Deseniz, hatta ağlayarak , haykırarak, çırpınarak karşısında parelenseniz; “Yanlış yoldasın!” diye, sadece sizden yüz çeviren bir kadın görürsünüz. Siz onu hayalinizde baş köşede ağırlasınız da onun yüzünde saflık huzmelerini keşfe çıksanız da onu tanıdığınız her merhalede hayal kırıklığına uğrarsınız. Sevginiz yara alır, bir müddet sızlanırsınız sonra yine onun yüzünde huzuru aramaya koyulursunuz. Onu kaybetmek istemezsiniz ama onu kendi halince kabul edemediğinizi de biliyorsunuzdur. Güzellikle birlikte onun halinde samimiyeti sezmenin heyecanıyla kasıp kavrulursunuz. “Bir şey var bu kadında” diye aklınızdan geçer.  Dersiniz ki “Bu kadın gözümü arkada bırakmaz ve bu kadınla bir ömür konuşulur. Gülüşünde, yürüyüşünde, duruşunda, yüzünde, sesinde, bakışlarında, saçlarında farklı bir hal var.” diyerek içlenirsiniz. Sadece onun güzel yüzüne ve endamına aşık olmadığını söyleyip durursunuz. Galiba güzel yüzlü kadınları affetmek kolay oluyor ama her şeye rağmen sevdiğiniz kadının dupduru bakışları aklınızı kaçırmanıza sebep olabilecekken bir görebilseniz o da kendi halinde bir kızcağızdır. Mutlu olmak, sevilmek, eğlenmek, başarmak, gülmek, gezmek, uyumak, konuşmak isteyen bir dünyalıdır. Onu göz yaşlarınızla kutsadığınızı sanmayınız.

Yukarıda kendimce, sevmeye dair yazdığım girizgâhın ardından aşağıda tasvir etmeye çalıştığım bir pişmanlığın, öfkenin, üzüntünün, saplanışın manzarası; sevginin nasıl olması gerektiğine veya bazı hislerin nasıl sevgiye işaret olmadığına ilişkin bazı fikirleri ileri sürebilir:

“Benim bir sık sık söylediğim bir sözüm vardı: Yeter ki sen hep sen ol ve ben, bendeki sen olayım. Ne var ki seni hiçbir zaman kendin olarak sevemedim. Yani seni kabullenemedim. Mesela senin karşısında doğru düzgün konuşamadım. Seni her gördüğümde ya yolumu değiştirdim ya da sohbetlerimiz ‘nasılsın’lardan öteye geçemedi. Şöyle bir bakınca seninle konuşmadım ki beni reddedesin. Kaldı ki sen, benim sana dair hislerimi biliyordun ve benimle konuşuyordun. Evet konuşuyordun…

Seni ne zaman görsem veya düşünsem güzel yüzün gönlümü darmadağın ediyor ve hatırımda kalan gülümseyişlerinle bunalıyorum ama ben bu sevdanın olurunu hak etmediğimi de biliyorum. Bir insanı sevmek koşulsuzdur denir yani insan önce sever sonra onun kişisel özelliklerini tanıyarak o sevginin seyrine yön verirmiş. Bence bu böyle değildir ve sevgi koşulludur; yani insan önce sever sonra onu neden sevdiğini anlar. Ben, seni sevmediğimi kendime itiraf edemedikçe hırpalandım ve hırpalandıkça seni dünyanın bir kahrı haline getirdim, seni kabullenemedim. Halbuki sevmek bu anlamıyla koşulsuzdur yani kabullenmektir.

Tüm olup bitenlerden sonra seni sahiplenemem. Seni düşünmem bile sakıncalı. Gözlerin güzel diye içlenemem mesela. Gülümseyişinde kendime bir pay çıkaramam. Seni seviyorum diyebilmek için fazla “iyimser” olmam gerekiyor.

Biliyorum, hislerimdeki yoğunluğu sevgi ekseni sağlasaydı beni reddetmeyecektin. Bunu sen söyledin. Aslında farklı bir üslupla söyledin. Duygularımı hastalıklı olarak niteledin. Bu ağır bir sözdür. Benim gibi bir adamı bile üzecek bir sözdür- kendimi onursuz addettiğimden değil; sadece anlayışı kıt biri olduğum için “bile” dedim-. Bu sözün ardından; hislerimin sevgi değil; saplantı olduğunu söyledin. Bana güvenmediğinin de altını çizmiştin. Tüm bunlardan şu anlam çıkıyor: Bana güvenseydin ve seni sevdiğimi düşünseydin benimle görüşmeye devam edecektin.

 Hislerimi saplantı olarak görmen benim de kabul edeceğim bir husus ama bana güvenmemeni kabullenemiyorum. Gerçi böyle düşünmen çok mantıklı; hasta ruhlu bir adamın yarın öbür gün ne yapacağının garantisini kim verebilir? Söz konusu kendim olunca fazlasıyla duygusal davranıyorum. Tabii bunlar hastalıklı duygusallıklar oluyor.

Kadınlar, – aslında düşündüğüm sadece sensin- erkeklere güvenmek için hangi kıstasları göz önüne alırlar? Aklıma gelen ilk baraj, dürüstlük oldu. Bir bakıma beni dürüst bulmadığını söyleyemem. Hatta dürüstlüğüm yüzünden senden ayrı kaldığımı bile söyleyebilirim. Acaba dürüstlüğü yanlış anlamış olabilir miyim? İnsan, içinden geçen her şeyi dile getirmemelidir. Ben bu ilkeyi çiğnemenin yanında bir de söylemem gerekenleri ifade edemedim- gizledim diyemiyorum-.

Dürüst bir adam kaçınılmaz olarak cesur bir adamdır. Cesur bir adam fedakârlığa hazırdır. Fedakar bir adam elbette bütün bir ömrünü sevdiği kadına sunabilir. Sana hayatımın geri kalanını adayabilirdim; dürüst bir adam olsaydım.

Pişmanlığıma itibar etseydin bugün birlikte olabilirdik yahut seninle bir hayatı paylaşmayı göze alabilseydim kapından ayrılmazdım ve o zaman bana inanırdın. Halbuki gözlerinin içine baka baka- üstelik sana beni sev diye yalvararak- kaçan bir adama elbette güvenemezdin.

Hesap kitap yaparak, enine boyuna seni düşünmeyi ya beceremedim ya da göze alamadım. Bunun sebebi her ne olursa olsun öyle yapabilseydim eğer; yani düşünebilseydim senden vazgeçmem gerekecekti. Oysa senden uzak kalmak demek bu yaşam denen cehenneme geri dönmekti; çünkü sana dair çaresizliğim ve bekleyişim, mutat sayılan insani ilişkilerden yaşamak namına daha huzur vericiydi.

 Uzun zamandır konuşmuyoruz ama senden ayrılıyormuşçasına içim yanıyor. Hala seni kaybetmediğim mi var zihnimin bir köşesinde? Bir şansım daha var mı gerçekten? Bunun için geç olduğunu düşünen tarafım daha kalabalık sanki… Mantık dediklerini öğrenmeyi çok istedim; bir zamanlar, filozofları okumayı istediğim gibi ve hiçbir şeyi tamamıyla anlamlandıramayan beynim oy çokluğuyla seni bırakıp gitmemi istiyor. Ben beynime nasıl güveneyim şimdi? Kazanan tarafı ağır basıyor ve güçlüyse gözlerim neden yaşarıyor? Üstelik mutsuz olduğumu biliyorum.

En kötü kararın, kararsızlıktan daha iyi olduğuna inanmıyorum. Sırf zihni rahatlatmak ve yürüyecek bir yol tutmak adına hayata bu şekilde çekidüzen vermeye çalışmak sadece savrulmaktır. İnsan, bu savrulma aksiyonun heyecanına kapılıp hayatı doludizgin yaşadığını düşünebilir oysa yaşanılan şey kaçış bile değildir. Hiçliğe sürükleniştir. Bu sözleri sana bağlamak istiyorum. Sen sürükleniyorsun, ben ise debeleniyorum. Görüyorsun ya seni hala azarlıyorum…”

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top