PULUR KÖY ENSTİTÜSÜ VE YAVUZ SELİM’DE ÖĞRETİM YÖNTEMLERİ

Hasan GÜLERYÜZ [1]

Duyarsam, unuturum;

Görürsem hatırlarım;

Yaparsam öğrenirim;

Yaratırsam mutlu olurum!” hgy

 

Mutluluğun Resmini Yapmak

Dördüncü sınıfta yeni dersler, yeni konular, yeni öğretmenlerle yeni okyanus fırtınaları bekliyordu bizi. Bilmiyorduk ki, bir konuyu sadece duyarak “unutacak”, görürsek “hatırlayacaktık!”. Hem duyar hem de görürsek, “Ha, şöyle miydi, böyle miydi?” diye kendimize, başkasına soracaktık!  Bir ürünü “yaparak” ortaya koyarsak öğrenecektik:  “Öğrenmek!” yapmak demekti. Yapmak, düşünmek, ölçmek, biçmek, koklamak, sertliğini yoklamak, tatmak, severek, isteyerek kesmek, çakmak, eksiğini tamamlamak demekti.  Aslında yapmak da yetmeyecekti: Üst düzey bireşimler yaparak, “ortaya özgün ürün” koyarsak “mutlu” olacaktık!

Okulda öğretilen ve söylenilen, hele kitapta yazılan her şey doğruydu! Kitaplarda, derste yanlışa yer yoktu. Her zaman doğrular öğretilirdi. Doğrular, sorgulanmaz, sorgulanması düşünülemezdi. Biz başkalarının doğrularını tekrar edecek, çok şey öğrenecektik. Ancak doğruya ulaşma yolu olan öğrenmeyi öğrenemeyecektik! Ve çok sonraları “Yanlışı olmayanın hiçbir doğrusu olmayacağını öğrenecektik!” Derler ki, ampul, dokuz yüz doksan dokuz yanlışın çocuğuydu. Ne kadar çok yanlış, onun on katı doğru! Doğrucuların yanında yanlış yaparak öğrenmek büyük cesaretti!  

Bu yoğun öğrenme sürecinde doğrudan öğrenmesek ve bilmezsek de yanlışımız hiç olmazsa doğrumuz olmayacağını hissetmiştik. Her yanlış bir deneyim, yeni bir doğrunun arayışıydı.

Pulur’un Çocukları Nasıl Öğreniyordu?

Okulumuz Köy Enstitüsü olarak 1942’de kurulmuştu. Biz, 1969-1970 öğretim yılında dördüncü sınıftayken okulumuz 27 yaşındaydı. Bize gelene kadar 1939-1943, 1943-1947, 1947-1953, 1943-1969 olmak üzere dört önemli dönem geçirmişti. Her dönemde öğretim programları, yöneticiler, öğretmenler, değişmişti. Bu değişmelere bağlı olarak da “öğrenme” ve “öğretme yöntemleri”, öğrencinin öğrenme biçimi de değiştiriliyordu.

Duyarsam, unuturum; Görürsem hatırlarım; Yaparsam öğrenirim; Yaratırsam mutlu olurum!”hgy eklentili Çin Atasözü, İşitsel, görsel, üretimsel alana işaret ederken, eklentisi de “buluşa, keşfe” ve “yaratıma” işaret etmektedir. Duyma, unutmayla, görme hatırlamayla, yapma öğrenmeyle, yaratma mutlulukla sonuçlanıyor. Bu eylemler öğrenmenin “nasıl yapıldığına” bir diğer ifadeyle yöntemin göstergesidirler. İşitme ve görmeye dayalı öğrenmeler, “unutma ve hatırlamayla” sonuçlanıyor. Bunlarda öğrenme ve yaratma olmuyor.    

Öğrenme etkinliklerinin düzenlenmesinde birden çok yol ve yöntem kullanılmaktadır. Bir konu ya da bir amacın öğrenme yaşantıları öğrencilere «nasıl» düzenlenmelidir?” sorusu yöntemle ilgilidir. Eğitim öğretimde en etkili yöntem hangisidir? Bu soru hem doğru sorulmuş bir soru değil, hem de sorunun yanıtı tek değildir.

Öğretim yöntemlerinin etkililiği “amacın”, “konunun” ve “öğrencinin niteliğine” göre değişebilir. Bilgi düzeyindeki bir amaçla kavrama düzeyindeki bir amacın niteliği birbirinden farklıdır. Bilgi düzeyindeki «Sosyal Bilgiler dersinin araç gereçler bilgisi» amacı ile «Fiziki haritadaki renklerin anlamlarını kavrayabilme» amacı nitelik olarak birbirinden farklıdır.

Birinci amaçta, harita, küre, tarih şeridi, tarih atlası, boyalar, dilsiz haritaları saymak yeterli olurken, ikinci amaçta neden, niçin, nasıl gibi çevirme, yorumlama ve ötelemeyle ilgili zihinsel süreçlerin işe koşulması vardır. O halde eğitim öğretimde en iyi ve en etkili yöntem şudur gibi bir ifade doğru olmayabilir. Ulaşılacak her eğitim hedefi, birbirinden farklı strateji ve yöntemin kullanımı gerektirir.  Bir başka deyişle amacın derinliği, genişliği, niteliği kullanılacak yöntemi belirlemektedir.

Yukarıdaki Çin Atasözü, sınıf ortamın öğretmenin konuyu sınıfta anlatması unutmayla; gösteri yöntemiyle sunulması ya da gezi ve gözlemlerin yapılması hatırlamayla; öğrencinin (beş duyuyu kullanarak) yapması ise öğrenmeyle sonuçlanmaktadır. Birincide tek duyu organı, ikincide kulak ve göz işe koşulurken, yapmada bütün duyu organları, bilişsel duyuşsal ve devinişsel alan işe koşulmaktadır. Bu anlamda denebilir ki, “birden çok duyu organını işe koşan, diğer disiplinlerle ilişkili yöntem, en etkili yöntemdir.

Peki, Köy Enstitüsü dönemine bir bakalım. Köy Enstitülerinin başarısında uygulanan yöntemler nelerdi? Bu alanda araştırma yapan Kırmızı:

“Köy Enstitülerinde, köyden alınarak köye gönderilmek üzere köy çocukları yetiştirilmiş ve köy koşullarına uyum sağlayabilen öğretmen tipi yaratılmak istenmiştir. Köy Enstitüleri eğitim ve öğretim etkinliklerinin esasını “iş” ve” iş içinde öğretim” oluşturmaktadır. Köy Enstitülerinde “gözlem, deney, araştırma, inceleme” ve “tartışma” gibi öğrenme teknikleri etkin kullanılmıştır. “Köy Enstitülerindeki başarının sırrı!” uyguladığı bu yöntemlerde saklıdır.” (Kırmızı,2015:1) diyor.

Kırmızı, ders işlemede 1.Gözlem, 2. Deney, 3. Araştırma, 4. İnceleme ve 5. Tartışma olmak üzere beş tekniğin kullandığını söylemektedir. Bu teknikler, öğrenciyi merkeze alan, onu işe koşan tekniklerdi. Öğrenci bu teknikleri kullanarak “öğrenmeyi öğreniyordu.”

Kırmızı verilerini “Denizli, İzmir, Muğla, Aydın, Manisa, Isparta, Uşak, Dikili, Çal, Fethiye, Ortaca’da ulaşılabildiği Köy Enstitüsü mezunu (n=59) öğretmenlerle görüşerek sağlamıştır.

“Köy Enstitülerinde “proje tabanlı öğrenme, çoklu zekâ” alanına yönelik uygulamalar, “okuduğunu anlama stratejileri, drama, işbirlikli öğrenme” gibi çağdaş yöntemler kurallarına uygun bir şekilde yapılandırılmadan da olsa başarı ile uygulanmıştır. Enstitülerde “sanat yoluyla eğitim” yaşama geçirmiştir. Enstitülerde okuduğunu anlama stratejileri etkin bir şekilde kullanılarak okuyan, değerlendiren ve yorumlayan bireyler yetiştirilmiştir” (Kırmızı, 2015:1).

Kırmızı’nın elde ettiği verilere göre öğrenme ve öğretme süreçlerinde

1.Proje Tabanlı Öğrenme, 2. Çoklu Zekâ”, 3. Okuma Anlama Stratejileri,

4. Drama, 5.İşbirlikli Öğrenme yöntem ve teknikleri kullanılmaktadır. Bunlardan hedeflerin en az, kavrama, çözümleme ve bireşim düzeyinde olduğunu söyleyebiliriz.

Köy Enstitüleri, 1938-1943 arası programsız ve kitapsız dönem uygulamalarını kapsamaktadır. Genelgede öğrencilerle yaptırılacak işler arasında şunlar sayılıyordu:

“Enstitü arazisinin ağaçlandırılması, bataklık yerlerin kurutulması, yol yapımı, işlenmemiş toprakların verimli hale getirilmesi, imar işlerine girişilmesi. Her fırsattan yararlanarak öğrencilere hayvanların, bitkilerin, onlara zarar veren türlü hastalık ve etkenlerden korunması önlemlerinin öğretilmesi de isteniyordu.

Öğrencilerin: Bisiklet ve motosiklet kullanma; yüzme, ata binme, dağa tırmanma, sandal, yelken, motorlu deniz araçları kullanma; mandolin, ağız armoniği, flüt gibi bir müzik aletini çalma; yerel oyunlardan başlayarak ulusal oyunları oynaması var.  Bu çalışmaların yanında, öğrencilerin civar köyleri ve kendi köylerini incelemeleri için geziler düzenlemelerine olanak verilmesi gereğine de değinilmiştir(Keçev,2004: 93-96).

Her Enstitüde bu etkinlikler kendi gerçeklerine uyarlanıyordu. Öğrenciler yukarıdaki etkinliklerden birden çok deneyime girerek, “yaparak ve yaşayarak” öğreniyordu.   

Köy Enstitülerinde uygulamanın ilkesi: “İş içinde, işle birlikte, iş aracılığıyla” eğitimdi.  Enstitülerde, belli amaçlara “işle birlikte, işin içinde, iş eğitimiyle” ulaşarak gerçekleşiyordu. Bizim, “gereksiz söze”, boşa “harcanacak zamanımız” yok deniyordu. İş, bir eylem, amaca ulaşmada bir süreçti. Bu sürecin kendi içinde aşamaları vardı. Her aşamada gerekli değerlendirme ve düzeltmelerle yol alınıyordu.

Kırmızı, Özgen’in(2011) anlatımıyla Enstitülerde, kibrit kutusundan araba yapılmamış, pamukların arasında fasulye yetiştirilmemiştir. Toprakta tutacak ve ürün verecek fidanlar dikilmiş, bol süt verecek inekler beslenmiştir, harçlar karılıp duvarlar örülmüş, fideler çapalanmış, meyve sebzeler vaktinde toplanıp işlenmiş, tarlalarda ekinler yetiştirilmiştir.

Bu anlatımla, model denemeler onaylamamakta, doğrudan üretimi, doğrudan yaşam alanlarına dönük uygulamaların öğrenmeyle sonuçlanacağına işaret edilmektedir.

Araştırmacıların Köy Enstitüleri’nin en yansıtan 1943 programı olduğunda hem fikirdirler. Bu program dikkatle incelendiğinde:      

Programda “gözlem”, “drama”, “tiyatro” “deney”, “yaratıcı çalışma”, “araştırma”, “inceleme” ve “tartışma” gibi öğrenme tekniklerine geniş bir yer verilmiştir (Keçev, 2004: 136, 137, 138,139).  

Sayılan bu teknikleri öğrencilerin Coğrafya, tarih, fizik, fen tabiat ders konuları uygulayarak, çizerek, deney yaparak, inceleyerek öğreneceklerdir. Bu yolla öğrencilerin sorgulayıcı ve giderek problem çözme, yeni çözümler üreten yaratıcı çalışmalara da ulaşacaklardı. Bu programla, aynı zamanda, öğrencilere “iş sevgisi, çalışana saygı, iş sorumluluğu” değerler eğitimini de “yaparak, yaşayarak” ve “gözleyerek” somut biçimde öğrenmeleri sağlanacaktır.

Köy Enstitüsünü bitiren bir öğretmen sadece bir ilkokul öğretmeni olmuyor aynı zamanda ziraatçılık, sağlıkçılık, duvarcılık, demircilik, terzilik, balıkçılık, arıcılık, bağcılık ve marangozluk konularını da uygulamalı olarak öğreniyordu. Enstitülerin hepsinin kendisine ait tarım arazileri, atölyeleri vardı. Bu sayede öğretmenler kendi okullarını gittiği köyde köylülerin işbirliği ile inşa ediyor ve devletin okul yapmasına gerek kalmıyordu.

Köy Enstitülerinde tekniklerin kullanımıyla ilgili olarak toplanan veriler, “proje tabanlı, drama, işbirlikli öğrenme, çoklu zekâ, okuduğunu anlama stratejilerinin” kullanıldığını göstermektedir.    

           

Proje Tabalı Öğrenme

Eğitim bilimleri alanında proje tabalı öğrenme savunucuları Bruner ve John Dewey’dir. Öğrencilerim istekleri ile seçilen bir konu, ünite ya da bir sorunun “kurgulaması,” “planlaması,” “uygulaması ve “sonuçlarını bir ürün, yapıt, sorunu çözme düzeneği olarak yapılan bir çalışmadır. Sistemin felsefesi, okul çocuğu yaşamaya hazırlık değil, yaşamın küçük ölçekli olarak gerçekleştiği bir yeridir” (Sönmez, 2008:121; Yıldızlar, 2013: 146,147). Bir sorun planlanıp çözülürken, yaparak ve yaşayarak öğrenme ilkesi işe koşulmaktadır.

“Proje temelli öğrenmede” disiplinler arası bir problem ya da senaryo üzerinde çalışılır. Grupla ya da bireysel olarak gerçek yaşama uygun beceriler kazandırma amacı yürütülen bir yöntemdir. Sonunda bir ürün ortaya konulması istenir ancak önemli olan süreçtir. Süreç içinde araştırma ve inceleme içersinde, uygulamadan değerlendirmeye beceriler kazandırılır. Birden çok alandan bilgi sağlayarak oluşturulacak nesne, çözüm biçimi özgün olacağı için “bireşim” düzeyli, yaratıcı bir çalışmadır.

Köy Enstitülerinde, bir yerin ağaçlandırılması, bir bahçenin yapılması, bir fidanın dikilip yetiştirilmesi, çevreye uygun meyve yetiştirilmesi bu çalışmanın kapsamına girer.

Gönen Köy Enstitüsü, Isparta mezun Kadir Özdemir::

“Bir kere ezberci yöntem değildi. Tamamen uygulamaya dayanan, araştırmaya dayanan bir yöntem kullanılıyordu. Orada çocuğa hiçbir şey empoze de edilmiyor. Sadece projeler ortaya konuyor. Bu projeler üzerinde tartışmalar yapılıyor. Bu projelerin amaçları belirleniyor ve bunların nasıl gerçekleştirilebileceği üzerinde çocuklardan fikirler ve görüşler alınıyor. Ve varılan sonuçlara göre projenin uygulanmasına geçiliyor (Kırmızı, 2015:5).

Yöntemi okulda kullanmış öğretmenler, çocuklara herhangi bir yol, yöntem önerilmiyor. Öğrencilerin bu işi nasıl yapacaklarını anlatıyor ve uyguluyorlar.  

Kızıl Çullu Köy Enstitüsü, Muğla mezunu Bahattin uyar:

“Kullanılan yöntemler uygulama esaslıydı. Zirai açıdan rehber olacağı düşünülen, yaparak ve yaşayarak öğrenme bu kadar söyleyebilirim. Uygulama bahçesinde sebze yetiştirme, bunları çapalama öğretmen bunların hepsini bildiği için öğrencilere gösterirdi. Böyle pratik bilgiler, yaparak ve yaşayarak öğrenme gerçekleşirdi” (Kırmızı,2015:5) diyor.  

Aksu Köy Enstitüsü, Aydın Yusuf Büyükçoban:

“Köy enstitülerinde öğretmen yetiştirilirken kullanılan yöntemler; bir defa yönetimi öğrenci merkezliydi. Öğrenciler okulun her türlü işine karışıyorlardı.”

 Gönen Köy Enstitüsü, Denizli mezunu İbrahim Baldan:

Hem teorik olarak hem de uygulamasını yapar. Bir tarım dersine girdiği zaman “ağaç nasıl yetiştirilir” teorik olarak, onun bizzat çukurunu açarak, gübresini vererek, dikimini yaparak yani uygulayarak ağacın yetişmesini ve ağacın yaşamasını, devamlılığını sağlar. Kontrolünü yapar yani; bu ağaç tuttu mu, budama zamanı geldi mi, meyve verir mi gibi bu süreci takip ederdi(Kırmızı, 2015:5).

  Isparta Gönen Köy Enstitüsü mezunu, Fatma Zehra Özgen:

Deneme ile yapılacak dersleri, o işleri yaparak yapardık. Mesela sütten yoğurt yapılacak. Sütü kaynatır, mayasını çalar, üstünü karıştırır yoğurdumuzu kendimiz yapardık. Böyle kitap okuyarak derste anlatmazdık çocuklara. Onu çocukları tatbikat halinde gösteririz, yoğurdu yaparız, çocukta görür nasıl yapıldığını. Yağ nasıl yapılır, bal nasıl çıkarılır. Arılarımız vardı okulda, ineklerimiz vardı, ineklerin sağılması… Hepsini çocuklarımıza gösteriyorduk. Biz kendimiz öğrendik onlara öyle öğrettik (Kırmızı, 2015:5) diyor.   

Araştırmacının elde ettiği verilere göre, öğretmenler, öğrencilik yıllarını anlatırken, belli sorunların çözümüne dönük uygulamaları yaparak yaşayarak öğrendiklerini ve problemleri çözdükleri anlaşılıyor. Çalışmalar, iş içinde, işle bütünleşik olarak tamamlanıyor. Problem, yaşamdan alındığı için, kişi kendisini işe veriyor, süreçten ve sonuçtan sorumlu olduğu için sürekli eksiklerini tamamlayarak yol alıyor. Bir anlamda örtük olarak “Tam Öğrenme” tekniği de kullanılmış oluyor.

Drama Yöntemi

Drama, doğaçlama, rol oynama vb. tiyatro ya da drama tekniklerinden yararlanarak, bir grup çalışması içinde, bireylerin “bir yaşantıyı, bir olayı, bir düşünceyi, kimi zaman soyut bir kavramı ya da davranışı, eski bilişsel örüntülerin yeniden düzenlenmesi yoluyla gözlem, deneyim, duygu ve yaşantıların gözden geçirilerek anlamlandırması, canlandırılma eylemidir. Daha çok yaratıcı sanat çalışmasıdır. Kişilerin burada oynayarak, bir olayı canlandırarak haz alması esası vardır.  

Türkiye’de 1926, 1948, 1968 ilkokul programlarında “dramatizasyon” yer almış Köy Enstitüleri'nde drama benzeri etkinliklere yer verilmiştir.

Gönen Köy Enstitüsü, Isparta Necati Kıyak:

“Her sınıf bir defa ayda bir temsil hazırlardı ve o temsilde bütün okulumuzda oynardı ve dolayısıyla her çocuk becerilerini orada sergileme, topluma anlatma fırsatı bulurdu. Bu çocuğun girişkenliğinde, atılımında çok etkili roller oynuyordu tabi.

Gönen Köy Enstitüsü, Isparta, Kadir Özdemir:

“Cumartesi akşamları eğlence geceleri düzenlenirdi… Orta oyunları oynardık. Bazen piyesler hazırlardık. Onları gösterirdik. Eğlence gecelerine okul idaresi, öğretmenler, müdür eşleri olanlar eşleriyle katılırlardı, ilgi gösterirlerdi. Bu da bizim temsil yeteneğimizin gelişmesine, birbirimizle kaynaşmamızda etkili oldu. (Kırmızı, 2015:5)

Anlatılanlar bir konuyu, bir düşünceyi, doğaçlamadan, baskı korku olmadan yaratıcı drama tekniğine tam olarak olmadığı söylenebilir. Ancak, bir konuyu, bir olayı önceden hazırlanarak, bir küme, bir sınıf önünde paylaşma gibi etkinliklere yer verildiği anlaşılıyor.

PROGRAMLARDA YÖNTEMLER (1927-1953)

Köy Enstitüleri ve Öğretmen Okullarında 1927-1953 yılları arasında uygulamaya konan programlar incelendi. Programlarda derslerle ilgili metot teknik bölümlerinde, açıklamalarda, amaçlarda doğrudan önerilen yöntem ve teknikler gözden geçirildi. Ve programlarda, yöntemlere yapılan atıf sayıları belirlendi. Böylece en çok atıf yapılan yöntemlerle, programın yöntem teknik açısından değerlendirildi. 

Beş Öğretmen programı, yöntem teknik açısından sayısal verilere çevrilerek aşağıdan itibaren değerlendirildi.

1. Köy Mektep Muallimi 1927 Programı: Bu programda yöntem ve tekniğe ilişkin 18 atıf var. Bunların da 10’u anlatıma, 4’ü gösterip yaptırmaya, 3’ü problem çözmeye, 1’i de tartışmaya dönüktür.  Yöntem açısından en az atıfta bulunan bir programdır. Medrese programlarına oldukça yakındır.

2. Köy Eğitmen 1936 Programları: Bu program da, inceleme, araştırma, problem çözme, tartışma, tekniklerine yer verildiği ve gösterip yaptırma ve sunuş yolu ağırlıklı bir programdır.

Bu programların, uygulamaya dönük öğretmen el kitaplarında öğrencilerin, neyi nasıl yapacakları her amaca dönük olarak ders ders anlatılmıştır. Programda, atölye dersi, aletler Tarla, bahçe ziraati, sebze, fidancılık, meyvecilik, ağaçlama, bağcılık,  hayvancılık, tavukçuluk, ipek böcekçiliği, arıcılık, sütçülük, üzüm ürünleri(şıra, şarap, üzüm, pekmez) konservecilik gibi köy tarımıyla ilgili bölümlere yer verilmiş.

3. Köy Enstitüsü 1943 Programı

Bu program, yöntem tekniklere 91 atıfla en çok atıfta bulunan bir program olarak görülüyor. Ders işlemede “inceleme, gezi gözlem, gösterip yaptırma” ve “sunuş” yolu öne çıkıyor.  Yaratıcılık ve keşifle ilgili yöntemlere yer verdiği de görülmektedir.

İş konusunu “iş eğitbilim olarak adlandırıyor, çocuk iş ruhbilimi(iş psikolojisi) gibi başlık açıyor. Bu alana ilişkin öğretim metotları öneriyor. İş eğitiminde yapılacak bir kümes, aşılama, demircilik ve kaynakçılık etkinliklerinin “tam öğrenme” kapsamında ele alınabileceği söylenebilir.

4. Köy Enstitüsü 1947 Programı: Köy Enstitülerinin üçüncü programıdır. Bu program, muhalefetin yükselişi ve kurucu, yürütücü elemanlarının alınmasından sonra yapılmış bir programdır. Bir anlamda muhalefetin istediği yönde düzenlenmiş, ateşi düşürülmüştür.

Program, 1943 programından birçok yönden ayrıldığı, iş eğitiminin, yaparak yaşayarak öğrenmenin zayıflatıldığı bir programdır.  Programda, doğrudan, “deneyerek, gözleyerek, araştırarak yapılır gibi kesin ifadeler kullanılmıyor. Programın bilgi ağırlıklı bir alana doğru yöneldiği anlaşılıyor.

Yöntem olarak “inceleme”, “sunuş yolu” tekniklerine yer veriliyor. Gezi gözlem, tartışma, problem çözme, gösterip yaptırma tekniklerine düşük atıfla yeriliyor. 

* 1947 programında, incelemeyle “çevrede mevcut tarihi eserlerin incelenmesi lazımdır.” İnceleme serbest bırakılıyor, olabilir, olmayabilir anlamında bir ifade kullanılıyor.

1947 Programı, “Fizik kimya dersleri deneme, gözlem ve inceleme dersleridir. Yapılması mümkün olan deneylerin yapılması şarttır. Derslerde zaman kaybını önlemek için deneyle ilgili gerekli hazırlıklar önceden yapılmalı, öğretmen tarafından önceden yapılmalıdır. İşlenen konuların önemi üzerinde durulmalı, mümkün olan deneyler öğrencilere uygulatılmalıdır.”(Keçev,2004:310,311). Deney değil daha çok “gösteri” tekniği kullanılmalıdır denmektedir.

Programın metotlar bölümünde, “Çözümleme, bireşim, tümevarım, tümdengelim, Deney, gözlem, soru cevap, yaparak yaşayarak öğrenme, tartışma, problem çözme, küme çalışmaları, Gösterip yaptırma yolu”(Keçev,2004:268) gibi yöntem ve tekniğe yer verilmektedir.

5. Köy Enstitüsü ve Öğretmen Okul 1953 Programı:

Bu programın yapılış, siyasal iktidarın değiştiği, Köy Enstitüleri karşı bir anlayışın iktidara gelmesiyle yapılan bir programdır. Bu programın yapılmasına ilişkin ABD’den getirilen Wafford’un incelemeleri de gerekçe gösterilerek düzenlenmiştir.

Enstitü ve öğretmen okulları program ve yönetsel anlamda birleştirilmiştir. Eğitim anlayışı da “iş içinde, işle birlikte öğrenme” anlayışı değiştirilmiş, öğretmen ve kitap merkezli bir öğretim anlayışına geçilmiştir. Kentlerdeki Ortaokullardan sonra öğrenci alan Öğretmen okullarıyla Köy Enstitülerinin programları aynı olmuştur. 

Ben bu program uygulamalarının 13 yılında öğretmen okuluna girdim. Program, daha önceki programların önemli ölçüde iskeletini korumuştur. Özellikle, “iş eğitimi” alanındaki dülgerlik, nalbantlık, kalaycılık, demircilik vb gibi alanlar uygulama alanından çıkarılmıştır. İnceleme, sunuş yolu, gezi gözlem, gösterip yaptırma, araştırma teknik ve yöntemlerinin en fazla atıfta bulunduğu görülmektedir.

Programın gelişmiş bir program olmasına rağmen, Bakanlık üst düzey yöneticileri, okul yöneticileri, öğretmenler değiştirilmiştir. Okulun yönetim ve öğretim ve pedagojik iklimi de kaybolmuştur. Programda deney gözlem, çevre araştırması, folklor, tarihsel anıtlar, orman, dere, tarım hayvancılık gibi birçok konuda araştırmaya işaret edilmektedir. Okuduğum altı yıl içinde yaptığım her hangi bir araştırma, deney gözlem olmamıştır. Sınıflarda kitaplık, ders araçları, kum masası, küre, atlas vb. araçlara hiç yer verilmemiştir.

Derslerde hakim olan yöntemlerin: Sunuş yolu (anlatım), soru yanıt olduğu söylenebilir. Dersler, “kitap ve öğretmen merkezli” işlenmiştir. Öğretmen anlatıyor biz de not alıyor, arada öğretmene sorular soruyorduk Başta öğrenme yöntemlerini açıklayan, “yaparsam öğrenirime” yer yoktu. Hele yaratırsam anlayışına hiç sıra gelmemişti.

Programda atıfta bulunulan, araştırma, inceleme, problem çözme, deney yöntemlerini öğrenciler kullanamamıştır. Fizik ve kimya laboratuarında yapılan çalışmalar da gösteri tekniğini aşamamıştır.  Şu söylenebilir ki, “Köy Enstitüsünün alt yapısı olan müzik, spor, resim, iş atölyesi ve tarım alanından yararlandık.    

1953 Programında:

Madde: 20. Her öğretmen okulu, çevresinin bir araştırma merkezidir. Okul, öğretmen adaylarına araştırma usullerini öğretir ve ödevler vermek suretiyle onlara çevrenin eğitimle ilgili sosyal ve ekonomik karakterini inceletir.. Yakın yurdun tabiat ve sanat güzelliklerinde zevk almalarına yardım edr. Bu bakımdan öğretmen okulları çevrede bulunan öğretmenler için de bir merkez vazifesi görür (MEB,1953:24).

Öğretim metodu ve Uygulamada belirtilen Yöntem ve teknikler: “Planlama, proje metodu, yaparak yaşayarak öğrenme, Çocuğa ve çevreye göre eğitim, Gözlem, deney, problem çözme, analiz, sentez, dediksiyon(tümdengelim), endiksiyon(tümevarım), grup çalışmaları, tartışma,” gibi teknik ve yöntemleri tanıtıyor (MEB,1953:46).

Fen ve Tabiat bilgileri:

Madde 2. Öğretmen adaylarına, tabiat çevresini, olaylarını bizar “gözlem” ve “deney” yaptırarak “inceletmek” ve bilimlerin tarihsel gelişimlerini kavratmak gerekir. a)Yaptırılacak gözlem ve deneyler öğrencilerin seviyesine uygun olması şarttır. Öğretmen yaptırılacak deney ve gözlemlerin amaçlarını bilmelidir.6-a)Öğretmen adayları mikroskop kullanmayı, fotoğraf, film, projeksiyon makinelerini kullanmayı öğrenmelidir. Ormanlar, akarsular, rüzgârlar konularında incelemeler yapmalıdır (MEB, 1953:,161).

Matematik II. Bölüm

Madde:2. Öğretmen, “aydın bir insan olarak ona matematik yoluyla) Düşünme soyutlama yapma, mefhumları sistemleştirme, bir konu üzerinde edindiği bilgilerden, gözlem ve tasavvurlarından yararlanarak sonuçlara ulaşmak fizik, kimya biyoloji, coğrafya bilim alanlarında matematiği kullanma (MEB, 1953:202).

Matematikle ilgili açıklamalar:

3. b) Matematik esas itibariyle muhakeme(akıl yürüterek bir yargıya ulaşma), karşılaştırma ve nihayet hüküm(karar) verme işlemlerine dayanır.

Kanıtlama (İspat) için:

1. Aşama: Öğrencinin karşılaştığı meseleleri bir hüküm ile etmektedirler. Buna tez diyebiliriz.

2. Aşama: Yukarıdaki teze karşı oluşturulmuş düşüncelerle ilgili araştırma, inceleme ve kitapları okutmak ve tümevarım, tümdengelim yollarında hangisine uygun olduğunu buldurmak.

3. Aşama: kanıtlanmış bir kuram alınarak, hangi (hüküm)karar araştırılacaksa, “hipotez” olarak nelerin verildiğini, hipotezle hüküm arasında uyum olup olmadığını, hipotezden hükme geçmek için izlenen aşamaları, kanıtlamak için hangi yolun ele alındığını belirtmek önemli olacak ve böylece problem çözme, yol arama bilincine ulaşabilir. Amaç, öğrenciye kural, kuram ezberletmek değil, mantıklı düşünme yolu öğretmektir.(MEB, 1953: 2004).

Sonuçlar:

Köy Enstitüler ve Öğretmen Okulu programları yöntem teknikler açısından incelendi. Programlardan en özgünü ve doğrudan uygulamayı hedefe alan programın 1943 Köy Enstitüsü programı olduğu, 13 yöntem ve tekniğe yer verilmiştir. Diğer programlar giderek, klasik öğretmen ve sınıf merkezli uygulamaları esas aldığı görülmüştür.

Dersin, amacın niteliğine uygun yöntem teknikle işlenmesi öğrenmeyle sonuçlanacak kabul edilmiş bir öğrenme gerçeğidir. Bunun yanında öğrencinin hazır bulunuşluk düzeyi, araç gereçlerin, sınıf öğrenme ikliminin, dönüt, düzeltme ve pekiştireçlerin zamanında ve yerinde verilmesi öğrenmenin kalıcılığını sağlamaktadır.  

  Kaynaklar:

  1. MEB.(1953). Köy Enstitüsü ve Öğretmen Okulu Programları, Ankara.
  2. Keçev.(2004). Köy Enstitüleri Programları, Keçev, Ankara.
  3. Sarıhan, Zeki(2019). 1921 Maarif Kongresi, Tarihçi Kitapevi, İstanbul.
  4. Doğan, Ahmet.(2014). “Köy Enstitülerinden İlköğretmen Okullarına, Ortaklar KöyEnstitüsü 70 Yaşında, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Yayınları, İzmir. 
  5. Eyuoğlu, İsmail.(2017). Köy Enstitülerinin Kuruluşu Ve Pulur KöyEnstitüsü Öğrencilerinden Muammer Genç’in Anıları, Erzurum.
  6. Kırmızı Susar, Fatma.(2015). Köy Enstitülerinde Öğretmen Yettirmede Kullanılan Yöntemleri, Denizli.
  7. Güleryüz, Hasan. (2012). Kuman Kumandan/ Ali Rıza Ayar Öğretmen,  Pegem Yayınları, Ankara.
  8. Güleryüz, Hasan.(2010). Köy Enstitüsü Muhalifi Bir Aydın Olarak Kemal Tahir veBozkırdaki Çekirdek. KÜ Yayını, Kastamonu.
  9. Güleryüz, Hasan(1984). TürkMaarifi Hakkında John Dewey’in  İki Raporu, Nisan Sayısı, Öğretmen Dünyası, Ankara.
  10. Yıldızlar, Mehmet.(2013). Öğretim ilke ve Yöntemleri, Pegem, Ankara.


  1. Program Geliştirme Uzmanı, Sinop Ü.E.F. e. Öğretim Görevlisi.