Daha önceki gezi yazılarımda da söylemişimdir özellikle yurtdışında gerçekleştirilen sempozyumlar, kongreler bilimselliğinden çok gezi gözlem olanağı verdiği için anlamlıdır, önemlidir. Geçen yıl bu zamanlar İtalya'ya sempozyuma gitmeye niyet ettik. Sempozyum şimdiye kadar gittiğimiz yurtdışı etkinliklerin en berbatıydı. Bu konu ayrıca ayrıntılı bir şekilde ele alınması ve eleştirilmesi gereken bir konudur. Fakat burada bir iki cümle ile geçiştirmek zorundayım. Yurtdışı etkinlik için insanlardan yüzlerce avro alınıyor, insanlara bir çay dahi ikram edilemiyor. Bu kadar vurgunun bilim adına yapılıyor olması en acısı. Neyse konumuz bu değil. Dediğim gibi özellikle bu akademik teşvik yalancı memesinden sonra bilim insanları ne idüğü belirsiz "uluslararası" sempozyumlar düzenliyor, ne idüğü belirsiz bildirilerle herkes birbirini oyalıyor. Ha bunu hakkıyla yapanlara sözümüz yok.

Bir yıl sonra bir gezinizi yazmaya karar verdiğinizde gezinizle ilgili notlar almamışsanız ayrıntıları yazmaya kalktığınızda size en büyük ipucunu teknoloji veriyor. Bu gezinin ayrıntılarını yazayım dediğimde crome'un fotoğraflar için özel olarak çalıştırdığı asistan :))) "İtalya Gezisi" başlıklı bir albüm hazırlamış. Bu albüm sizin akıllı telefonla çekip yedeklediğiniz fotoğraflardan oluşuyor.

Kronolojiye bağlı olarak aktaralım gezimizi. Her şeyden önce şunu belirtmeliyim: Gezi toplu olursa daha ekonomik oluyor ve daha eğlenceli geçiyor. Bu gezi için ekibimiz beş kişiydi. Kalacak yeri gitmeden önce internetten ayırdık. Kaldığımız yer Castel Di Decima olarak adlandırılan Roma'nın güneyinde bir bölge. Aynı adlı otel de çam ormanlarının arasında, şehrin gürültüsünden uzak, kuş seslerinin hiç eksik olmadığı müthiş bir yerdi. Bu yer hakkında ayrıntılı olarak bilgi vereceğim. Zira İtalyan mutfağı ve içecekleri buraya bağlı olarak anlatılacak.

Adana'dan İstanbul'a İstanbul'dan Roma'ya 19 Nisan günü vardık. Bu yolculuk esnasında kayda değer bir bilgi vermeye gerek yok. Havada yolculuğunuzun büyük bir kısmı deniz üzerinde gerçekleşiyor. Klasik uçuş. Lakin şunu belirtmeden geçemeyeceğim bu tür sempozyum yolculuklarında aynı alandan 15-20 bilim insanın bir uçağa biniyor olması çok tehlikeli bence. Uçağın düşmesi halinde o alanla ilgili Türkiye önemli bir açık yaşar diye düşünüyorum.

Roma Fiumicino Havaalanına inince -o günkü siyasal algıdan kaynaklı olacak sanırım- havaalanında diğer ülke uçaklarının karşılandığı kapılardan değil bodrum kapılarından geçerek farklı bir muameleye tabii tutularak ülkeye girişimizi gerçekleştirdik. Buradan itibaren gözlemlerimizi tasnif ederek anlatmak istiyorum.

Coğrafya

Coğrafi görünüm olarak hemen herkes bilir İtalya'yı. İtalya, bir balıkçı çizmesi gibidir. Bizim bu seyahat esnasında gezdiğimiz yer balıkçı çizmesinin dizden bel çevresinin altına (Roma'dan Venedik'e) kadar olan bölgesi oldu. Üst taraflar oldukça dağlık oraya kadar varmadık. Dizden aşağısı (Napoli, Bari, Lecce) başka bahara umarım.

Biz gezerken çizmenin ortasından seyahat ettik. Roma'dan Venedik'e kadar olan bölümde yüksek dağlar yok denecek kadar az. Genelde ufak tepeler olmakla birlikte büyük bir ova görünümü hâkim. Dağlık tepelik kesimler orman. Ovalık kesimde üzüm bağları, zeytinlikler ve meyve bahçeleri mevcut. Tabi gittiğiniz mevsim de önemli. Nisan ayında ziyaret edilince her yan yemyeşil. Müthiş bir panoramik atmosfer beni büyüledi.

Coğrafi olarak bu bölgede gittiğimiz en güzel mekân hiç kuşkusuz Civita di Bagnoregio adını taşıyan kasaba. Tam kasaba demeye de dilim varmıyor. Nüfus açısından tereddüdüm... Coğrafya alt başlığında anlatıyorum burasını çünkü burayı oluşturan yapı doğanın ta kendisi. Erozyona maruz kalan bizim peri bacalarını düşünün, peri bacasının üzerine bir kasaba yerleştirdiğinizi düşünün. Kasabaya normal bir yol yok. Halatlarla desteklenmiş upuzun bir köprüyle gidebiliyorsunuz. Oradan bütün vadi ayağınızın altında. Çok ilginç bir olay yaşadım oraya ilişkin. Civita'da pek çok fotoğraf ve video çekmiştim. Ertesi gün makinede hiçbiri yoktu. Okunmuş üflenmiş bir mekân olsa gerek!

Coğrafya insanın her anlamda şekillenmesinde önemli bir işleve sahip. Geniş bir perspektifte doğayı tanıyan ve yaşayan insan düşünsel anlamda da geniş bir bakış açısına sahip oluyor. İtalyanların yaşadığımız coğrafyaya koşut havsalamızın almayacağı özgürlük anlayışına sahip olmaları bu yüzdendir kim bilir?

 

Coğrafya ve doğaya karşı saygının bir diğer yansıması burada yapılan otoyollarda gizli. Otoyollarda en ufak bir toprak parçası dahi yarılmıyor, tünel yapılıyor. Bizde yapılan otoyolları düşünüyorum da dağların arasından derin yarıklarla yolları geçiriyorlar. Doğallık da ortadan kalkıyor.

Burada toprak aynı toprak. Fakat bağların ve zeytinliklerin altları işlenirken bizimkiler gibi bahçenin her yanını sürmüyorlar. Sadece her bir ağacın kök çevresi sürülüyor, diğer alanlar yeşil kalıyor. Doğal hâline dokunulmuyor.

Kültür-Dil-Tarih

İtalyanlar kültür olarak bize çok benziyorlar ya da bana öyle geldi. Birebir insani ilişkiler bakımından çok samimi bir yanları var. Referandum öncesi Avrupa'ya karşı bizim siyasilerin çok sert söylemlerine karşı bunu hissediyor olmam tuhaf. Zira gittiğimiz zaman dilimi de tam da Avrupalıların bizlere karşı diş bilediği bir zaman dilimiydi. Buna rağmen halkın hoşgörüsü, sağduyusu burada olduğu gibi daha bir yüksekti. Siyasetçilerin söylemleri dikkate alınsa insanlar birbirlerini boğazlar. Resmi makamlarda aynı hoşgörüyü görmediğimiz için söylüyorum bunu. Arkadaşımızın çalınan cüzdanı münasebetiyle İtalyan polisiyle girilen diyalogda İtalyan polislerin hiç de hoşgörülü olmadığını söylemek mümkün.

Halklar kendi başlarına bırakılsa inanın çok mutlu olurlar. Dünyada var olma nedenimiz de bu değil mi zaten. Mutlu olmak... Nazım'ın bizim halkımızı betimlerken sarf ettiği sözcükler başka halklar için de geçerli olabilir bence: "... O, topraktan öğrenip kitapsız bilendir. Hoca Nasreddin gibi ağlayan Bayburtlu Zihni gibi gülendir..." Bu iki dizedeki ters benzetme halkın mizacının bütününü ortaya koyuyor aslında.

Yabancı dil öğrenme konusunda bizim gibi dirençli bir toplum bence İtalyanlar. Çünkü İngilizceyi bizim gibi konuşuyorlar. Çat pat her konuda anlaşma sağlayabiliyorsunuz. Bu durumu çok sevdim, mutlu oldum. Mutlu olmak için sebep yaratıyoruz biz de...

İtalya'nın her yanı tarih. Tarih konusunda yorum yapacak güçte değilim fakat birkaç resim paylaşmak istiyorum. Bunlardan ilki Kolezyum. Kolezyum çok farklı bir yer. Normal görünüş itibariyle dev bir açık hava tiyatrosu. Fakat yapıldığı mekânın yapımdan önceki siyasal önemi, yapılış süreci, yapılış sonrası kurbanları, yapıldıktan sonra gladyatör arenası olarak kullanımı hakkında google hazretleri size ayrıntılı bilgi verir. Burada bende bıraktığı hislerden söz etmek istiyorum.

Kolezyum'un dışı bedava istediğiniz gibi gezebiliyorsunuz. Orhan Veli'nin "Bedava" şiirindeki gibi "otomobillerin dışı bedava". Kollezyumu'un içi yanlış hatırlamıyorsam 25 avroydu. Türkiye'den kalkıp Roma'ya gidiyorsunuz. 25 avroyu da gözden çıkarıp bu adamlar burada neler yapmış diye görmek gerekir dedik ve girdik içeri. Bu resim ona ithaftır.

Fotoğraf 1. Kollezyum'un İçi

Tarihî mekânlar açısından güzergâhımızda olan bir diğer mekân Pisa kulesidir. Pisa kulesini sabaha karşı 2’de ziyaret ederseniz pek sağlıklı fotoğraf çekemezsiniz. Tabi bu durum bizim için de farklı bir tecrübe oldu. Saat 1’den sonra belirli bir mesafeye kadar yaklaşabiliyorsunuz. Zaten internete girdiğinizde de Pisa fotoğrafları uzaktan çekilmiştir. Onu yan yatmaktan kurtarmaya çalışan insan kitlesi oldukça fazla. Küçük bir kasabada İtalyan tarihiyle özdeş mekânlardan birisi bizim açımızda görülmeye değerdi.

Floransa baştan ayağa tarih kokan bir şehir. Tarihsel dokuyu korumak için de tarihi mekânların bulunduğu bölgeye Floransa plakalı araçların haricinde araçların girmesi yasaklanmıştır. Bunu 2 ay sonra Türkiye’ye gönderilen trafik cezasında öğrendik. Ne dersek diyelim adamlar tarihlerine sahip çıkıyorlar. Bir de şu gerçek var: Batıda her şehrin muhakkak güzel bir meydanı oluyor. O meydan o şehrin simgesi oluyor. Bu açıdan Floransa’nın meydanı apayrı bir güzellik arındırmaktadır.

 

Yeme-İçme

Yeme içme konusunda da bize benzeyen bir kavim şu İtalyanlar. Piza dediğiniz şey lahmacunun daha az zahmetlisidir diyerek giriş yapalım yeme içme mevzusuna. Roma’ya iner inmez tattık her türlüsünü pizzanın. Sade peynirlisi en iyisi bence…

Kaldığımız otel yöresel yemekler yapan bir lokantayla aynı bahçenin içindeydi. İtalyan kahvaltı kültürü bizimle benzer. Kaldığımız otelde kişiye özel kahvaltı talebinde bulunabiliyordunuz. Siyah ve yeşil zeytin bildiğimiz gibi. Sahanda yumurta nasıl bir kıvamda isterseniz öyle geliyor. Yanında domates ve yeşilliği dâhil. Ayrıca bol bol meyve destekli. Çilekten ananasa kadar.

Fotoğraf 2. Kahvaltı Kültürü

Yöresel yemek ya da başka bir ifadeyle İtalya’ya özgü yemekler nelerdir dediğimizde sakatatlar karşınıza çıkıyor. İtalyanca adlarını yazmayacağım zira kimsenin aklında kalmaz. Ama şunu söyleyeyim. Kavrulmuş işkembe ve ciğer orada önemli yemekler. Makarna özellikle el yapımı makarna bizimkine çok benziyor. Daha fazla resme yer vereceğim lakin İkram hocadan izin alabilirsek. Yediğimiz içtiğimizi de anlatmak bizim için vazgeçilmezdir.

Ha İtalya’yı gezenlerin internette muhakkak sokak lezzetlerinin tadına bakın dedikleri kadar var. Floransa’da yediğim iki ekmek arası lezzet hâlâ damağımda. Ne mi yedim? Haşlanmış-kavrulmuş işkembe ve tandır….

İtalya’ya seyahat edecekler için birkaç öneride bulunarak yazıyı bitirmek istiyorum. Üç ve daha fazla kişiyle gidilecek ise araç kiralanması en ideal fikir. Aracı teslim ederken aldığınız gibi teslim ediniz yani depo dolu ise dolu olarak. Sonra ceza ödüyorsunuz. İki katı fiyatla yakıt gideri tahsil ettikleri gibi bir de 50 avro ceza ödüyorsunuz. Araç kullanımı ile ilgili olarak her şehrin kendine özgü kuralları olabiliyor, buna dikkat edelim. Roma’da aşk çeşmesini gezerken çok dikkatli olun ülkeye dönüşünüz çok güç olabilir. En fazla hırsızlık o bölgede gerçekleşiyor. Bunların haricinde bize çok yakın bir milletin evlatlarıyla çok iyi vakit geçireceğinize eminim…

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top