Eski zamanlarda, ülkelerin yönetimi babadan oğula geçtiği için padişah ya da kral hangi oğlunu münasip görürse onu tahta çıkartırmış. Başına devlet kuşu konan tahtın varislerinin halkın gözüne girme gibi bir dertleri olmazmış.  

Şimdiki zamanda, insanların yönetime katılıp ülkeleri idareye talip olması epey büyük emekler istiyor.

Demokrasi adına böyle de olmalı. Halk çabalayanı görüp kimi takdir ederse onu seçmeli.

Zor yarışa girip bileğinin hakkıyla kazanmalı. İdarecileri takip edip beğenerek oy vermez isek yarın bizi sorumlu tutarlar. Büyük yarışa girmeyi göze almayanlar olursa biz vatandaşlar olarak ne yaparız? Ülkelere başkan, vekil, elbette bize de bir baş lazım.  

Ben de, ülke idaresine talip olan bir vekil adayının peşinde iki gün geçirerek zorlu yarışın nasıl olduğunu gözlemledim.           

Geçmişimde, ki o iki günü hatırladığım zaman neler hissettiğime bugün bile bilip karar veremiyorum.

Kendime gülsem, gülünecek bir şey yaptığımı zannetmiyordum. O iki gün içinde, olayların akışına kendimi bırakamadan neden bazı bazı utandığımı da hala anlayamıyorum.

Bundan on sekiz yıl önce evimin çalan telefonunu açtığım zaman nazik bir bayan sesi. “Hanımefendi, yanında çalıştığım bay sizinle görüşmek istiyor” dedi. Ben, kimliğini sormaya fırsat bulamadan bir erkek sesiyle karşılaştım. Sakin ve Türkçeyi güzel konuşan bir erkek, bana önce kendisini kısaca tanıttı. Konuşmasının devamında, bir ricada bulunacağını ve yakınımızdaki apartmana gelmemi istedi. Kısa, soru cevaplardan sonra konuşmamız bitti.  

Beyefendinin kendini tanıtmaya başladığı andan itibaren, daha telefon elimdeyken, beynim beni çocukluğuma doğru yolculuğa götürmeye başladı.

Bu şahsın dülger (Yapılarda kaba ağaç işleri yapan usta) olan babası benim babamın yakın arkadaşıydı. Adını babamdan duyuyordum ama evimizde yapılan tadilattan dolayı da sekiz dokuz yaşlarında olduğum zaman birkaç gün de görmüşlüğüm vardı. Hatta annemin ustalara ikram ettiği yemek ve çaylara yardım ettiğim için aklımın bir köşesinde adı, siması kalmıştı.

Aslında, böyle belirsiz davetlere itibar etmezdim. Benimle konuşan bayın babası ile babamın tuz ekmek dostu olduğu aklımdan gün yüzüne çıkarak canlandı. Her ikisinin de yıllar önce ölmüş olduğundan dolayı garip duygular içine girdim. Biraz düşündükten sonra babamın hatırına bu ricayı kabul etmem gerektiği kanaatine vardım. Balkona çıkıp tarif edilen apartmana doğru baktım. Karşımızın iki apartman ötemizdeki camda falanca partinin milletvekili adayı yazan kocaman afiş ve fotoğrafı gördüm. Bu afişi yeni mi asmışlardı, yoksa birkaç gün önce takılmıştı da ben mi görmemiştim hatırlayamadım.

Dedim ya, baba hatırı vardı. Düşüncelere daldıkça da beni böyle işler nasıl yapılır merakı sardı.

Ertesi gün saat dokuzda afişin olduğu apartmana gidip daireye çıktım. Kıyık bırakılmış kapının ziline bastım. Bir delikanlı beni içeriye buyur etti. İçeri girerken etrafta dolanan erkek ve bayanların olduğunu gördüm.

Şaşkınlığımı geçirdikten sonra beni çağıran beyle görüşmek istediğimi söyledim. Bana kapıyı açan genç tarafından salondaki boş bir koltuk gösterilince oturup beklemeye başladım.

Kapısı açık olan mutfağı doldurmuş bayanların seslerini kolayca işitiyordum. Kimileri kahvaltı için kek, kimisi börek getirdiğini söylüyor, birçok yemek adı da sayılıyordu.

Mutfaktan çıkıp yanıma gelen kişi bana kibarca “Hoş geldiniz” deyip tokalaştıktan sonra kendisini yeniden tanıtmaya başladı. Ankara’dan gelip bu evi emanet kiraladığını, baba yadigârı olan bu şehirden milletvekili adayı olduğunu belirtti. Şehir merkezi ve köylerde gezerek kendisini tanıtarak oy isteyeceğini söyledi. Benim de ertesi gün başlayacak olan gezilere katılırsam memnun olacağını bildirirken bir bayan çay getirdi.

İstek belli olmuştu. İkram edilen çayı içtikten sonra müsaade isteyerek orada bulunan insanların arasından geçerek evime geldim.

Düşünmem lazımdı. Bazı olaylar karşısında gelmişi geçmişi, hislerimi karıştırarak susar saatlerce düşünürdüm. Elimin kolumun gözümün alıştığı işleri yaparken aklımda olanla kendimle konuşur öyle karar verirdim. Hayatımda böyle bir teklifle ancak bir kere karşılaşacağımı göz önüne alarak teklifi kabul etmemek içime sinmeyecekti. Belki de, ilerde ölen iki arkadaşa borçlu kalma endişesi duyacaktım. Sonunda gezilere katılma kararı aldım. Ama bu konularda benim gibi tecrübesiz birisinden o insana ne kadar destek giderdi onu da bilemiyordum.

Karmaşık duygular içinde ertesi gün, saat 0,9 gibi evden çıktım. Sokağımızın içini, parti posterleriyle süslü otomobiller, cipler doldurmuştu. Beni, tanıdığım bayanın bulunduğu bir otomobile davet ettiler. Bütün otomobillerin içini kadınlı erkekli gönüllüler doldurduktan sonra hareket edildi. Gruplaşma planı yapılmış olmalı ki şehre dağılmak için bazı otomobillerin yol değiştirdiğini fark ettim.

Bizim grup birkaç araçla şehrin büyük bir mahallesine gelince durdu. Araçlardaki insanlarla birlikte indik. Beni davet eden, milletvekili olma arzusundaki kişinin eşi elimize üç dört tane bayanların kullandığı fular ile erkeklerin yakalarına takmaları için parti rozetinden verdi. Adayın fotoğrafı bulunan bastırılmış küçük kâğıtları da dağıtarak önümüze düştü.

Yoldan geçen kadının, erkeğin önleri kesilerek ellerindekiler hediye olarak verilip partiye oy istenmeye başlandı.

Daha önceden bu işlerde tecrübeli olmalılar ki hemen üçer beşer kadın ve erkekler mahallenin kapılarını çalmaya başladılar. Tokmaklar vuruluyor zillere basılıyordu. Kapıyı açan erkek olursa partinin rozeti verildikten sonra eşleri için fularlar armağan edilip, kısa konuşmalarla parti tanıtılarak oy isteniyordu. Eğer kapıyı açan bayan ise hemen kucaklanıp yanaklarından öpüldükten sonra yine aynı fularlar eline tutuşturularak seçime katılan partinin programı anlatılmaya başlanıyordu. Vaatlerin de ardı arkası kesilmiyordu. Söz birliği etmişçesine çoğunlukla şöyle söylüyorlardı.

“Bizim parti şimdiye kadar yaptığı gibi ülkemiz için çalışacak. Yeni fabrikalar kuracağız, gençlere iş imkânı sağlanacak. İşsiz kimse kalmayacak. Ülkemiz kalkınmaya devam edecek. Yeni barajlar yapıp elektriği ucuzlatacağız. Soyguna talana izin verilmeyecek.”

Akla gelen vatan ve vatandaş için yararlı ne iş varsa sıralanıyordu.

Ben ise kapıların önündeki bayanların arkasında, gözlerimi fal taşı gibi açarak konuşulanlara kulak kabartmış dikeliyordum.

Sokaklar gezildi, kapıların tokmakları vuruldu, zillere basıldı. Balkonlardaki insanlara el sallanarak aynı kelimeler aynı sözler yüksek sesle anlatıldı.

Bazı vatandaş fikirlerini söylemekten geri durmadı.

Adayın eşi, yeşil kanatlı tahta bir kapının tokmağını çaldı. Bahçesinde olduğunu anlaşılan seksen yaşlarında görünen ufak tefek kadın hemen kapıyı açtı. Kapının önündeki kadınlı erkekli kalabalığı görünce başındaki yaşmağıyla ağzını kapattı. Kapının önündeki siyasetçi adayın eşi yaşlı kadının elini öperek boynuna sarıldı. Yaşlı kadın ne olduğunu anlamaya çalışırken, kadınlarla beraber büyükçe bahçeye girdik. Aday eşi, partilerinin neler yapacağını anlatmak istediklerini söylemeye başlamıştı ki, yaşlı teyze durumu hemen kavradı. Kaşlarını indirdi, yüzünü asıp ağzındaki yaşmağı indirerek sesini yükseltti. Bağırarak konuşmaya başladı.

“Ben sizin partiyi iyi biliyorum. Şimdiye kadar, emmisi dayısı yedi yedi doymadı. Kendi sülalesini zengin etti başkanınız. Ben hacıyım. Oğullarım kızım, akrabalarım yeni kurulan dindar partiye oy vereceğiz. Adam Allah’tan korkuyor, namaz kılıyor, dilinden Allah’ı Peygamberi düşürmüyor.”

Adayın eşi, din üzerinden siyaset yapan partilere inanılmamasını, dindar görünen insanların çalıp çırpmadan korkmadıklarını, tecrübeli partinin daha iyi olduğunu söylemeye başlayınca evin sahibi yaşlı teyze “ Çıkın bahçemden, gidin gidin. Ağzı dualı insanlara iftira ediyorsunuz. Ben adamı yüzünden gözünden tanırım. Nurani yüzü var, haram yemez. Allah diyenden korkulur mu? ” Diyerek bizleri bahçesinden kovdu. Ağzını açmayan, hep suskun kalan ben ise biraz mahcup herkesten önce bahçeden dışarı çıktım.

Bu kovulmanın kimseyi etkilemediğini gördüm.

Akşama kadar karşılaştığımız insanlara rozet, fular ve adayın fotoğrafları olan broşürler verildi.

İnsanlar yeni kurulan partiye o kadar çok umut bağlamışlardı ki neredeyse kendilerine anlatılanları hiç dinlemeden geçiyor, bazıları da yeni kurulan partiyi örnek göstererek, dalga geçer gibi baş sallayıp “Hadi hadi, geçin bunları” diyerek savuşturuyordu kendisiyle konuşanları.

Azınlıkta da olsa verilenleri alıp teşekkür eden kişilerde oldu.

Gün boyu, oy için gezi böyle devam etti.

Akşam olunca yine mahallemize geldik ve herkes evine dağıldı.

Babamın hatırı ve biraz da merak için kabul ettiğim bu durum benim becerebileceğim bir iş değildi. Öteki kadınlar gibi faal değildim. Arkalarda kalıyor ön saflara geçmeyi beceremiyordum. Daha çokta, verilen sözlerin inandırıcı olmadığını düşündüğüm için de konuşmuyordum. Fikirlerimle bulunduğum ortam arasında çelişkiler vardı.        

Sabah uyandığımda milletvekilliği için nasıl çalışıldığı, nelere katlanıldığını görme isteği iyice sardı beni. 

Sabah saat 9’da otomobil ve cipler gelmek üzereyken evimden çıktım. Bu defa köylere gidileceği için gelmesi gereken insanların beklenildiğini belirttiler. Apartman dairesine girmem söylendi. Merdivenlerdeki kalabalıklardan müsaade isteyerek yukarı çıktım. Dairenin içi dünkünden daha kalabalıktı. Salonun ortasında vekil adayının etrafı şehirlilerimiz tarafından sarılmış, adaya umut veren konuşmalar yapılıyordu.

“Size şimdiden vekilim diyebilirim.  Sizi mutlaka meclise göndereceğiz.”

“Şehrin nabzını yokladım, bu sene sizin vekilliğiniz garanti.”

“Burası her zaman sizin partiden iki milletvekili çıkartmıştır, kesin yolcusunuz efendim.”

“Biz şehrimizi çok seviyoruz, eminim sizin bu şehre çok yararınız olacaktır, şimdi Ankara’da olsanız da kökünüz buralı.”

Bir yanda da kadınlar da üçer beşer gruplaşmış aralarında konuşuyordu.

“Aman inşallah kazanır da benim oğlumun işe girmesine yardımcı olur.”

Genç bir bayan, “Beni bir yere yerleştirse yeter.

“İnşallah seçilip gidince bizi unutmaz.”

“Sülalesini tanıyorum iyi insanlardı. Biz bu kadar emek veriyoruz, unutmaz, unutmaz.”

“Memleketimizin insanı, bizlere faydası olur.”

“Ne de olsa annesi babası buradan gitmeler.”

Bu arada, odalara girip çıkan vekil adayının eşine iltifatlar, sevgi gösterisi havalarda uçuştu.

Şunu görmüş oldum. İnsanlar, belki mecburiyetten, belki çıkar ve ya itibar hevesiyle seçtirmeye çabaladıkları kişiye tutunmak istiyordu.

Bu arada beklenenlerin geldiği, yola çıkılacağı söylendi.

Aşağıya indiğimde, milletvekili adayına destek veren şehrin insanları otomobilleriyle yine sokağımızı doldurmuştu. Kadın olsun, erkek olsun gelenlerin hepsinin düğüne gider gibi giyindikleri dikkatimi çekti.

Önceden tanıdığım bayanla bir otomobilin arka koltuğuna oturduk. Yerleşme bitince konvoy halinde hareket başladı. Yarım saatlik yolculuktan sonra yakınındaki bir köye geldik.  Önümüze geçen bir erkek, “Buyurun, buyurun” diyerek hepimizi muhtarın köy odasına götürdü.

Muhtara önceden haber gönderilmiş olduğu belliydi. Köy odası misafirler için hazırlanmıştı.

Büyük bir odanın ortasına, kocaman bir masa açılmış, köylüleri de odada toplanmışlardı. “Hoş geldiniz.” diyerek karşılanıp sıralanmış boş tahta sandalyelere oturduk. Güler yüzlü köy ahalisiyle hoş beşten sonra erkekler sırayla partinin seçimlerden sonra nasıl çalışacağını anlatmaya başladılar. Köy ve köylü için vaatler sıralanıyor, isteklerinin yapılacağına dair sözler veriliyordu.

Milletvekili adayından daha çok şehrimizin erkekleri eksikleri sorup, köylünün istediklerinin seçimden sonra yerine getirileceğinin garantisini veriyorlardı. Şehirliler çok samimi görünüyor, köylü ağzıyla konuşuyordu. Karşılıklı, ağam beyim efendim sözleri arasında sohbet derinleştikçe köylü de mutlu görünüyordu. Az sonra ortadaki masanın üzerine yemekler yelmeye başladı. Birkaç çeşit yemekle masa donatıldı. Misafir olarak bizler masaya buyur edildik.

Yemekler yenilirken, yol su okul para desteği için sözler defalarca tekrarlandı. Herkesin keyfi yerindeydi. Koyu sohbet, oy umudunu yeşertmiş gibiydi. Çıkarken rozetler bırakıldı, muhtarın kapısının önünde bekleyen köyün kadınlarına fularlar üçer beşer verilip kucaklandıktan sonra oyları istendi.

Vakit öğleni geçmişti. Peş peşe düşen otomobiller düdüklerini çalarak başka bir köye gitmek için yola çıktı.

Bindiğimiz aracı kullanan şoför, bugün yakın köylerin gezileceğini söyledi. Hafif bulutlanan havanın altında kısa sürede başka bir köye geldik. Bizler araçtan inerken yağmur çiselemeye başladı. Bu köye önceden haber verilmediğinden dolayı, yağmur altında dört beş ev gezilerek ahali haberdar edildi. Şaşıran muhtar bizleri köy odasını götürdü. Bu kadar çok otomobilin köylerine geldiğini görenler birden köy odası doldu. Bizlerden kalan boş sandalyelere sığmayınca bazıları ayakta dikeldi. Merakla sorular sorulup geliş sebepleri anlatıldı. İlk uğradığımız köydeki konuşmalar tekrarlandı. Köyün ihtiyaçları soruldu, oylar istendi. Seçimden sonra isteklerin hepsinin yapılacağı tekrarlandı. Aynı konuşmalar aynı sözler verildi. Ortada duran kırmalı masanın iki kanadı açıldı. Köylülere ve bizlere çay getirildi.

Fedakâr köylü kadınlarının yan odada harıl harıl çay yetiştirmek için çabaladıklarını dışarı çıkınca fark ettim.

Muhtarın odasından ayrılıp otomobillere giderken sokaktaki her kadını kucaklayan vekil adayının hanımı ve yanındaki kadınlar kısa konuşmalardan sonra, oy isteyip ellerine parlak fularları tutuşturdular.  

İlkindi vakti bu köyden de ayrıldık.

Konvoy bu defa başka köye yöneldi.

Seçim dönemlerinde gezilere katılan kadınların tecrübeli oldukları belli oluyordu. Yanlarında şaşkın, beceriksiz ve tutuk kalan beni ise bu işe giriştiğimin pişmanlığı sarmaya başladı.

Biraz uzun bir mesafe gittik. Başka köye gelindiğimizde kadınlar, etrafa yayılan mis gibi ekmek kokusunu alıp yoğun duman çıkan bir yere yöneldiler. Biraz yürüdük. Büyükçe avlunun bir köşesinde olan, üç tarafı örülü kapısız kocaman tandırlığa geldik. Yedi sekiz kadar kadın önlerinde bulunan ekmek tahtasında yufka açıyordu. Ayaktaki birkaç bayan da getir götür işlerine bakıyordu. Tandırlıktaki kalabalığı görenler “Çok iyi oldu, hepsine birden anlatırız” dediler.  

Vekil adayının eşi tanıtıldı. O arada, bizimle gelen bazı kadınlar kıyıda duran minderleri altlarına alıp oturdu. Birazımız da, tandırda yakılacak olan saman çullarının üzerine sıkıştık. Bu defa, kadınlar kadınlara propaganda yapmaya başladılar. Tandırda, iki gündür dinlediğim sözlerin aynısını anlatıldı. Ekmek yapan kadınlara, köy ekmeğinin mis gibi koktuğunu söylediler. Ekmek yapan köylü kadınları hemen birer tane gözleme yapıp ikramda bulundular. İçlerinde benim gibi lokmaları boğazına düğümlenerek yiyen var mıydı bilmiyorum.

Siyasete girip kazanmanın nelere mal olduğunu, milletvekilliğini kazanmak isteyenlerin bedenlerinden olduğu gibi ruhlarından kaybettikleri değerler bana çok tuhaf geldi.

Getirisi çok olan bu iş zor göründü gözüme de yüreğime de.

Ben ise “İnsanlar, ya meraktan ya da meraktan ölebilir kusura bakma baba” dedim. Siyasetçilerle gezme faslım ikinci gün bitmiş oldu.

İki aya yakın bir zaman sonra seçim yapıldı. Ben oyumu o zamanlar hiç değiştirmeyi düşünmediğim parti için kullandım.

Sonuç. Yaşlı teyzenin oğullarına kızı ve akrabalarına önerdiği, “Ağız dualı” dediği, çok çalışan parti seçimi büyük farkla kazandı. Bugün hala “Sen, o partide öncü kuvvetmişsin be teyze. Sayende demokrasi kazandı” diyerek dudaklarımdaki gülümsemeyle gördüğüm o sahneyi hatırlarım.

Karşı apartmandaki dairenin perdeleri bir daha açılmadı. Kazanamadığını öğrenen milletvekili adayının kimseye haber vermeden eşiyle sabahın beşinde şehri terk ettiğini öğrendim.

İşleyen demir ışıldadı. Başka yer, başka şehir uğurlu gelmiş ki, ben nasıl çalışıldığını bilmiyorum ama son seçimde meclis kapılarını ona insana da açmış.

 

Şiirsiz Kalmayalım Dostum

Sana olan aşkını o gün dinledim
Bir bardak çay-a fit oldum dostum
Masalar eskimiş sandalye kırık
Onunla birlikte gam doldum dostum

Elinde bir kalem, şiir peşinde 
Görmüyordu dünya kendi işinde
Sonbaharı gördüm solgun yüzünde
Göz göze bakışıp ağladık dostum

Bahçesinde gördüm pembe gül dedi
Saçlarını dağıttı yere başını eğdi
Haydi gidelim de derman olsun dedi
Yüzüme bakarken sızlandık dostum

Soğumuş çaylar, şekerler donuk
Menekşeler küsmüş sırtları dönük
Güneş batmış, yıldızın ışığı sönük
Akşam üstü yaşını ben sildim dostum

Ahını aldığın, yar-dı bir zaman
Çalmıyordu size inleyen keman
Özledim gelirim diyorsan hemen
Sevdanız hurilere kalmasın dostum

Yüzünü özlemiş, vay bana diyor
Garsona bir çay daha, koy bana diyor
Kor yangınlar içinde sular yetmiyor
O ağlarken ben de inledim dostum

Sevdası biter mi içten sevenin
Kalplerinde gülleri nazla derenin
Can ile cananını katık edenin
Hasretiniz bitsin geliver dostum..

 

Zülal Kaya

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top