Görülen, gösterilen gerçek olsaydı, bilime gerek kalmazdı

Gerçek, ne kadar korkunç olursa olsun, gerçeği bilmemekten daha korkunç olamaz.

Gerçeği kavramak, öngörmek, az yanılmak için bilimsel bilgiden başka araç yoktur.

Bilim ile millet, ulus, din belirleme olanağı yok, bu kavramlar, tarihsel, kültüreldir, bunun bilincini ancak bireyler düzleminde görebilirsiniz, toplumlar düzleminde ise neredeyse göremezsiniz.

 

1.

Olağanüstü bilimsel çözümleme, kararlılık, bireysel / toplumsal / ulusal örgütlülüğün, bilimsel askeri planlama ve savaşımın ürünü olarak doğan ve geliştirilen Cumhuriyet, körlük, nankörlük ve düşmanlık kurbanı olmaktadır. Nesnesi olan anadolu insanı, büyük tarihsel, toplumsal, ulusal yitimlerle, belki de tarihin görüp göreceği en büyük soykırıma uğrayacak, ülkesi ve adıyla uzun süre tarih dışı kalacak çok tehlikeli bir yola girmiştir.

Bu tehlikeli yol, büyük oranda, kendi iç güçleri olarak adlandırılabilecek, askeri, siyasal, kültürel birey, grup ve yapılar eliyle döşenmiştir. Kuşkusuz, yukarıda denildiği gibi, körlüğe, nankörlüğe, düşmanlık da eklenerek.

Türkiye, Abd eliyle, daha önce açıklanan, BOP sürecindeki görev ve işlevinden son yıllarda ayrıldığı izlenimi vermektedir. Bu sadece bir izlenimdir. Görülen gerçeğin böyle olduğu kuşkuludur. Çünkü görünen ya da gösterilenle yetinmeyip, derinlikli, ayrıntılı, olanbitene bilgiyle bakılığında, gerçek büyük oranda görülebilir. Dilsel olan ile uygulanan gerçeklik uyuşmuyorsa, uygulama bize gerçeği gösterir, dilsel olan değil. Diğer yandan bir savaş savunma gibi gösterilebilir, ancak gerçekte birden çok karşı saldırının toplumsal öfkesini çoğaltmak  ve örgütlenmesini sağlamak  için de yapılabilir.

TSK, Kurtuluş Savaşından sonra en büyük 2 askeri hareketini Türkiye'de demokrasiye karşı 12 Mart 71 ve 12 Eylül 80 de yaptı. Sivil ihanet ekonomik kültürel darbeleri devam ettirdi ve Türkiye çöktü. 30 yıl sonra olan biteni anlayamayan 1000 yıl öncesini yaşayan bir toplum oluştu. Bu toplum, yurtseverlik bilincinden arınmış, sömürgecilerin ayak oyunlarına açık, esnaf kültürüyle yoğrulmuş, yozlaşmış, Türkiye karşıtı bir güce dönüşmüştür.

2.

İslam ülkelerinin bir çoğunda ulusal bilinç olmadığı gibi, savlandığı biçimiyle bir ümmet bilinci de yoktur. Olması da, tarihsel, toplumsal,  kültürel ve ekonomipolitik gerçeklikler nedeniyle olanaksızdır. Bu gerçeklik, sömürgecilerin işlerini oldukça kolaylaştırmaktadır. Bu nedenle, ulusal bilinci en yüksek olan toplumların ülkeleri en son hedeflerdir. Ancak bu sona bırakılmışlıkları, onlarla hiç ilgilenilmediğinden değil, tam tersine bu ülkelerde daha yoğun, sürekli, aşamalı ve düzenli olarak ilerlemektedirler. Bu ilerleyiş, Türkiye’de ulusal bilincin güçsüzleştirilmesi amacıyla, ulusal ölçekteki ekonomik, kütürel, bilimsel ve eğitimsel ve askeri ulusal savunma direnç dayanakları, satılarak, sarsılarak, yıkılarak uca ulaşılmıştır.

Türkiye’de birçok kişinin, kurumun, siyasal, demokratik kuruluşların sıkça ve uzun süreden beridir dillendirdikleri güncel gerçek şudur: İran ardından Türkiye bölünmek parçalanmak istenmektedir. Bölgeden kör gözüne parmağım dercesine, Libya, Irak, Suriye, Afganistan örnekleri de genel kanıt olarak sunulmaktadır.

Nedendir tam olarak bilinemese de, en zayıftan başlayarak, en güçlüye doğru yol almaktadırlar.

3.

Yine birçok aydın, yazar, bilimcilerin, ileri kapitalist ülkelerin küresel ekonomipolitik amaçlarına ilişkin belgeli, bilgili değerlendirmelerinde, öncelikle ve başta, petrol/maden ve enerji yolları olmak üzere, sömürgeci güçlerin para ve mal akışlarının özgürce gidiş gelişlerini engelsiz ve bedelsiz sürdürmeleri için bölgede ulusal devletler çökertilerek, adına devlet bile dense, küçük, güçsüz, ordusuz, savunmasız, birliksiz, dostsuz yapılar kurulmak istendiği, büyük oranda da kurulduğu belirtilmektedir.

Örneğin silahlı ayrılıkçı örgütlere yönelik kimi zaman barışçıl, kimi zaman savaşçıl yöntemler izlenmesi de ayrıştırmayı, öfke, nefret ve çaresizliğe iterek, sömürgecilerle zorunlu işbirliklerine yönlendirilmek istendiği bir başka yaklaşımdır. Ülke içindeki, politik, inanç, ideolojik, tarihsel ve güncel kirli bilgilerle toplumsal ayrıştırmalar, yukarda sözü edilen ulusal bilinç, ulusal bütünlük, ne ölçüde olursa olsun, tümden dağıtılması içindir.

Denebilir ki, ayrıştırma çizgileri tamamlanmış, öfke, kin, nefret geliştirilme evresine geçilmiştir. AB-D  eliyle dört yandan, her boydan silahlı dağınık güçler, ordu düzeyinde silahlandırılarak, eğitilmekte, bop sürecinin önemli silahlı bileşeni olarak hazırlanmaktadır.

4.

Sömürgeciler, içerde yeteri kadar kendileriyle dayanışma içinde olacak güçler bulmadan, onlarla ekonomik, ideolojik, askeri bağ kurulmadan girişimde bulunmadıkları da yine yıkıma uğratılan ülkeler örneğinden ötürü derinlikli çözümlemelere gerek duyulmadan kavranabilmektedir.

Kaddafi, Saddam ve Esad düşmanlığı, bireysel bir düşmanlık ya da bunların halkları üzerinde kurdukları baskıcı tutumla ilgili değildir. Öyle olsaydı, bu gerçeklik, büyük sömürgecilerin, adı sanı içeriği biçimi ile projelerini dünyaya açıklamadan önce de bu düşmanlıklardan sözedilirdi.

5.

ABD ve dayanıştığı ülkelerin silahlı güçlerinin bu bölgede yenildiği amacına ulaşamadığı savlanmaktadır ki, bu yaklaşım doğru değildir. Çünkü amaçlarına neden - sonuç ilişkisi içinde tam olarak ulaşmışlardır. Ülkeler çökertilmiş, ulusal yapı dağıtılmış, ülke içinde düşman topluluklar oluşturulmuş ve bu nedenlerin sonucu olarak, asıl hedef petrol/maden yataklarını ele geçirmiş ve ulusal devlet engeli olmadan işletmekte, taşımakta, kullanmaktadırlar. Denebilir ki, hedefe ulaşılmıştır.

6.

Türkiye’de askeri bilgi, beceri, yeteneklerini geliştirmek amacıyla eğitime gelen Afgan Subayların anlattıkları, belirtilen gerçeğin en çarpıcı örneğidir.

“ABD  daha savaşın ilk günlerinde, büyük nakliye uçakları ve dev helikopterle, dağlarımıza önce büyük kazıcı, delici, parçalayıcı makineler indirdiler ve ardından aylarca, o dağlardan madenlerimizi  (Subaylar altın olduğunu düşünüyorlardı)  çok büyük nakliye uçakları ile taşıdılar..” bunu bir subay söylüyor, diğerleri ise başları ve gözleriyle, sözleriyle onaylıyor ve başka gözlemlerini aktarıyorlardı.

Türkiye özellikle 70'lerden beri açık, sürekli, düzenli, etkili çalışma alanları oldu. Hiç ara vermediler, hiç savsaklamadılar ve ancak evrelerle getirebilecekleri yere kadar getirdiler, 12 Eylül askeri darbesinin bilim, eğitim alanlarındaki iç yıkımı, 24 Ocak ekonomik kararları ve uygulamasıyla ekonomide sömürgeci beklentileri büyük bir hızla uygulamış, günümüz yönetimi buradan devralarak tamamlamıştır.  Artık sömürgeciler için hedefe ulaşmaya çok az kaldı. Oldukça az kaldı.

Sömürgecilerin son darbeleri kaba saba, kanlı acımasız olsa da, bu son evreye kadar, oldukça bilimsel, sabırlı, disiplinli, düzenli, derinlikli çabalarla geldikleri, en azından Türkiye’de yaşayan ve Türkiye’ kendine sorun edinenlerin ayrıntılı bildikleri, dillendirdikleri bir gerçekliktir.

Yer yer batıda, sık sık abd’de ve bazan da komşu ülkelerde yayımlanan haritalara, tarihsel öfke, nefret, intikam ve hiç soğutulmayan planlar açıklanarak, pekiştirilme sürekli kılınmaktadır.

Ulusal özsavunması, eğitimde, bilimde, ekonomide, askeri alanda büyük yıkıma uğratılmış bir Türkiye gerçeği ile yüzyüzeyken, her an başlatılabilecek iç savaşa, zaman yitirmeksiniz dış savaş için koşullar hem uygundur hem de hızla uygunlaştırılmaktadır.

  • Egedeki adalar işgal edilmiş, silahlandırılmıştır.
  • Ülke içinde özel silahlı yapılar oluşturulduğuna ilişkin bilgi, belge, iddalar sürüp gitmektedir.
  • ABD, Suriye’de ve Türkiye’de aşiret önderleriyle ilişki içinde, onları Türkiye’ye karşı örgütlemekte ve silahlandırmaktadır.
  • TSK, 1971’den beri içerik ve işlev  olarak sürekli güçsüzleştirilmektedir ve günümüzde bu güçsüzleştirme derinleştirilmiştir.
  • Çeşitli silahlı gruplar, komşu ülkelerde, Türkiye’ye karşı askeri olarak eğitilmekte, silahlandırılmaktadır.
  • Zor savaş koşullarında Türkiye’nin dost denebilecek ülkelerden savaş arac gereci alacak ekonomik desteği sağlayacak güçlü, (üretken kurum, kuruluşları satıldığı için) kaynakları kalmamıştır.
  • Bilimsel, teknolojik üretim yapma gizilgücü olan bilimsel kuruluşlar ve üniversiteler işlevsizleştirilmiştir.
  • Dört bir yan, abd silahlı üsleri ile çevrelenmiştir.

7.

Mevcut Irak, Suriye kaynaklı Kürt cephesine yakında, bir Yunan, Ermeni, Rum cephelerinin açılmayacağı söylenebilir mi? Hangi dost ülkeler, Türkiye’nin yanında olacaktır, iç düşmanlar yeterliyken, ekonomik tüm kaynaklar satılmışken, eğitim, sağlık alış veriş nesnesi olmuşken, bu dağınıklığa sömürgeci destekli 4 cephede nasıl savaşılacaktır?

Sözünü ettiğimiz haritalarda Türkiye’nin yeniden düzenlendiğini, doğuda ermenistan, güneydoğuda kürdistan, güneyde ve batı da yunanistan, kuzeyde pontus...

Sadece ortada 5, 10 şehirlik bir Türkiye ve Türkler..

Peki bu Türkiye, Türkler, bu çevrelenme içinde,barış içinde o biçimiyle bile yaşayacak mı? Yoksa, bu 4 cephenin, tarihsel güncel düşmanlaştırılmış duygu ve zafer çığlıkları ile bu küçük Türkiyecik ve Türklercik soykırıma, işgale uğramayacak mı?

Türkleri gelecekte büyük bir soykırım bekliyor...

Peki sonra, sonra bu 4 cephenin birbirleriyle bitmez tükenmez  savaşları... bu savaşlar sonunda Suriyeli bir sığınmacının dediği gibi, derin acılı yıllardan sonra, belki bir yabancı ülke kentinin ÇÖPLÜĞÜNDE BİRLEŞECEKLERDİR.

Çözüm yok mu? Var, ama zor.. Emperyalizmin bölgeden, bölge halklarınca,  işbirlikçileriyle birlikte tamamıyla sökülüp atılmasında, diğer yandan dünyanın diğer bölgelerinde de büyük bir yenilgiye uğratılmasında ya da yalpalayan bölge ülkeleri arası dayanışmanın bilinçle sıkılaştırılmasında..

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top