşlarımı kullanabilmek için. Hanna, “ben” olarak uzun yıllar yaşayıp “bir ben vardır, benden içeri” diyerek, içimdeki “ben”e ulaşmak için.

      Elbette bu fikri Hanna’dan almadım. Psikolojik Danışma ve Rehberlik (PDR) alanında çalışan bir akademisyen olarak hep söylediğimiz, herkese önerdiğimiz, havalı söyleşilerde ahkâm kestiğimiz bir durum olageldi zaten bu konu. Ancak iş, uygulamaya geldiğinde etrafında dolanıp bir göz atıp bildiğimiz yoldan devam ettiğimiz, “İçine girersek çıkabilir miyiz?” diye ertelediğimiz bir durum olarak kaldı sanırım. Kişisel olarak söyleyeyim, benim içim öyle.

      Aslında üç yıl önce emekli olurken niyet ettiğim bir şeydi bu! Hani o “Mola verme hakkımı kullanıyorum.” diyerek çok sevdiğim üniversite hocalığından ayrıldığımda bunu düşünüyordum; boş kalayım, hiçbir şey yapmayayım. Yapılacaklar listelerimde” tamamladığım her bir maddeye çek işareti atıp rahatlamayayım. Sıkılayım. Sonra biraz kendimle ilgileneyim. Gerçekten ne yapmak istiyorum? İçimi araştırayım. Belki sığındığım limandan ayrılıp yeni denizlere yelken açarım.

      Kim bilir?

      Belki aynı limanda kalmaya karar veririm ama önce biraz kendimle kalayım.

      Kendimle baş başa.

      İşte tam da bunları düşünerek başlayan emeklilik süreci; gelen teklifler, davetler, iş ya da uğraş önerileri ile yine dolu dolu sürüp gitti üç yıl boyunca. (…) Fakültedeki ofisimde ve evimde, kitaplık ve dolapları ince ince elden geçirmeden, hızlı bir ayıklama işinden sonra yeni programlar ile yaşam devam etti. Galiba işime öyle geldi!

      “Hocam sizin yeriniz başka.”

      “Siz katılmazsanız olmaz ki!  “

      “Gençler sizi çok seviyor.” gibi gönül çelen sözlere kanmaya dünden razıymışım demek ki!

      (……)

      İçimden “Artık yeter.” desem de bir şekilde ikame tatminler ile yoğun bir tempo içinde sürüp giden yaşam, sonra birdenbire DURDU! Elbette kendi istencim ve kararlılığımla ben durdurmadım. Nerede bende o yürek, o cesaret!

      Tüm dünyayı yeniden programlayan koronavirüs, bana da “Dur!” dedi. (…)

      (……)

      Derken, program dışı bir gelişme; Korona günleri…

      Hiçbir yere gidemezsin! Kendinle randevun var!

      İşte böyle bir tempodayken geldi korona, hoş geldi! Nihayet evdeyim, dinleneceğim, kendime geleceğim!

      Önce böyle hissettim; evet, zorunlu mola. O halde zorunlu şeyler yapılmalı! “Kendime gelmek”, zorunlu bir şey mi? Sanırım evet, çünkü hep aklımda ve istiyorum. Yine de bakıyorum takvime, bu yazıya başlamak, korona sürecinin üç ayını almış! Belki de hazırlık aşamasıydı bu süre. Daha doğrusu son hazırlık aşaması. Çünkü yıllardır zaten aklımda! Başlangıç aşaması, hadi bir adım atayım diye biraz daha zaman kazanma ya da zaman kaybetme aşaması. Oysa yıllardır kararlıyım; kendi içime dönmek, kendi içime dışarıdan bakabilmek! İç dünyamı inceleyip dışa yansıtabilmek…

      Neyse sonunda sanırım Hanna beni itekledi! İki haftadır Gestalt bakış açısından “İlişkiler” ile ilgili videolarını izliyorum. İlgi ile, dikkat ile ve notlar alarak izliyorum. Sayfalar dolusu not yazıyorum, onun anlattıkları ve kendi yorumlarım birbirine karışıyor. Bir yandan düşünüyor ve kendimi analiz etmeye çalışıyorum. İzlerken geçmişe gidiyorum Devam ediyorum izlemeye, kendi kişisel örneklerimle dolduruyorum açıklamaları. Ertesi gün yeniden izliyorum aynı videoyu, yine düşünüyorum, yine hissediyorum.

      “Doğal yazılımımızda 88 tuş ile doğarız hepimiz.” diyor Hanna. “Ama ailemizde, yetiştiğimiz çevrede sadece belli tuşları kullanmayı öğreniriz.” Bize öğretilen değer yargıları ve inançlar doğrultusunda hangi tuşlara basmamıza izin veriliyorsa öyle çalarız piyanoyu. Hangi aralıkta ve hangi tuşlara basacağımızın “Sosyal Yazılım”a bağlı olduğunu söylüyor. Üstelik çocukken bize verilenleri, düşünce kalıplarını sorgulama/yargılama kapasitemizi kullanabilecek durumda olmadığımız için olduğu gibi alıp içselleştiriyoruz. Doğru/mutlak/değişmez kurallar olarak kabul ediyoruz…”

Öz Terapi’de şu ön, ana ve son başlıklar yer alıyor:

İlk sayfada “Bir Önemli Not” adı ile anlamlı bir açıklama var. İkinci sayfada, çok ilginç üç teşekkür bulunuyor. Üç kişiye yönelik “Bir Özel Teşekkür” yazısı. Bunlardan ilki Gestalt Terapiye ilişkin videoları ile “kendisini bu sürece teşvik eden” Psikoterapist Hanna Nita Scherler; ikincisi kendisine Edebiyat Terapi kitabıyla esin veren Klinik Psikolog Mine Özgüzel; üçüncüsü de duygularını ifade ettiğini belirttiği sıra dışı Müzisyen Cem Adrian.

Yazar, kendisine ulaşmak için çıktığı yolculukta bunların, başından sonuna dek kendisiyle birlikte olduklarını; ama bunlarla henüz yüz yüze tanışmadığını, o nedenle bunların kendisine eşlik ettiklerini bilmediklerini; o nedenle hiç yorulmadıklarını, bu yolda onlarla birlikte yürüdüğünü ve onlardan güç aldığını; onların, bu yolculuğunu “anlamlı” kıldıklarını duyuruyor bize. Devamındaki yine oldukça düşündürücü, ufuk açıcı “ÖN SÖZ”den sonra yer alıyor, kitap metnine ilişkin şu ana başlıklar:

Yala Çıkmak, Kara Kaplı Defter, Çocukluk Anıları, Raşide Teyzenin Evi, İlkokul Yılları, Önünde Çam Ağaçları Olan Ev, Gelemem diyorum Öf Öf!, Doğum Sırası, Ortaokul Yılları, Babamın İhaneti, Babam ile Hesaplaşma, Hikmet Bey’in Çocukluğu,  Çocukluktan Ergenliğe Geçiş, Yolculuğun İlk Ayı, Geriye Kalan, Konfor Alanımın Dışında, Ergenlik Dönemi, Mektup Arkadaşlığı, Mezuniyet ve Mesleğe  Adım Atış, İlk Aşk, Çocukluk Arkadaşım Nuriye ile Bitirilmemiş İş, Ankara’da Öğrencilik Yılları, Geleceğe Yönelik Hedefler, Kariyer Yolları, Prangalar, Yola Devam, Anne Olmak, Bedel Ödeme, Annemi Anlamak, Babam ile Temas, Kalp Krizi ve Sonrası, Arkadaşımla Temas, Tanışma, Terapi Şimdi Burada, Arkadaşımın Yaşam  Öyküsü, 80’li Yıllar, Yaşam Birlikteliği Önerisi ve Sonrası, Psikolojik Destek, Yaşam Sürüyor, Hiçbir Şeyde Gözüm Yok…, Akışta Kalmak, Seçilmiş Çocuk, Arkadaşımın Beklentileri, Amerika Öncesi, Amerika’da Bir Yıl, An’da Kaybolmak, David ile Tanışma, Türkiye’ye Dönüş, Arkadaşımla Yaşanan Kriz. Rüyalarım, David Türkiye’de, Tek Başınalık, Arkadaşım Geri Geliyor, Belma’nın Ölümü, 2000’li yıllar, Ankara Üniversitesine Geçiş, Yasak Mağara, Psikiyatrik Tedavi, İçimdeki Ses, Amerika’da Bir Yıl Daha, Dinsel Bir Yolculuk, Teyzem: Anne Işıkları Aç…”, Anneannemin Öyküsü, Empati Üzerine, Toplumsal Darbe Girişimi, Kişisel Darbe Girişimi, Kardeşim ile Temas, Uyanış: Ayrışmak ve Yeniden Bütünleşmek, Şimdide Varlık Sevinci.

Son başlık altında anlatılanların son cümlesi şöyle: “BİTTİ ya da BİTMEDİ” Yalnızca “BİTTİ” yazsaydı yazar, diyeceklerim olurdu kendisine. 595 sayfada anlatılanlar ve anlatılamayanlar üstüne. Ancak, “BİTTİ”ye “ya da BİTMEDİ”yi ekleyince, benim, “Anlatılanlar dışında, anlaşılıp anlatılması gerekenler, bunlardan mı ibarettir acaba?” diye sormayı düşünürdüm, kesinlikle. Ancak, yazar, bu sorumun önünü kesmiş oldu.

En son sayfada da iki uzmanla yayınevine “TEŞEKKÜR” yazısı bulunuyor.

Her düzeydeki rehberlik ve psikolojik danışma uzmanları, öğrencileri, rehberlik ve psikolojik danışma meraklıları, iç yolculuğuna çıkma isteği duyan ve duymayan herkes, mutlaka okumalı bu kitabı. Roman tadındaki bu yapıtın her cümlesi sindirilerek, cümlelere yüklenen duygular duyumsanarak, bir ders kitabı okunur gibi okunup bol bol not aldığında, bu yapıttan çok anlamlı sonuçlar çıkarılacağını düşünüyorum. Bir yarar daha sağlıyor bu kitap: Yazar, Ön Söz’ünün sonunda, bu kitabın telif ve satış gelirinin tümüyle “Kadın Hakları” konusunda çalışan STK’lara bağışlanacağını duyuruyor.

 BİR NOT: Kitapla ilgili olarak yazmayı düşündüğüm ve o düşündüklerimin, bu yazdıklarımdan daha önemli şeyler olacağını sandığım ikinci bir yazıyı daha hazırlamaktayım. Kitabın her bölümünü okurken o bölümlerin çağrıştırdıklarını not ettim. “Giriş” niteliğindeki bu yazımın devamı olarak onu da paylaşmak arzusundayım, sizinle Beni çok etkileyen ve çok yararlandığım bu kitabı o zamana dek okumuş olanlar, o yazımda kitapta anlatılanlara ilişkin dile getirmeye çalışacağım duygu ve düşüncelerimi daha iyi değerlendireceklerdir, diye düşünüyorum.

2 thoughts on ““Öz Terapi”nin Böylesi-1

  1. Gençliğimden beri tanıdığım, kitaplarından uzun yıllar yararlandığım kıdemli bir eğitimci ve yazar olarak saygı duyduğum sayın Rasim Bakırcıoğlu’nun, Öz Terapi kitabıma ilişkin ilgi ve takdirleri beni çok mutlu etti. Kitaptan böylesine etkilenmesi ve bu denli anlamlı yorumlar yapması benim için çok sancılı geçen öz terapi sürecini yaşama ve kitaplaştırmada çektiğim sıkıntıların ve kararsızlıkların sonucunda gelen muhteşem bir ödül gibi.. Evet, alan uzmanlarının irdelemeleri ile bu süreci daha iyi sindiriyorum. Ne kadar teşekkür etsem azdır..

  2. Sevgili Binnur Hanım! Gerçekleştirdiğiniz bu çalışma, “özelinizi” ele alması nedeniyle size sancılı anlar yaşatmıştır kuşkusuz. Ama öte yandan, bu “özel” konuları, uzmanlık bilgileriniz ve zengin deneyimlerinizle o denli yetkin bir yaklaşım ve üst düzeyde bir anlatımla ortaya koyuyorsunuz ki bu konularla ilgili sıradan bir okurunuzu bile derinden etkiliyorsunuz.. Çünkü onu kendi kişiliğinin ve yakın-uzak tanıdıklarının kişiliklerinin hangi badirelerden geçerek, ne tür yaşantılardan nasıl etkilenerek oluştuğunu kavramasına kapı aralıyorsunuz. Yapıtınız, bu niteliği ile okurunuzda, az ya da çok, kendisini ve yakın-uzak tanıdıklarını daha bir bilinçle gözlemleyerek önceki duygu, düşünce ve davranışlarını, kabul edilebilir doğrultuda değişime uğratma isteğini yaratıyor. Alanın uzmanları da sizin düzeyinizde bir cesaret gösteremeseler de kendilerini profesyonelce ele alarak yaşamakta oldukları sıkıntılarından kurtulmayı düşüneceklerdir, sanıyorum. Bu kadarı bile küçümsenmeyecek bir kazançtır, bence. Çünkü o zaman onlar, yalnızca kendilerine yarar sağlamakla kalmayacaklar; yardım elini uzattıkları, ilişkide oldukları insanlarla da daha olumlu bir iletişime hazırlamış olacaklardır kendilerini. Okurlara bu ve başka birçok açıdan yardımcı olabilmek bile az şey midir, Binnur Hanım?. Kitabınızın yardımıyla ben de kim olduğumu, ne olduğumu biraz daha iyi anlama konusundaki çabamı sürdürüyorum. Yazımın devamını yazmaya çalışırken yapıtınızı bir kez daha okuyacağım. Bununla bir yandan yazıma istediğim derinliği kazandırmaya, öte yandan da kendimi bir kez daha gözden geçirmeye çalışacağım. Başka konulara ilişkin daha nice değerli ürünlerinizi, bu yapıtınızdaki arı duru Türkçeniz, sular seller gibi akıcı anlatımınızla biz okurlarınıza ulaştıracağınız günleri iple çekiyor, size teşekkürlerimi ve dostluk sevgilerimi sunuyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir