Yokluğu ya da zayıflığı günümüzde bir ülkenin yıkımına tüm kapıları açan bir bilinç türüdür; ulusal bilinç.

Ulusal bilinç, bilimsel bir sıçrayıştır toplumsal bilinçte ve bireysel bilinçte. Somutu, üzerinde yaşanılan toprak; soyutu ise bu toprak üzerinde üretilen, yaratılan tüm sanatsal, kültürel, bilimsel üretimlerin toplamıdır.

Milletler, dinler, mezhepler üstü ve dışı bir bilinç biçimidir. Bu bilinç biçimi, durağan değil, devingen bilinç biçimidir. İçerik ve biçim olarak sürekli gelişmesi, geliştirilmesi zorunlu bir bilinçtir. Bu özelliği nedeniyle, bilime en bağımlı bilinçtir. Çünkü, ulusal bilincin gelişme kaynağı yalnızca bilimsel bilginin düzenli ve sürekli olarak biriktirilmesi ve kullanılmasıdır. Bu bilginin biriktirilip kullanılması için vazgeçilmez bir yönetsel ilke laikliktir. Bu ilke, bilince bilimsel gerçekliğin ulaşmasının kanalı, yolu, alanıdır. Diğer bir deyişle, laiklik ile ulusal bilinç el ele, sırt sırta vermek zorundadır. Biri gidilecek yolun planı programı, diğeri ise yoldur. Laiklik, bilimin, bilginin üretildiği yolda, çıkması olası engelleri, durağan yapıları, bilinçli bilinçsiz uyuşukluğu, yine bilgiye bilince dayalı, eğitime dayalı işlevlere aşmaktır.

Ulusal kavramı, bütün bunlardan dolayı, bir millete, dine, mezhebe dayanmaz. Tümüyle bir toprak parçası üzerinde yaşayan topluma, toplumun tümüne dayanır. Toplumun tümüyle ilerlemesine dayanır.

Ulusal bilinç en demokratik, en barışçıl, en insancıl, doğacıl bilinçtir. Gerekçesi ise, bu bilincin aşmaya çalıştığı, bu bilinci körelten her türlü ilkel, geri, durağan, tutucu, yıkıcı, bozucu, çarpıtıcı bilinç biçimlerine karşı zorba, baskıcı yöntemler kullanmaz; tersine BİLİNÇ kavramı gereği, bu biçimleri, bilinçle aşmayı temel yönelim olarak görür. Bu nedenle, EĞİTİM, BİLİM, BİLİM EĞİTİMİ, BİLİMSEL EĞİTİM ulusal bilincin ön koşullarıdır. Bütün üretim gücünü bu alanları geliştirmek için kullanır ve bunun sonucunda, bireyler de, toplum da olağanüstü bir hızda, geleceğe sıçrayışlarla, güvenle yönelir. Bunun yarattığı üretim zenginliği ile birlikte bilincin üzerinde yeşerdiği toprak, tüm canlıları ve özellikleriyle birlikte insanların her geçen yıl mutlu, gelişkin, sevinç yüklü yaşam biçimlerine ulaştırır.

Bilimsel üretim, eğitim yanında, çevre, doğa ile olan ilişkilerde, bilimsel bilgiye dayandığından, ne doğa yıpratılır ne de çevre tüm bileşenleri ile bireysel, sınıfsal çıkarlara kurban edilerek, yakılıp, yıkılıp, bozulup yaşam barınamaz duruma gelmesine olanak tanımaz.

Ulusal bilinç, çıkışı, özü, yapısı gereği, yukardaki gerekçelerle de birlikte, antiemperyalist, antikapitalist içerikle yüklüdür. Çünkü bu iki olgu gerici, yıkıcı, ilkel tüm bilgi, bilinç biçimleriyle saldıran sistemlerdir. Temel amaçları, sömürge yöntemleriyle doğasını, insanını, diğer canlılarını birer alınıp satılacak meta haline getirmek, çürütmek, bozmak ve dağıtmaktır. Bu nedenle, günümüzde, özellikle ülkemizde ve Ortadoğu’da yaşanan tam olarak ULUSAL BİLİNCe karşı, en geri toplumsal bilinç biçimlerinin yedeklenerek her türlü savaş, yıkım araçları olarak kullanılmasıdır.

Dikkat edilirse, emperyalistler bu bölgelerde ve ülkemizde tümüyle durağan olan, değişmeyen, değişse çökecek olan, tüm ileri gelişmelere kapalı olan din, milliyet, mezhep gibi ulusal bilinçten önceki eski, çürük bilinç biçimlerini sonuna kadar kullanmaktadır.

Emperyalistler ve ülkeler içindeki yemlenen uzantıları, ulusal bilincin gelişmesine, oluşmasına, edinilmesine karşı eski, geri unsurları, bilinç biçimlerini her yol yöntemle destekleyip savaş yıkım aracı olarak kullanırken, ülkeler içinde de öncelikle Bilim ve Eğitim kurumlarına karanlık saldırılar düzenleyerek, bu önemli ulusal bilinç kaynaklarını BİLİMDEN UZAK durağan, çürük, yineleyen bilinçsizçlik kapılarına yönlendirmeyi, ilk ve sürekli işlerinden saymaktadırlar.

Bilim Kuruluşları, eğitim kurumları yineleyen değil, yenileyen, geliştiren en vazgeçilmez kurumlar olduğundan, bilimsel bilginin üretilip, üretime ve aynı zamanda toplumsal bilince aktarılmasının olmazsa olmaz alanları olma özelliğinden ve en önemlisi ulusal bilinci öngörüsü gelişkin toplumlar yaratmaya ve geleceğe hazırlamaya dönük tek kurumlar olduğundan, ilk, güçlü ve sürekli saldırılar bu kurumlara dönük yapılır.

Bilim eğitim alanında kısa sürede yaşanacak saptırma, çürütme ve durağanlık en fazla iki kuşak sonra, ulusal bilincin önce sarsılıp, sonra çatlayıp, en sonunda dağılmasını sağlayacaktır. Bu dağılma sonrası, emperyalistler, ulusal bilincini yitirmiş toplumların doğal ve toplumsal kaynaklarına kolayca el koyacak, sömürmesi kolaylaşacak ve ulusal bilincin yeniden oluşturmasını önlemek içinde tüm ilkel, geri bilinç biçimlerini canlı tutacaktır. Toparlanmasına, bilimle buluşmasına, üretim ve yönetimi üzerinde yaşanan topraklar için, o toprakları şenlendirmesi için kullanmasına uzun yıllar tanımayacaktır.

Ulusal bilincin birey üzerinde bir başka önemli etkisi, hem ona sağladığı bilimsel bilinç hem de yarattığı toplumsal ilişki içindeki gönençli yaşam, bireyi ahlaklı düşünmeye, davranmaya ve bunu doğal olarak yaşamaya yöneltmesidir. Diğer bir deyişle, ulusal bilinçten yoksunluk ahlaksızlık üretir. Toplumsal dağılma, Ortaçağ kalıntıları üzerine oturarak ve sadece güdüsel davranışlar sergileyen ve yaşamak için yalana, yanlışa, yanılgıya açık; acıma, sevme ve değer duygularını ulusal bilinç eksikliği nedeniyle yitirmiş bireylerin toplumu bir suç üretim odağı haline alır. Toplumsal kaygı, bireysel korkuyu besleyerek, yılgınlık çaresizlik ve her türlü dışsal etkiye boyun eğecek bir kimlik, kişilik dönüşümüne neden olur. Sonuçta, ulusal bilinçten yoksun, ilkel, geri bilinçlere mecbur kalan birey, satılan, alınan, horlanan, kolayca inandırılan, yönlendirilen et makinelere benzemeye başlar.

Türkiye’de özellikle 1980’den beri, ülke aleyhine yapılanlar, işte tam olarak Namık Kemallerle başlayıp Mustafa Kemallerle somutlaşan ancak yeterince yerleşip yeşermeyen ulusal bilincin yıkımına dönük çabalardır. Bu çabalara hiç ara verilmemiştir, her geçen on yılda daha da hızlanmıştır. Emperyalistler ve içerdeki uzantıları bu amansız ve aralıksız saldırılarında son darbeyi vurmaya çalışmaktadırlar.

Bölgemizdeki büyük yıkımlı kanlı olayların altında yatan temel sorun ulusal bilincin yok denecek kadar ZAYIF olmasıdır.

Türkiye için ise sorun ULUSAL BİLİNCİN YETERİNCE YEŞERİP SERPİLEMEMESİ PEKİŞEMEMESİ'dir. Mustafa Kemal'in ölümü ile planlı saldırıyı başlatan emperyalizm, içerde tümüyle zayıflamamış ilkel, durağan gerici çıkar grupları ve bağımlılaşan sermaye grupları ile ortaklaşa bu saldırıyı yeni yöntemlerle, araçlarla günümüze kadar getirmişlerdir. 30 yıllık süreçte geriletilen ulusal bilinç, meyvesini vermiş, din, millet, mezhep gibi durağan geri, ilkel bilinç biçimleri yeniden güçlendirilmiştir.

Ülkemizde ulusal bilinci geriletme evresi geçmiş, bitmiş; şimdi tümüyle yıkıma uğratma evresine gelinmiştir.

Ulusal bilincin ne kadar yıkıma uğrayıp uğramadığı, bu yüzyıl içindeki direncine bağlı olarak ülkemizin kaderini belirleyecektir.

Yazıyı tamamlarken, belirtilmeden geçilmemesi gereken bir başka nokta da, ulusal bilincin ileri biçimi evrensel bilinç olduğu gerçeğidir. Evrensel bilinç, ulusal bilincin eğitim, bilim, sanat ve teknoloji odaklı gelişmesinin nitel dönüşümünün zorunlu sonucu oluşan bir bilinç biçimidir.

Gerçekte, Türkiye’de ulusal bilincin oluşturulma süreci, 1800'lerde başlamış ve cumhuriyet döneminde, evrensel bilincinin temel yapıtaşları döşenmeye çalışılmış, tohumları atılmıştır. Bunun en somut örnekleri, Atatürk’ün şu sözcelerinde özetlenmiştir; bunlar :

  • Tek gerçek yol gösterici bilimdir,
  • Bilim, gerçeği bilmektir,
  • Uygarlık yolunda başarı, yenileşmeye, ilerlemeye bağlıdır;
  • Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir.
  • Uygarlık öyle bir ışıktır ki, ona kayıtsız olanları yakar, mahveder.
  • Uygar olmayan milletler, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdur.
  • Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.
  • Hiçbir millet aynen diğer bir milletin taklitçisi olmamalıdır. Çünkü bir millet, ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne de kendi milliyetçiliği içinde kalabilir.
  • Vatan imar istiyor, zenginlik ve refah istiyor, bilim ve ustalık, yüksek uygarlık, hür düşünce ve hür yaşayış istiyor.
  • Milli Eğitim’in gayesi yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha çok memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, inkılâpçı, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst, düşünceli, iradeli, hayatta rastlayacağı engelleri aşmaya kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmektir. Bunun için de öğretim programları ve sistemleri ona göre düzenlenmelidir.
  • İlk ve orta öğretim mutlaka insanlığın ve medeniyetin gerektirdiği ilmi ve fenni versin, fakat o kadar pratik bir şekilde versin ki, çocuk okuldan çıktığı zaman aç kalmaya mahkûm olmadığına emin olsun.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top