Ahıska Türkleri kimdir? Osmanlı Devleti’nin sınırlarında yaşayan ancak daha sonra Türkiye sınırı dışında kalan bir Türk toplumudur. Tarihi vatanları olan Atabek Yurdu'nun Ahıska'sında yaşayan insanlardı.

Kars ve Moskova antlaşmalarına kadar sınırda göğsünü siper eden bu insanlar, bu antlaşmalarla birlikte hakları güvenceye alınmadan Türkiye’nin sınırları dışında kalmıştır. 1944’te sürgün edilerek tarihi vatanlarından koparılmışlardır. Türklük onurunun bilincinde kendilerini bir sancak ve nöbetçisi gibi koruyarak, düşman çizmesi altında onca zulümlerden geçerek, soykırım felaketlerine katlanarak bugünlere gelmiş bir toplumdur.

Sovyetler Birliği coğrafyasında yaşayan Almanlara Almanya kucak açmıştı; her türlü yardımı sağlamıştı. İsrail Yahudi milletinin İsrail’e gelmeleri için tüm yolları açmış ve bütün imkanları sunmuştu. Ahıska Türkleri hariç sürgün edilmiş halklar ata topraklarına geri dönmüştü. Ancak Ahıska Türkleri o topluluklarda bir kez daha öksüz kalmıştı. Bu millet, yıllarca bağrına basılmayı, kardeşine kavuşmayı, öz topraklarına dönmeyi beklemiştir. Ümitler tükenme noktasına gelmişti ki güzel bir haber yayılmış Ahıskalıların yaşadığı birçok ülkeye.

10 Aralık 2019 günü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde Ahıska Türklerini konuk ettiler. Ahıska Türkleri ilk defa kendilerini garip ve öksüz hissetme duygusunun dışına çıkmıştır. En üst düzeyde kabul edildiklerini hissetmiş ve bu kabulüyle artık istikbalin aydınlık içinde olacağına, önlerinde bir duvar gibi duran engellerin ortadan kaldırılacağına inanmaya başlamışlardır.

Ahıska Türkleri Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a kabulünden dolayı müteşekkirdir. Bununla birlikte, Ahıskalıların hissettiklerini dile getirmek için yazılmış olan açık bir mektubu burada sizlere takdim etmeyi de uygun gördük.

Aşağıdaki bu mektup Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti Moskova merkezi yöneticilerinden ve Ahıska Türklerinin değerli aydınlarından biri olan Fuad Pepinov tarafından yazılmıştır. (İ.Ç.)

 

Vatanı Olan Gürcistan'da Kanuni Medeni Haklarının İadesi İçin Mücadele Eden Öncü Ahıskalı Türklerden Fuat PEPİNOV'un Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Çok Saygıdeğer

Recep Tayyip ERDOĞAN'a

 

AÇIK TEŞEKKÜR MEKTUBU

 

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı

Çok Saygıdeğer Zatıâlileri Recep Tayyip ERDOĞAN.

Sizin muhteşem ve duygusal konuşmanız, Kasım 1944'te Ahıskalı Türklerin SSCB içindeki Gürcistan'ın güneyinden canice topyekûn sürülmesi gibi feci bir olayın 75 yıl dönümünü anmak üzere 10 Aralık 2019'da düzenlenmiş töreni süsleyen başlıca ve biricik etkinlik idi. Bin yılı aşkın süreyle yaşamış oldukları şimdiki Gürcistan Cumhuriyeti arazisinde tarihsel ve kültürel olarak özleşmiş biz Ahıskalı Türklere SSCB dağıldıktan sonra olsa bile sahip çıktığı için, bizimle ilgilendiği için ve bizi Türk halkının mağdur bir parçası olarak kabullendiği için Türkiye'ye ve onun yönetimine daima minnettar kalacağız. Fergana olaylarından sonra sığınmacı insanlarımıza kucak açarak necip ve asaletli tutum sergilediğiniz için de şükranlarımız sonsuzdur. Ayrıca yıllardan beri Türkiye'ye göç eden Ahıskalı Türklere, 1944'ten beri devam eden cinayetin mağdurları olarak vatandaşlık verilmesi konusunda sağlanan kolaylıktan dolayı teşekkürlerimizi belirtmeliyim. Söz konusu toplantıda gösterdiğiniz alaka, dertlerimize ortak olmanız, kardeşçe sıcak ilginizden dolayı Size ve Türkiye'nin üst yönetimine elbette ki minnettarız. Konuşmanızda, Kasım 1944'te SSCB'de başlayan cinayetin son bulmasının tek çaresi olarak ve kayıtsız şartsız hakkımız olarak temel sorunumuzun çözümü için, yani vatan topraklarına dönüşümüz için manen ve fiilen yardımcı olma kararlılığınızı açıkça ifade ettiniz ve bunu duyduğumuz için de teşekkür ederiz.

Hedefimize anlayış gösterdiğiniz için, hala devam eden bu cinayete son verilmesi bağlamında desteğe hazır olduğunuzu açıkça vurguladığınız ve iyimserliğiniz için şükranlarımızı sunarız. Fakat bu iyimserlik ne yazık ki temelsizdir. Cumhurbaşkanı Zatıalileri, bizim vatana dönüş mücadelemizin uzun yolunda halen düşmüş olduğumuz gerçek durum hakkında size önceden daha geniş ve daha kapsamlı bilgi verilmiş olsaydı, sanırım, vaziyeti bu kadar iyimser şekilde değerlendirmezdiniz. Ve de o zaman başımıza gelen bu tarihi insani felakete belki daha farklı uzman yaklaşımı sergilenmesi için ve en yetkili makamınızdan şu anda çok muhtaç olduğumuz gerçek destek için talimat verirdiniz.

Mesele şu ki, vatana dönüş mücadelemizin uzun yolunda halkımız, oturduğu ülkelerde resmi devlet kurumlarından herhangi bir destek alamamıştır ve hep sıkıntı çekmiştir. Bizim STK, dernek ve cemiyetlerimiz, sorunumuzu kesin şekilde çözmek üzere gerekli mücadeleyi ortaya koymak için bugüne kadar yeterli hukuki ehliyete ve iradeye sahip değildirler.

20 yıl önce, uluslararası kurumların ve insan hakları kuruluşlarının önemli destekleri sayesinde STK ve derneklerimiz önemli başarı elde etmiş ve Gürcistan, Avrupa Konseyine üye kabul edilmesi şartı olarak, sürülmüş halkın geri dönüşünü sağlama yükümlülüğünü üstlenmişti. Ardından yine aynı kurumların yardımlarıyla ve Gürcistan'a empoze etmeleri sayesinde 2007 yılında, 1944'te Zoraki Şekilde Sürülmüş Kişilerin Vatana Dönüşü Hakkında Gürcistan'da ilgili yasanın kabul edilmesi sağlanabildi. Ancak hakların iadesi gerçekleşmedi. Gürcistan'ın Avrupa Konseyine giriş şartı olarak üstlendiği taahhütlerde öngörülmüş şekilde dönüş olmadı. Bir taraftan bu “Kanun” ve onun uygulanmasına bağlı yönetmelik ve şartlar öyleydi ki, kuşkusuz bu yüzden 'Dönmeyiş Kanunu' diye tarif edilmişti. Ama öte yandan haksızlığa uğramış kurbanlar olarak bizim temsilcilerimizin bu sürece müdahil olması için iş yapabilen, vasıflı ve ehil örgütlerimizin olmadığını kaydetmeliyiz. Örgütlerimizin etkili şekilde sürece müdahil olup hak mücadelesi vermeleri için gerekli hukuki ve mali yardımdan yoksun olmaları, başlıca dertlerden biridir. Vatan Cemiyetinin kendi acizane imkanlarıyla yaptığı başvurular ve taleplerden sonra söz konusu 'Kanunda' yapılan değişiklikler de prensip olarak ciddi bir sonuç vermedi. Fakat 9 farklı ülkede dağınık halde yaşayan Ahıskalı Türkler, eskisi gibi hala kararlıdırlar ve şunun farkındadırlar ki, en azından halkın bir kısmı Ahıska'daki topraklara dönmezse ve orada oturmazsa, halk olarak yok olup gideceklerdir.

İşte bu şartlarda bizzat bu hedefe ulaşmak doğrultusunda yardımlaşma, dayanışma, bütünleşme ve koordinasyon amacıyla 2011 yılında Dünya Ahıska Türkleri Birliği (DATÜB) kurulmuştur. Ne var ki düşünülen yardımlaşma ve farklı ülkelerdeki örgütlere teknik ve mali yardım dağıtılması yerine DATÜB bünyesinde, Tüzüğe göre bağımsız olan bütün STK ve dernekleri, ayrıca değişik ülkelerde oturan bütün halkı yönetmek gayretiyle yönetimi gasp eden bir hizip oluşmuştur.

DATÜB yönetiminin yaptığı faaliyetlerin, bizim davamızda ve toplum hareketimizde herkesin gördüğü gibi kimi zaman skandal derecesine varan sert ihtilaflara ve açıkça bölünmeye yol açtığını size söylememişlerdir. Bu grubun ehliyetsiz olması, kendine özgü bazı mali hususlar da dahil olmak üzere, neredeyse bütün hukuki ve tarihsel konularda bilgi eksikliği, Gürcistan makamlarıyla karşılıklı çalışma açısından hareketimize ciddi zarar vermiştir. Değişik ülkelerdeki STK ve derneklerimizin bütünleşmesi gibi hayırlı bir niyetle kurulan DATÜB, eskiden birlik olan Ahıskalı Türkleri bölüp parçalama ve fesat katalizörüne dönüşmüştür. Son beş yılda DATÜB yönetimi, kendisine biricik ve tek örgüt olma hakkı tanımıştır ve onun dışındakiler ‘liyakatsiz insanlardır’. DATÜB propagandacıları, sosyal şebekelerde eleştiri yapan herkesi, isterik şekilde böyle damgalayarak DATÜB dışında her türlü toplumsal faaliyetin tamamen yasaklanmasını talep etmekteydiler. Bu arada 2014’te DATÜB heyetinin Gürcistan Cumhurbaşkanını ziyareti, utanç verici fiyaskoyla sonuçlanmıştı.

O zamandan beri Gürcistan’da bizim meselemiz unutulmuştur. Bu unutulmanın tek sebebi şudur ki, kimse onlara başvurmamış, onları rahatsız etmemiş ve “Madem Kanun kabul edilmişse, acaba neden dönüş olmamıştır?” sorusunu soran olmamıştır. Üstelik Gürcistan Parlamentosunda kabul edilen bu Kanun uyarınca dilekçe verme sürelerinin çoktan dolduğunu da Size söyleyen olmamış.

DATÜB tarafından düzenlenen çok sayıda şaşaalı ve masraflı törenler, şölenler, yarışmalar ve etkinlikler gerekli çalışmaların imitasyonudur, bunlar boy gösterme ve göz boyama olup bizim toplumsal hedefimizi gerçekleştirme çabalarıyla hiçbir ilgisi yoktur. DATÜB yönetiminin çalışma tarzı ve şekli, halkımızın oturduğu ülkelerde STK ve derneklerin çalışmaları için öngörülmüş hukuk normlarıyla çelişmektedir. DATÜB tarafından keyfi şekilde değişik ülkelere adeta ‘genel vali’ gibi atanan ‘temsilcilerin’ görev yetkileri belirsiz olup farklı negatif tepkiler ve hayretle karşılanmaktadır.

Zorunlu iskan rejiminden kurtulduğumuz 1956’dan beri geçen bunca yılda biz, bu sürgün cinayetini organize etmiş devletten, ayrıca Fergana kıyımından sonra da bulunduğumuz farklı devletlerden herhangi bir destek veya yardım alamamışızdır. BM, Avrupa Konseyi, AGİK, ayrıca Rusya, Ukrayna, Azerbaycan’da insan hakları alanında faaliyet gösteren değişik kuruluşlar, bize belirli manevi ve pratik destek sağlamışlardır.

Hukuki açıdan bizim mesele, gayet basit olup fiilen gerçekleştirme bakımından ise gayet karmaşık ve zordur. Gürcistan’ın tutumu, söz konusu cinayetin hala devam etmesinde sonucu belirleyen başlıca faktördür. Gürcü mercileriyle ehliyetli delegeler aracılığıyla devamlı şekilde görüşmeler ve temaslar yapmaksızın, Gürcü toplumuyla açık diyalog kurmaksızın sorunumuzun çözülemeyeceğini düşünüyoruz.

Bizim görevimiz onları, Vatanımızı gönülden samimiyetle sevdiğimize, medeni açıdan Gürcistan’a kayıtsız şartsız bağlılığımıza, egemen ve bağımsız Gürcistan’ın halkıyla barış ve sevgi ortamında yaşamak ve onun güvenli savunucusu olmak istediğimize inandırmaktır. Bizimki, haklı davadır, amacımız ve buna ulaşma yollarımız tamamen şeffaf ve alenidir. Vatana dönüş hakkına tam şekilde kavuşuncaya kadar bize karşı işlenmiş bu suç gündemde kalmaya devam edecektir.

Gürcistan’da ve oturduğumuz ülkelerdeki bütün diğer ülkelerdeki vatandaşlık özdeşliğimizin, aynen bizim milli ve kültürel kimliğimiz gibi tam olarak bilincindeyiz. Amacımız, halk olarak yok olmamaktır. Görevimiz, SSCB devletinin işlediği suçla ayaklar altına alınmış apaçık yasal haklarımızın iade edilmesini sağlamaktır. Bu uygulama, yine orada, aynı devlet tarafından çok sonralar insanlığa karşı suç olarak kabul edilmiştir.

Türkiye devletinin Cumhurbaşkanı olarak Sizlerin bu konuya dikkat çekmeniz bizleri sonsuz derecede sevindirmiştir ve bundan dolayı onur duymaktayız, hem Türk halkının küçük bir parçası olarak değişik ülkelerin vatandaşları olup Gürcistan’daki vatanlarından yoksun bırakılmış biz Ahıskalı Türklere gösterdiğiniz açık sevgi ve himayeniz kuşkusuz manevi açıdan da doğal hakkınızdır. Bulunduğumuz ülkelerin, özellikle de Gürcistan’ın devletine bağlı, tamamen samimi vatandaşlar olarak kabul edilmek, bu ülkelerde kültürel ve medeni açıdan liyakat sahibi vatandaşlar olmak dışında, vatanımız Gürcistan’da ve bulunduğumuz bütün diğer ülkelerde devlete bağlı yurtseverler olmak dışında bizim başka bir niyetimiz yoktur ve olmamıştır.

Eğer halkımızın bir kısmı, vatanımız Ahıska bölgesinde bin yıllık yaşamını sürdürürse, sadece o zaman biz Ahıskalı Türkler olarak, bir halk olarak yeryüzünde kalabiliriz.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Zatıâlileri Recep Tayyip Erdoğan. Bizim sorunumuz siyasi olmayıp, humaniter haklar (insan olmaktan kaynaklanan haklar) sorunudur. Sorunumuzun çözümü, her bir devlet adamına sadece onur kazandırır. En derin saygı ve şükranlarımızı kabul ediniz.

1992’den itibaren Vatan Cemiyeti Başkan Yardımcısı Fuad PEPİNOV - 19.01.2010

(Rusçadan çeviren Orhan URAVELLİ)

 

Mektubun Rusça aslı:

 

ОТКРЫТОЕ БЛАГОДАРСТВЕННОЕ ПИСЬМО

Глубокоуважаемому Президенту Турецкой Республики, от ахыска-турка, активиста движения за восстановление законных гражданских прав на своей Родине, в Грузии.

Глубокоуважаемый, господин Президент Турецкой Республики Раджеб Тайип Эрдоган!

Ваша великолепная и прочувственная речь, была главным и единственным украшением поминального собрания 10 декабря 2019 года по поводу 75-летия трагического события, – преступной тотальной депортации ахыска-турок с юга Грузии, в СССР в ноябре 1944 года.

Разумеется, мы ахыска-турки, всегда будем испытывать глубокое чувство благодарности народу Турции, его руководству, за то, что только после развала СССР, нас увидели и признали как страдающую часть турецкого народа, исторически культурно сформировавшуюся как ахыска-турки, на территории своего более тысячелетнего проживания, на территории Республики Грузия. Испытывать благодарность за великодушное и благородное деяние – за приют беженцев после Ферганских погромов. И еще раз, за предоставление, в настоящее время, гражданства Турции ахыска-туркам, желающим этого, как жертвам продолжающегося преступления с 1944 года.

Разумеется, мы благодарны Вам и высшему руководству Турции, за внимание, за сочувствие, за теплое братское отношение, проявленное на этом собрании. За, услышанную нами, в Вашей речи, решимость оказать нам моральную и практическую помощь в решении главной проблемы нашего народа - безусловного права возвращения на Родину, как единственно возможное окончание чудовищного преступления, начавшегося в ноябре 1944 года в СССР.

Мы благодарны за Ваше понимание нашей цели, за Вашу готовность содействовать окончанию этого продолжающегося преступления и за проявленный Ваш оптимизм. Но оптимизм - безосновательный.

Мне кажется, если бы Вы, господин Президент, были бы предварительно осведомлены более широко и более полно о реальной сложившейся ситуации в настоящее время, на нашем долгом пути на Родину, Вы оценили бы ситуацию не столь оптимистично. И, в связи с этим, может быть, нашли бы возможность уделить этой исторической гуманитарной катастрофе постигшую нас, компетентную реальную помощь, столь необходимую для нас в настоящее время.

Дело в том, на нашем долгом пути возвращения на Родину, мы были лишены какой-либо поддержки со стороны государственных институтов стран нашего проживания.

Наши общественные организации до сих пор не обладают достаточной правовой компетенцией и волей для окончательного решения нашей проблемы.
Когда то, 20 лет назад, наши общественные организации, при активной помощи международных правозащитных организаций, добились в Совете Европы принятия Грузией вступительных обязательств по возвращению депортированного народа на Родину. После этого, при их же помощи, добились принятия Парламентом Грузии в 2007 году Закона Грузии «О РЕПАТРИАЦИИ ЛИЦ НАСИЛЬСТВЕННО…». Но репатриация не состоялось. Возвращения не было, как это обозначено во вступительных обязательствах Грузии.

С одной стороны, безусловно, и «Закон….», и процедуры его реализации были таковы, что его назвали «законом о невозвращении». Но с другой стороны, для участия в этом процессе, от нас - это отсутствие дееспособных организаций, готовых быть полноценной стороной жертв в этом процессе. Недееспособные организации, в том числе, в силу отсутствия компетентной юридической и финансовой помощи. Некоторые важные изменения в этом Законе, внесенные по требованиям общества «Ватан», не смогли принципиально изменить ситуацию.

Однако, все проживающие в 9 разных странах трех разных материков, ахыска-турки по прежнему, полны решимости и понимания, что без возвращения и проживания хотя бы части нашего народа на своей Родине, мы исчезнем как народ.

В таких обстоятельствах, для нашей консолидации, взаимопомощи и координации в достижении именно этой цели, в 2011 году создался ДАТУБ.

Однако, вместо задуманного взаимодействия и технического распределения помощи организациям из разных стран, в ДАТУБ сформировалась группа, которая узурпировала власть для прямого управления всеми, независимыми по уставу, организациями и всем народом во всех странах проживания.

Вам не сказали про тот факт, что результатом деятельности ДАТУБ стал, очевидный всем, раскол в нашем движении, принявший весьма ожесточенный, иногда скандальный характер. Некомпетентность и неосведомленность этой группы по всем историческим и правовым вопросам, кроме своеобразных финансовых, нанесла существенный урон нашему движению в вопросах взаимодействия с властями Грузии.

Созданная для консолидации общественных организаций в разных странах, с благими намерениями, организация ДАТУБ стала катализатором раздора и разрушения бывшей единой общности ахыска турок.

Последние пять лет ДАТУБ присвоил себе право быть единственной организацией, вне которой все остальные «недостойные люди». Так пропагандисты ДАТУБ истерично называли любого оппонента в социальных сетях, требуя полного запрета для всех какой либо деятельности вне ДАТУБ. При этом, визит делегации ДАТУБ к Президенту Грузии в 2014 году окончился постыдным фиаско.

С тех пор, в самой Грузии забыли об этой проблеме. Забыли только потому, что никто их не спрашивал, не тревожил, не требовал ответа на вопрос: – почему «Закон»  приняли, но возвращения не состоялось.

Более того, Вам, господин Президент, не сказали, что уже давно прошла сама возможность подачи заявлений на возвращение по этому Парламентскому Закону Грузии.

Проведение ДАТУБ многочисленных презентаций, конкурсов, торжественных мероприятий являются имитацией необходимой работы и не имеют никакого отношения к реализации нашей общенародной цели. Принципы работы ДАТУБ находятся в противоречии с юридическими нормами функционирования общественных организаций стран нашего проживания. Назначаемые «представителями» ДАТУБ в разных странах, некие «наместники» с неизвестными функциями и полномочиями, вызывают недоумение разного характера.

Все эти годы, после формального освобождения из лагерей мы были лишены хоть какой-нибудь помощи или поддержки как со стороны государства, организатора этого преступления, так и со стороны других государств нашего проживания после Ферганских погромов. Международные правозащитные организации Совета Европы, ООН, ОБСЕ, а также правозащитники России, Украины, Азербайджана оказывали нам как моральную так и практическую поддержку.

Наша проблема, с правовой точки зрения, - предельно простая, и в той же мере очень сложная в практической реализации. Позиция Грузии является главным и решающим фактором продолжения этого преступления. Считаем, что невозможно решать нашу проблему без постоянного, компетентного взаимодействия с грузинскими властями и открытых диалогов с грузинской общественностью.

Наша задача – убедить их в нашей искренней любви к своей Родине, в нашей безусловной гражданской лояльности, в желании там жить в мире и любви с народом суверенной независимой Грузии, быть ее надежными защитниками.

Наше дело правое, наши цели и способы их достижения совершенно прозрачны и открыты. Преступление в отношении нас продолжается до тех пор, пока у нас не будет безусловного права возвращаться на Родину.

Наша гражданская идентичность в Грузии и во всех странах нашего проживания, для нас безусловна, также как и наша собственная национально-культурная идентичность.

Наша цель сохранится как народ. Наша задача заключается в восстановлении наших очевидных законных прав, попранных государственным преступлением в СССР. Это деяние признано преступлением против человечества. Там же, позже, их же законом.

Мы рады и гордимся, что Вы, господин Президент Турции, обратили внимание на то что безусловно, имеете огромное моральное право открыто любить и защищать нас, как естественную маленькую часть тюркской культурной общности, под именем ахыска-турки, граждан разных стран, Родина которых находится в Грузии. Мы хотим считать себя совершенно открытыми, лояльными гражданами всех стран проживания и особенно Грузии. У нас не было и нет иных помыслов, кроме как чувствовать себя в культурном и гражданском достоинстве в этих странах, и быть лояльными гражданами и патриотами как у себя на Родине, в Грузии, так и во всех других странах проживания.

Мы будем существовать как народ, как ахыска-турки, только если часть нашего народа продолжит наше тысячелетнее проживание на нашей Родине, в Ахалцихском крае Грузии.

Господин Президент Турецкой Республики, Господин Раджеб Тайип Эрдоган!
Наша проблема не политическая, наша проблема гуманитарная. Решение нашей проблемы сделает честь любому государственному деятелю.

С глубочайшим уважением и благодарностью,

Фуад Пепинов – заместитель председателей общественной организации «Ватан» с 1992 года.

 

Fuat Pepinov'un Zatıalileri Sayın Erdoğan'a Yazdığı Açık Mektupla İlgili Notları

 

P.S. Umarım, okurlar benim bizzat Cumhurbaşkanı Zatıalileri nezdinde (en azından bir konuda) danışman veya muhatap statüsünde olduğumu düşünmezler. Elbette ki hayır! (Ne yazık ki öyle). Sadece 'açık mektup' diye bir format vardır. Hem bu, bizzat mektubu alacak olana değil (ki böyle olmasını çok isterdim), esasen konuyla ilgilenen kitleye hitap etmektedir.

Elbette bu mektubun hedefi, yani hitap ettiği kitle benim değerli soydaşlarımdır (ata adımız Ahıska yani). Onların arasında Rusça metni kolayca okuyabilenler (ki sayıları epeyce çoktur), belki bu mektup sayesinde söz konusu anma töreninin gerçek önemi ve şimdiki durumumuz hakkında merak etiklerini öğrenebilirler.

Ben önce hemen görüşümü ortaya koymak ve yazmak istiyordum, fakat sonra toplumumuzun bu törene yaklaşımını anlamayı denedim. Genel olarak toplantı, olumlu şekilde ve memnuniyetle karşılandı, çünkü bu etkinlikten sonra bizim bizzat Türkiye'deki 'statümüz' yükselmiştir. Ebetteki Sayın Cumhurbaşkanının konuşması başlıca olaydı. Bu harikaydı. Ama gerçeklerden kaçamayız. İşte bu yüzden konularla ilgili görüşlerimi kâğıda dökmeye karar verdim. Orada başka bir olay yaşanmadı, başka tutarlı bir şey söylenmedi, rica, istek, beklenti ve umutlar dile getirilmedi. Ancak onların bizzat sürgün hakkında duyduklarını tekrarlamaktan başka söyleyebilecekleri bir söz de yoktu. Bu kadar kısa bir mektubun açıklama notları, yorum ve izahat gerektirdiğini anlıyorum.

Mektupta yazdıklarımı bir şekilde tedricen yorumlamaya çalışacağım. Daha açık ve anlaşılır olmasını isterdim, ama kısa şekilde bunu yapmak kolay olmuyor. Sözlü olarak daha kolaydı. Ne var ki benim dil engelim var. Bu eksiğimi itiraf ediyorum. Oysa günlük yaşamımda dil engelini kolayca aşıyorum. Ama ne yazık ki halkın önünde yapamıyorum. İşte böyle... Daha mektubun mürekkebi kurumadan şunu belirtmeliyim ki, bizim sorunumuz siyasi değildir, insanidir, insan haklarıyla ilgilidir. Bizim sorunu çözmek, her bir devlet adamı için onurdur.

Şevardnadze, hayatının sonuna doğru bunu anlamıştı. Ve 1998'de Avrupa Konseyi komisyonuna alenen şöyle demişti: “Ben bu sorunu çözmeden devlet başkanlığı makamını bırakmam, zaten bu meseleyi halletmeden ölmeyeceğim.” Ne yazık ki ömrü vefa etmedi. Yeri gelmişken SSCB'de bu sorunu Sovyet basmakalıp gaddarlığıyla, yani hayvanca çözmeye çalışmışlardı. Şevardnaze'nin coşkulu ve renkli açıklaması ise onun için kendi “siyasi pazarlığında” alışılmış hamleydi sadece. Çünkü o, sadece “politikacıydı”, ama yine de her zaman doğasında yaratıcılık ve artistlik vardı. Matrak adamdı.

(Rusçadan çeviren Orhan Uravelli).