Özlem içinde beklenen her bebek doğduğu zaman ev halkına mutluluk, sevinç, neşe getirir.

Evin yeni ve en küçük bireyi, etrafında dolaşan insanları kısa zaman içinde tanımaya başlayıp gülücükler atar.

Aylar içinde bebeğe bir şeyler öğretmek isteyen anne babalar, bebeğin ilgisini çekeceği oyunlar seçerek sevgi yumağı bebekleriyle oyuna başlarlar. 

Bebeğin bir oyun öğrenmesi için ilk önce anne çabalar. Bebeğin dikkatini çeken ve kolay öğrenilen, bütün annelerin bilip bebekleriyle oynadığı CEE oyunuyla işe koyulur. Hayatın gerçekleri gibi, bu oyunun içinde hem ağlamak, hem de gülmek vardır.

Anne, bebeğiyle göz göze gelip iki eliyle gözlerini kapatır. Bebeğin dikkatini üzerine çekerek ağlamış gibi yapar. Gittikçe ağlama sesini yükseltir. Yeni bilinçlenmeye başlayan bebek şaşkınlık içinde yapılan hareketleri takip eder ama ne işe yaradığını bilmez. Oyuna başlayan annecik, az sonra ellerini gözlerinden çekerek endişeyle kendisine bakan bebeğe gülerek birkaç defa CEE der.

Anne bu hareketi tekrar tekrar yapar. Günler içinde bebek, günde birkaç defa gördüğü hareketi taklit etmeye başlar.     

Annenin, bebeğine öğretmeye çalıştığı oyunu algılayan bebek aynı hareketleri yapma çabasına girer. 

Artık bebekle karşılıklı oynama faslı başlanmış olur.

Fırsatını bulan ev ahalisi de bebeğin zevk aldığı bu oyunu oynayarak bebekle keyifli zamanlar geçirir. 

Ne güzel anlardır o anlar. Birdenbire kahkahalar atılıp ortalık güllük gülistanlık olur. Çünkü, birey olmanın yolundaki minik yavru da oyunu öğrenmiş, sesli sesli ağlamış gibi yapıp sonra da gülmeye başlamıştır.

Bu oyundan sonra bebeğe başka oyunlar da öğretilir.

CEE ile başlayan oyun zevkli ve kolaydır. Bebeğe, kısa zaman sonra adım atmayı, konuşmayı, yemek yemeyi öğretme işi zorlaşarak emek istemeye başlar.

                         *       *         *  

Çocuklar için ilk eğitimin ailede başlar sözü doğrudur. Beş altı yaşlarına gelmiş çocuğun görüp yaşadıkları beyninde kalıcı olur. Çocuk büyütmenin sorumluluğunu bilen aile, doğrunun tek olduğunu araştırıp öğrenmek zorundadır. Her ailenin kendisine göre bir doğrusu olmamalı.

Düzgün şeyler öğretilmeye çalışılan çocuk, büyüdüğü zaman neşeli sabırlı bir yaşam sürer. Doğrularla büyütülen çocuklar, ileriki yaşlarında ailesinde gördüğü ufak tefek hataların üzerinde durmazlar.

Çocuğa duyulan saygı, sabır, ilgi küçük beyinlerde olumlu anılar bırakır.  Yaşamının zor günlerinde çocukken yaşadıkları mutlaka aklına gelir. 

Zaman suçlu değildir ama çocuk yetiştirmek de bu devirde gittikçe zorlaşmaktadır.

                        *            *         *

 

Hangi yaşta olursak olalım beynimize yerleşen olumlu ve olumsuzluklar, gelecek günler içinde dünyaya bakışımızı yönlendirmeye başlar. 

Büyüklerimize güven duyduğumuz müddet içinde, yaşlansalar bile bilmediklerimizi ailemizden danışmaya, dertleşmeye devam ederiz.

Bebekliğimizde bizlere CEE demeyi öğreten anne babamızın bizlere öğretecek şeyleri hep vardır. 

Şu anda sorma imkânım olmadığı için, bana da ilk öğretinin CE oyunu olduğunu düşünüyorum. Ben de çocuklarımın bebekliklerinde bu oyunu hepsiyle oynadım.

                      *          *        *           

Benim zamanımın aileleri sakin insanlardı. Aileler birbirlerine çok benzerlerdi. Ben de sakin bir ailede yetiştim. Az yanlış, çok doğruyla çocuklarına bir şeyler öğretmeye çalıştılar.

Çocukluğumda, evimizde her an din konusu konuşulmazdı. Tanrı vardı, öğretiliyordu ama Tanrı ile korkutulmazdık. Din, dilimizde değil, yaşamaya çalıştığımız düzgün hayatımızın içindeydi.

                      *           *           *      

Galiba benim çocukluğumda dünya yalansızdı. Bu düşüncem çok inandırıcı olmasa da bu günleri düşünürsem şimdi bana öyle geliyor.

Geçmiş zamanlarda toplum da bile az veya küçük yalanlar söylenmiş olabilir. 

Birbirine çok benzeyen ailelerle kirlenmemiş toplumda yaşıyorduk              

Benim annem babam birbirleriyle, "Yalan söyledin, yalan söylemedim" tartışması yapmadılar.

Aileler, çıkar için söylenmiş büyük yalanların vebalinin çok ağır olduğu anlatırlardı.

                       *            *         *      

Komşuluk ilişkilerimiz iyi olması gerekiyordu. Komşunun üzerimizde hakları vardı. Komşularla tartışmak ve geçinememek günahtı.

Günah bize böyle durumda öğretiliyordu.

Annem, “Dinimizce, gerektiği zaman komşuya bile miras bırakılır” derdi.Hayatı kolaylaştıran, insanı çevresi hakkında düşünmeye davet eden sözlerdi.

Sokağımızda her yöreden aileler vardı. Hepsi de öz be öz komşularımızdı.

                       *         *        *

Verilen sözü tutmak mertlikti. Zor şartlar altında bile olsak, ağzımızdan çıkan sözü yapmak için gayret etmeliydik.

Keyfi olarak yapamayacağımız sözü verirsek itibarımız olmayacağı öğretilirdi.

                       *           *         *

Mal varlığıyla övünerek karşısındaki insanları hor görmek isteyenler için ayıp kelimesi devreye girip ukala ve arsız insan olmamız engellenirdi.

                    *          *          *

Hırsızlık yüz karasıydı. Hırsızlık yapan kişiler Tanrı katında gözden düşerlerdi. Kul hakkına Tanrı’nın karışmadığını duyardık.

             

                        *           *         *          

Para, çalışarak kazanılması gerekiyordu. Babam, müsrifliğin insanı namerde muhtaç edeceğini sık sık anlatırdı. Büyüklerimizin, en kısa anlatımıyla, “Ayağını yorganına göre uzat” sözünün doğruluğunu anlamak zor değil.

                    *        *        *

İbadetin, yoksula yardımın gizli olduğunu öğrendik.

Günahları, ayıpları, cennetti, cehennemi, vefayı, vefasızlıkları, yaşantımızın içindeki olaylarla öğrenirdik.

                      *         *        *           

Dürüst, çalışkan, çıkarsız yaşayan insanların övüldüğü yıllar ne güzelmiş.

Kundakta başlayarak çocuklara öğretilenler önemlidir. Her insanın, geriye dönüp baktığı zaman yaşandığı şeylerden alacağı dersler olur.

Yabancı da olsalar, iyi ve yürekli insanların bizlere öğrettiği kalıcı çok şey var.

Bizler, geçmişin güzel günlerini anımsar, duyulan özlemleri fotoğraflara bakarak gideririz. İnsanlar, ailesinin attığı sağlam temel üzerinde durur. Geçmişini özlemle hatırlar.

Zaman içinde kendimi geliştirmeye çalışmış olsam da, ailemden gördüğüm dini ve dünya görüşümü bu günümle harmanlayarak yaşamaya çalışıyorum.

Bugün hem çevremin hem de ailemin öğrettiği din görüşüne inanarak yaşıyorum.

Benim çocukluk günlerimde, temiz bir toplum olmamızın sebeplerinden birisi de, Atatürk’ün fikirlerinin öğretmenlerimiz tarafından iyi anlaşılıp öğretilmesinden ileri gelmiştir.

İlkokuldan başlayarak, üniversiteye kadar öğretmenlerimizin hepsi aydınlanma savaşının rehberleriydi. Fikirleri, bize öğrettikleri evlerimize kolayca girerdi. 

Atatürk ve devrimlerinin ışığı, bütün toplumu aydınlatmıştır.

Saygılarımla.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile