Okuduğum ve üzerinde yazmak istediğim kitap Ian McEwan’a ait olan Çocuk Yasası’dır. Çevirisi Roza Hakmen tarafından yapılmış olan kitap Yapı Kredi Yayınları tarafından yayınlanmıştır.

       Kitap Fiona Maye etrafında şekillenmiştir. Fiona Maye elli dokuz yaşına gelmiştir. Kocası Jack tarafından aldatılmıştır. Hem mesleki zorluklar hem de aldatılma durumu kendi düşünceleri arasında boğulma sebebi olmuş. Mesleği Yüksek Divan hakimi. Aile hukuku üzerine kariyer yapmış bir hakim. Küçüklüğünden gelen hırs ve ciddiyet yıllar geçtikçe katlanarak artmış. Zeki olmakla birlikte kıvrak üslubu, ironikliği ve alıntılar yapması mesleğinin getirdiği özellikler bence Shakespeare, Lord Hoffmann gibi kişilerden alıntılar yapmayı seviyor. Aynı zamanda meslektaşları tarafından saygınlığı olan, övülen bir kişilik. Kendisi sadece iş hayatında değil sosyal hayatında da geliştirmesini bilmiş. Sanatın birçok alanıyla ilgilenmiş özellikle tiyatro, edebiyat ve müzik. Tiyatro da rol almış aynı zamanda piyano da çalıyor ve birçok konsere de katılıyor. Ama olayların geliştiği birçok yerde aklını meşgul eden belki de en önemli şey Jack’in onu aldatması. Jack’i seviyor ve yaptığını bu yüzden hazmedemiyor. Zamanında bu ilişki için emek harcamış Jack’e saygılı, şefkatli, vefalı davranmış ama eksik olan şey tutkulu olmayışı bence. Kendini çaresiz ve ürkek hissediyor çünkü uzun bir süredir evlilikleri dışında da birlikte çok zaman geçirmişler yaşı da ilerlemişken yalnızlık gözünü korkutuyor. Kendini eleştirmesini de biliyor en çok eleştirdiği konu ise çocuğunun olmayışı yıllar ilerledikçe aile hukukuna iyice bağlanmış ve çocuk yapma zamanı geride kalmış. Bence belli kuralları olan biri ama belki Jack’in onu aldatması belki de biraz esnekliği sevmesi sınırları zorlamasına neden oluyor. Bunun dışında yıllar geçtikçe hatıraları canlanıyor ve gençliğindeki maceraları (!) özlemesine sebep oluyor. Bununla birlikte onu en çok etkileyen olaylardan biri belki de en önemlisi Adam Henry...

      Adam Henry on yedi yaşında ender rastlanan lösemi hastası bir erkek çocuğu Fiona Maye’in davalarından biri. Adam’a dört ilaçlı bir tedavi uygulanması gerekiyor bu tedavi gereği kan nakli de yapılmalı ama Adam bu durumu reddediyor. Bu durumu reddetme sebebi ise Yehova şahitlerinin benimsemiş olduğu din ama bence durumu çok kavramış değil çünkü kan naklini olmamasının sebebini dini olduğunu söylese de dinin yasakladığı birçok şeyi yapıyor. Şiir yazmak, keman çalmak gibi. Bence şiir yazmasının en büyük nedeni zeki, dili iyi kullanması, romantik olması. Ve Fiona’ya her ihtimale karşı alaycı yaklaşıyor. Böylece aradaki mesafeyi koruyacağını düşünüyor. Her ne kadar zeki olsa da alaycı davransa da hala çocuk ve hasta olduğu için korkuyor ve çabuk duygu değişimi yaşıyor. Hastalığının getirdiği duygu değişimi dışında fiziksel olarakta zayıf bir yüzü, gözaltında mor halkaları var belirgin şekilde de gözleri büyük. Hala içinde yaşadığı çocukluğun masumiyetini taşıyor. Kendisi her ne kadar dini öne sürüp kan naklini istemese de yaşamak istiyor. Bunu kanıtlayan durumlar ise daha keman çalmaya yeni başlaması, Fiona’dan adresini istemesi, Fiona’nın aldığı karardan sonra teşekkür etmesi buna işaret. Ve kendisinin azimli, çalışkan ve hırslı yönü de var. Hastalıktan kurtulduktan sonra derslerine, şiirine, müziğine ve Fiona’nın peşini bırakmayışından bunu anlayabiliyoruz. Fiona’dan etkilenmiş durumda onun sevmesinin yanında Fiona’yı akıl hocası olarak da görüyor.

     Davada üç farklı taraf var. Birinci kısım davacı hastane ikinci kısım davalı kısım Adam’ın ebeveynleri ve üçüncü kısım Adam Henry’nin aile mahkemesi danışma ve destek hizmetleri görevlisi temsilen atanan avukat. Ben burada hastaneyi temsil edenleri daha mantıklı buluyorum ve yeterli delilleri mahkemeye sunduklarını düşünüyorum. Ebeveynlerini savunanları ise yetersiz buluyorum yetersiz olma sebepleri ise akıl dışı bir konu da savunma yapmaları ellerinden gelen delilleri sunsalarda yeterli gelmemesi normal. Adam Henry’nin vasisi ise üstüne düşen görevi yerine getirdi konuşma yapmak için gelen ebeveynlerine, doktoruna vs. yerinde sorular sordu ve bazı konuları açıklığa kavuşturdu. Burda belki de kafa karıştırıcı en büyük nokta Adam’ın on sekiz yaşına üç ay kalmış olması zihinsel olarak yeterli olsa da hem hukuken hemde böyle ciddi bir hastalık göz önünde bulundurularak Fiona zor ama yerinde bir karar aldı.

     Yazarın konuyu ele alış biçimini beğendim. İncelikli göndermeler yapması hoşuma gitti. Aslında en sevdiğim ironilerden biri Fiona’nın aile hukuku hakimi olması ama aynı zamanda insanlara yardımcı olmaya açıklığa kavuşturmaya çalıştığı bir konu da kendisinin ne kadar da çaresiz olduğunu göstermesi kocası tarafından aldatılması kitabın sonuna kadar süren bir iç muhakeme durumu. Kitapta özel dil örneklerini de görüyoruz ve bence kitaba çeşitlilik katıyor bu durum. Ama bazı cümlelerde ya çeviriden ya da yazarın dili kullanışında bir gariplik söz konusu yani kitap günümüzde geçse de kullandığı dil kelimeler bakımından günümüz değil belki de Fiona'nın yaşından ötürü bu durum meydana gelmiştir.