İt ve köpek Türkçede eşanlamlı sözcüklerdir. Kullanımda aynı canlıdan söz etmekle beraber, sözcükler tamamen eş anlamlı değiller. Bu yazıda tarihsel ve kültürel kullanımındaki anlamından hareketle “it” adlandırması tercih edilmiştir. Sosyoloji veya Türkçesiyle Toplumbilim insan topluluklarıyla ilgili bir bilim dalıdır. Yazıda sokaklara atılan itlerden söz edilecektir; başlığa bakarak itlere insan yakıştırması yapılacağı anlaşılmamalıdır.

Şakayla karışık söylememe izin verin: Son bin yılda canlılar aleminde en büyük ilerlemeyi itlerin yaptığı anlaşılıyor. İnsanları sömürgeleştirerek bir lobi kurdular. Bu lobinin yaptığı diplomasi ile itler kapı önündeki bekçilikten ayrılıp evin içine, hatta başköşesine taşındılar. Adları değişti, it iken köpek oldular, beyefendiliğe geçtiler. Artık kendilerini yal ile değil mama ile besletiyorlar. Sahibinin zenginlik ve bonkörlüğüne göre değişmekle beraber, kuaförleri ve lüks otelleri bile var. Evin oğlu, kızı, torunu olarak akrabalık hakkı kazanmışlardır. Anneler gününde bir itperver itine annelik unvanı da verdi. İt mankurtlaşmasına maruz kalarak köleleşen bu ins, itinin tatını öpüp anneler günü kutlaması bile yaptı!..

İti baş tacı etmek de nerden çıktı? Frenk feylesoflarından Sartır varoluşçuluk felsefi akımını modern zamanlardaki koşulların insanı yalnızlaştığını, bu yüzden bunalımda olduğunu tespit ederek kurdu. Yaşasaydı itçiliğe hem sevinir hem de üzülürdü. Sevinirdi çünkü insanın itiyle bütünleşerek yalnızlıktan kurtulduğunu görür, üzülürdü çünkü varoluşçuluğun itçiliğe erişmesi onu kahrederdi. Yükselen it uygarlığını gıptayla izliyoruz.

***

Taa ilkokulda öğrenciyken hayvanları değişik biçimlerde sınıflardık. Bu sınıflamalardan biri de hayvanları evcil (ehli) ve yabanıl (vahşi) olarak sınıflamaktı. Evcil hayvanlar ev müştemilatında, sahibinin koruma ve sorumluluğunda, yabanıl hayvanları ise doğada, insanlardan uzakta, kendi hayatlarını sürdürürdü. Üçüncü bir sınıf yoktu. Sahipsiz evcil hayvan olmazdı. Hayvanlar lüzumsuz değildi. Etinden, sütünden, yününden hatta tezeğinden faydalanılırdı. Faydacı-çıkarcı bir durum değil, karşılığında o hayvanlar da ev ortamının sevecenlik ve korumacılığında güvenle yaşarlardı. Sadece it biraz farklıydı. Kapı veya davar bekçiliği dışında bir faydası yoktu. Yine de her it sahibi itini severdi ama onunla öpüşmez, evin içine almazdı. İtin insan için yeni bir işlevi ortaya çıkmış durumdadır: Ev arkadaşlığı. Bu konu yazının amacı dışındadır. Yazıda sokaklardaki sahipsiz itler konu edinilmektedir.

Köylerde eskiden ve hala her evin ihtiyacı kadar iti olurdu. Bu da genellikle bir tane idi. Erkek it tercih edilirdi. Kancık (dişi) itin tercih edilmemesinin sebepleri vardı. İyi bekçilik yapmazdı. Sünepe bir karakteri vardı sakin görüntüsünün tersine saldırgan olurdu. Sahibi itin bekçilik yapmasını, etrafta yad yabancı dolaşıyorsa haber vermesini ama kimseye saldırmamasını ister. Kancık ise tersine havlamaz, üstelik ısırmayacakmış gibi yapar ama saldırır ve ısırır. Erkek it ise hem havlar gürültü patırtı eder, yabancıyı uzaklaştırır, ev sahibini haberdar eder hem de çok öfkelendirilmemişse ısırmaz.

Kancık itin cazip olmamasının bir nedeni de yavrulayınca birçok enik birden yapmasıdır. Kısa sürede büyüyecek olan bu enikler sahibinin ilgilenemeyeceği kadar çoktur. Bu yüzden tercih edilmez. Yine de kancık sahibi olanlar itlerine doğum kontrolü yaptırarak kancık saklayabilirler. Kancığın kızışıp çiftleşeceği zaman yaklaşınca kancığın sahibi etrafta ite ihtiyacı olanları araştırır. Eğer varsa kancığın çiftleşmesine izin verilir. O zaten bağlı değildir, ortalıkta dolaşır. Bağlı erkeklerden birisiyle çiftleşir. Doğan enikler sütten kesilince ihtiyaç sahiplerine dağıtılır. Eğer etrafta it isteyen yoksa kancık tam da kızışma günlerinde bağlanır ve böylece çiftleşmesi engellenir. Dolayısıyla kimse kendi itinin yavrularını sokağa atma bayağılığı göstermez.

Sokak hayvanatı uygar toplumlarda yoktur. Eskiden bizde de yoktu. Ortadoğu’nun üçüncü, beşinci sınıf devlet ve toplumlarında vardı. Ne yazık ki artık bizde de sokak hayvanları var. Bir hayvan evcil ise mutlaka bir sahibi ve sorumlusu olmalıdır. Yabani ise şehirde olmaz, dağda-doğada yaşamalıdır. Evcil hayvanını sokağa atmak aşağılık bir insan davranışıdır ve bizde son yıllarda bu aşağılık insanların sayısı arttı. İtini ya da eniklerini getirip şehirde sokağa bırakıp kaçıyor! Sonra onlara sahip çıkmak, evine almak yerine sokakta besleyen sorumsuz insanlar yüzünden üçüncü cinsiyet gibi bir “anything goes” hayvan türü olarak “sokak hayvanları” ortaya çıkıyor.

Ortalıkta bu üçüncü tür hayvanatın sadece itlerini görüyoruz. Yazıda hem it hem de o itlerle ilişkileri bakımından insanlar incelenecek. Sınıfsal açıdan bakılacak. İki çeşit it var: Zengin ve yoksul. İlişkileri bakımından insanlar da iki çeşit. Biri cıvık ve küçük burjuva, diğeri ise hayvan düşmanı. Kendimi bunların dışında tutuyorum, hayvanları genellikle severim ve yaşama haklarını savunurum ama ite insan muamelesi yapmam, sokağa atılmasına da şiddetle karşı çıkarım.

İtlerin Sınıfsal Davranışları

Evimin yarısı Kars’ta diğer yarısı Bursa’da. Sistem böyle münasip görüyor. Böyle olunca iki şehri ayrı ayrı gözlemleyebiliyorum. Bursa’da da sokak itleri var. Serde ise gözlemcilik var ve gözlüyorum. Bursa, Nilüfer’deki itler bir besili, bir tombul ki şaşıp kalıyorum. Bu muhteşem beslemeyi yapacak hayırsever insanımızın olduğunu sanmıyorum. Belediyenin, itperest lobinin şerrinden korunmak için it besiciliğinde bonkör davrandığını sanıyorum. Ne ile besliyorlar bilmiyorum ama hayatımda hiç o kadar şişko-tombul it görmedim. O kadar ki hayvanlar yürüyemiyor! Koşabileceklerini ise hiç sanmıyorum. Belki de it yalı deposunun anahtarını itlere vermişlerdir! “Mama” ne yanlış bir adlandırmadır; bebek yiyeceğine mama deriz; itler yal yer.

Burjuva itler hiç kavga etmiyorlar. Kavga için bir sebep yok. Karınları tok. Sürüleşmiyorlar, tek başlarına serbestçe dolaşıyorlar. Sürüleşmelerine de gerek yok çünkü dert yok, dava yok, tam bir burjuva! Ancak gözlemlerimi Freudyen bir bakışla çözümlediğimde bu çarşı itlerinin yakında cinsel sorunlarının yol açacağı olumsuz davranışlar sergileyeceklerini şimdiden söyleyebilirim. Bir it gözlemim sırasında kızışmış bir kancığın erkek ite kuyruk salladığını gördüm. Erkek it heyecanlandı, kancığın yanına kadar geldi, koklaştılar filan sonra erkeğin yüzünde eringen bir ifade belirdi: Burun kıvırıp yügrüle yügrüle giderken kancık ardından şaşkınlık bakışı atıyordu. O kadar kilo taşımak kolay değil, bana kalırsa sadece üşendi. Anladım ki Nilüfer Belediyesi itleri süslü öldürüyor; it obezitesi ile.

Kars’taki sokak itleri ise çok gariban. Bir açıdan deri-kemik kalmışlar, tüylerinin altından kaburgalarını sayabilirsiniz. Bir yandan da görünüşleri pek bir fit, sportmen. Karnında göbeği ve bir gram fazla yağ yok. Sürekli hareket halindeler. Sürekli koşuyorlar, yiyecek arıyor ve kavga ediyorlar. Yalnız değiller, kavgalarda üstün olmak için sürüleşiyor, siz bunu örgütleşiyorlar diye anlayın. Örgütleşince alan savunmasını daha iyi yapıyorlar. Liderleri var. Örgüt üye sayıları altı ile on arasında değişiyor. Kendi alanlarına giren it sürülerini örgütlü mücadele ile yenip bölgelerini koruyorlar. Arada bir köyden sahibi tarafından sokağa atılan ve bir başına dolaşan acemi-sünepe it aralarına düşünce perişan edip nasıl da ağlatıyorlar, görmelisiniz! Geçim dünyası, yiyecek kıt, kaynaklar sınırlı ve yeni bir boğaz daha istenmiyor! Dert çok, dava çok!

  Kars’ın itlerinin o karda tipide bahara nasıl çıktıklarını bir onlar bilir, bir de yine onlar! Bizim sitenin kara bir kancığı vardı. Salak kancık dürtülerini zamanında kontrol etmeyip karın tipinin ortasında enikledi. Çöpü atarken yemekten ayırdığım bazı yiyecekleri ona ayrıca veriyordum. Eniklerini o kar ve tipi altında büyüttü. Etraftaki itperver küçük burjuva insanat lobisinin o yavrulara sıcak bir yuva açmadığını hep birlikte gördük. Bu arada o kara kancığın enikleri büyüdü ve geçen gün bana saldırdılar, iyi mi. Besle iti, bacağını ısırsın! Hele ki o kancık olanı, arkadan nasıl da daldı! Pantolonumun paçasını yırttı… Başkalarına da saldırmışlar. Toplayıp götürmeye kalkınca sitenin cıvık küçük burjuva lobisi imza toplayıp “itlerine” sahip çıkmışlar!

Sahip çıkmaları sevindiricidir. Evlerine alıp, sorumluluklarını üstlenmeleri kaydıyla! İt lobisinin saygın küçük burjuvaları “karşılıksız seven sevgi pıtırcık abidesi” diye takdim ettikleri, karın tokluğuna sadakat satan itleri evlerine almıyorlar. Yine sokaktalar! Nasıl sahiplenme bu? İtseverliğiniz bu kadar mıdır?

Hayvanat Karşısında İnsanat

İtler söz konusu olduğunda itini evin dışında seven burjuvaları saymazsak, iki tür küçük burjuva ile karşılaşmak mümkündür. Bunların biri yalnız küçük burjuvadır. Bu türün sevgi ihtiyacı had safhadadır. Serbestliğe (özgürlüğe değil) öyle düşkündür ki, ana babasına, kardeşlerine, yeğenlerine bile katlanamaz. Sevgi için bir insana, bir çocuğa yatırım yapmaz, yapmayınca sevme ve sevilme ihtiyacı karşılanmaz. Bu ihtiyacını karşılamak için bazıları evlerinde it besler. İnsanlık halidir, kimsenin onayına ihtiyacı yoktur ve kimseyi ilgilendirmez. Bu tipe saygı duyuyorum.

İkinci tür itsever cıvık küçük burjuvadır ve bana çok itici gelir. Elini taşın altına koymaz, hep akıl verir. Sevimsiz, bencil, korkak ve sorumsuzdur. İti sokakta sever; evine almaz. Sokakta bile hayvanını eğitmez, yiyeceğini sürekli vermez, aşısını yaptırıp ilacını almaz, sağlık kontrolleriyle hiç ilgilenmez. Ancak saldırıya uğrayan, tedirgin dolaşan mahallelinin şikâyeti üzerine it sürüsü sokaktan sürülünce kıyameti koparır! Eyyyy vıcık itperest küçük burjuva! İt seviyorsan evine al, baş köşende yaşat. İstersen sofraya birlikte otur. Babana göstermediğin sevgi ve saygıyı da ona göster. Kimse karışamaz. Ama seninki dağda eşkıya besleyip şuna-buna saldırtmak, sonra da “eşkıya işte, söz dinlemiyor, ne yapabilirim ki” demek! Bilmelisin ki yaptığına eşkıyaya yataklık yapmak denir. Eşkıya kadar suçlusun ve sorumsuzluğu savunuyorsun! Bu sorumsuzluğun yüzünden masum insanlar it saldırısına uğruyor ve daha da kötüsü bazı insanlar onlardan kurtulmak için toplu it katliamı yapıyor! Sorumlusu senin sorumsuz itseverliğindir!

Bir başka insanat türü ise zonta ya da maganda! Duygusuz, duyarsız, dünyanın sadece insanlara ait olduğu saplantısında olan ve diğer canlıların yaşama hakkını reddeden, insangillerden bir yaratık! Bulduğu ilk fırsatta hayvanlara saldıran, zehirleyen, imha eden, vahşi doğada yaşayan hayvanları bile bulduğu ilk fırsatta imha eden bir tür…

Uzun sözün kısası

Gözlemler gösteriyor ki, karnı düzenli olarak doyan ve geçim sıkıntısı olmayan sahipsiz sokak itleri barışçı oluyorlar. Sürüleşmiyor, çeteleşmiyor ve saldırgan olmuyorlar. Tersi de doğrudur: Yiyeceği ihtiyacını yeterli miktarda bulamayan itler saldırgan oluyor, zaten az olan çöplük alanlarını diğer itlere karşı korumak için çeteleşiyor, çeteleşince birbirinden güç alarak insanlara karşı da saldırgan olabiliyorlar.

İt bir canlıdır, bütün canlılar gibi yaşama hakkı vardır, yaşamalıdır. Ama sokakta değil. Sahipsiz it olmaz! Onun sorumluluğunu birisinin üstlenmesi gerekir. Belediye barınağı geçici bir çözümdür. İtini ya da itinin eniğini sokağa atan insanatı tespit edip ahlaksızlığını ve sorumsuzluğu yüzlerine vurulmalıdır. Sadece bu ayıplamakla bırakmamalı, haklarında yasal işlem yapılmalıdır. Ayrıca itlerin üremeleri mutlaka kontrol altına alınmalıdır.

İtlerini sokağa atan bir toplum uygar değildir. İtleri sokakta ve çöplerle besleyip, masum insanları tehdit altında bırakmak da uygarlığa sığmaz, üstelik suçtur.

Yukarıdaki yazılanlara itirazınız yoksa gelin bundan sonra ne yapabileceğimizi konuşalım.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile