Fergana Olaylarının Tanığı Bayar Hocagiller ile Mülakat

Atabek Yurdu ve Ahıska

 

Türkiye’nin Kuzeydoğu Anadolu’sunda bir bölge vardır: Atabek Yurdu. Bu bölge son bin yıllık tarihinde biçimlenerek kendi etnogenezini oluşturmuş ve bu dinamizmini günümüzde de sürdürmektedir. Atabek Yurdu, günümüzde Ahıska, Ardahan, Artvin, Kars, Erzurum’un kuzey ilçeleri ve Bayburt’u içine alan bir kültür bölgesidir. Geriye doğru gidilirse, Osmanlı Devleti bu bölgeyi 1578 yılında Safevîlerden (Azerbaycan) almış. Safevîlerden önce bağlı olduğu devletler ise Akkoyunlu, Karakoyunlu ve İlhanlı Devletleridir. Atabek Yurdu, kısa bir süre Kıpçak-Gürcü federasyonuyla birlikte hareket de etmiş. Daha eskilerde Roma, Hun, Pers ve Saka (İskit) devletlerine bağlı yaşamış. Tarihte çeşitli devletlerin kontrolüne geçmiş olsa da üzerinde yaşayan kültür kendisini üretmeye devam etmiştir. Bölge, çeşitli devletler arasında el değiştirirken de genellikle bütün halinde başka devlete bağlanmış ve sonucunda ciddi bir toplumsal parçalanma ortaya çıkmamıştır. 

1800’lerin başında Rusya’nın bölgeye gelmesiyle birlikte durum değişmiştir. Bölgenin önemli merkezi olan Ahıska, 19. yüzyıl boyunca Atabek Yurdu’ndan sık sık kopar hale gelmiş, Rusya ile Osmanlı Türkiyesi arasında el değiştirmiştir. Şimdiki hukukî statüsü 1921 Kars ve Moskova Antlaşmalarıyla belirlenmiştir. Bu düzenlemeye göre Ahıska, Sovyetler Birliği’ne ve oradan da Gürcistan’a intikal etmiş durumdadır. 

Sonradan görme bir devlet olan Gürcistan kuruluşunun birinci yılında İstiklal Harbi’nin hazırlıklarını yapmakta olan Türkiye’ye saldırmıştır. Kovalanmıştır elbette ama Gürcistan’da kalan Ahıska Türklerine yönelik ırkçı baskılar yapmaya başlamıştır. İnsanlara Gürcü ad ve soyadı vermek, etnik kökenini Kartvel olarak yazmak gibi… Sovyet Gürcistan'ı, Ahıska'nın az sayıdaki okumuş kişilerini ve toplum önderlerini toprak ağası, karşı devrimci, Kemalist, Pantürkist olmak gibi iddialarla imha etmiştir. Bunlar da yetmezmiş gibi Ahıska ve civarında yaşayan Türkler ve onlarla birlikte hareket eden Kürt ve Hemşinleri Orta Asya ülkelerine topluca sürgün etmiştir. Korkunç trajediler yaşanmıştır. Bir soykırım niyetiyle yapılan bu sürgünde kimsesizler yurdunda kalan Türk çocukları bile sürmüşlerdir. Gerçi Gürcistan “Bunu Sovyetler Birliği yaptı.” diye üzerine alınmasa da, Ahıska Türklerine yapılan insanlık dışı uygulamalardan pişmanlık duyduğunu ve telafi etmek istediğini hala söyleyebilmiş, Ahıskalılara tarihin eski zamanlarından beri vatanları olan Ahıska'ya kolayca dönmelerini sağlamış değildir.

Ahıska Türkleri ilk kez 1940 yılında askere alınmaya başlandı. Hem de 17-55 yaş arasında eli silah tutan erkekler! Erkekler 2. Dünya Savaşında Almanya’ya karşı savaştayken geri kalanlar sürgün edildiler. Sürgün edilenler yaşlılar, kadın ve çocuklardı. Kötü koşullar yüzünden binlerce Ahıska Türk’ü sürgün yolculuğu sırasında hayatını kaybetti. Sürgün yerlerinde de ilk yıllarda büyük kayıplara uğradılar. 2. Dünya Savaşı’nın yol açtığı yoksulluk, açlık, hastalık ve evsizlik gibi bütün felaketleri yaşadılar. Aralık ayında sürgün gittikleri yerlerde Sovyet Devleti onlara ev bir yana, birer battaniye dahi vermedi. Daha da kötü olabilirdi ancak sürgün yerlerindeki Özbek, Kazak ve Kırgız halkı ortada kalmış bu insanlara evlerini açtı. Onlar da çok yoksuldu. Yine de pek çok insanın yaşamasını sağladılar.

Birçok Ahıska Türk’ü sürgünün ilk yıllarında kendilerine destek olan Özbek, Kazak ve Kırgızlara minnettarlıklarını defalarca dile getirmişlerdir.

Zaman hızla geçti ve yaşama tutunanlar yaralarını sardı. Evlerini yaptılar, nüfusları arttı, çocuklarını üniversitelerde okuttular. Çalışkan ve disiplinli bir toplum olarak ün kazanmışlardı. Kültürel yapısını ve kimliklerini korumuş, aile hayatını güçlendirmişlerdi. Sovyetler Birliği'nde çok yaygın olan alkol kullanımı gibi insanın enerjisini ve sağlığını telef eden hallerden nispeten uzak duruyorlardı. Bunlar onları etkili bir toplum haline getirmişti. Ancak bu iyi özellikler onların başına iş açacak gibi görünüyordu. Diğerleri kazandığı parayı eğlence için harcarken Ahıska Türkleri para biriktirip ev ve otomobiller alıyorlardı.

Öte yandan Rusya’da tarımda çalışacak nüfus azalmış, var olanlar da iş ve çalışma ahlakından yoksun bir yaşam sürmekteydi. Ancak Rusya’nın geniş tarım arazileri vardı ve üretim yapılması gerekiyordu. Gününün yarısını alkolle geçiren ve iş disiplini olmayan bu lümpen kitleyle olacak gibi değildi. 

 

Fergana Olayları

1989 yılının 1-5 Haziran günlerinde Özbekistan'ın Fergana şehri civarındaki köy ve kasabalarda etnik çatışmalar çıktı. Söylendiğine göre bu çatışma Ahıska Türkleri ile Özbekler arasında çıkmıştı. Hedefte olan Ahıska Türkleriydi. Bu katliamda resmî rakamlara göre 100-300 arasında Ahıska Türk’ü öldü, yüzlerce ev talan edildi, yakıldı ve imha edildi. Bunların sonucunda Ahıska Türklerinin bir kısmı bölgeden alınıp Rusya’nın bazı köylerine taşınarak yerleştirildi. Ahıskalıların yerleştirildikleri yeni köylerinde kısa sürede tarımsal üretim canlandı, toplum kalkınmaya başladı.

Fergana olayları, Ahıska Türklerinin toplumsal belleğine yeni bir acı sayfa olarak kaydedildi. Olayların arkasından binlerce Ahıska Türk’ünün başka yerlere yerleştirilmesi ise yeni bir sürgün biçiminde oldu. Yine sadece bohçalarını, valizlerini alıp gidebildiler. Çok azı evlerini gerçek fiyatına satabildi.

Trajik olay sırasında Türkiye'de Ahıska Türklerinin adı duyulmaya başlandı ancak Türkiye'de Ahıska Türkleri olarak değil “Mesket Türkleri” olarak duyuldu. Biz ise Mesket Türkleri adını daha önce hiç duymamıştık. Dolayısıyla “Yeni bir Türk boyu mu, bu Türk boyundan neden haberdar olmamışız?” diye hayıflanırken katliam sonrası görüntüler dikkatimizi çekti. İnsanlar acı içinde konuşuyorlardı. Televizyondan yansıyan konuşma ve seslerden anlaşıldığı kadarıyla bunlar tıpkı bizim Ardahan, Artvin, Erzurum, Oltu, Narman hatta Bayburt’ta yaşayan insanlar gibi konuşuyorlardı. Bu insanların orada ne işi vardı? Anlamış değildik çünkü Ahıska Türklerinin hala Ahıska’da yaşadıklarını sanıyorduk. Söz aramızda, Ahıska’yı da Ahıska Türklerini de biraz unutmuştuk!

***

Fergana olaylarını yaşayan Ahıska Türklerinin bir kısmı günümüzde Rusya’nın Krasnodar ve Rostov gibi yerlerindeki köylerde yaşıyorlar. Buralar aslında eski Kıpçak bölgeleridir. Müzeler Kıpçaklara ait kalıntılarla doludur. Ancak yeni sahipleri eski sahipleriyle birlikte yaşamak istemediler. Krasnodar’dakilerden 15 bine yakın insan orada yaşayan Rus ve Ermeni ırkçıların saldırılarına uğradığı, ikamet izni verilmediği haberleri basında ve araştırmalarda yer aldı. Ahıska’dan başka gidecek yerleri de yoktu. Tam vatanlarına gidebilecekken ABD devreye girip bunların bir kısmını ABD’ye götürdü ve vatandaş olmalarını sağladı.

Fergana mağdurlarının bir kısmı da kendi isteği ve imkanlarıyla Ukrayna’ya yerleşti. Bunların bir kısmı da Donetsk’te Rusya yanlılarıyla-Ukrayna arasındaki çatışmaların ortasında kalınca Türkiye’ye getirilip Erzincan’ın Üzümlü ve çok azı da Bingöl’ün Ahlat ilçesine yerleştirildi. Kendi gayretleriyle gelerek Türkiye’de yerleşip hayata tutunmaya çalışanlar da var.

Aşağıdaki mülakat Fergana olaylarını yaşayan, orada kamu görevlisi olan bir Ahıska Türk’ü olan Bayar Hocagiller ile yapıldı. Bayar Bey, 1989’da ayrıldığı Fergana’ya 2019 yılında ailesiyle birlikte 30 yıl sonra yeniden gitti. Bu röportaj Bayar Hocagiller’in son gidişindeki gözlemleri üzerine yapıldı.

Görüşme kayıtlarını bilgisayara yazmak gibi zahmetli bir işi de sevgili Ayşegül Çelik yaptı. Minnet borçluyum, teşekkür ederim.

 

***

 

İkram ÇINAR (İÇ) Bayar Bey, Ahıskalıların kullandığı iki soyadı var sanki: Aliyev ve Seferov. Siz şaşırttınız, sizinki Hocagiller?

Bayar Hocagiller: Evet Hocagiller ama eskiden Aliyev idi! (Gülüşmeler)

İÇ - Peki neden bu soyadı?

Bayar Hocagiller: Bizim Aliyevler ile hiç ilgimiz yoktur, bizim sülalenin de ilgisi yoktur. Benim dedelerim arasında Ali diye birisi de yok idi. Bu, Sovyetler Birliği zamanda bizim soyadlarımızı değiştirmek amacıyla taktığı bir soyadıdır, Aliyev.

İÇ -  Sormadan mı verdiler?

Bayar Hocagiller: Sormadan. Bizimkilere pasaport alırken “Soyadın nedir?” diye soruyorlardı. Sülale adını söylüyorduk ama kabul edilmiyordu. Bizim sülalenin adı Ahıska’da Hocagiller idi. Benim dedelerim okumuş kişilerdi. Dini bilgi okumuştular. Bu yüzden Hocagiller ama Sovyetler Birliği’nde böyle bir soyadını kabul etmiyorlardı. “Bundan sonra soyadınız Aliyev olacak.” deyip kendilerinin istediği soyadını yazıyorlardı.

İÇ - Peki. Ahıska’da yaşarken aileniz 1944'te Özbekistan’a sürgün edildi. Ahıska’nın hangi köyünden gittiniz?

Bayar Hocagiller: Samkure köyünden ailemi sürmüşler. Ben Özbekistan’da dünyaya geldim. Büyük abim bir yaşını biraz geçmişken sürgün olmuşlar.

İÇ - Siz?

Bayar Hocagiller: Ben 1954 doğumluyum.

İÇ – Sürgünden sonra Ahıska Türklerine konulan sıkı yönetim henüz kalkmadan?

Bayar Hocagiller: Evet.

İÇ - Orada nerede okudunuz?

Bayar Hocagiller: Ben Rus dilinde okudum. İki üniversite bitirdim. Benim ilk üniversitemde matematik öğretmenliği, ikinci üniversitemde ise siyasi ekonomi okudum.

İÇ - Ekonomi politik. Özbekistan’ın hangi şehrinde yaşıyordunuz?

Bayar Hocagiller:   Fergana ili, Kuvasay şehri, Moyan köyü.

İÇ - Büyükçe bir yer miydi? Nasıldı oralar? Herkes Özbek ve Ahıska Türkü müydü?

Bayar Hocagiller: Yok, bizim köyde Özbek de, Tatar da var idi, bir Alman ailesi, Ruslar, Uygurlar, Tacikler, Kırgızlar, Koreliler vardı. Kırım Tatarları çok idi.

İÇ -  Özellikle mi karıştırmışlar orayı yoksa?

Bayar Hocagiller: Tatarlar da bizim gibi sürülmüştü oraya. Ruslar ise savaştan sonra kalkınma programı sebebiyle gelip orada yerleşmişti. Almanlardan esir düşen bir Alman da oraya yerleştirilmişti, orada kaldı. Şehrin genelinde Koreliler de yaşıyordu, onlar çok önceden gelmişler.

İÇ - Orada çoğunluk Özbek miydi?

Bayar Hocagiller: Özbekler çok idi, Tacikler de çok idi… Bizim Kuvasay şehir boyunca yaklaşık yirmi yedi bin nüfusu var ise bunların yedi bini yaklaşık bizim Ahıskalılar idi, dörtte biri. Epeyce vardı bizimkiler.

İÇ - Siz konu komşu olarak nasıl yaşıyordunuz?

Bayar Hocagiller: Güzel yaşıyorduk. Oranın yerlileri bile o olaylar olunca "Sizleri buradan götürmelerine biz razı değiliz." diyorlardı. Onlar özellikle müracaat ettiler ki, "Bunlara değmeyin, bunların halkı çok iyi insanlardır" diye. Olaylar esnasında bile gittiler belediyeye ki, "Bunlara dokunmayın bunlar çok iyidirler, bunlar ile biz kaynaşmışız birbirimize, yani biz aynı millet sayılırız." diye. İyi idi aramız yani hiç sorunumuz yok idi.

İÇ -  Ama sonra ne olduysa oldu, bir kargaşa çıktı.

Bayar Hocagiller: Üç şüphem var, üç şeyden şüpheleniyorum. Belki başkaları başka düşünüyordur. İlki Sovyetler Birliği’ni dağıtmak amacı ile Amerika’nın kurduğu bir oyun. Çünkü ben bu siyaset içinde olduğumdan biliyordum ki, Amerikan ajanları ikide iki plan yani iki defa plan yapıyordular. Nasıl olur da bu Sovyetler Birliğini dağıtırız diye. Hiç imkân bulamıyorlardı. Sonra meydana çıktı işte. Yaklaşık kırk sene içinde, bu ikinci cihan savaşından sonra Amerika yaklaşık altmış tane plan dizmiş.

İÇ -  Sovyetler Birliği’ni dağıtmak için mi?

Bayar Hocagiller: Dağıtmak amacı ile. Buna harcanan para yaklaşık altı yüz milyar dolar. Bayağı da bir para harcamış. Anlamış ki hani savaş ile başka bir şeyle olmaz diye bunu içten yıkmak lazım. Üstelikte bu birkaç tane devlet. Doğu Avrupa devletleri de bu sosyalizm siteminde idi. Varşova Paktı diyorlardı o zaman. Orayı dağıtmak için bu milletlerin arasına milliyetçilik oyununu oynadılar. Bunu yakın günlerde televizyonda ciddi bir Rus kanalında belgeselde gördüm: Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya cumhurbaşkanlarının Sovyetler Birliği’ni dağıtma konusunda anlaştıklarını anlattılar.

İÇ -  Bunlar mı planlamışlar?

Bayar Hocagiller: Üçü, orada bu kararı alıyorlar.

İÇ - Bunların arkasında Amerika‘nın bir şeysi var mı?

Bayar Hocagiller: Şimdi onu söyleyeceğim, Sovyetler Birliği, on beş cumhuriyetten düzülmüş, bir cumhuriyet düzeni içinde yaşıyordu. Rusya onlardan biriydi. Başındaki Boris Yeltsin, diğer cumhuriyetlere haber bile vermeden önce Amerika’ya telefon açıyor, diyor ki “Müjde, Sovyetler Birliği diye bir şey kalmadı. Biz dağıttık. Şöyle bir karar alındı...” Yani ilk haber verdiği yer Amerika! Garbaçov da onların ajanıydı, yani o sonra belli oldu. Sovyetler Birliği’nin iç karışıklıklarla çatırdatılması gerekiyordu. Birincisi bu. 

İkincisi, Sovyetler Birliği’nin seksen beşinci yıllarda bir kalkınma programı var idi. Rusya toprakları çok büyüktü. Özellikle Rusya Federasyonu toprakları bugün de büyüktür. Büyük ama nüfusu azdı, yani o toprakları işletecek kadar nüfusu yoktu. Kalkınma programında başka cumhuriyetlerden buraya aileleri ile insanları seferber etmek gerekiyordu ki o toprakları işleyebilsinler. Bu Sovyetler Birliğinin kendi programı idi. Gönüllü olarak başka cumhuriyetlere giden pek olmuyordu.

Ben o zaman milli eğitim müdürlüğünde çalışıyordum. Kuvasay şehrinde. Bizim binada belediyeye ait işe yerleştirme müdürlüğü vardı. Her ay yukarıdan yeni yeni talepler geliyordu. Şuraya şu kadar, buraya bu kadar çalışacak aile gönderilsin diye. Böyle talepler 2-3 yıldır geliyordu. Bulup Rusya’ya gönderiniz, diye! Bu mecburi bir şey idi ama kimse gitmek istemiyordu. Bu defa başka yol izlendi. Yani milletler arasında öyle bir propaganda geliştirdiler ki onlar “bizi sürüyorlar” demesinler de, kendi isteği ile gitmiş olsunlar diye kurmaca kurdular. Devlet o tür yerlere gidenlere fazladan para veriyordu. Yardım parası. Eşyalarını bedava götürüyorlardı oraya kadar. Kendilerine yol parasını veriyorlardı yani bedava gidiyorlardı. Gittiği yerlerde de bedava ev veriyorlardı, iş imkânı tanıyorlardı, iyi işlere de koyuyorlardı. Orada da belli bir süre içinde maaşından başka ek yardımlar yapılıyordu ki oraya alışsınlar, adapte olsunlar diye. Ama giden aileler en fazla altı ay kalabiliyorlardı. Oranın şartları ile Özbekistan’ın şartları hiç birbirine uymuyordu. İklim değişikliği oluyordu. Dil sorunu var idi. Çoğu geri geliyordu. Böyle her ay buradan iki aile oradan iki aile göndererek bu sorunu çözemedikleri için köklü bir çare düşündüler. Ne yapalım ne edelim diye düşünürken, en sahipsiz millet olarak bizi gördü Sovyetler Birliği. Bence bu ikinci bir oyun idi. Bizim hepimizi mecbur bırakarak, Rusya’nın köylerine götürmek istediler. Böylece Rus köyleri elemansızlıktan kurtulmuş olur, Fergana da kalabalıktan.

İÇ -  Böylece Ahıska’ya gitme isteğiniz de ortadan kalkardı!

Bayar Hocagiller: Evet. Başka bir husus daha var. Daha önce Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin Genel Sekreteri Leonid Brejnev idi. Sovyetler Birliği’nde on sekiz sene o genel sekreterlik (cumhurbaşkanlığı gibi) yaptı. Onun zamanında Özbekistan bayağı ayağa kalktı. Pamuk konusunda zaten en önemli pamuk üretici cumhuriyet Özbekistan idi. İki-üç milyondan altı milyona kadar çıkarttı yıllık hasadı. Özbekistan’ın Cumhurbaşkanı Raşidov Brejnev’in yakın adamıydı. Brejnev ona soruyor ki, "Bu sene ne kadar pamuk vereceksiniz?" 2-3 milyon ton üretirken, o da demiş ki "Beş milyon ton!" Brejnev diyor ki “Altı milyon yapamaz mısınız?” O da diyor ki “Yaparız, Sayın Genel Sekreter, halkımla yapacağız.” diyor ama altı milyon o kadar kolay değil. Tarım arazileri çoğaldı ama su yetmedi. Aral Denizi’ni besleyen sular, Sırderya, Amuderya, Gaşgaderya’nın suları o deniz akıyordu. Bunlar bu toprakları sulamak için kapatıldı ve Aral Denizi’ne akan nehir kalmadı. Böylece Aral Denizi de kısmen kurudu.

Sovyetler Birliği dağılmadan az önce görülüyor ki meğer pamuk gerçekte altı milyon tona hiçbir zaman ulaşmamış ama sahte faturalarla pamuk üretimi şişirilmiş! Bu durum yeni Genel Sekreter Yuri Andropov zamanında ortaya çıkıyor.

Andropov, Raşidov’a telefon açıyor. Soruyor ki bu sene ne kadar pamuk vereceksiniz?  Raşidov, “Altı milyon ton veririz.” diyor. Andropov, “Altı milyon ton gerçek pamuk mu yoksa evvelki pamuktan mı olacak?” Raşidov anlıyor ki bunların sahtecilikten haberi var. Bu telefon görüşmesi Raşidov yoldayken oluyor. Arabada kendinin o makam aracında konuşuyor. Yolda evine giderken kalp krizi geçirip ölüyor, korkusundan veya kahrından. Ondan sonra işte genel savcılar devreye girdi. Gıdlyan ile İvanov.

İÇ - Onlar kimdi?

Bayar Hocagiller: Gıdlyan ile İvanov. Gıdlyan Ermeni idi, İvanov Rus. Bunlar ikisi Özbekistan’a geliyorlar. Bakıyorlar ki pamuk işinde tarımda çalışan neredeyse herkes birbirine bağlı. Çok sayıda insan hapse atılıyor. Bu pis işi kapatmak için Özbekistan yönetiminin bu konudan daha önemli bir konuyu gündeme getirmeleri lazım idi. Üçüncüsü de bu.

İÇ - Rezaleti kapatmak için!

Bayar Hocagiller: Kapatmak için, bundan daha önemli ne olabilir. Pamuk yolsuzluğunu unutturmak için bu kargaşayı ortaya çıkardılar. Benim bildiğim böyle. Ama Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Özbekistan kendi bağımsızlığını kazandı. Bir iddiaya göre "Kendi içlerinde başka millet istemiyor" demeleri ve o kadar farklı kavim içide bizi seçmeleri bana hiç inandırıcı gelmedi. Orada Rus da vardı başkaları da vardı mesela. En azından bizim Özbeklerle dini bir bağımız var idi. Dil, bizimki birbirimize daha yakın idi. Mesela Koreliler az idi. Parmakla sayacak kadar az idi. Onlara karşı kimse bir şey yapmadı, Tatarlara karşı da kimse bir şey yapmadı. Özellikle bize yapmalarının maksadı ne idi?

İÇ -  Onu soracağım. Pamuk meselesi böylece kapatıldı.

Bayar Hocagiller: Kapatıldı.

İÇ – Ruslara yönelik bir düşmanlık yok muydu? Dokunulmazlıkları mı vardı?

Bayar Hocagiller: Vardı tabi vardı. Ruslara kimse dokunamazdı, devlet onlarındı. Zaten orada sistem şöyleydi: Diyelim ki Özbekistan’da cumhurbaşkanı Özbek ise onun birinci muavini Rus olacaktı. Bütün cumhuriyetler ve her yönetim seviyesi için öyleydi zaten.

İÇ -  Peki bu diğer yerlere de yansıyor muydu? Mesela Fergana’ da yönetimde.

Bayar Hocagiller: Zaten her yerde oluyordu.

İÇ - Bütün yönetim birimlerinde mi?

Bayar Hocagiller: Tabii ama şöyle mesela ikinci olmasa da illaki üçüncünün Rus olması lazım idi.

 

Olayların Başlaması

İÇ -  Peki tekrar Fergana olaylarına dönecek olursak. O olaylara siz tanık oldunuz mu?

Bayar Hocagiller: Bizim şehirde başladılar. Bizim köyde bir olay olmadı. Yakın yerlerde oluyordu ve oradaki sesler bizim köyde duyuluyordu. Aramız o kadar yakın idi. Ancak ilkinde biz anlayamadık. Şamata sesleri geliyordu.

İÇ -  Peki orada kaç kişi öldü?

Bayar Hocagiller: Orada bir kişi öldü o da Özbeklerden öldü, kendileri öldürmüşler.

İÇ -  Niye? Kazara mı?

Bayar Hocagiller: Kazara, panikle öldürdüler. Bu gerçek ki, kendileri başlattılar. İlkinde bizimkiler hazırlıksız yakalandılar. Herkes kendi evinde ama bunlar böyle toplu olarak gelip mesela evleri taşlıyorlar ama özellikle insan öldürme teşebbüsü yok, yani içeri girmeden dışarıdan taşlıyorlardı.

İÇ - Bu işin başı nasıl oldu? Türkiye’de TRT pazar yerinde bir şeyler olmuş diye duyurdu.

Bayar Hocagiller: Pek bir şey olmuyor. Bir söylenti duyuyoruz: Türkleri kovacaklar, dövecekler, öldürecekler diye.

İÇ - Durduk yerde mi oluyor böyle?

Bayar Hocagiller: Durduk yerde, ben mesela kendimi söyleyeyim. İşten çıktım, milli eğitimdeydim. Saat beşte çıktım, arkadaşım Özbek, o da benle beraber çalışıyor, ikimizde aynı köydeniz, otobüsü bekliyorduk, eve gideceğiz. Bana dedi ki bizim markete sigara geldi, o zamanlar da yabancı sigara sıkıntısı vardı. Kara borsa. “Orada tanışım var, ondan alın.” dedi. Oraya giderken restoranın önünde bir sürü araba yığılmıştı. Yolda da trafik polisi geçen bütün özel arabaları durdurup bakıyordu içine. Bazılarını restoranın içine alıyor, bazılarına da “git” diyorlardı. Duyduğumuz söylentilerin olacağını düşünmeye başladım. Toplanıyorlar bir şey olacaktı… Ama sokakta giderken hiç kimse bana dokunmuyor bir şey etmiyor. Eve geldik o gün yattım sabahleyin işe gidecektim tekrar. Zöhre adında bir kardeşim var burada. O telefon açtı. “İşe gelme, dün gece böyle böyle olaylar oldu. Evleri taşladılar, yaralılar var. Taşlar kime ki isabet etmiş kiminin başına gelmiş kiminin evine doğru gelmişse. Yaralılar var.” dedi.

Özbekler böyle bir şey yaptı, şimdi gerçekten insan korkuyor da böyle durumda. Sonra bizimkilerin şehir meydanında toplandığını söylediler. Geldik biz de oraya toplantıya. yetkililere müracaat ediyoruz, bu ne demektir, ne oluyor? Tehlikeli bir yerdi. Bizi kuşatsalar, arkamızda su akan bir büyük dere vardı. Oradan kaçamazdık, önümüzde zaten iki tarafta Özbekler kapatmış. Allah’tan polis, asker geldi de onları ayırıp bizi oradan çıkardılar. Sonra olayı o gün yatıştırdılar ama ertesi gün akşamleyin tekrar gelip saldırmak için yığılıyorlar. Bizimkiler de bunu duyuyorlar.

İÇ -  Bunlar sıradan Özbekler mi yoksa böyle başka yerden mi gelmişler?

Bayar Hocagiller: Başka yerden. Çoğunu biz bile tanımıyorduk. Özbekler de diyordu "Onlar bizden değil" diye ama tanıdıkları, içlerine karışanlar da vardı. Bizim Özbek komşuların hiçbiri orada görülmemiş. Sonra ikinci defa bunlar saldırmaya başlıyorlar. Bizim on beş yaştan başlayıp otuz otuz beş yaşa kadar gençler de bir yerde toplanıyorlar. Yüz-yüz elli adam bekliyorlar ki gelsinler biz onlara karşı koyacağız diye. Dövüşeceğiz diyorlar ya haberleri yok ki karşıdan gelenler yaklaşık beş altı bin kişi!

Söze Bayar Bey’in oğlu katılıyor. “Bizimkiler olayları pek ciddiye almamışlar. Beklemedikleri bir durum. O gün televizyonda bizim köyün müzisyenlerinin programı vardı ve çoğu kişi evlerinde televizyon karşısındaydı.”

Bayar Hocagiller: Televizyonda beklerdik böyle olayları da… Yüz-yüz elli kişi belki iki yüz kişilik ama bizim gençler o büyük kalabalığa saldırıyor. Dalıyorlar aralarına. Onlar kaçışmaya başlıyorlar. Bu kaçmada panikte biri yıkılıyor mu ne, koşanlar üstüne basıp eziyorlar o adamı ve o ölüyor. Bunu malzeme yapıyorlar bütün Özbekistan’a ki “Bakın onu Türkler öldürdüler.” diye. Sonra olaylar yatıştı. Ben kendim Moskova’ya telefon açtım. Sekreter aldı telefonu, ben açıp dedim ki "Özbekistan’da iç savaş başladı. Daha önceden sadece söylenti vardı ama şimdi olaylar başladı, ben duyuyorum sesleri." Durumu Moskova biliyordu. Sonra bu haberleri televizyonda yayınlamaya başladılar.

İÇ - Siz nereyi aradınız?

Bayar Hocagiller: Moskova’yı.

İÇ -  Moskova’da nereyi, kimi aradınız?

Bayar Hocagiller: Pravda gazetesi vardı. O gazete partinin gazetesi sayılıyordu. Orayı aradım, Garbaçov’un sekreterine bağladılar. Dedim ki böyle böyle… Onlara haber gitti. Şimdi bunlar tabi ki Moskova’dan, Taşkent’ten sanıyorum olanları konuşmuşlar. Bunlar da örtbas edemediler, daha da meydana çıktı. Moskova yakın şehirlerden Özbekistan’a asker gönderdiler. Özbekistan’ın askeri vardı ama daha çok polis müdahale ediyordu.

İÇ - Sovyet askeri mi?

Bayar Hocagiller: Evet, Sovyet askeri geldi. Onlar da bir şey yapamadılar. Olayların büyüğü yaklaşık on gün sonra Haziran’ın iki veya üçüncü günü başladı. Bizim Ahıskalıların evlerini yakmaya başladılar.

İÇ - Askerler silahlı mıydılar?

Bayar Hocagiller: Silahları var idi ancak mermileri ya plastik ya da kuru sıkıydı.

İÇ - Ya toplum olaylarında?

Bayar Hocagiller: Kullanılıyordu, sadece korkutmak için. Bunu ben nereden bildim. Askerler bizim köylerde geziyorlardı, sokaklarda, öğle yemeğinde çağırıyoruz, onlar eninde sonunda bizi koruyorlar diye. Çağırdık yemek yemeye, böyle dışarıda bir sekide oturuyorlar bunlar dört tanesi elde otomatik silahları, kalaşnikofları böyle duvara dayattılar oturup yemek yiyorlardı. Ben dedim ki “Bunları ki böyle dayattın, askersin hani dedim, ben aldım bunu benim öfkem var gittim de başladım insanları öldürmeye…” Dedi ki “Zaten içinde mermi yok ki!” 

Sonra olaylar sıçradı Vadstroy denilen yere, onda başladılar evleri yakmaya. O kalabalık hepsi yaka yaka Fergana’ya yani il merkezine kadar geldiler.

İÇ -  Evleri yakıyorlar, Türkleri öldürüyorlar?

Bayar Hocagiller: Evleri yakıyorlar, ölüler var, diri diri insan yakma, kafasını kesme gibi öyle yaklaşık bir yirmi otuz kişi vahşice öldürüldü o günlerde, dediğim o ikinci etapta.

İÇ - Kaç evin yakıldığı hakkında bir sayı var mı?

Bayar Hocagiller: Şimdi belki de sayı vardır ama o vakit diyorlar yaklaşık yetmiş seksen tane ev yakıldı orada. Cenazeler vardı. Babam din adamıydı. Doksan üç cenaze... Rahmetli babam bana doksan üç kişiyi toplu mezara gömdüğünü söyledi. Bu işler başlayınca bizim Ahıska Türklerini şehir merkezinden asker eşliğinde devletin yardımıyla otobüslerle poligon denilen havaalanının yanında askeri bir bölge vardı, oraya götürdüler. Oraya Özbekler gelemez diye. Sonra bizim Ahıskalıları oradan otobüslerle, ayın yedisinde, Haziran’da, altı-yedi otobüsle geldiler askerler bizleri otobüslere alıp götürdüler. Dediler ki yanınıza önemli olanları eşyalarınızı alın. Bütün eşyalarınızı alamazsınız. Evrak gibi şeylerinizi, elbiselerinizi alın dediler. Belki de gideceksiniz buralardan dediler, açıkça dediler. Üç dört günden sonra geri döneceksiniz, demediler. "Gideceksiniz buralardan" dediler bize. Özbeklerden ağlayanlar da oldu, karşı çıkanlarda oldu, götürmeyin bunları diye. Hep yani bize bayağı alışmıştılar onlar.

İÇ - Özbeklerle evlilikler, kız alıp vermeler var mıydı?

Bayar Hocagiller: Var, mesela benim halamın torununun hanımı Özbek’tir. Özbek’e varan kızlar da vardı. Onlar orada kaldılar. Böyle evlenmeler vardı. Yani evlilikler oluyordu aramızda. Az idi ama vardı.

İÇ - Peki Özbeklerle bizim kültürümüz yakın mıdır ya da Kazaklarla Kırgızlarla karşılaştırırsak Özbek daha mı yakın?

Bayar Hocagiller: O zaman Kazak’ı tanımıyordum çünkü Kazak biz de çok az idi, yok diyecek kadar az. Kırgız var idi, Tacik var idi. Ama Özbekler bize daha yakın idi kültür olarak. Yani uyacak farklı bir şeyleri yok idi. Öbürlerinden nispeten Kırgız’la Tacik’e göre Özbekler bize daha yakın idi.

İÇ - Rahmetli babanız doksan küsur…

Bayar Hocagiller: Doksan sekiz yaşında vefat etti.

İÇ - Hayır, cenazeyi gömdü dediniz ya, doksan üç cenaze sadece oradakiler mi? Ayrıca başka yerlerde de cenaze oldu mu?

Bayar Hocagiller: Başka yerde de oldu… Fergana’da toplanan, hani ölüleri topladılar ya sonra hepsini o olaydan iki gün sonra toplayıp getirip bir yerde topluca defnettiler. Yakılanları da gömdüler, yakınları da oradaydı. Çok acılı, trajik olaylar duyduk, gördük…

İÇ - Allah rahmet etsin. Peki sonra oradan nereye gittiniz?

Bayar Hocagiller: Bizi o askeri bölgeye getirdiler. Beş veya altı gün kaldık, bir haftaya yakın. O sırada başbakan geldi.

İÇ - Sovyet başbakanı mı?

Bayar Hocagiller: Evet, Sovyetler Birliği’nin başbakanı Nikolay İvanoviç Rıjkov. Bir de İçişleri Bakanı Vadim Viktoroviç Bakatin geldiler. Az önce dedim ya, Rusya’nın toprakları geniş ama çalışanı yok diye… Bunu neden söyledim? Oyun kurulmuştu. Bizimkiler o hale gelmiştiler ki, daha orada bile bizim önde gelenlerin beyni öyle yıkanmıştı ki orda bizimkiler “Rusya” diye bağırmaya başladılar. “Rusya’ya götürün bizi!” Yani “biz bunlarla artık yaşamayacağız.” diye. Bundan belli ki, bu, devletin kurduğu bir oyun.

İÇ - "Biz Rusya’ya gitmek istiyoruz" diye mi slogan atmaya başladılar?

Bayar Hocagiller: Evet. Ama götürdükleri yerlerde de sıkıntılar çıkmaya başladı. Bazı köylere on aile de gitmişti ama bazı köylere bir ya da üç aile yerleştirdiler. Yakın akrabaları bile birbirinden ayırmaya başladılar.

İÇ - Neden hepsini bir köye yerleştirmediler?

Bayar Hocagiller: Bizimkilere ayrı köy kurmak yerine, Rusya’da çalışacak insana ihtiyaç duyulan köylere, ihtiyaca göre yerleştirdiler. İnsani ihtiyaçlar ve akrabalık gibi sosyal meseleleri düşünmemişler.

İÇ – Rusya’nın ihtiyaçlarına göre mi sizi dağıttılar?

Bayar Hocagiller: Öyle. Bizi yine de iyi yerlere götürdüler. Öyle yerler var ki kuzeyde, oralarda yaşamak çok zordur. O programı yaptığına göre diyorduk ki gerçekten devletin ihtiyacı vardı buna. Sebebi alkoldü. Orada yaşayan insanlar çalıştığı yerde aldığı maaş ile kasa kasa votka alırlar evlere. Yani maaş verildikten sonra bir hafta kimse işe çıkmazdı. Öyle içiyorlardı ki akşama kadar, akşamdan başlıyorlar sabaha kadar içiyorlar, bayılıyorlar. Sabahleyin az gözünü açsa hiçbir şey yemeden bir bardak kokteyl içip tekrardan yatıyor.

İÇ - Para bitene kadar.

Bayar Hocagiller: Para bitene kadar, para bittikten sonra da borca içiyor, aldığının yarısını borca veriyor yarısını yine içiyor sonra yine borca... İşte böyle bir hayat ve çalışma düzeni.

İÇ - Değişik bir toplum, yani mahvolmuş bir toplum.

Bayar Hocagiller: Mahvolmuş bir toplum, gerçekten öyle.

İÇ - Ahıskalılar gelsin de çalışsınlar diye.

Bayar Hocagiller: Şimdi bak bu dediğim şey bu alkol işi. Ukrayna’ya kendimiz geldik. Türkiye’ye gelmeden önce bir toplantı oldu. O müdürü onu tekrardan seçtiler, aradan üç ay mı ne geçti tekrar bir toplantı yaptılar, başkasını seçmek için. Sebep? Bu müdür iyi götüremedi işi, yapamadı. Yeni aday diyor ki, ben müdür olursam buradaki buğdayı ispirto fabrikalarına verirdim. İspirto getirip buradaki millete satıp diyor bunla ben para yaparım. Böyle düşünen insan müdür olmak istiyor. Düşüncesi ispirto ile milleti öldürüp ondan kazandığı para ile memleketi kaldırmak istiyor. O kadar cahil bir insan.

İÇ – Kapitalizmi iyi anlamış! Peki, sonra siz Rusya’ya geldiniz.

Bayar Hocagiller: Rusya’ya geldik. Rusya’da bizi iyi karşıladılar, kötü olmadı. Yerli insanlar bize çok iyi sıcak davrandı. Sabahleyin kalktık baktık ki kapının önünde bir çuval patates, bir çuval soğan, iki kova, on beş litrelik kovalar dolu yumurta. İki tane horozun başı kesilmiş yatıyor... Bildik ki bu bize bir ikramdır. Konu komşudan sorduk, bunu kim getirdi, komşular dediler ki siz sadece o patatesleri boşaltıp çuvallarını geri verin, kovalarını hepsini, gerisine karışmayın dediler. Bu sizlere bizden bir ikramdır. Sonra rahmetlik babam dedi ki "Tamam, kusura bakmayın patates, yumurta bunların hepsi hoş ama bu horozları biz almayız çünkü bizim usule göre kesilmemiş bunlar. Babam bunları anlatınca sahibi gelip aldı. Ertesi gün sabahleyin kalktığımızda kapının önünde iki tane diri horoz gördük. Ayakları ve kanatları bağlı ki kaçamasın, kapının önünde duruyor. Yine getirip iki tane koymuşlar. Sonra çiftliğin müdürü dedi ki "Ne zaman ete ya da başka şeylere ihtiyacınız olursa, hemen ambara gelirsiniz, sizlere özel şey var, ne kadar lazımsa alırsınız. Nasılsa çalışacaksınız, para vermeye gerek yok. Aldığınızı yazın, sonra maaşlarınızdan kesilir.” dedi.

İşte orada iki sene yaşadık. İş verdiler yani branşımıza, mesleğimize layık bir iş var ise verdiler.  Ben im iki diplomam olduğunu söyleyince bana tarih öğretmenliğini verdiler. Tarih, coğrafya... Sonra abim doktor idi zaten hemen doktorlukta iş verdiler, sonra ortanca abim bu pazarlamacı sayılıyordu. Özbekistan’da ona aynı pazarlama işini verdiler. Hanımı muhasebeye verdiler Rusça bilmiyorum diye o zaman istemedi kendi.  İyiydi yani her şeyi ancak oranın bu yağmurlu özellikte biz o işe alışık değiliz çamur her yer, yani çok zorluk çektik. Bir de bizim akrabalar her yere saçıldı. Bir yerde birleşmek için yer arayıp, iki sene Rusya’da kaldık. Oradan Ukrayna’ya kendimiz geldik. Ukrayna'nın o zaman çalışacak elemana ihtiyacı yok idi. Ama yer buluyorduk. Geldik oraya yerleştik altı sene de orada yaşadık.

İÇ – Ukrayna’ya gitmek nasıl oldu?

Bayar Hocagiller: Sovyet zamanında Ukrayna’da üniversiteyi okuyanlar ve askerliğini orada yapanlar oluyordu. Onlar Ukrayna’yı o zamandan beğenmişler. İklimi Özbekistan’a benziyor, Ahıska’yı da andırıyor. Geniş, ferah, medeni bir yer olarak akıllarında yer etmiş. Bu olaylardan sonra oraya yerleşenler arttı. Memnun kalınca başkaları da oraya yerleşti.

İÇ - Sonra da Türkiye’ye geldiniz. Akrabalarınız var mıydı Özbekistan’da?

Bayar Hocagiller: Yok, bizim Özbekistan’ da akrabalarımız kalmamıştı.

İÇ - Peki, Özbekistan’da hala Türkler var mı? Bizim Ahıskalılar?

Bayar Hocagiller: Var, çok var. Buhara’ya gitmiştik, orada birisine sordum. Yirmi ikinci partizyezd savhoz varmış, hepsi bizim Ahıskalılar, yani sadece orada en az üç yüz dört yüz aile var demektir. Sonra başka bir yer varmış orası da bütün Ahıskalılarmış. Yani bayağı var burada bizimkiler orada. Fergana şehrinde şu an yaşayanlar da var, bizim Ahıskalılardan. Birisi ile konuştum, sonra birisi davet etti bizi oraya. Tesadüfen denk gelen bir taksi şoförü, o da bizim Ahıskalı. O da bizi hınkal yemeğe evine davet etti.

İÇ - Gidip konuştunuz mu? Onların herhangi bir şikâyetleri var mı?

Bayar Hocagiller: Yok yok, kimse bize karışmıyor diyorlar. Bizim gördüğümüz kişi diyor ki o olaylardan sonra devlet çok sıkıntı çekti. Pamuk meselesini kapatmışlar, mesele kalmamış. Ama bize davranışlarını görünce ben şaşırdım.

 İÇ - O konuya geleceğim. Bizimkilerin şu an hali vakti yerinde midir?

Bayar Hocagiller: Bizi davet eden insan bizimkilerden biridir. Kendine güzel iki tane ev yapmış, iki tane oğlum var diyor. Biri orada yaşarken diğer Green Card almış, şimdi Amerika’da yaşıyor. Evin bir tarafını otel yapmışlar, güzel bir otel olmuş. Kendisi taksi şoförü. Türkiye’ye gelmiş, arsa almış. Kızı buradadır. “Türkiye’de arsam var. Bakarım, ileride bir kötülük olursa çıkıp giderim Türkiye'ye. Bugünkü halde benim gitmem için hiçbir neden yok." diyor.

Türkiye'de yaşayan bizim Ahıskalılar Özbekistan’a gitmemi pek istemediler. “Bizimkilere yaptıklarını hayatta bağışlamam, affetmem.” diye söyleyenler de oldu. Onlara anlattım, bu Özbeklerin işi değildi diye. Ama oldu. 30 yıl sonra gittim gördüm. Bana davranış şekillerini. Çok hizmet ettiler. Adamın birisi davet etti yanına evine. Oturduk evinde pilav yedik. Onlarda zaten pilav en önemli şeydir.

İÇ - Özbek pilavı?

Bayar Hocagiller: Özbek pilavı, evet. Zaten bizim komşuydu. Birçok kişi samimi biçimde davet etti. Birisi çok ısrarcı oldu. Arabalara bindirip götürdü bizi güzel bir mekâna. Dinlenme tesisi gibi bir şey, güzel bir yer yapmıştılar. İnsanın gerçekten iştahını daha bir açan bir yerdi, orada da bir pilav yapılmıştı. İçki diye bir şey yok onlarla bizim oranın insanları hepsi ibadete durmuş. Güzel Kur’an okuyorlar. Medreseleri bitirmiştiler hep namaz niyaz böyle yani.

İÇ - O eskiden öyle değildi galiba?

Bayar Hocagiller: Evet. Öyle bir şey yok idi o zaman. Bizde eskiden sadece ihtiyarlar giderdiler camiye. Aksakal diyorlardı onlara ama şimdi bakıyorsun gençler yani benim oğlum yaşındakiler de gidiyor, bazı gençler imamlık yapıyor orada.

İÇ - Arabistan’dan yayılan dini akımlar var. Onların etkisi var mı?

Bayar Hocagiller: Belki de vardır ama ben öyle bir şey hiç bilemedim. Arabistanlıları bilmem ama Özbekistan’da Türkiye’den gelenleri çok iyi karşılıyorlar. Türkiye’yi beğeniyor, Türkleri seviyorlar. Siz Türkiye’den geldiniz, biz sizin dizileri izliyoruz, diyor, dizi adlarını söylüyorlar. Türkiye popüler bir ülke olarak görünüyor.

İÇ - Türklere karşı bir sempati var!

Bayar Hocagiller: Evet ama Türk malları pahalı orada, Çin mallarına göre çok kaliteli.

 

30 Yıl Sonra Fergana’da…

 

İÇ- Özbekistan’a yeniden gitmek nereden aklınıza geldi?

Bayar Hocagiller: Ağabeyim gitmek istedi. "Eve gideceğim" diye tutturdu. Yaşlıdır, Alzheimer de oldu. Beraber gidecektik ama grubumuz giderek kalabalıklaştı. Büyük bir aile olarak gittik. Özbekistan’a gittiğimizde abimin evini sattığı kişiye uğradık. Bize sofra hazırlamışlardı. Abim dört gece onlarda kaldı, dört gece 30 yıl öncesine kadar kullandığı kendi odasında yattı.

İÇ- Hatırladı mı orayı?

Bayar Hocagiller: Şimdi hatırlıyor, geldikten sonra. Ama oradayken birçok hatırlatmaya rağmen hatırlayamadı. Alzheimer'in etkisi...

İÇ – Peki, gideceğinizi onlara haber vermiş miydiniz?

Bayar Hocagiller: Şimdi bizim çocukların sosyal medyada hesapları var. Facebook açmışlardı, galiba bir yerde Özbekistan’a gideceğimizi yazmışlar, onlar da bunu takip ediyorlarmış. Bu şekilde haberleri olmuş ona göre de saat onda bunlar demişler. Saat on da toplanmışlar. Biz saat beş buçukta geldik. Yani yedi buçuk saat bizi beklemişler orada. Sınırda bizi oyaladılar.

İÇ - Size iyi davranarak gönüllerinizi kazanmışlar. Peki ne anlatmak istediler?

Bayar Hocagiller: Özür değil de, dediler ki bu olan olaylardan ötürü bizi suçlamayın. Evet yani sanmayın ki bizim size bir kötülüğümüz oldu, biz sizleri çok seviyoruz dediler. Gelin bugünden gelin dediler. Evlerinizi isterseniz alın yaşayın, size kimse burada karışamaz, zarar veremez dediler. Bunu söylerken çok samimiydiler. Bir de çocuklar çok sevindiler eski komşular ya, komşuluğumuz iyiydi. Çok sevindiler, biz de çok sevindik.

İÇ – Siz de davet ettiniz mi onları Türkiye’ye?

Bayar Hocagiller: Biz de tabi. İllaki bunun bir cevabı olacak. Ama size gerçeğini söyleyeyim onların şartlarına göre biz onların yarısını yapsak ne mutlu bize derim. Yani onların konukseverliklerinin yarısını biz yapamazdık.

İÇ - Sevindim. Özbeklerle kardeş milletiz. Bir de Ahıskalılar buradan oraya 1944’te sürgün gittiği zaman onlar da zor şartlarda yaşamalarına karşın Ahıskalılara destek olmuşlar. Konuştuğum Ahıskalı aksakallar Özbekleri hep hayırla yad ediyorlar. Asıl sürgün faciasını yaratan Gürcistan ve Rusya’nın yaptıklarını unutup Özbekistan’a kırılmak kabul edilecek şey değil.

Bayar Hocagiller: 1989 olayları ki başımıza geldi, bazılarımız Özbeklere beddua ediyordu.  Rahmetlik babam bir gün “Oğlum hiçbir zaman beddua etmeyin. dedi. O millet bunu yapmamıştır. Eğer o millet bunu yapacak olsa idi kırk dördüncü yılda bize başkaca davranmazdı. Devlet bizi getirdi onların evine bir odalı çamurdan yapılmış olan aksa diyorlardı o zaman, çamur tuğlalardan (kerpiç) yapılan bir evin bir odası. Bütün ailesi orada. Bezden perde yapıp, o odanın yarısını da bize verirlerdi. Elinde bir ekmek varsa kırıp yarısını bize veriyorlardı. Bizi böyle karşıladılar. Onların hiçbir kötülüklerini görmedik.” demişti. Bugünkü güne de bakarsak insanların iyisi de var kötüsü de var.

İÇ- 1944 yılındaki kuşak ile 45 yıl sonraki kuşak değişmiş olabilir mi?

Bayar Hocagiller: Gençler karşıladı bizi. Bu iyi bir şeydir.

İÇ - Gençler nasıl?

Bayar Hocagiller: Gençler olsun yaşlılar olsun hepsi mahcubiyetle karşıladılar bizi. İyi davrandılar.

İÇ - Bir mahcubiyetleri, üzüntüleri oluşmuş belli ki. Özlediniz mi orayı?

 

Özbekistan da vatandır

Bayar Hocagiller: Yaklaşık sekiz sene biz Rusya’da ve Ukrayna’da kaldık. Hiçbir zaman Özbekistan’a geri dönmek gibi bir fikir kafamızda yok idi.

İÇ. - Korku mu?

Bayar Hocagiller: Kırgınlık. Bir korku da vardı. Yine de orada kalanlar, gelip de geri gidenler oldu. Rusya’ya gelip Rusya’dan geri gidip yine aynı yerde yaşayanlar da oldu. Bunları biz duyduk. Biz Türkiye’ye yerleştik artık. Bizim oraya gitme amacımız sadece abimin sürekli Moyan'ı sayıklaması idi.

İÇ. – Orayı özlediniz mi?

Bayar Hocagiller: Özledik tabi... İnternet var ya ulaşılıyor. Bazılarıyla konuşuyoruz. Özbek müziği dinleyebiliyorum. Bizim onlar ile bu sosyal medyadan konuşmamız bu özlemi bizden alıyor. Yani gidip de bir el sıkışmak, nasılsın demek yok ama onlarla konuşuyorum. Beraber çalıştığım insanlar var sürekli yazışıyoruz. Doğum günüm olunca ilk onlar kutlarlardı beni. Yani böyle bir sıcak ilişkimiz var. Ama gidip de tekrar orada yaşamayı hiçbir zaman düşünmedim.

İÇ – Peki, Özbekistan’a ayağınızı bastığınız saatten itibaren karşılaştığınız ve özlemle karşıladığınız veya hoşunuza giden neler vardı?

Bayar Hocagiller: Şimdi sana bir şey söyleyeyim. Nadir olarak ağlayan bir insanım. Özlediğimi ben orada anladım. Komşularımı, tanıdıklarımı görünce ağladım. Yani otuz yıllık bir özlem diye bir şey oldu. Kendi evimi de özledim, girdim evimde de oturdum, misafir ettiler, çok güzel karşıladılar. Bir de çok güzel sözlerle ailemizi orada andılar. “Bu eve geldiğimizden beri üstümüze bereket yağıyor.” dediler. Babam bu evde sürekli namazla niyazla idi, onun sayesinde bu evin bereketi var diye babamı andılar. Yani güzel şeyler duydum. Aradan bir iki sene geçer ben yine orayı özlerim. Yine gitsem derim. Bugün yine bir imkânım olsa gitmek isterim.

Söze oğlu katılıyor: Sonuçta yılların gençliğin yaşamın belli bir süresini geçirdiğin komşular, her ne kadar kötü olaylar yaşanmış olsa da nasıl ki şu an da bir akrabanız aklınıza gelir ama geldiği zaman evinizde başka türlü karşılarsınız, aynı duyguları yaşayıp geldiler. Orada çekilen videoda izliyordum. Ben ilk defa babamın ağladığını gördüm. Bir tane kadın sarılıyordu. Otuz yıl görmemiş ama belki de kaç yıl boyunca beraber yaşamış oraya gidince de o gençliğin bütün hayatın yarısı belki de geçen bir bölgede, bütün duygular anında böyle boşalmış.

Bayar Hocagiller: Hüzünlendik. Evimize gittik ama girip dolaşamadık, yani ben giremedim.

İÇ -  Niye?

Bayar Hocagiller: Bilmem, belki de şimdi nasıl anlatayım size bunu. Ben içeri girsem görüp nasıl çıkacağım oradan, dışarıdan gördüm epeyce değişiklik olmuş. Yani güzelleştirmişler. Bizim zamanımızdaki evimiz değişmiş. Nasıl, değişiklik çok güzel, herkes iyi... Bir de komşularımın çoğunun sağ olduğuna sevindim.

Söze katılan 3. Şahıs: O katliamdaki saldırganlar Özbekleri de öldürüyorlardı, çok sayıda Özbek de “Türkleri neden kurtardınız” diye öldürüldü. Gerçekten de abimin yeğeni Cavit şimdi cemiyetin başkanı. Özbekler onu kovalarken onu bir Özbek öğretmeni içeri alıp olaylar bitinceye kadar muhafaza ediyor. Yani o kadar insanın sağ olduğunu görmek gerçekten duygulanmasına sebep olabilir çünkü bazıları bizi kendi hayatları pahasına bizim hayatımızı kurtardı.

Bayar Hocagiller: Özbek dilinde konuşmaya başlayınca “Bunlar bizim Türklerdendir.” diyorlar. Güzel bir şey “Bizimdirler bunlar” denilmesi. O da güzel bir şeydir.

İÇ. Orada Fergana olayları konuşuldu mu?

Bayar Hocagiller: Yok, hiç. Bir yemekten sonra idi, sohbette bir ikisi dedi ki “Bizi suçlamayın lütfen yani bu olaylarda bizim hiç suçumuz yok, biz sizleri çok severdik, bugünde seviyoruz, sizleri çok özledik gelin yaşayın, yine aynı nasıl yaşıyorduysak öyle yaşayalım beraber. Abimin evini alan kişi, “Gelin yine sizin olsun.” dedi. “Yeter ki gelin.” Hani öyle kötülük, düşmanlık diye bir şey yoktu. Yani gelip bizi görmeye can atanlar çoktu. 

İÇ – Güzel, yani güzellikleri ortaya çıkarıp, dostluğu ve kardeşliği geliştirmek iyidir.

Bayar Hocagiller: Şimdi bazıları duyunca diyor ki, senin için söylemesi kolay. Senin ailenden kimseyi öldürmediler, kimseye zarar vermediler, diyenler oluyor içimizden. Ben onları da kınayamam çünkü onların kaybettiklerinin bir ölçüsü olamaz.

İÇ -  Bir kişiye yönelik bir şey yok, orada bir çalkantı var o çalkantıda dalga gelmiş vurmuş.

Bayar Hocagiller: Bizimkilere cevap bile veremem. Çünkü o adamın yarasını deşmek başka bir şeydir.

İÇ -  Ben akrabalarını o olaylarda kaybetmiş olan bazı Ahıskalılarla konuştum. Acıları var elbette ama Özbeklere düşman değiller.

Bayar Hocagiller: Millet olarak suçlayamam.

İÇ - Yani içlerinde kötüler de olabilir. Bir de buna Rusya’nın bir tezgâhı diye bakıyor çoğu.

Bayar Hocagiller: Bence bu öncelikle Amerika’nın bir oyunuydu. Bununla ilgili okuduğum yazılar oldu. 45 yıl içinde 60-70 tane böyle plan yapmışlar. 600 bilmem kaç milyar dolar, yarım trilyondan fazla doları harcamışlar sadece planlarına! İkincisi Garbaçov, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra iyi bir insan olsaydı Sovyetler Birliği’nde kalırdı. Gitti İngiltere’ye. Niye orada yaşıyor? Garbaçov niye kaçtı? Özbekistan yönetiminin pamuk yolsuzluğunu kapatmak istemesi ve Rusya’daki tarlalarda çalıştırılacak tarım işçisi olarak bizimkileri düşünmeleri de olabilir. Durduk yerde oralara gitmiyorduk, böyle olunca itiraz etmeden gittik. Yazık oldu.

İÇ. – Konuştuğunuz ve dostluğumuzu geliştirecek sözler söylediğiniz için teşekkür ederim. Ölenlere rahmet, kalanlara selamet dilerim. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, Türk olduğunuz için bunca sürgün felaketlerine uğradınız. Türk milleti bunun farkındadır ve yalnız değilsiniz.