SÜRGÜNÜN AHISKA TÜRKLERİNİN ENTELEKTÜEL VE EĞİTSEL HAYATINA BAZI ETKİLERİ [1]

 

Göç; ekonomik, sosyolojik, kültürel, siyasal ve eğitimle ilgili sebepleri olan ve aynı boyutlarda sonuçlar doğuran sosyal hareketliliktir. Doğurduğu sonuçların başında yoksulluk, eğitimsizlik, kargaşa gibi sorunlar gelir. Bu genel girişten sonra bir ayrıştırma yapmalıyız: Kendi isteğiyle göçen ile zorla göç ettirilen yani sürgün edilen! Kendi göçen de gittiği yerlerde sorunlarla karşılaşır ama zorla göçürülen kadar değil! Göçen veya zorla göçürülen insanlar gittikleri yerlerde ayrımcılık ve dışlamaya maruz kalır. Bunun sonucunda içinde bulundukları toplumda sürekli yabancı olarak yaşarlar. Göçün özellikle devlet zoruyla, kültürel bir azınlığa yönelik olarak siyasi ve etnik gerekçelerle yapılması, en çok probleme yol açan ve sonuçları bazen yüzyıldan fazla sürmesine sebep olan sürgündür.

Bu çalışmanın amacı, yukarıda ifade edilen durumlara maruz kalan toplumlardan biri olan Ahıska Türklerinin sürgün yüzünden yaşadıkları onlarca sorundan biri olan entelektüel sorunlarının neler olduğunu ortaya koymaktır. Zira Ahıska Türkleri SSCB zamanında 18-50 yaş arasındaki silah tutabilen erkeklerini İkinci Dünya Savaşında "Rusya için" askere göndermişken, savaşın bitmesine yakın, 1944 yılında vatanlarından koparılarak, zoraki bir sürgünle, Orta Asya ülkelerine dağıtılmıştır.

Ahıska Türkleri, kendilerinden çok farklı kültür, iklim ve coğrafyaya sahip olan ülkelere sürpriz biçimde ve travma geçirterek gönderilmiştir. Sosyal, ekonomik, kültürel sorunlardan açlığa, iklime uyumsuzluktan sıkıyönetim altında “düşman hukuku kapsamında”, Türk oldukları için "iç düşman" olarak yaşamaya varıncaya kadar büyük sorunlarla uğraşmışlardır. Başta gelen sorunlardan biri de entelektüel hayatlarına ilişkin eğitim sorunlarıydı.

Ahıskalılar Atabek Yurdunun kültür üretim merkezinde, Erzurum ve Kars gibi Kuzeydoğu Anadolu’nun önemli eğitim ve bilim merkezlerinden biri olan Ahıska ve civarındaki köy ve kasabalarda yaşardı. Ahıska, 1828 Rus işgalinden sonra süreklilik gösteren baskı ve göçe zorlama politikasına rağmen bilim ve kültür merkezi olma özelliğini sürdürür. Yüksek bir sözlü kültür geleneği de vardır ve halk edebiyatı çok güçlüdür.

Ahıskalılar, Ceditçilik hareketinin etkisiyle 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kendi entelektüellerini yetiştirmektedir. Entelektüel (aydın), kendisi, milleti ve insanlık hakkında okuyan, bilen, düşünen, bilim, sanat, felsefe bilgisi üreten kişidir. Toplumları ve insanlığı yücelten, yeni yollar açan, toplumun beyni durumundaki kişilerdir. Toplumların ve insanlığın böylesi kişilere ihtiyacı vardır. Entelektüelleri olmayan toplumlar kimsesiz çocuk gibidirler. Ahıskalılar da entelektüellerini yetiştirmiştir. Gelin görün ki Ahıskalıların entelektüelleri imha edilmiş, yenilerinin yetişmemesi için de Sovyet Rusya tarafından tedbir alınmıştır.

Ahıska toplumunun entelektüel hayatına darbe vuran gelişmeler dört başlık altında incelenebilir.

1. Aydın katliamı

Bir ulusun en büyük serveti aydınlarıdır. Aydınlara sahip olan toplumlar diğer eksiklerini tamamlar. Aydınlardan mahrum olanlar ise her yerden servet fışkırsa bile bunu anlamlandıramaz. Gelecekte uygarlık yarıştırmak isteyen toplumlar öncelikle aydın yetiştirir ve onun ışığıyla önünü görür. Aydın katliamı ise rakip toplumların yaptığı en büyük düşmanlıktır.

Ahmediye Medresesi ve Külliyesi (1749)

Ahıska, 1828 yılında işgale uğradığından beri Rusya’nın demografik yapıyı değiştirme amaçlı baskısına maruz kalıyordu. Eğitimli olanlar bu duruma katlanmak yerine Osmanlı Devleti tarafına geçiyordu. Bu beyin göçü ve Çarlığın yıkılıp yerini sosyalizme bırakması ve bu ara dönemde yaşanan sosyal çatışmalar ve keşmekeş yüzünden de Ahıskalılara liderlik edecek, sosyal-kültürel haklarını savunacak ve topluma yol gösterecek entelektüellerinden mahrum kalmıştır. Yeniden yetişenler ise Sovyetik-Stalinist dönemde rejim karşıtı ya da pantürkist olmak gibi iddialarla yargılamaya bile gerek görmeden ya Sibirya'ya sürülmüş ya da öldürülmüştür. Sosyalist olan ve sosyalizmin kuruluşuna katılanlar dahi (Ömer Faik Numanzade vb) bundan kurtulamaz. Zira Sosyalizm, Rus şoveni bir zihniyet zemini üzerinden inşa edilmiştir.

Stalin, 1930’larda Sovyetler Birliği’nde vahşi olarak nitelendirilebilecek bir yönetim oluşturmuştur. Burjuvaziyi ve feodaliteyi ortadan kaldırarak kültür devrimi yapmak ve böylece kafasında idealize ettiği sosyalist düzeni kurmak gerekçesiyle bu vahşi diktatörlüğü kurar. Bu diktada Rusya’daki bütün halklar ve toplum kesimleri korkunç acılar yaşar. Türk toplumlarınınki ise en ağırıdır. Hem diğer toplumlar gibi kurbanlar verir hem de entelektüelleri “burjuva, toprak ağası, ırkçı, pantürkist” denilerek damgalanır, çoğunlukla yargılamaya bile gerek duyulmadan öldürülür, yoğun baskı altında karanlık bir rejim vardır.

Bu baskı ve zulme uğrayanlar arasında Ruslar da vardır. Ruslar ve özellikle Yahudiler yaşadıklarını yazarlar. Bilim literatüründe Rusların bilhassa dışarıya çıkabilen Çarlık taraftarlarının ve Yahudilerin oluşturduğu muazzam bir literatür bulunmaktadır. O kadar öyle ki, içeride olanları öğrenen dışarıdaki Yahudiler Stalin’i antisemit olarak bile damgalarlar[2]. Türkler ne dışarıya çıkabilir ne ülke dışında onlarla ilişki kurabilir, ne de yaşadıklarını yazabilirler.

Aydın katliamı 1938’de zirveye ulaşır. Aslında 1938 yılı Sovyetler Birliğinin her yerinde cehennem gibidir. Repressia olarak adlandırılan bu yoğun baskı ve yargısız infazlar yüzünden milyonlarca kişi imha edilmiştir. Bu imhadan bütün toplumlar zarar görmüşse de asıl facia Türk toplumlarında yaşanmıştır. Aydın bir yana, nerdeyse mektup yazabilecek okuryazar bile kalmamıştır.

Aydın veya okuryazarların kaybının bir başka yönü de bir şekilde öldürülmeyenlerin askere alınmasıyla ortaya çıkmıştır. 18-50 yaşları arasındaki erkekler askere alınmıştır. Okuryazarların genellikle erkekler olduğu ve bunlardan da yaklaşık 50 bin kişinin askere alındığı düşünülürse Ahıska’da hem erkeklerin hem de okuryazarın kalmadığı gibi bir durum ortaya çıkar. Sürgün anında durum budur. Askerler, savaş sürdüğü için Ahıska’ya dönememiş, sağ kalıp savaştan sonra dönebilenler ise Ahıska’da ailelerini bulamamışlardır çünkü sürgün edilmişlerdir. Kısacası, Ahıskalılar sürgüne gittiklerinde neredeyse eğitimli, okuryazar kimseleri kalmamıştı.

 

2. Alfabe değişiklikleri

Bir toplum alfabe değiştirdiğinde okuma yazma alışkanlık ve becerilerinde sorunlar yaşar. Okuryazar olanlar bir anda yeni alfabeyi kullanamadıkları için bir süre okuma yazma sorunlarıyle uğraşmak zorunda kalır. Ahıskalılar bir kuşakta bile birkaç alfabe değişikliğine ve bundan kaynaklanan sorunlara maruz kalmıştır.

1924 yılına kadar Arap harfli Türkçe kullanıyorlardı. 1924-1939 arasında Azerbaycan dilinde Latin alfabeli eğitim aldılar. Türkçe kitap ve gazete bastılar. Adıgün’de Kızıl Rençber, Adıgen Kolhozcusu, Ahıska’da Kommunist, Kızıl Bayrak; Aspinza’da Bağdan ve Sosyalizm Köyü gibi adlarla Türkçe gazeteler yayınladılar. Bazı Ahıskalılar daha iyi eğitim almak için Rus okullarında Kiril harflerini de öğrendi. 1939-1944 yıllarında Azerbaycan’da harfler değiştirilip Kiril harfli Azerbaycan Türkçesine geçildi. Ahıskalılar bunu da öğrenmeye çalıştılar.

1944 yılında sürgüne gönderildiler. Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan gibi yerlere gidince orada tamamen Kiril harfli Rusça eğitime ve okumaya  geçmek zorunda kaldılar. Hem alfabe hem de eğitim dili değişti. Sovyetler Birliği'nde her toplum sözde bile olsa ana dilde eğitim alırken, Ahıskalıların bu imkânı da olmaz. 1990’da Sovyetler Birliği dağılınca alfabeler yine değişti. Bunlar okuma yazmayı zahmetli hale getirir ve insanlar okumadan uzaklaşır. Alfabe değişikliğinin bir başka sıkıntısı okuma belleğini zorlaması ve okumadan soğumaktır.

 

3. Rusçanın hakimiyeti

1944 sürgün faciası sonrasında gittikleri yerlerde konuşulan Türkçe (Kazakça gibi) Ahıska Türkçesinden çok uzaktı ve işlevsel değildi. Rusça geçerliydi. Kazaklar, Özbekler bile Rusça konuşmak zorunda kalıyordu. Böylece Ahıska Türkleri Türkçeyi sadece evde konuşabiliyordu. İşlenmiş ve gelişmiş bir dil olan Türkçeyi bilimsel ve sanatsal faaliyetlerde kullanamadılar. İnsanlar eğitim aldıkları dil ve harflerle okuyunca okuduklarını daha iyi anlarlar. Bu ise Rusçanın hakimiyeti demekti. Günlük hayat Türkçe akarken resmi ve kültürel hayat Rusça sürüyordu.

Kafkas’ta kalsalardı muhtemelen Azerbaycan’da yüksek eğitim alabilir, edebiyat ve sanat eserlerini sergileyebirlerdi. Sürgün bunu da ellerinden aldı. Okuma hafızası Rusçalaştı. Artık Ahıskalılar Rusça okuyunca daha iyi anlıyor, Türkçe okumalarda sorun yaşıyorlar. Burada anlatmaya çalıştığımı bir gözlemimle açıklamak isterim:

2017 yılında Ukrayna’dan Erzincan’ın Üzümlü kasabasına yerleştirilen Ahıskalıları ziyaretimde yanımda Ahıska Türklerinin dramını anlattığım “Atabek Yurdu” adlı kitabımı da götürmüştüm. Etrafımı saran gençlerle konuşurken “Tarihinizi okuyup öğrenmek ister misiniz” diye sordum. Büyük bir sevinç duydular. Kitapları dağıttım. Ellerine alıp şöyle bir karıştırarak hayal kırıklığı içinde yüzüme baktılar. “Abi bunun Rusçası yok mu?” dediler. Anladım ki okuma belleklerini Türkçeleştirmeleri zaman alacak. Bu gençler Türkçe biliyorlardı, evde Türkçe konuşuyorlardı ama okulu Rusça okumuşlardı. Kavramların Türkçelerine yabancıydılar. Evde konuşulan konuşma dili yetmiyordu. Bunu her kuşak Ahıskalı yaşamış olmalıdır.

Halk eğitiminin önemli bir aracı olan Aşıklık geleneği bile zamana ve Rusçaya dayanamadı. Gerek toy-düğün gibi eğlenceler gerekse serbest zaman eğlence-eğitim ortamı olan ve erkân öğretilen sazlı-sözlü ortamlar giderek önemini kaybetti çünkü Türkçe geriledi. Aşıkların sayısı azaldı hatta bitti.

 

4. Yerleşim birimi ve üretim biçiminin etkisi

Ahıskalılar Rusya’nın Kafkasya'ya yerleşmesinden sonra köylülüğe zorlanmış bir kitledir. Ahıska merkezinde, şehirde yerleşmelerine izin vermedikleri söylenip durur. Şehre gelemeseler de köyü kısmen şehirleştirmişlerdir. Ama Rusya o kadar zalim olmuştur ki... Rusya, yiyecek ekmeğini Ahıskalılara ürettirmiştir. Nasıl mı?

Trenlere doldurdukları Ahıskalıları Türkistan’da, Tanrı dağlarının dibinde her köye bir vagon insan olarak bırakırlar. Devlet daha önce Türkistan'da katliam yapmış, insanları imha etmiştir ve tarlalarda çalışacak kimse nerdeyse kalmamıştır. Ahıskalılar ise tarımı iyi bilen ve namuslu çalışan köylülerdir. Rus köylüsü gibi eline geçen üç kuruşu votkaya verip para bitinceye kadar sarhoş gezmez. Rus’un ekmek ihtiyacı Ahıskalılara köylü kalmayı kader yapmıştır!

Köylüler tarım toplumunu yaşar, sözlü kültürde kalmaya zorlanır. Tarladan, bostandan üretir. Köylünün entelektüel dünyası köyüyle sınırlıdır. Şehirli yazılı kültüre geçer, üretmek için okul eğitimi almak zorundadır. Böylece dünyayı da tanır. Ahıskalıların elinden bu da alınmıştır. Yine de okumak için sınırları zorlayanları ziraat, baytarlık, mühendislik gibi sosyal bilimlerden olabildiğince uzak alanlara yöneltmiştir. Tarihçi, gazeteci, hukukçu olmalarına izin vermemiştir, olabildiğince! Sonuçta üretim ve yaşama biçimiyle de Ahıskalıların entelektüel gelişmelerine izin vermemeye gayret edilmiştir, sözde sosyalist Rus yönetiminde.

Bunların sonucunda Ahıskalılar sürgün döneminde önemli sanatsal eserler ortaya koyamamışlardır. Kendi tarih ve kültürlerini öğrenemedikleri gibi başkalarına da kendi uygarlıklarını anlatamamışlardır. Bu yüzden de toplumdan dışlanmaya ve nihayet katliamlara maruz kalmışlardır.

Ahıska Türkleri entelektüel ve eğitsel engellemeler yüzünden ağız, dil, edebiyat, sanat, bilim ve kültür birliği zarara uğramıştır. Bu durum Türk oldukları yüzünden başlarına gelmiştir. Başka bir sebebi yoktur ya da varsa da ciddi değildir. Rusya’da Türk demek "düşman" demektir. Hala öyledir. Çünkü Rusya, tarihteki Türk coğrafyası üzerindedir ve Türk’ü asimile edip Ruslaştırmakla varlığını sürdürebilmektedir. Üstelik, buna insanî nedenlerle itirazı olanlarla kavga edecek kadar ilkel ve acımasızdır.

Ahıskalılar aydınlarını yetiştirecek ortam bulamadılar. Artık baskılar büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Rusya kendi ülkesine çekilmiştir. Türk ülkelerine yerleştirilen Ruslar da çekilmektedirler. Ahıskalıların bir kısmı Türkiye'ye gelmiş ve kendilerini artık evlerinde hissetmektedirler. Yaşadıklarını özgürce konuşmakta ve anlatmaktadırlar. Ahıskalıların hatıralarından yapılan derlemelerle ne gibi eğitsel ve entelektüel sorunlarla karşı karşıya kaldıkları ortaya çıkmaktadır. Bunların kayıt altına alınıp belgelenmesi görev olarak sahibini bekliyor.

Sonuç olarak, Ahıska Türkleri 20. yüzyılın ilk yarısında en az dört defa alfabe değiştirmek zorunda kalmıştır. Sadece bu durum bile entelektüel hayatlarına darbe vurmuştur. Entelektüellerinin önemli kısmı Rus işgali altında 19. yüzyıl boyunca öldürülmüş veya Türkiye’ye kaçmak zorunda bırakılmış, kalanlar rejim karşıtı olmak suçundan ötürü imha edilmiştir. Rejim karşıtı olmak bir yana sosyalist oldukları ve rejimi destekledikleri halde 1930-1938 yılları arasında binlerce okuryazar imha edilmiştir. Ayrıca 1944 sürgünü sonrasında gönderildikleri ülkelerde tarım ve sanayide çalışmak ve sosyal bilimlerden özellikle uzak tutulması yoluna gidilmiş, kimliklerinde etnik köken olarak “Türk” yazdırdıkları için esir veya düşman hukukuna maruz bırakılmışlardır. Başkalarına hak olan kendi dillerinde eğitim, Ahıska Türkleri söz konusu olunca engellenmiş. Ahıskalılar, sözlü kültürel değerlerini yazılı hale getirip kaydedememiş, kendi entelektüellerini ortaya çıkarması engellenmiş ve bunlar büyük bir kültürel kayba sebep olmuştur.


[1] Ardahan Üniversitesi. Uluslararası İlişkiler Sempozyumu. Uluslararası Göç ve Ulusal Güvenlik Sempozyumu’nda sunulan bildiriden özetlenmiştir. 7-8-9 Mayıs 2018. Ardahan.

[2] Smith, Jeremy. 2006. “Non-Russian in the Soviet Union and After” The Cambridge History of Russia. Vol 3. The Twentieth Century. (Ed. Ronald Grigor Suny) Cambridge: Cambridge University Pres. s. 507. Ss. 495-521.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top