Vatan Cemiyeti kurucularından

Sayın Dr. Fuad Pepinov'a ithaf olunur.

Göç, insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Dünyanın her yerinde, tarihin her döneminde göç hareketleri yaşanmış ve yaşanmaya devam etmektedir. İnsanlar; ekonomik, sosyal, siyasî veya doğal sebeplerden dolayı yer değiştirmek zorunda kalırlar. Bu olaya genel olarak baktığımızda insanlar ya isteğe bağlı olarak başka yerlere göç eder ya da zorunlu bir göçe tabi tutulur. Bu yazıda zorunlu göç üzerinde durulmuştur.

Zorunlu göçler, insanların kendi istekleri dışında çeşitli güçlerin etkisiyle yer değiştirmek mecburiyetinde kaldıkları göçlerdir. Güçlü devletlerin azınlık halklara uygulandığı göç veya bir başka deyişle sürgün uygulamaları son yüzyılda farklı ülkelerde, özellikle de Rusya’da yaşayan hem Türk toplulukları hem de diğer halklara uygulanmıştır.

1930-1950’li yıllar arasında Eski Sovyetler Birliği coğrafyasında yaşayan yirmiden fazla halkın sürgün edildikleri dünyaca bilinmektedir. Bu toplumlar arasında Koreliler, Almanlar, Finler, Karaçaylar, Balkarlar, Kalmuklar, Çeçenler, İnguşlar, Kırım Tatarları, Ahıska Türkleri, Odesa bölgesinde yaşayan Bulgarlar, Yunanlılar, Romenler, Kürtler, Güney Azerbaycanlılar, Çinliler, Hemşinler vd. yer almaktaydı. Tarihçilerin verdiği bilgilere göre de, bu tarihler arasında sürgün edilmiş insanların toplam sayısı altı milyonun üzerindeydi (PG, 2020).

Bu yazının konusu Sovyetler Birliği döneminde, özellikle de İkinci Dünya Savaşı zamanında toplumların sürgünüdür. Bu sürgünler niçin özellikle İkinci Dünya Savaşı’nda gerçekleştirilmiştir? Muhtemeldi ki sürgün planlarını gerçekleştirmek için bu savaşın yarattığı kargaşa Rusya’nın, tek hâkimi Stalin’in işlediği suçun gölgede kalmasını sağlamaktı. Hak hukukun geçerliliğini kaybettiren bu kaos, Rus-Gürcü ittifakının kendi stratejik çıkarları için engel olarak gördüğü toplumlardan sinsice ve kurnazca kurtulmanın tam zamanı olarak değerlendirmiş olmalıdırlar. Bu planlardan bihaber olan insanlar, Almanlara yardım ettikleri bahanesiyle, “hain” damgasıyla suçsuz yere sürgüne gönderilmiş, ölüme sevk edilmişlerdi.

Sovyetler Birliği literatüründe bu tür haberlerle hepimiz sık sık karşılaşıyor ve okuyabiliyoruz. Ancak uyguladıkları insanlık dışı muamelede kendilerini aklamak amacıyla uydurulmuş bu haberleri sayfalara dökerek insanların beyinlerini bulandırmayı da önceden tasarlamışlardı. Gerçekleri bilmeyenler de buna inanarak yıllarca bu insanlara hain gözüyle bakmışlardı. Ne yazık ki bakmaya da devam etmektedirler.

 

Ahıska Türklerine Soykırım

26 Nisan 1991 tarihinde, Rusya Federasyonu Yüksek Şurası, halkların sürgün edilmesini “siyasetin iftirası ve soykırım” olarak kabul eden 1107-1 Sayılı “Sürgün Edilmiş Halkların Rehabilitasyonuna Dair” bir kanun çıkarmıştı. Bu kanunla, sürgün edilmiş halklar, toprak bütünlüğünü ve ulusal devlet oluşumlarını geri kazanma hakkını ve ayrıca devletin yol açtığı her türlü kaybının tazminatını geri alma hakkını elde etmişlerdi.

Söz konusu olan “Sürgün Edilmiş Halkların Rehabilitasyonuna Dair” Kanun’un ilk iki maddesinin içeriği şöyledir:

Madde 1: Halklara karşı uygulanan sürgün eylemlerini yasadışı olarak kabul ederek Rusya Federasyonu’nda yaşayan sürgüne tabi tutulmuş tüm halklarının geri dönüşünü sağlamak.

Madde 2: Ulusal veya başka bağlılık gerekçesiyle devlet düzeyinde siyasi iftira ve soykırıma maruz bırakılan, bunun neticesinde zorunlu göçe tabi tutulan, ulusal devletlerinin nizamının ortadan kaldırılmasıyla, ulusal toprak sınırlarının yeniden çizilmesiyle topraklarını kaybeden, sürgün edilen bölgelerde terör ve baskı rejimine tabi tutulan halklar, sürgün edilmiş halklar (uluslar, milliyetler veya etnik gruplar ve tarihi süreç içerisinde kültürel bağlarla şekillenen etnik gruplar, mesela Don Kazakları) olarak kabul edilmektedirler. (Zakon, 2020)

Yazımızın konusu olan Sovyetler Birliği döneminde yukarıda söz ettiğimiz halklara, bu bağlamda da Ahıska Türklerine karşı uygulanan bu insanlık dışı muamelenin sürgün mü, soykırım mı olduğudur. 26 Nisan 1991 tarihinde SSCB’nın Yüksek Şurası tarafından yürürlüğe sürdükleri “Sürgün Edilmiş Halkların Rehabilitasyonuna Dair” Kanun’unda bu uygulamalar “siyasetin iftirası ve soykırım” olarak kabul edilmektedir. Anılan kanunun genel anlamda da bunun hem yasadışı hem de siyasi iftira atılarak soykırım yapmak olduğunu açıkça söylemektedir.

Peki! Bunun gerekçesi nedir? Soykırımın olduğunu gösteren eylemler nelerdir?

Bilindiği gibi soykırım, 9 Aralık 1948 tarihinde kabul edilen, 12 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe giren “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi” ile kabul edilmiştir. Bu Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesine göre soykırım; millî, etnik, ırkî veya dinî bir grubu, sırf bu niteliği nedeniyle, kısmen veya tamamen yok etmek kastıyla, aşağıda sayılan fiillerin işlenmesidir:

- Grup üyelerini öldürmek;

- Grup üyelerine ciddi bedensel veya zihinsel zarar vermek;

- Bir grubun üyelerini, kasten, bunların fiziki olarak kısmen veya tamamen yok edilmesi sonucunu doğuracağı önceden hesaplanan yaşam koşulları altına sokmak;

- Grup içinde doğumları bilinçli olarak önlemeye yönelik tedbirler dayatmak;

- Gruba ait çocukları bir başka gruba zorla nakletmektir. (Beşirli, 2013)

Bu eylemlere istinaden Ahıska Türklerinin durumunu değerlendirecek olursak şu sonuçlara varılır. İlk eyleme göre, sürgün öncesinde Ahıska Türklerinin aydın kesimi, diğer toplumların ve özellikle de Türk-Müslüman aydınları, 1937 yılındaki devlet terörü (repressiya) uygulanmasıyla kurşuna dizilmiş, hapishanelerde ölüme terk edilmiş veya dönüşü olmaya kamplara gönderilmiştir. Ardından fırsat kollayarak yukarıda sözü edilen toplulukları ve 1944 senesinde Ahıska Türklerini kasten, topyekûn bir şekilde yok edilmesi sonucunu doğuracağı önceden hesaplanan yaşam koşulları altına sokmuşlardır. Nitekim neredeyse bir ay kadar süren, yarı açık tren vagonlarındaki sürgün yolculuğunda ve yerleştirilen yerlerde açlıktan, soğuktan ve hastalıktan ölen kişilerin sayısı binlere ulaşmıştır.     

Bize göre topyekûn olarak yerinden, yurdundan koparılan, üstelik sürgünler genel olarak İkinci Dünya Savaşı’nda yaşandığı için sürgün edilmiş ailelerin erkekleri savaşta iken korunmaya muhtaç durumdaki yaşlılar, kadın ve çocuklar o soğuk kış ortamında, insanlar için kullanılmayan o vagonlarla, aç-susuz, tıbbi yardımın olmadığı şartlar altında günlerce kapısı kilitli vagonların içinde nereye gittiğini bilmeden bu insanlara karşı yapılan suç, bir soykırımdır. Bu insanların sürgün edildikleri topraklarda terör ve baskı rejimine tabi tutulması da bir soykırımdır. Sürgün edilmiş diğer topluluklarda yaşandığı gibi Ahıska Türklerine mensup olan pek çok insan, kimi hastalıktan, kimi açlıktan, kimi zehirlenmekten, kimi soğuktan, kimi psikolojik bunalımdan hayatını kaybetmiştir. Bize göre bir topluma ciddi bedeni ve zihni sebep vermek bir soykırımdır. Bir toplumun fiziki varlığını tamamen ortadan kaldırmaya yönelik olarak kasten yaşam şartlarını değiştirmek bir soykırımdır. Üstelik sürgün edildiği yerlerde 12 yıl boyunca köylerinden dahi çıkamadan zorunlu yerleşimde tutmak, o koşullar altında ölüme mahkûm etmektir. Ayrıca sürgün edilen halklardan yegâne topluluk olan Ahıska Türklerinin hala topraklarına dönmesini engellemek soykırımın ta kendisidir.

Ahıska Türklerine yaşatılan durumu sürgün olarak nitelendirmek bu faciaya yol açanları affetmeye benzer. Bunun bir soykırım olduğunu, Stalin yönetiminin sürgün edilmiş halkları bilinçli olarak yeryüzünden silme niyetini ve ortaya çıkan insanlık faciasını tüm dünyaya haykırmak gerek. Öte yandan SSCB son anda soykırımı kabul edip telafi etmeye çalışmıştır. Telafi edemese de “soykırım” tespiti ortadadır. SSCB’nin bu konudan sorumlu olan ve sonuçlarından istifade eden varisleri de bellidir. Yukarıda sözünü ettiğimiz gibi bu sonuca varmamız için yeterince haklı gerekçelerimiz vardır. Ahıska Türklerine uygulanan bu uluslararası suç, bir soykırımdır.

 

KAYNAKÇA

Beşirli, Arzu (2013). “Soykırım ve Soykırıma İlişkin Uluslararası Mekanizmalar”, TBB Dergisi, 2013, Sayı 108, ss. 179-210.

Zakon (2020). Zakon RSFSR ot 26.04.1991N 1107-1 “O reabilitatsii repressirovannıh narodov” http://www.consultant.ru/document/cons_doc_LAW_7348/ Erişim: 10.01.2020

PG: Parlament Gazetesi. (2020). Deportatsiya bıla priznana prestupleniyem. https://www.pnp.ru/social/deportaciya-byla-priznana-prestupleniem.html Erişim: 10.01.2020

 

Belgeler: Boris Yeltsin tarafından imzalanan 1107-1 numaralı kanun.

= 0 =

= 0 =

 

 

Fotoğraf: Ahıska-Hırtız Kalesi.  Foto, © Minara Çınar