Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, güneşin gelin, ay dedenin güvey olduğu vakitlerde, yeryüzünde kocaman kocaman devler yaşarmış. İşte o zamanlarda, devlerin yaşadığını bilmeyen köyün birinde, erkek çocuklarından daha fazla kız çocukları doğmuş.

Doğan çocukların içinde bir de Çiçek adında bir kız varmış.

Babası, kızı doğunca adını Çiçek koymuş, koymuş ama yavrusunu doya doya sevemeyen Çiçek'in babası bir gün aniden ölüvermiş. Evlerinin erkeği genç yaşta ölen anne kız köyde tek başlarına kalmışlar.

Gel zaman, git zaman kızlar büyüyüp birer fidan gibi serpilerek genç kız olmuşlar.  

Köyün kızlarının neşeleri bol, mutlu mu mutluymuşlar. Hepsi birbirinden güzel kızların içinde, sadece Çiçek'in boyu kısa, kulakları kepçeymiş. Eti budu yokmuş, cılız mı cılızmış. Burnu da yüzüne göre biraz büyükmüş.

Göze hor görülen bu kıza köyün ahalisi, Çiçek demeyi layık görmedikleri için Cırtlanbik adını takmışlar. Ama Çiçek'in iri kara gözlerinin güzelliğini annesinden başka kimsecikler fark etmezmiş.

Anneciği, köyün hor gördüğü kızına bir iş buyuracağı zaman “Güzel gözlüm, aklına akılların yetişemediği yavrum, ceylan gibi sekerek şu işi tutuver” dermiş. Annesinin sevgisi Çiçek'e biraz çirkince olduğunu unutturmaya yetermiş.

Köylünün Cırtlanbik dediği güzel gözlü Çiçek öteki kızlara bakınca morali bozulsa da annesinin gösterdiği sevgiyle elim ayağım tutuyor diye haline şükredermiş.     

Köyün güzel kızları, düğünde dernekte oynayıp gülerken, ahali Cırtlanbik’e hep iş burup getir götür işlerini yaptırırlarmış. Büyüklerinin sözüne hiç itiraz etmeden kendisine buyrulan işleri şipir şipir yerine getirip yeni buyrulacak işleri beklermiş.

Cırtlanbik, köyün güzel kızları tarfından da çok sevilmezmiş ama çalışkanlığı sayesinde büyüklerin güvenini kazanmış.

Her sene, bahar gelince köyün genç kızları toplanıp kırlara bayırlara madımak, yemlik, ebe kömeci, tekircan toplamaya giderlermiş.

Bahar gelmiş, dağ taş yeşillenmiş, ağaçlar çiçek açmış, ovalar çimene bezenmiş. Güneşi gören kızların yüzü gülmüş. Her bahar yaptıkları gibi güzel havada kızlar toplanıp, annelerine pişirmeleri için yeşillik toplamak amacıyla kırlara gitmek istemişler. Kızların en büyüğü olan Cırtlanbik’i, göz kulak olması için anneler kızların yanına katmışlar.

Cırtlanbik’in kendileriyle gelmesinden çok hoşlanmayan kızlar annelerinin sözünden dışarı çıkamayarak itiraz edememişler.

Kızlar önde, Cırtlanbik arkalarında yola koyulup güle oynaya kırlara gelmişler. Hava o kadar güzelmiş ki, bir ara, ağaçların arkasına saklanıp saklambaç köşe kapmaca oynamışlar. Sonra da, akşama kadar topladıkları yeşilliklerle önlerinde bağlı olan önlüklerinin içini tıka basa doldurmuşlar. Eve dönmeden de, son olarak anneleri babaları için toplayacakları kır çiçeklerine sıra gelmiş. Ellerini, papatya, sümbül, çiğdem mine çiçekleriyle dolduran kızlar, vaktin nasıl geçtiğini bilmemişler. Güneş batmaya başlayınca Cırtlanbik kızlara “Güzel kızlar hava kararıyor, köye dönelim” diye birkaç defa bağırmış. Kızlar hiç umursamadan kırlarda çiçek toplamaya devam etmişler.

Kızların çoğu da söylenmiş. “Bir daha bu Cırtlanbik’i yanımıza almayalım. Daha hava kararmadan dönelim de dönelim demeye başlıyor.”

Tam o sırada ne görsünler. Aniden gök gürlemeye, şimşekler çakmaya, şiddetli rüzgâr esmeye başlamış. Arkasından gelen yağmurla birden bire ortalık göz gözü görmez olmuş. Kızlar korkup Cırtlanbik’in yanına toplanarak ağıt tutturmuşlar, “Abla korkuyoruz, abla ne yapacağız? Cırtlanbik abla, köyümüzün yolu görünmüyor, ortalık karardı, abla bizi kurtar” demeye başlamışlar.

Ne yapacağını şaşırtan Cırtlanbik, sağına soluna bakınırken biraz ilerideki ormanda bir ışığın yandığını görmüş. Kızları yanına alıp ormandaki ışığa doğru koşturmaya başlamış. Cırtlanbik, ışığın bir kulübede yandığını görünce sevinmiş. “Kızlar burada sabaha kadar dururuz, güneş doğmaya başlayınca erkenden evlerimize döneriz” diyerek kulübenin kapısını çalmış. İçerden kalın bir ses “Kim o” diye bağırmış. Cırtlanbik “Yağmur başlayınca yolumuzu kaybettik. Bu gece bizi misafir eder misin? “Diye cevap vermiş. Yine kalın ses “Hay hay” diyerek kapıyı açmış. Kızlar ne görsün, karşılarında kocaman bir dev durmuyor mu.

Biraz korksalar da yanlarındaki Cırtlanbik ablalarına güvenerek mecburen içeri girip oturmuşlar. İri elli koca ayaklı dev, kazma dişleri olan kocaman ağzını açarak “Hoş geldiniz yavrularım. Misafir başımın tacı güzel kızlar “diyerek kızlara güler yüz göstermiş.

Dev hemen sobayı yakmış. Kızların altına minderler koymuş.  Önlerine sofra kurup türlü çeşit yiyecekler getirmiş. Yemek getirmek için öteki odaya giden dev, bir yandan da kendi kendine konuşmaya başlamış, “Oh ne iyi oldu, ben bu güzel kızların karnını doyurur, sonrada uyuturum. Aylardır böyle lezzetli yiyecek yemedim. Hepsini sırayla yerim” demiş. Devin konuşmalarını kulakları biraz büyük olan Cirtlanbik duymuş. “Eyvah, bu sahtekâr dev bize oyun oynuyor” diye düşünmüş.

Sıcakta ısınan, karınları da doyan güzel kızlar, devin altlarına serdiği minderlerde hemen uyumuşlar.

Cırtlanbik“ Bu kızlar bana emanet, hepimiz uyuyunca bu dev bizi sırayla yiyecek. Ne yapsam acaba?” Diye düşünmeye başlamış.

Dev yanan mumu söndürüp “İyi geceler güzel kızlarım, mini mini yavrularım şimdi uyuyun sabah size güzel bir kahvaltı hazırlarım" demiş sinsice gülerek. Kocaman gövdesiyle, kızlar kaçamasın diye kapının ağzına serdiği minderine yatıp uyumuş gibi yapmaya başlamış. Aradan bir saat geçince dev kızların uyuyup uyumadığını anlamak için yavaşça seslenmiş. “Kim uyur, kim uyumaz? “

Devi duyan Cırtlanbik, “Herkes uyur Cırtlanbik uyumaz” diye cevap vermiş. Dev, “Bu kız da uyusun da yemeye öyle başlayım. Karnım doyunca da artanını ambara koyarım. Şimdi yemeye başlasam, bu kız ötekileri uyandırır. Hepsi birlik olup beni öldürürler, ya da bazıları kaçar” diye düşünerek yine uyuma taklidi yapmaya başlamış.

İki saat sonra dev yine seslenmiş, “Kim uyur, kim uyumaz?” Cırtlanbik yine cevap vermiş. “Herkes uyur Cırtlanbik uyumaz.” Gün ağarmaya başlayıncaya kadar dev her saat kim uyur kim uyumaz diye sormuş, Cirtlanbik’ten de herkes uyur Cirtlanbik uyumaz cevabı almış.  Hırsından ve açlıktan uykuya yenik düşen dev esnemeye başlamış. Az sonra da Cırtlanbik devin horlamaya ve derin derin nefes alıp vermeye başladığını duymuş. Dev, öyle bir nefes alıp veriyormuş ki nefesi kulübesinin bacasından duman gibi dışarı çıkıyormuş. Devin uyuduğunu emin olan Cırtlanbik bütün kızları sırayla ve sessizce uyandırıp durumu anlatmış. Yavaşça devin üzerinden atlayarak kulubeden çıkan kızlar güneşin ışıklarıyla köylerinin yoluna düşmüşler. Kaçarken de yoldaki dikenleri yolup arkalarına atmaya başlamışlar.

Sabah uyanan dev kızları göremeyince kaçtıklarını anlayarak peşlerinden gitmeye başlamış. Ancak, kızların yol boyunca yolup attığı dikenler ayağına battığı için vücudu şişmiş. Kızların peşini bırakmak zorunda kalmış.

Kızlar, kendilerini aramaya çıkan anne babalarını yollarda görünce ağlayarak sarılmışlar. “Cırtlanbik ablamız olmasaydı dev bizi yerdi” diyerek başlarından geçeni anlatıp, şimdiye kadar kötü davrandıkları, kendilerini kurtaran Cırtlanbik’ten özür dilemişler. Genç kıza yaptıkları kötülükten utanmışlar.

Köyün ahalisi artık Cırtlanbik dedikleri güzel gözlü kıza Çiçek demeye başlamış. Köylüler annesini böyle iyi bir insan yetirdiğinden dolayı kutlamışlar. Çiçek, güzel huyu sayesinde, köyün en yakışıklı delikanlısıyla evlenmiş.

Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.

Gökten üç tane elma düşmüş. Birisi bana, birisi bu masalı anlatana, birisi de nefesi tükenen ninenize. 

   

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top