‘’Trakya Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği bölümünü kazandınız.’’ Böyle başladı bu güzel mesleğe adım atışım. Aslında isteyerek geldiğim bir bölüm değildi. Ortaokul ve liseyi açık öğretimden bitirip üniversiteye sözelden hazırlandım. ‘’Sözelin en iyi bölümü Türkçe öğretmenliği yaz.’’ dediler, yazdım. Özellikle ilk yıl benim için çok zorlu fakat nihayetinde çok da başarılı geçti. Çünkü hiçbir şey bilmiyordum. Bilgi birikimim açık öğretimden okuduğum için, ilgim isteyerek bu bölüme gelmediğim için azdı. Sonra yavaş yavaş sevdim bölümümü, hocalarımı, arkadaşlarımı; yeni tanıştığım şiirleri, şairleri, romanları, yazarları, edebiyat tarihini, küçük hikayeleri ve dilimi. Başarılı oldum, istediğim üniversiteye geçiş yaptım, Uludağ Üniversitesine.

Her geçen yıl daha çok öğretmenliğin benim mesleğim olabileceğini, bu işi yaparken mutlu olabileceğimi anladım ve uzun bir bekleyişten sonra nihayet öğretmenlik yapmaya başladım. Hem de ilk olarak kendi üniversitemde yabancı öğrencilere Türkçe öğrettim. Bu ülkeye lisans ya da yüksek lisans öğrenimi için gelip sonrasında gidip kendi ülkesinde öğrendiklerini uygulayacak insanlar önce benden güzel dilimi, Türkçemizi, öğrenip sonra lisans eğitimini alacaktı. Eğer ben iyi öğretemezsem geri kalan bütün öğrenim süreçleri de iyi olamayacaktı. Bunun bilinci bana bu mesleği güzel şekilde yapmamın sorumluluğunu da hissettirerek sevdirdi. Dil öğretiyordum, ikinci dil olarak kendi ana dilimi öğretiyordum. ‘’Merhaba’’dan başlayıp bizim ülkemizi, kültürümüzü bize tanıtmaya kadar her şeyi bir yıl dolmadan öğrendiler.

Öyle güzel bir duygu ki öğretmek, hemen hemen aynı yaşta olmamıza rağmen onları küçük çocuklar gibi görüp sevdim. En iyisini en eğlenceli şekilde yapmalıyım. Sevdirerek öğretmeliyim. Hedefim buydu ama o hedef yolunu değiştirerek bana severek bu mesleği yapmayı da öğretti. Çok zor fakat çok güzel bir mesleğim olduğunu anladım.

Yaklaşık bir yıl sonra Gaziantep’te bir ortaokula atandım. Şimdi Türk öğrencilere Türkçe öğretecektim. Acaba neler yaşayacağım? Nasıl öğreteceğim? Korkarak ve tereddütle geldiğim bu şehirde en büyük mutluluğum öğrencilerim oldu. İlk haftalarda yapamayacağımı hatta istifa etmeyi bile düşündüm. Çok zordu 40 çocuğun dikkatini toplayıp bir şeyler anlatmak, tempoya ayak uydurmak, sınıf yönetimini kontrol altında tutmak çok zordu ama yavaş yavaş bunu da öğrendim. İlk haftalarda yaşadığım tüm zorluklar geçti, alıştım. Şimdi bu mesleğin zorluğunun önünde sevgi var. O küçücük çocuklar öyle güzel seviyorlar ki çıkarsız, karşılıksız, saf ve temiz duygularla. Hepsinin birbirinden farklı zorlu hayatları var. Kimi öğlene kadar çalışıp okula geliyor, kimi yedi sekiz kardeşten en büyüğü fakat hepsinin gözlerinde aynı ışık. Onlara küçücük gülümsediğinizde çok büyük bir sevgiyle karşılaşıyorsunuz. Herkesin belki en yakın dostlarınızın unuttuğu doğum günlerini, kadınlar gününü, öğretmenler gününü hep hatırlayan ve öğretmenini mutlu etmek için şiirler şarkılar yazan, iki kuruş harçlığından artırıp öğretmenine hediye almak isteyen küçücük minik yüreklerle baş başa kalıyorsunuz.

Yeni bir şehirde tek başıma ailemden uzak olmama rağmen hiçbir zaman sevgisiz kalmamakmış öğretmenlik. Özel hayatında yaşadığım sorunları okulun kapısında bırakıp terapi merkezine girmek gibiymiş öğretmenlik. O çocukların hayatına dokunmak, hayatlarında yer edinmek ve çabalarınızla onların değiştiğini, ilerlediğini görerek koskocaman bir mutlulukmuş öğretmenlik. Bu çocuktan hiçbir şey olmaz diyen velinin karşısında durup olabileceğini göstermek ve velinin gözlerindeki minnet bakışıyla size gelip ‘’Hocam Allah sizden razı olsun, mucize gibisiniz.’’ cümlesinden hissettiğiniz onurlanma duygusuymuş öğretmenlik.

Her gün servisimin önünde bekleyen beni güler yüzleriyle karşılayan öğrencilerim var benim. Her gün okula girişte ‘’Hocam çok güzel olmuşsunuz, prenses gibisiniz.’’ Diyen öğrencilerim var benim. Tahtaya, defterlerine adıma şiirler şarkılar yazan öğrencilerim var benim. Yarı tatilde 15 gün ayrı kaldıkları için özlemlerini mektuplarla anlatan öğrencilerim, kutu kutu birikmiş mektuplarım var benim.

Bir öğrencimin yazdığı mektuptan küçük bir kesit: ‘’Öğretmenim, okul ilk açıldığı günden beri sınıfımıza güneş gibi girdiniz, bize ışık tuttunuz. Siz bana kimi zaman bir anne kimi zaman bir koruyucu oldunuz. Siz çok iyi kalpli bir öğretmensiniz. Tüm sınıf sizi üzdükleri halde onlarla ilgileniyorsunuz. Sizinle yıllar seneler sonra inşallah karşılaşırız. Lütfen seneye de bizim sınıf öğretmenimiz olun. Sizi çok seviyorum.’’ Bunun gibi niceleri… Bütün bunlar çok zor olan mesleğimin zorluğunu geriye itip sevgisini öne çıkarıyor. İnsan hayatı boyunca mutlu olmak istiyorsa doğru mesleği seçmeliymiş. Ben iyi ki bu mesleği seçmişim. İyi ki öğretmenim.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top