Cansız ve canlı çevrenin etkileşimi sonunda ekosistem kavramı ortaya çıkar. Dünyamızın ilk oluşumundan günümüze ve sonsuza dek canlılara ev sahipliği yapacak olan çansız çevre hayatın devamı için esastır. Cansız çevreyi oluşturan unsurlar sürekli bir değişim ve dönüşüm içerisinde ancak bir denge halinde kalmayı sürdürürler. Dünya tarihine bakıldığında kendiliğinden oluşan geri dönüşümsüz reaksiyonların azda olsa meydana geldiği görülür. Ancak günümüzde; bilinçli, bilinçsiz, kasıtlı ya da kasıtsız da olsa çok sayıda geri dönüşümsüz kimyasal reaksiyonlar meydana gelmektedir.

Populasyonların yoğunlukları arttıkça yaşam alanlarını genişletme eğilimindedirler. Bir başka ifade ile yayılma ya da alan genişletme canlılığın doğasında vardır diyebiliriz. Çünkü cansız çevrenin her m2’de ya da birim alanında belirli sayıda canlı yaşayabilir. Canlı başına düşen yaşam alanı miktarı azaldıkça canlılar yeni yaşam alanlarına doğru hareket ederler. Canlı çevreyi kabaca bitkiler ve hayvanlar diye iki büyük gruba ayırabiliriz.

Bitkilerde yaşam alanını genişletme davranışı hayvanlara göre daha yavaştır. Buna rağmen bütün biyocoğrafyaya ilk önce bitkiler yerleşmektedirler. Hayvanlar; genel ortak karakter olarak hareketli olmaları sebebi ile kısa sürede uzun mesafe kata edebilir ve çabucak yer değiştirebilirler. Bitkiler büyüme ve gelişmeleri için gerekli şartlar sağlandığı oranda büyür ve gelişirler. Yani bitkiler canlılıklarını sürdürebilmek için ihtiyaç duydukları her şeyi bulabildikleri ölçüde ve ihtiyaçlarını karşılayacak oranda kullanırlar. Hayvanlar (insan hariç) alemine bakıldığında genelde hayvanlar yaşamlarını sürdürebilmek için gereksinim duydukları besinleri veya besin kaynaklarını çok ekonomik olarak kullanma eğilimdedirler. Ancak bazı hayvan türlerinde aşırı ve gereksiz besin tüketimi görülebilmektedir. Bazı hayvanların bu durumu, doğayı ve doğal dengeyi bozmamakta, doğal yaşamın ve doğal dengenin sürdürülebilirliği açısından ciddi bir tehdit oluşturmamaktadır.

Ancak Doğan ve ailesi kalabalıklaştıkça birbirleriyle ve yaşam alanlarıyla ilgili olarak giderek artan sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Doğan’ın diğer aile fertleri ile karşılaştığı yada oluşturduğu sorunlardan kısaca bahsetmek gerekirse, sorun oluşturan en önemli faktör bencilliktir. Bencillik dürtüsünün canlılığın temel felsefesinde olduğu daha önce izah edilmiştir. “Ben yapayım, benim olsun, benim sözüm dinlensin, ben önde olayın ve ben senden daha önemliyim” gibi bencillik olgusu üzerine kurgulanmış düşünce ve davranışlar sorunların temel kaynağıdır.

Doğan ve akrabalarının kendi aralarında ortaya çıkan ve yaşanan sorunlardan daha önemlisi ise Doğan’ın çevresiyle (insan hariç) yaşadığı sorunlardır. Esasında sorun çıkaran Doğan’ın çevresi değil Doğan’ın kendisidir. Çevreye sahiplenme, çevreyi ölçüsüzce kullanma ve daha fazla maddi çıkar sağlama olgusu, çevre sorunlarının çıkmasına neden olmaktadır. Doğan ve akrabaları çevreyi ihtiyacı kadar kullansalar ve sürdürülebilir çevreye zarar vermeseler sorunlar en aza inecektir. Esasında tamamen insani duygularla olaya bakılacak olursa; meselenin özü Doğan ve akrabalarının temel beslenme gereksinimlerinin karşılanma taleplerinde yatmaktadır. Doğan’ın akrabalarının sayısının hızla artması bu tür kaygıyı meşru kılar. Ancak belirtilen temel gereksinimlerin üretilebilmesi olgusunun bazı bireylerce istismar edilerek bireyleri aşırı tüketim ve üretime yöneltmektedir. Önce tüketim kavramını topluma yerleştirme ve bu yöne kanalize olmuş toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için aşırı derecede üretim yapma gereği ortaya çıkmaktadır. İşte çevresel sorunlar buradan itibaren başlamaktadır. Tüketme bilinci aşılanmış toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için çevreden daha fazla yararlanılmakta, geri dönüşümsüz olaylar artmakta, çok üretim, çok parayı getirmekte, çok parada daha fazla para kazanma hırsını doğurmaktadır. Daha fazla kazanma hırsı çevrenin aşırı ve bilinçsiz, gereksiz kullanımı demektir. Buda çevresel sorunların ortaya çıkmasına, küresel ısınmaya ve ani iklim değişikliğine sebep olmaktadır. Küresel ısınma denildiğinde sadece sıcaklığın pozitif artışı değil, azalmasında anlaşılmalıdır. Tüm bu nedenlerden dolayı günümüzde ani sıcaklık ve iklim değişiklikleri yaşanmaktadır. Sıcaklık değişiminin ani oluşu canlıların çevreye adaptasyon kabiliyetini azaltmakta ve ani yok olmalara sebep olmaktadır. Doğada öteden beri var olan bu işleyişin hızlandırılması maalesef insan eli ve insan etkisiyle olmaktadır.

Gerek insanların birbirleriyle olumsuz ilişkileri sonunda ortaya çıkan sorunlar ile insanoğlunun çevreyi bilgisiz, bilinçsiz ve acımasızca kullanımı sonucu tüm canlılar alemini hiç iyi bir gelecek beklememektedir.

Doğan; doğayı istiyor mu?

Doğan, Doğa’ya aşık mı?

Doğan’ın Doğa’ya yaptıkları ve yapacakları nelerdir?

Doğan, Doğa’yı teslim alabilecek mi?

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top