Her birimiz toplumsal rollerimizle kuşatılmış haldeyiz. Bir anne, bir öğretmen, bir eş, arkadaş, kimi zaman bir öğrenci ya da bir ev hanımı… Sorumluluklar öylesine çok ki insanın bazen başını göğe kaldırıp: “Hangi mevsimdeyiz, hangi aydayız, günlerden ne?” diye sorası geliyor. Sanki haftalar yalnızca pazartesi ve cumadan ibaret iki gün gibi. Cumartesi ve pazarsa adı çoktan unutulmuş eski sevgililer. Sanki her hafta yeni bir yıla giriyoruz Sanki dün 5. Sınıf olan öğrencilerim bugün 6. sınıf olmuş, yarın da 7. sınıf olacakmış gibi. Daha dün o sıralarda ben öğrenciyken şimdi kürsüde öğrencilere sesleniyorum. Mesleğe başladığım gün dün gibi ama tek haneli rakamları çoktan geride bırakmışız.

Bütün bu hengâmenin içinde bir zaman parçasını çekip çıkarmak istiyorum. Öyle anlar var ki hiç bitmesin, öylece donup kalsın istiyorum.

Her gece yatmadan önce çocuklarla kitap okuruz. Oğlum ilkokula başlayıp kendisi okuma öğrenene kadar ben ona kitap okurdum. Artık aynı kitabı okuyup tartışabiliyoruz. Şimdilerle kızıma kitap okuyorum. Pek çok masal kitabını bitirdik. Ben okurken o yatakta oyun oynuyor. İlk zamanlarda buna biraz bozuldum. Dinlesene kızım, dedim. Aslında çocuk başka şeylerle ilgilense de beni pür dikkat dinliyormuş, okuduğum masalı eksiksiz anlattı bana. Bazen kitabı eline “Ver biraz da ben okuyayım.” Diyor. Kendi hayal gücünü masalın konusu ile harmanlayıp, benim okuyuşumu taklit ederek masala yeni bir son yazıyor.

Bu küçük, kısa zamanlar benim için çok değerli. Okuma kültürünün oluşmasında evde kitap okuyarak model olan anne babaların çocukları, evlerinde küçük de olsa bir kütüphane oluşturacak kadar kitap olan çocuklar; bence diğerlerine göre hayata birkaç adım önde devam ediyor. Çocuğun dil gelişiminde, kelime hazinesinin zenginleşmesinde, anlama- anlatma becerilerinin işlerlik kazanmasında çocuklarla birlikte kitap okumanın önemi büyüktür diye düşünüyorum. Ayrıca çocuğun hayal dünyasının renklenmesi, iletişim becerilerinin ve özgüveninin gelişmesinde de bu paylaşımların önemi yadsınamaz. Uykuya dalmadan önce bütün sıkıntılarını geride bırakıp kitapların büyülü dünyasına giren çocuk, hayata dair pek çok şey de öğreniyor. Çünkü okumak yaşanmamış tecrübeler satın almaktır. İnsan hayatta her şeyi yaşayarak, deneyimleyerek öğrenemez. Bazen küçük bir öykü pek çok yaşantıdan daha çok ders verir. Bizim için önemsiz, küçük bir ayrıntı çocuk için hayati bir durum, esas bir kırılma noktası olabilir. Oğlum dört yaşındayken bizden “Küçük Kara Balık”ı dinlemişti. O yaz Büyükeceli sahilinde kolluklarıyla denize açılıp “Çekilin, ben Küçük Kara Balık’ım. Büyük denizleri görmek istiyorum.” diyerek kulaç atıyordu. Dört yaşında bir çocuğun dünyanın keşfedilmeye değer bir yer olduğunun farkına varması gerçekten paha biçilemez bir kazanç.

Ben de çocukluğumu anımsıyorum. Babam da bana uyumadan önce masal anlatırdı. Masal adı altında pek çok destanı, halk hikâyelerini, efsaneleri ben o yıllarda öğrendim. Ortaokul ve lise yıllarımda belleğimde hazırdı Dede Korkut Hikâyeleri, Yılan Kale Efsanesi, Ergenekon Destanı… Çocukluğumdan beri zihnimde canlıdır demirden dağı eriten ateşin alevleri ve bir geçitten dünyaya yayılan atlı, yaya pek çok insanın silueti.

Zamanın rüzgârı kuşkusuz oldukça hızlı esiyor. Bazen sarı, yeşil yapraklar birbirine karışıyor. Mersin’de zaman bulup da birkaç dakika olsun denizi seyredemeden haftalar, aylar geçiyor. Arabayla sahil yolundan geçerken denizin mavi ışıltısı yüzüme vuruyor, saate bakıyorum, gaza basıyorum. Okulda, evde beni bekleyen sayısız iş güç var. Ancak ben her ne olursa olsun her gece uyumadan önce çocuklarıma kitap okuyacak zaman ayırıyorum. Biliyorum ki bu anlar, zamanın değirmeninde öğütülüp yok olmayacak. Çocukların zihninde diri bir buğday tanesi gibi filiz verecek, boy sürecek. Yıllar sonra dünyayı dolaşmak için yola çıktıklarında sırt çantalarında pek çok yaşanmamış tecrübe, ellerinde bir harita, kulaklarında annelerinin “Küçük Kara Balık’ı okuyan sesi onlara cesaret verecek.  Kim bilir?

25.12.2018/ Mersin

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top