Uygulanan eğitimle bireyde sağlıklı bir kişilik geliştirmek amaçlandığında, bireyin kendine özgü bedensel, devimsel ve toplumsal-ruhsal gelişiminin nasıl bir gidiş gösterdiğinin bilinmesi gerekiyor. Sağlıklı bir kişilik geliştirmiş olan birey, başkalarının istedikleri yönde değil; kendi gereksinimlerini doyuma kavuşturarak yaşamını sürdürüyor. Sağlıklı bir kişilik de bireye kendisinin ve içinde yaşadığı toplumun, giderek tüm insanlığın eşit koşullarda yaşamasından yana olan bir bilinç, tutum ve davranış kazandıran yöntem, teknik ve stratejiler aracılığı ile oluşturulabiliyor.

Gerçek Bir Benlik Oluşturacak Tutum ve Davranışlar

Yetişmekte olan kuşakların eğitiminde anne baba ve öğretmenlerin uygulayageldiği kimi olumsuz tutum ve davranışlar, çocuk ve ergenin mutlu yaşama hakkını elinden alıyor. Bu nedenle söz konusu tutum ve davranışların, uygulamadan kaldırması gerekiyor. Bireyde, özlenen sağlıklı bir benlik ve kişilik gelişimi için başta ailenin; ardından da okulun, olumsuz tutum ve davranışların yerine, aşağıda sıralanan tutum ve davranışları benimseyip uygulaması bekleniyor:

  • Çocuk ve ergenin karşı çıkışları, direnişleri, anne baba ve öğretmenin kişiliklerine karşı açılmış bir savaş; onların elindeki gücü almak istemeye yönelik bir davranış olarak görülmemelidir. Çocuk ve ergenin bu tür tepkilerinin büyük çoğunluğu, anne baba ve öğretmenin kendisine dayattığı kendi isteklerine uygun, sahte bir benlik geliştirmek istemediğini gösteren davranışlardır. Çocuk ve ergen, bu tepkileriyle kendi gereksinimlerini gidererek doyum elde etme yoluyla kendi gerçek benliğini geliştirme isteğini haykırıyor.  O nedenle anne baba ve öğretmen, çocuk ve ergeninin karşı çıkışlarını, direnişlerini saygısızlık, başkaldırı diye nitelemeden önce, onun bu tepkilerinin arkasındaki niyeti anlamaya çalışmalıdır.
  • Eğer çocuk ve ergen, otoritenin istekleri yönünde sahte bir benlik geliştirmek yerine kendi isteklerini dengeli ve doyurucu biçimde gidererek gerçek bir benlik geliştirmek istiyorsa, otorite, çocuk ve ergeni kendi istek ya da gereksinimleri yönünde davranış göstermeye zorlamaktan vazgeçmelidir. Çocuk ve ergenin bu tür davranışlarını cezalandıran, kendi isteklerini onlara kabul ettirmeye çalışan otoriteler, çocuk ve ergeni yaşam boyu, bu sahte, yabancı benlikle yaşamaya zorlamış oluyorlar.
  • Anne baba ve öğretmen, çocuk ve ergeni yeterince tanımadığında, onlara gerektiği kadar destek olamamakta, onların gereksinimlerini karşılayacak yardımı yapamamaktadır. Çocuk ve ergeni gerçekten anlamak için onun söylediklerini, isteklerini duyabilmek ve duyumsayabilmek gerekiyor. Bu zor işi ancak, çocuk ve ergenin duygu ve düşünce derinliklerine inmenin yollarını öğrenmiş olan anne baba ve öğretmen başarabiliyor. Bu yetkinlikteki anne baba ve öğretmen, bu niteliği ile yalnızca çocuk ve ergenle sağlıklı iletişim sağlamada değil; öbür insanlarla dengeli ilişki kurmada da yararlanıyor.
  • Yetişkinlikte görülen uyuşturucu madde bağımlılığı, suç işleme, nevroz, psikoz gibi ruhsal bozukluklar, ilk çocukluk yıllarındaki olumlu ya da olumsuz yaşantıların şifrelenmiş bir dille anlatımıdır. O nedenle anne baba ve öğretmenler, çocukları küçük yaşlarda ne tür yanlış tutum ve davranışların etkisinden, nasıl uzak tutmaları gerektiğini iyi bilmek zorundadırlar.
  • Kendisine yapılanın ayırdına varması yasaklandığı ve olanaksız kılındığı zaman, çocuğun duygusal yaşamının bir bölümü donduruluyor. Bu durumda çocuk, bu engellenmeler nedeniyle duyarsızlaşıyor. Sonuçta, başkalarını anlamanın, onların duyumsadıklarını duyumsamanın ön koşulu ortadan kalkması yüzünden çocuk ve ergen sevgi, sevecenlik, dayanışma adına yapılan çağrılara yanıt veremiyor. Bu sözcükler, onlara içi boş birer simge gibi görünüyor.

  • Özellikle profesyonel psikologlar için gerekli olan başkalarını anlamak ve onların duyumsadıklarını duyumsamak; yani eşduyum (empati), çocuklarını anlamak isteyen anne baba ve öğrencilerinin verimli öğrenmeler yoluyla sağlıklı gelişimlerine etkili yardımda bulunmak isteyen öğretmen için de gereklidir. Anne baba ve öğretmen, duygu kanallarını açık tuttuğu ve özgür kıldığında, çocuk ve ergeni anlamakta zorlanmıyor. İçlerindeki çocuğu hep canlı tutan ve onun sesine kulak verenler, çocukları daha kolay anlıyorlar.

  • Şiddetin tırmanışını kökten önlemenin çaresi, çocukları kötü deneyimler yaşamaya zorlamaktan uzak durmak ve onların iyi deneyimlerle kendi benliklerini geliştirmelerinin yolunu açık tutmaktır. Bu yaklaşım, tüm toplum katlarına yayılıp çocuk ve ergen, bu tutumla eğitilmedikçe, toplumlar, gelecekte de şiddetle birlikte yaşamaya hazır olmalıdırlar.

  • Çocukların kendi gereksinimlerini gidererek büyüyüp gelişmek, sevmek, kendi duygularını yaşamak ve kendini gerçekleştirmek için dünyaya geldikleri unutulmamalıdır. Bunun için onu ciddiye alan, seven ve kendi yolunu kendisinin belirlemesi için ona gerektiği gibi ve gerektiği kadar yardımcı olan yetişkinlere gereksinim vardır. Çocuğun, yaşamsal ve gelişim gereksinimlerinin giderilmesi engellenince; çocuk ve ergen, yetişkinlerin gereksinimlerini gidermesi amacıyla sömürülünce, cezalandırılınca, kandırılınca, ihmal edilince, çocukta sağlıklı bir kişilik oluşamıyor.
  • İncinmeye, engellenmeye karşı gösterilmesi gereken doğal tepki, acı ve öfkedir. Ancak öfkelenmek yasaklanıp çocuğa, dayanılmaz derecede acı çektirilince çocuk, çektiği acıyı yaratan olayı bastırıyor (yaşadığı ruhsal sarsıntıya ilişkin anılarını bilinçdışına itiyor) ve kendisine saldıranı (otoriteyi) yüceltip, idealize ediyor. Daha sonra, unutulan bu acılı yaşantılar nedeniyle geliştirdiği olumsuz savunmaların yarattığı hafif ya da ağır ruhsal sorunları yaşamak zorunda kalıyor.
  • Her öfke, korku, acı duygusu ruhsal bozukluk yaratmıyor. Ruhsal bozuklukları her öfke, korku ve acı duygusu değil; ortaya çıkış nedenlerinden sapmış olan öfke, çaresizlik, korku ve acı duyguları yaratıyor. Suç, toplu öldürme, uyuşturucu madde bağımlılığı, alkolizm, fahişelik, kendini öldürme ve nevrozlar, giderek de psikozlar, bu koşullarda ortaya çıkıyor.
  • Yetişkin kişi, çocukluğunda kendisine yaşatılan acıların öcünü almak için kurban olarak çoğu kez, kendi çocuklarını seçiyor ve onu dayak, azarlama, aşağılama gibi kişiliği zedeleyici yollarla cezalandırıyor. Bu yetişkin kişi, anne babasının kendisine yaptıklarının bilinçsiz acılarını yatıştırmak için, kendi çocuklarını dövüyor, azarlıyor, aşağılıyor. Ne yazık ki çocuğa dayak atma, azarlama, onu suçlama, toplumumuzda hâlâ doğru bir uygulama ve bir eğitim aracıymış gibi algılanabiliyor.
  • Kendisine kötü davranılmış bir çocuğun, bir suçlu ya da ruh hastası olmaması için yaşamında en azından bir kez, onun değil de çevresinin normal olmadığını bilen bir insanla karşılaşması gerekiyor. Toplum, çocuğun değil; çevresinin normal olmadığı gerçeğini kavramadıkça, çok acıdır ki çocuğun yaşamını parçalayıp yok etme sürdürülecektir. Bu olumsuz yapıdaki bir toplumda çocuğun yanında durma, ona inanıp onu kurtarma olanaklarını devreye sokma, ancak ona yardım elini uzatan akrabalardan, avukatlardan, yargıçlardan, doktorlardan ve çocuk bakıcılarından beklenecektir.
  • Toplumun bugüne dek genellikle evde anne babayı, okulda da öğretmen ve yöneticiyi koruduğu ve hemen her zaman, kurbanı (çocuğu) suçladığı görülüyor. Bu atutum, kuşkusuz, büyük babalarımızdan kalmış olan eğitim yöntemlerinin bize dek gelmeyi başaran sakat bir yaklaşımdır. Bu yaklaşıma göre, yanlış davranışta bulunan çocuk ve ergen, yalan dolan hikâyeler uyduran, suçsuz anne babaya saldıran, öğretmene karşı gelen, yöneticiye saygısızlık eden, kötü dürtülerin yönlendirdiği kurnaz, düzenbaz bir kişidir. Bunu destekleyen kuramlar bile vardır. Gerçekten, hemen tüm çocuklar, anne babalarının kendilerine kötü davranmalarına, kendilerinin neden olduğunu düşündükleri için kendilerini suçlamakta, her zaman çok sevdikleri anne babalarının sorumluluğunu kendileri yüklenmektedirler.
  • Tedavide kullanılan yeni yöntemler, çocuklukta geçirilen ve bastırılan ruhsal sarsıntıların (travmaların), çocuğun beyninde iz bıraktığını; o çocuk, yetişkin olduğunda, bunların etkisinin ortaya çıktığını, kanıtlamış bulunuyor. Dahası var: Anne karnındaki bebekler üzerinde yapılan elektronik ölçümler, çocuğun hem sevgiyi ve ilgiyi hem de kötü davranışı duyumsadığını ve bunlardan olumlu ya da olumsuz etkilendiğini göstermektedir.
  • Bütün bu bilgiler, her akıl dışı davranışın arkasında, gizli bir mantığın var olduğunu ortaya koyuyor. Yeter ki çocuklukta edinilmiş sarsıcı deneyimler karanlıkta kalmasın.

Sonuç

Görülüyor ki şiddetin bir kuşaktan bir sonraki kuşağa geçmesi, ancak küçük yaşlarında çocuğa uygulanan; ama bugüne dek hep yadsınan kötü davranışlar ve bunların sonuçları karşısında göstereceğimiz duyarlık ile sona erdirilebilecektir.

Anne baba ve öğretmenlerinden koruma, sevgi ve saygı görerek büyüyen çocuklar, gençliklerinde ve daha sonraki yaşamlarında da zeki, duyarlı, anlayışlı oluyorlar. Yaşamdan zevk alabiliyor ve başkalarına ya da kendilerine zarar vermeyi düşünmüyorlar. Bedensel ve ruhsal güçlerini, başkalarına saldırmak için değil; yalnızca kendilerini korumak ve geliştirmek için kullanıyorlar. Küçük yaşlarından bu yana olumsuz deneyimler değil de olumlu deneyimler edinerek büyüyen çocukların içlerine bu olumlu deneyimler işlemiş olacağı için bunlar, güçsüz olan her şeyi ve herkesi de korumaya çalışıyorlar.

Olumlu deneyimler edine edine büyüyüp gelişme şansını yakalayanlar, atalarının, bugünkü siyasal erklerin, bu dünyada kendilerini güvende ve iyi duyumsamak için neden, çok güçlü bir savaş endüstrisi kurma gereğini duyduklarına bir anlam veremiyorlar. Çünkü bu insanlar, geçmiş yaşamlarında, kendilerini bilinçsizce savunmak zorunda kalmamışlardır. O nedenle kendilerine yönelen gerçek tehditlerle akılcı ve yaratıcı bir biçimde başa çıkma yolunu seçiyorlar.

 

Yararlanılan Kaynaklar:

Alice Miller. Yetenekli Çocuğun Dramı. Çeviren: Gönül Sezer. Arion Yayınevi. İstanbul, 1994

Alice Miller. Başlangıçta Eğitim Vardı. Çeviren: Şirin Baykan. Arion Yayınevi. İstanbul, 2003