AHISKALI ÖMER FAİK NUMANZADE’NİN MATBUAT HAYATI-25[1]

Dr. Rıdvan ÇİTİL

Bilindiği gibi Çarlık Rusya’sının XVI. yüzyılda başlayan Türk devletleri topraklarındaki ilerlemesi XIX. yüzyılın sonuna gelindiğinde büyük ölçüde tamamlanmıştı. Üç yüz yılı bulun işgal sonucunda Çarlık Rusya’sı, büyük bir Müslüman kitlesinin yaşadığı devasa bir imparatorluk oldu. Rusya Müslümanlarının büyük bir kısmını Türk toplulukları oluşturuyordu. Ayrıca Müslüman olmayan Türklerin de sayısı az değildi. Türk devletlerinin Çarlık Rusya karşısında yenilmelerinin en büyük nedenlerin başında, dönemin şartlarına ayak uyduramayıp gerekli gelişmeleri takip etmemeleri ve vaktinde yapamamaları oldu. Özellikle eğitim alanındaki gerileme de gerileme nedenlerin başında gelmekteydi. Halbuki vakti zamanında birçok Türk devletinin şehirleri adeta bir bilim ve kültür merkeziydi. Zamanla bu özelliklerini yitirmeye başladılar ve gerileme ve yıkılış kaçınılmaz bir hâl aldı. Bu konulardaki gelişmeler ve olaylar hem dönemin hem de günümüz aydın ve yazarların çalışmalarında açıkça görülmektedir. Nitekim araştırma konumuz olan Ahıskalı Ömer Faik Numanzade’nin kaleme aldığı gazete yazılarından o dönemde olup bitenler ayrıntılarıyla takip edilebilmektedir.

Çarlık Rusya ele geçirdiği topraklarda Türklerin eğitim alanına pek karışmadı ve eğitim kuruluşları ve sistemini olduğu gibi bıraktı. Böylece zaten çok geride olan bu sistem çökmeye yüz tuttu ve yenilenmesi kaçınılmazdı. Bunun yanında Rus idaresi, işgal ettiği topraklarda kendi ihtiyaçları için, özellikle tercüman ihtiyacını gidermek ve bu doğrultuda yerli halk arasından memur yetiştirmek amacıyla Rus okullarını açmaya başladı. Bu okullar memur ihtiyacını gidermenin yanında Rusların yerli halkı Hıristiyanlaştırmak gibi bir amacı da vardı. Nitekim çok geçmeden Türk toplulukları (İdil-Ural, Kafkasya ve Türkistan Türkleri) Rusların bu gizli emellerini anladı ve çocuklarını Rus okullarına göndermemeye çalıştı.

XIX. yüzyılda Rusya Müslümanları arasında az da olsa ortaya çıkan aydınlar eğitim sisteminin yenilenmesi gerektiği konusunda hemfikirdi. Nitekim bu alanda en büyük çalışmaları ve katkıları Gaspıralı İsmail Bey yapmıştır. İsmail Gaspıralı, Bahçesaray’da 1883 yılından itibaren çıkarmaya başladığı Tercüman gazetesiyle Rusya Müslümanlarının aydınlanması ve eğitim konusunda gelişmesi için birçok yazı ve kitap yayınladı. Yazı ve kitaplarının yanında, açtığı usul-i cedit, yani yeni tarz eğitim sistemli okullar sayesinde de Rusya Müslümanları arasında modern okulların yayılması için canla başla ömrünün sonunda dek çalıştı.[2] Ne var ki tüm bu olumlu gelişmeler istenildiği gibi çabuk olmuyordu. Çünkü Çarlık Rusya, Rusya Müslümanlarının gelişmesini ve aydınlanmasını istemiyordu ve bu konuda elinden geldiği kadar engel olmaya çalışıyordu. 1905 yılında patlak veren İlk Rusya İhtilali ile Çar II. Nikola birtakım tavizler verdi ve ilan ettiği Ekim Fermanıyla[3] birçok konuda olduğu gibi Rusya Müslümanlarına da birçok taviz verdi ve engelleri kaldırmak zorunda kaldı. Çarlık Rusya’sının sakinleri, özellikle Rusya Müslümanları için kısmen de olsa bir serbestlik dönemi başladı. Bu dönemde Rusya Müslümanlarının basın-yayın faaliyetleri artmış ve birçok şehirde yayın hayatına başlayan gazete ve dergilerin sayısı hızla artmıştır. Ancak bunun uygulaması istenildiği gibi olmadı ve çok geçmeden verilen tavizler ve izinler tek tek geri alındı. Nitekim aşağıdaki yazıda da bu durum açıkça anlaşılmaktadır.

Gelelim Ömer Faik Bey’in o dönemde olup bitenler olayları anlattığı İrşad gazetesinde kaleme aldığı iki yazısının değerlendirilmesine. Bu yazılar “Deryadan Katre -Birinci Gimnaziyada Mescit Duası-” ve Çinovniklerimiz başlıklı yazılardır (Gurbanov, 1992: 156-162).

İrşad gazetesinin 1906 yılının 286. sayısının başlık klişesi

Ömer Faik Numanzade’nin bu yazılarını, Arap harfli Türkçe yazıdan Latin harflerine aktararak kimi yerleri italik olarak parantez içinde günümüz Türkçesini vererek açıkladık. Böylece siz, değerli Eğitişim dergisinin okuyucuları, o dönemde yaşananlar konusunda ilk ağızdan bilgi edinerek günümüzde olup bitenlerle karşılaştırma imkânını elde edeceksiniz.

Yazıya geçmeden önce Bizim Ahıska dergisinden bahsetmek istiyorum: Bilindiği gibi Bizim Ahıska dergisi, Ahıska konusundaki çalışmaları, araştırmaları ve gelişmeleri birinci ve tek elden duyurmak için Ahıska konusunda en çok çalışma ve araştırma yapan mümtaz ve rahmetli akademisyen Yunus Zeyrek Bey, vefatına kadar çıkarmıştır. Bu dergide, Prof. Dr. Yavuz Akpınar Hocanın yardımıyla ve Yunus Zeyrek Hocanın teşvikiyle Ahıskalı Ömer Faik Numanzade’nin kendi döneminde çeşitli gazete ve dergilerde yayınladığı yazıları ve onunla ilgili belge ve materyalleri Bizim Ahıska dergisinde Ahıskalı Ömer Faik Numanzade’nin Matbuat Hayatı başlığıyla inceleme ve değerlendirme fırsatımız oldu. Kendilerine ne kadar teşekkür etsem azdır. Bu vesileyle Yunus Zeyrek Hocayı rahmetle anıyor ve geride kalan sevenlere de başsağlığı diliyorum. Bundan sonra Ömer Faik Bey’in elimizde olan yazılarını incelemeye ve değerlendirmeye Eğitişim dergisinin sayfalarında devam edeceğim. Bu fırsatı veren İkram Çınar Hocaya da burada bir kez daha teşekkürlerimi sunarım.

Şimdi de Ömer Faik Bey’in yazısına gelelim:

Deryadan Katre

-Birinci Gimnaziyada[4] Mescit Duası-

15 Dekabr 1906/12 Zilkade 1324 [28 Aralık 1906] İrşad, Sayı: 286

En birinci müstebit ve düşman-ı hürriyet olan Rus keşişlerinin ve bunlara peyrev olan (uyan) Rus memurlarının hukuk-i şekkinane (şüpheli hukuku) olan politika ve tazyiklerinden hükûmet mekteplerinde imdiye (şimdiye) kadar Müslümanlığa delalet edecek hiçbir nişane yohdur (yoktur). Herçend (Her ne kadar), 17 Oktyabr Fermanı imdiye kadar olan siyasi ve dini tecavüzlere, zulümlere nihayet (son) vermek vaadini tebşir etti (müjdeledi) ama, ona da fiilen amel olunmadı (uyulmadı).

Mektep reisleri geçen il (yıl) inkılap vaktinde, umum cemaatle beraber bize de ayrıca bir pâre (parça) şirin ve yağlı vaatler etti. Hatta, resmi kamisiyalar[5] (komisyonlar) teşkil edip umum iptidai mekteplerde, iki evvelki illerde (yıllarda) ana diliyle ohutmağı (okutmayı), yerli dillere ehemmiyet vermeyi kabul etti ve bu kabulü şaşaa ve kışkırıklar (gösteriş ve çığlıklar) ile ilan etti. Biçare avam cemaati (topluluğu) yalancı ümitler ile aldatıp yatırttı, başına yastık verdi... yuhlattı (uyuttu)...

Bugün o vaatlerden, o şirin sözlerden elimize ne geçti? Hansı (Hangi) mektepte köhne kaidelere zerre kadar tağyir (değişiklik) verildi, hansı (hangi) zulüm ve tazyik üstümüzden götürüldü? Bilakis Tiflis’te, “Realnıy[6]” mektebinin Müslüman dersi muallimi çıhmağa (çıkmasına) mecbur edildi, Şeki’nin “Mescit” mektebi cemaatinin (topluluğun) elinden gasp edildi. İdare-i ruhaniyelerin taht-ı nezaretlerindeki (Ruhani idarenin gözetimi altındaki) mekteplerin ihtiyârâtı (seçimi) tazyik edildi. Hasılı, her yana baharsan (her tarafa bakarsan), gene köhne karaltı, köhne boyunduruk! Lakin, bir o kadar var ki bu dehşetli karaltının, bu ıldırım (yıldırım) saçan zulmetin içinden, ara (arada) bir zayıf ışıklar, ümitli nurlar da görünür ki onların biri de Tiflis’te Birinci Gimnaziya’da (gimnazyumda) merhum Mirza Seyfeddin Seyidof’un[7] ihtimamıyla binövresi koyulan (temeli atılan) mescit otağıdır (odasıdır). Demek:

Hükûmet bu il (yıl) Tiflis’te Birinci Gimnaziya’da Müslüman şakirtlerine (öğrencilerine) ibadetgâh olmak üzere hırda (küçük) bir “otağ” merhamet eyledi.

Belî (Evet), merhamet eyledi. Herçend (Her ne kadar) diyeceksiniz ki, “Bu öyle bir büyük merhamet ve ihsan değildir, bundan 30-40 il (yıl) evvel verilmeli gayet tabîî bir hakk-ı meşru (doğal bir yasal hak) idi”.

Hakikatte de böyledir: Bu bir vak’a-i uzmâ (çok büyük olay) ve merhamet-i âlîcenabâne (cömertçe merhamet) değildir. Belki elimizden alınan derya-i hukukumuzdan, çârnâçâr (mecburen) eda edilen bir katredir.

Amma... amma, hükûmetin biz nadanlara, biz sadıklara reva gördüğü mahfî (gizli) politikasına, haysiyet ve hukuk-i şekkinane-i adaletsizliğe göre, haddizatında gayet hırda ve âdi (küçük ve sıradan) olan bu merhamet bizim için görülmeyen bir nimet, Ruslar için akla gelmeyen bir müsaadedir.

Daha bugün bile, Smirnofların, Miropiyeflerin[8], Lisoyetskiylerin milli dilimize, milli mekteplerimize - bir sözle milli mevcudiyetimize vurdukları yaraların acısıyla sızlaya sızlata gimnaziyada “ibadetgâh”a nail olmağımız elbette ki hârikulâde (olağanüstü) merhametlerdendir.

Daha doğrusu: Merhamet ve adaletin olmadığı yerde her şeydir. Korkunç ve kesafetli zulmetin bir semtinde peyda olan hafif bir nokta-i ziyadardır. Bu sebeple -miskin ve acizliğimizi itiraf edip- buna da teşekkür etmeliyik (etmeliyiz).

Amma, evvel, zamaniyeye ve ikdâmât-ı ahrârâneye, ikincisi Varantsof-Taşkof’a[9] teşekkür etmeliyik (etmeliyiz) ki vatandaşımız, komşumuz Gürcülerin, Ermenilerin hususi, büyük büyük, milli ruhani mekteplerine, beyzade talimhanelerine, yüzlerce milli kilise mekteplerine müsaade olanda, bize de gimnaziyanın bir küncünde hırda (köşesinde küçük) bir “otağ”ın ibadetgâh olmasına ruhsat buyurdular. Hakikat, yohdan gene yahşi (yoktan gene iyi), deryadan gene bir katre!...

-

Birinci Gimnaziya müdürü mektepte mescide tahvil edilen (çevrilen) bir otağı (odayı) dualamak için Dikabrin (Aralığın) 6’ncı günü şehrin müteşahhıslarını (önde gelenlerini) mektebe davet eyledi.

Davet olunanlar saat birde mektebe geldiler. Gelenlerin cümlesinden müftü[10], şeyhülislam[11], papeçitel[12], Tiflis gubernatoru (genel valisi), şehrin reisi, maarif müfettişi, idare-i ruhaniye azası var idi. Gelenler yüzden artık (fazla) idi. Evvelce mektebin zalında[13] (salonunda) biraz istirahat edilip, sonra dar yollar ile mescide tahvil edilen otağa gidildi. Mescit dar, uzun, 20-30 adamlık bir otağdır. Med’uvlar (Davet olunanlar) mescide dahil olan kimi (gibi) cenap müftü makam-ı minbere geçip mescidin mübarek ve müteyemmen (kutlu) olmağı bâresinde (konusunda) Arapça dua ohudu (okudu). Sonra elindeki basma bir Kuran’ı cemaate gösterip mescide hediye eylediğini i’lâm etti (bildirdi). Ba’dehû (Ondan sonra) cenap şeyhülislam dualadı (dua etti). Muhtasar, duaları müteakip zala keçildi (salona geçildi) Zalda cenap müftü yüzünü çevirip imparatorun şekline (resmine) hitaben gayet ihlâskârâne en i’lâ mertebe (yüceltme dereceli) sadıkane, harikulade câlib-i nazar-ı dikkat olacak (bakışların dikkatini çekecek) bir va’z-ı mütevâzıyâne ile arz-ı tazarru ve beyan-ı hulûskârâne eyledi.

Müftünün bu nutkunda (konuşmasında) ve mescidin bu gibi mekteplerde lüzumu ve buna ilave olarak Türk (Türkçe) derslerinin artırılmağı bâresinde (artırılması konusunda) hiçbir söz deyilmedi (denilmedi). Nutuk baştan başa ihlas ve sadakate ait idi.

Müftünün nutkuna, ihlâsâne, derece-i nihayetine minnettarlığına bir sözüm yok. Çünkü hakikaten o sözlerin cümlesi hakikî ve kalbî idi.

Buna göre aslı olmayan bir fikr-i riyâkârâneyi ve mazmununa amel olunmayacak bir nutk-ı hürriyetperverâneyi dinlemeden ise, elbette ki kalpten sada-i hakikiyi işitmek daha hoştur.

Âyâ (Acaba) bizim millet reislerinin, toprak başımıza olacak biz cemaat (topluluk) rehberlerinin bu mecburiyetleri neden? Acaba, müftü efendi ne fikir edir (düşünüyor)? Milleti koyun, hemîşe (her zaman) mazlum, hemîşe bî-kudret, hayır ve şerri kanmaz (anlamayan), hadimi ile hadimini anlamaz bir hayvan sürüsü mü hesap edir (ediyor)?

Ne yaman âdet, ne dehşetli uçurum!

Müftüden sonra cenap şeyhülislam makama münasip nutuk ohudu (okudu) ve müftü efendinin harekatına iştirak etmedi. Bîtaraf (Tarafsız) hareket etti.

Şeyhten sonra Minasazof[14], şehir reisi münasip nutuk dediler. Ahirde mektebin Türk muallimi Mehemmedağa Şahtahtinskiy[15] gayet makbul ve intizar edilen bir mazmunda uzun bir nutuk ohudu (okudu).

Mehemmedağa dedi: “Vaat edilen hürriyet-i mezhebiyyeye göre böyle hırda (küçük) şeyler bizim için gayr-i kifayedir. Gerek bizde özge (başka) milletler ile beraber tutulup her güne hak ve ihtiyârâtta müsavi olmalıyık (eşit olmalıyız). Bundan sonra özge hükûmet mekteplerinde yerli dillere daha artık (fazla) ehemmiyet ve ihtiyâr (seçme hakkı) verilmelidir”.

Ohunan (Okunan) nutuklardan sonra cümle aza-i meclis hazırlanmış cürbecür (çeşitli) şirniyyat (tatlılar) ve meşrubat sofrasına oturdular. Kahvaltı edip saat 3’te dağıldılar.

Numanzade

 

Görüldüğü gibi Ömer Faik Numanzade, “Deryadan Katre -Birinci Gimnaziyada Mescit Duası-” başlıklı yazıda, yukarıda bahsettiğimiz Ekim Fermanı ile vaat edilen özgürlülerin fiilen yerine getirilmediğini, üstelik okullarda Türkçe derslerin verileceği sözünün tutulmaması ve Rusya Müslümanlarının eğitim alanında Çarlık Rusya’nın diğer halklarından birçok konuda geri kaldıkları gibi eğitim konusunda da çok geride olduklarını birinci ağızdan söylüyor. Ayrıca Ömer Faik Bey, Tiflis’teki Birinci Gimnazyum’da okuyan Rusya Müslümanları için bir ibadet odasının açılmasını Çarlık Rusya’sının diğer halkları için yapılanlarının yanında çok küçük ama görünürde büyük bir lütuf sunulduğunu düşünmektedir. Ayrıca bunun nedeni olarak Rus devlet adamlarının yanlış siyaseti ve Rusya Müslümanlarının haklarını iyi bilmemeleri ve istememeleri, eğitimde geri kalmalarının neden olduğunu bildirmektedir. Nitekim bu konuda kendisi çok haklıdır ve bu durum aşağıdaki yazıdan da anlaşılmaktadır.

Şimdi de Ömer Faik Bey’in bir diğer yazısına bakalım:

 

Çinovniklerimiz[16]

26 Dekabr 1906/23 Zilkade 1324 [8 Ocak 1907] İrşad, Sayı: 293

Dünyada âdi ve hayvanî, ama tabîî (doğal) bir kâide (kural) vardır ki o da: Her vücut, her şahıs, her fırka ve her milletin öz hayrı, öz selameti için çalışmasıdır.

Hakikat, çok az filosof (feylesof) ve insan-ı dost hakim vardır ki mahz (sırf) umumun, umum-ı nev’-i beşerin nef’ini (tüm insan türünün yararını) nazarda tutup ona göre çalışsın. Zamanımızda, hele ki insanların ekseri belki umumi hudperest (bencil), garazkâr (garazlı), menfaatperver, nefsîlik kaydlarından (bağlarından) kurtarmıştır. Dünyanın en medeni yerlerinden en vahşi yerlerine kadar bahınız (bakınız): Cümlesi ortada şiddetle ahan (akan) “menfaat” seline uyup gitmektedir.

Kimi sa’y edir (çaba ediyor) ki öz milletinin uşakları (çocukları) tahsil-i ilim edip öz milletine hayır versin. Kimi gayret edir (ediyor) ki öz vatanının, öz yerinin malı revaç tapıp (bulup) kesp-i kuvvet etsin (kuvvet kazansın). Kimi ikdâm edir (gayret ve sebatla çalışıyor) ki öz hükümetine cânsiperâne (canını feda edercesine) hizmet edip öz makamını üceltsin (yüceltsin).

Hülâsa, herkes yahşi yaman (iyi kötü) çalışır ki özüne, öz milletine, öz vatanına menfaati değsin.

Amma.... Geliniz görek (görelim) bizim bazı Müslüman çinovniklerini (devlet memurlarını): Bu bedbahtlar fedakârane, sadıkâne hizmetlerinin aksine her güne ümitten, hâhişten (ricadan) her nev’-i menfaatten mahrumdurlar.

Bu Allah’ın gazapları gece gündüz çalışırlar ki becerdikleri kadar dilsiz Müslümanların derilerini soysun, kanlarını sorsun (emsin) ve bu hulûskârâne (dalkavuklukça) hizmetlerinin ivazında (karşılığında) belki bir cüzi menfaate veya kulluğunun terakkisine nail olsunlar. Lâkin, böyle hulûslu hizmetlerine mukabil bir tuzsuz “malades[17]”den (aferinden) veya beş kapiklik (kuruşluk) pahır medalden[18] sevayi (bakır madalyadan başka) ellerine bir zad geçire bilmiyorlar (bir şey elde etmiyorlar), bir menfaat göre bilmiyorlar.

Hatta, öyle çinovniklerimiz (devlet memurlarımız) var ki gece gündüz çalışırlar Müslümanlığa, Müslümanlara bir zarar, bir töhmet vursun, hükûmete hulûskârlık (dalkavukluk) göstersin, milleti rezil ve hakîr etsin. Bununla bile “Müslümanlık” adı gene onları her nev’-i menfaatten mahrum edir (ediyor).

Ha, diyoruh (diyoruz) ki filankes (filan kişi) on beş ilden (yıldan) beri kadıdır, pristavdır[19] (polis müdürüdür) veya baş strajnikdir[20]. Bu müddet arzında belki on beş min (bin) dilsiz Müslümanı döğüb (dövüp) hapislere salıblar (atmışlar). Müslümanların arasında partiyabazlığı (particiliği), koldurluğu (haydutluğu), avamlığı çohaldıb (çoğaltıp), kadim milli maarifimizi bile kökünden kesibler (kesmişler). Müstebit hükûmete en müstebidane, en zalimane kömekçi olublar (yardımcı olmuşlar). Hükûmetin en çetin, en tehlikeli işlerini -Müslümanların zıddına olarak- asanlıkla görübler (kolaylıkla görmüşler). Amma bunlarla beraber gene duyuruh (duyuyoruz) ki filankes (filan kişi) gene pristav ve baş strajniktir.

Garaz (Maksat), bizim hulûskâr çinovniklerin (dalkavuk devlet memurlarının) hâllerini nazara alınınca dünyada bunlardan âvâre (aylak), bunlardan bedbaht, bunlardan arada kalmış bir sınıf görünmüyor: Ne özleri menfaat görürler, ne de millete menfaat verirler. Bunlar adları Müslüman olmak cehaletiyle hükûmetin nazarında emniyetsiz ve menfur, hamiyetsiz olmakları sebebiyle de milletin yanında yüzü kara ve müstekrihtirler (nefret edilenlerdir).

Bir Gürcü veya Ermeni çinovniki (devlet memuru) ise bu rezaletten, bu sefaletten uzahdır (uzaktır): Bunlar hükûmete kanun dairesinde hizmet etmekle beraber yeri düşenden öz milletine de kömek (yardım) etmekten cemaat (topluluk) işine, derdine karışmaktan boyun kaçırmıyorlar (kaçınmıyorlar).

Vakit olur ki hüner ve liyakatli hizmeti sayesinde hükûmetin nazar-ı dikkatini celp edip, hüsn-i emniyetini kazanır. Vakit olur ki milletinin en tehlikeli yarasını sarıp cemaati özünden memnun edir (eder). Hükûmet ve milletine karşı borçlu olduğu öz vazife ve hizmetini bilir, öz hukukunu tanıyır (tanıyor). Bu sebeple ne milletine hizmet ettiğinden ötürü hükûmetin kahrına dûçâr olur, ne de hükûmet dairelerindeki mansıp ve hukuktan mahrum kalır.

Budur ki, ha eşidirik (işitiyoruz): Ermeni arhimandritleri[21], incinerleri[22] (mühendisleri), doktorları, ekser Ermeni kullukçuları milletleri bâresinde (konusunda) cürbecür (çeşitli) hayırhalıkta, kömekçilikte (hayırseverlikte, yardımcılıkta) bulunurlar. Amma, bizim Müslüman çinovnikleri (devlet memurları) tamamıyla bunların zıddınadır. Millete kömek etmekten, cemaat işine karışmaktan o kadar ihtiyat ediyorlar ki güya hükûmet hemen bunları tutup Sibir’e (Sibirya’ya) gönderecektir. Veya maişet derdinden o kadar korhurlar (korkuyorlar) ki güya kulluktan çıhan kimi (itaatten çıkan gibi) acılarından ölecekler. Hususiyle bizim kullukçuların ekseri marifetsiz beylerden, liyakatsiz ağalardan, hamiyetsiz bir pâre (parça) işsiz kalanlardan olmağı bunların hükûmeti -hâşâ- Halık ve Razık hesap ve gümân (zan) etmek ahlaksızlığına sebep olubdur (olmuştur).

Budur ki her yerde kullukçularımızın ekseri (Elbette ki ashab-ı hamiyetten olan kullukçularımız müstesnadır.) - ilandan (yılandan) kaçan gibi cemaat işinden, cemaate kömek etmeklikten kaçırlar (yardımcı olmaktan kaçıyorlar).Milletin derdine, ihtiyacına kalan (gören) meclislerimize bahınız (bakınız), bahınız ki orada o kanunî, şer’î olan bir mecliste nice çinovnikimiz (devlet memurumuz) var?

Hele çinovniklerimizin bazısı o kadar bî-hamiyet (hamiyetsiz) ve bî-namus (namussuz) olurlar ki millet işine karışmamaktan ötürü öz Müslüman adlarını çevirip... Noviç. Rahimoviç Alikoy edirler (ediyorlar) ve böylelikle güya Müslümanlık çirkini (kirini) üstlerinden tullayorlar (atıyorlar)?!

Çinovniklerimizin (Devlet memurlarının) bir kısmı adlarını çevirmiyorlar ise de milli mesleklerini çevirip Müslüman mahallelerinden, Müslüman cemiyetlerinden kırh (kırk) fersah uzak kaçıyorlar. Halbuki milletin bugünkü günlerinde tarih-i millîyemizin bu en hakaretli devirlerinde umumuzun hususiyle fukaramızın maddî ve manevî dûçâr olduğu bu felâketli zamanlarında herkes: Tacir, bey, ağa, kullukçu bî-kadr-i kuvve (var gücüyle) çalışıp kömek (yardım) etmelidir. Kömek etmeği herkes en birinci dinî ve millî borcu, en mukaddes insanlık vazifesi bilmelidir.

Hülâsa vaktimiz, vaziyetimiz bunu takaza ve emir ediyor ki herkes ki devleti, nüfuzu, kudreti, bacarıkı (becerisi) ola ola şer’î ve ictimâî olan milli işlerden boyun kaçırır (kaçınıyorlar). İcmâ’-i ümmetin, menâfi’ (menfaatler) ve hayat-ı millîyenin zıddına reftâr ediyor (hareket ediyor) ve mensup olduğu cemaate hayır vermiyor. Bu gibileri öz başlarına bırahmayıp (bırakmayıp) her neviyle olsa mecbur etmek lazımdır ki cemaat hayrını, cemaat derdini nazara alsınlar ve millet işlerine karışsınlar. Özlerini, öz hayırlarını, öz millî şereflerini, öz din [ve] namuslarını tanısınlar.

Ümîdvâr

 

Yazının başında bahsettiğim gibi, Çarlık Rusya idaresi kendi ihtiyaçları için yerli halklar arasında devlet memuru yetiştirmek için Rus okulları açmışlardı. Başlangıçta bu okullara yerel halkın ileri gelenleri, beyleri, ağaları, zenginler ve tacirlerin çocukları kabul ediliyordu. Daha sonra halkın diğer kısmından da öğrenciler alınmaya başlandı ama Rus idaresinin öğrencileri Hıristiyanlaştırmak ve asimile etmek gibi asıl niyetlerini anlayan halk çocuklarını bu okullara göndermemeye çalıştı. Bu okullardan yetişenlerin büyük bir kısmı Rusların istediği gibi davranmaya ve yaşamaya başladı, adeta mankurtlaştı. İşte bu Rus okullarından mezun olan Rusya Müslümanları yani Rusya Türkleri halkına sağlayacakları yararın yanında daha çok zarar verdiler ve Rus siyasetinin elinde bir oyuncak gibi alet oldular. Ancak çok az bir kısmı eğitim almak ve gelişmek için Rus eğitim sisteminin öneminin farkına vardı ve kendi değerlerine bağlı olarak yaşamaya devam etti. Görüldüğü gibi Ömer Faik Numanzade, “Çinovniklerimiz” yani devlet memurları başlıklı yazısında bu durumu ele almaktadır. Ayrıca bu devlet memurlarının kendi kimliklerini unutup isimlerini dahi değiştirdiklerini ve halkına faydalı olmaları gerekirken birtakım sebeplerden dolayı zararlı oldukları anlaşılmaktadır. Halbuki Çarlık Rusya’sının diğer halklarının yetişmiş devlet memurları kendi soydaşlarına çok yarar sağlamaktadırlar. Ömer Faik Bey, diğer yazılarında olduğu gibi, burada da Rusya Müslümanlarını komşuları olan Gürcü ve Ermenilerle karşılaştırmaktadır ve Rusya Müslümanlarının yanlışlarını dile getirmektedir.

Sonuç olarak, Ömer Faik Bey’in İrşad gazetesinin 1906 yılının 286. ve 293. sayılarında kaleme aldığı bu ki yazıdan o dönemde Rusya Müslümanları arasında ilgili mevzularda olup biten olaylar hakkında tüm açıklığıyla birinci ağızdan bilgi edinmiş ve günümüzde yaşananlarla karşılaştırma imkânını elde etmiş oluyoruz. Bu vesileyle okuyucuların ve özellikle Ahıska Türklerinin, Ömer Faik gibi bir aydının yazdıklarından istifade etmesi temennisiyle...

Kaynakça:

  1. Bizim Ahıska dergisi, No: 31-55.
  2. Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Doğuş Ltd. Şti. Matbaası, Ankara, 1978.
  3. İrşad gazetesi 1906, No: 286, 293.
  4. İsmail Gaspıralı, Seçilmiş Eserleri: 1-4. Neşre Hazırlayan: Yavuz Akpınar, İstanbul, Ötüken Yayınevi.
  5. Prof. Dr. Şamil Gurbanov, Ömer Faik Numanzade. Seçilmiş Eserleri, Yazıcı, Bakû, 1992.
  6. Şemseddin Sami, Kâmûs-ı Türkî, Çağrı Yayınları, İstanbul, 2006.
  7. Prof. Dr. Yavuz Akpınar, Azerî Edebiyatı Araştırmaları, Dergâh Yayınları, İstanbul, 1994.

Dipnotlar

[1] Ahıskalı Ömer Faik Numanzade’nin matbuat hayatıyla ilgili önceki yazılar için Bizim Ahıska dergisinin 31-55. sayılar arasında çıkan yazılara bakınız. Daha fazla bilgi için bakınız: www.ahiska.org.tr

[2] İsmail Gaspıralı’nın çıkardığı Tercüman gazetesi, çalışmaları ve eserleri hakkında daha fazla bilgi için şu çalışmalara bakınız: İsmail Gaspıralı, Seçilmiş Eserleri: 1-4. Neşre Hazırlayan: Yavuz Akpınar, İstanbul, Ötüken Yayınevi.

[3] 17 Oktyabr Fermanı: Çar II. Nikola’nın, 1905 ilk Rus İhtilali’nden sonra ilân ettiği beyanname. Bunun sonucunda Çar, birtakım tavizler vermek zorunda kalmış ve Çarlık Rusya’sı vatandaşları, özellikle Rusya Müslümanları için kısmen de olsa bir serbestlik dönemi başlamıştır. Rus Meclisi olan Duma açılmış, bu dönemde Rusya Müslümanlarının basın yayın faaliyetleri artmış ve birçok şehirde yayın hayatına başlayan gazete ve dergilerin sayısı hızla artmıştır.

[4] Gimnazyum (гимназия): 1917’den önce Rusya'da ve diğer bazı ülkelerde: genel orta öğretim kurumu. Burada esas olarak eski diller ve eski edebiyat dersleri verilmekte idi.

[5] Komissiya (комиссия): Rusça kurul, komisyon anlamına gelen bir kelime.

[6] Realnıy: Çarlık Rusya’da tam adı “Realnoye Uçilişçe” (Реальное училище) olan, fen ve matematik ağırlıklı derslerin okutulduğu ortaokul.

[7] Mirza Seyfeddin Seyidov: XIX. yüzyılın sonu ile XX. yüzyılın başlarında Tiflis Gimnazyumun’da Şark Dilleri öğretmenliği yapmış. 1887 yılında Tiflis’te M. F. Ahundzade’nin “Mösyö Jordan ve Derviş Mesteli Şah” isimli eserin sahnelenmesinde aktörlük yapmış ve büyük rağbet görmüştür. 1902 yılında “Hazainü’l-Etfal” adlı ders kitabını yazmıştır (Gurbanov, 1992: 522).

[8] М. А. Миропиев (1852-1919): 1901-1909 yıllarında Gori Öğretmen Okulu’nda müdürlük yaptı. “О Положении Русских Инородцев [Rus yabancıların durumu hakkında]” kitabının yazarıdır (Gurbanov, 1992: 523).

[9] İ. İ. Vorontsov-Daşkov (Илларион Иванович Воронцов-Дашков) (1837-1916): Rus siyasi ve askeri adamı. 1905-1916 yılları arasında Kafkasya genel valisiydi.

[10] Müftü: Sünnî cemaatin dinî lideri.

[11] Şeyhülislâm: Şîa cemaatin dinî lideri.

[12] Popeçitel’ (попечитель): Çarlık Rusya’da 1917 yılına kadar bir kurumun dairelerini yöneten atanmış görevli şahıs.

[13] Zal (зал): Rusça salon anlamına gelen bir kelime.

[14] Hüseyin Minasazov (1881-1932): Meşhur gazeteci, yayıncı. Kafkasya Ötesi Rus dilli basın organlarında faaliyet gösterdi. Tiflis’te Rus dilinde Ogni [Işıklar] dergisini (1907) yayınladı (Gurbanov, 1992: 523).

[15] Mehemmedağa Şahtahtinskiy (184-1931): Gazeteci, yazar, Şark-i Rus (1903-1905) gazetesinin redaktörü (Gurbanov, 1992: 523).

[16] Çinovnik (чиновник): Rusça devlet memuru anlamına gelen bir kelime. Ancak kanaatimizce Ömer Faik Bey, devlet memuru yerine Rusça “çinovnik” kelimesini istihza ve kinayeli olarak kullanmıştır. Çünkü daha önce, birçok yazılarında “eğitimli, aydın” anlamına gelen Rusça “abrazovannıy (образованный)” kelimesini de istihza ve kinayeli olarak sık sık kullanmıştır.

[17] Molodets (молодец): Rusça aferin anlamına gelen bir kelime.

[18] Medal (медаль): Rusça madalya anlamına gelen bir kelime.

[19] Pristav (пристав): Rusya’da 1917 yılına kadar yerel polis idaresinin müdürü anlamına gelen Rusça bir kelime.

[20] Strajnik (стражник): Rusya’da 1917 yılına kadar kırsal alanlarda en düşük polis rütbesi anlamına gelen Rusça bir kelime.

[21] Arhimandrit (архимандрит): Ortodoks kıdemli baş rahip demektir.

[22] İnjener (инженер): Rusça mühendis anlamına gelen kelimedir.

Bizim Ahıska dergisinin yayımcısı Yunus Zeyrek Hoca (www.ahiska.org.tr sayfasından) 

Bizim Ahıska Dergisinin son sayısının kapak fotoğrafı (www.ahiska.org.tr)