Bölünmüş aileler, parçalanmış yürekler, ayrılık gözyaşları... Babalar, ağabeyler savaşta; geride kalanlar sürgün vagonlarında. Orta Asya’nın diyarlarına tohum gibi serpilmiş acılı yürekler… Bu insanlar Ahıska’da kalan o sımsıcak yuvalara artık hiçbir zaman geri dönemeyecekler.

Kim anlar Ahıskalının halinden? Kim dindirecek bağırlarındaki acıyı? Gurbet yollarında yüreklerinde açılan yaralara kim merhem sürecek?.. Lokman Hekim dahi gelse bu insanların içinde kor kor yanan yüreklere bir derman bulamaz.

Her bir Ahıskalı, vatanından koparılan, ahları göğü sarsan birer çığlıktır, birer feryattır, birer iniltidir. Her bir Ahıskalı, toprağından koparıldığında birer filiz olup cehennem yolundan geçerek bu günlere gelen içi acılarla dolu birer koca çınardır.

Yıllardır bu yüreklerinde mayası feryatlarla yoğrulmuş göç çığlıkları ta göklere kadar yükselmektedir. Yıllardır kulaklarında, sahiplerinin sürgüne gideceğini hisseden kuzuların meleme, tayların kişneme, inek ve öküzlerin böğürme, köpeklerin uluma sesleri kesilmemektedir. Derdini söylemeyecek kadar gururlu, olgun, asalet sahibi olan bu insanlar, acısını yüreğine gömmeye çalışmış, ateşler içinde kavruk kavruk yanmıştır. 

Ahıskalıların nabzı hasretle atar. Hayatları boyunca acı, ayrılık, gurbet, sıla kavramlarıyla iç içe yaşamışladır. Sarı buğday gibi boynunu bükmüş bu halk, yıllardır vatanına, toprağına, can akrabalarına kavuşacağı günü beklemiş. Vatanına, memleketine, toprağına dönme umudunu da hiçbir zaman yitirmemiştir.

Yanık olur Ahıskalının yüreği. Bu yürek çok uzaklarda kalmış memleketi hiçbir zaman unutmuyor, unutamıyor. Hatta yılların geçmesiyle, yaşların ilerlemesiyle o topraklar daha da derin anlamlar kazanır. Oralarda geçen çocukluk, gençlik dönemi sürgüne uğramış insanların hayallerinde daha da yüceltilir. Dünya gözüyle oraları bir kez olsun gidip görmek, eski anıları tazelemek, her yaşlı Ahıskalının vazgeçilmez son arzularından biri haline gelir.

Günümüzde dünyanın pek çok ülkesinde hayata tutunmaya çalışan bu halkın maddi ve manevi kayıplarının boyutu ölçülmez hale gelmiştir. 1944 yılında Ahıska’dan sürgün, 1989 yılında Fergana olayları neticesinde Özbekistan’dan zorunlu göç, 2005 yılında Krasnodar bölgesinden Amerika’ya kaçış… Her bir göçün ardından yeniden toparlanmak hiç de kolay olmamıştır. Zorunlu göç felaketleri ve bunun bir devamı olan sıkıntılı uyum süreçleri yaşayan bu insanlar, başlarından geçenleri ne yazık ki kâğıda dökememişler. İçe kapanarak acılarını sessizce yaşamayı tercih etmişler... Ölüm, yaşanan anıları beraberinde karanlığa gömmüştür… Oysa tüm yaşananlar kaleme alınıp sayfalara dökülmüş olsaydı günümüzde bu alanda hissedilen boşluk da olmazdı. Edebiyatımızda da, bilimsel araştırmalarımızda da bir boşluk hissedilmezdi. Tüm yaşananlar birer romana, hikâyeye dönüşürdü; duygular şiirlerde hak ettiği yerini bulurdu.

Yaşanan bunca sıkıntı ve acılara rağmen bu halkın gönlünde bir isyan yaşanmamıştır. Çünkü kaderine razı olmuş, zorluklar içinde yaşamaya alışmışlar. Zira kaderine boyun eğmiş bu insanların gönlünde bir yakarış vardır, vatana hasret vardır, vatanda kalan ciğerinin parçalarına, sınırın ötesinde kendilerinden bihaber olan akrabalarına bir özlem vardır. Ahıska halkının her daim yaşadığı bu acı, yüreğine saplanmış bir bıçak misaliydi.

Gurbet, baştanbaşa kahır, baştanbaşa hasrettir. Sürgün üstüne sürgünü, gurbet üstüne gurbeti yaşayan bu insanların lügatinde hasret ve gurbet sözcüğü derin anlamlar taşımaya başlamış ve ne yazık ki taşımaya devam edecektir.

Sovyetlerin sıkı rejim döneminde duygularını, düşüncelerini dahi dile getiremeyen bu halkın hasreti yürekte kor olmuştur. Bunları düşündükçe insanın yüreği yanar. Anlatmak istersin ama anlatamazsın. Kelimeler kifayetsiz kalır…

Ahıska’dan haksız yere sürülen bu insanların zorunlu gidişleri dayanılmaz bir hale dönüşür, hasret dolu acıların içinde yaşamaya mecbur bırakılır. Kederle yoğrulmuş gözyaşları yıllarca dinmez. Acılarla dopdolu yürekleri, her şeye rağmen, Ahıska’nın öte sınırında, vatan Türkiye’de kalanlara hasretle yanıp tutuşur.

Sovyetlerin Türkiye ile sınırlarının kapatılması üzerine Sovyetlerde yaşayan Türklerin[1] Türkiye’de yaşayan akraba, eş dostla irtibatı tamamıyla kesilir. Adresleri gizli yolla ve büyük zorluklarla bulunan akrabalara yıllar sonra mektuplar yazılır. Mektuplarının ulaşılıp ulaşmayacağını bilmeyen bu insanların heyecanlı bekleyişi başlar. Cevabını alamayıp her hayal kırıklığının ardından “Belki bu kez cevap gelir.” umudu, yeni mektupların yazılmasına vesile olur. Gerek özlem gerekse sitem dolu mektuplar yeniden yazılıp gönderilir. Kimisi can ciğerinden mektup alınca mutluluğun en güzelini yaşar, kimisi ise umudunu kaybetmeden yazmaya devam eder.

Vatanında yaşayan gurbette kalanın halinden anlamaz… Sınırın bu tarafında kalan akrabalardan bazıları, gurbette, zulüm altında ve hasret içinde yaşayan bu insanların büyük bir heyecanla beklediği cevabı yazmayı ihmal eder. Bir kısmı ise akrabaların bulunması üzerine yaşadığı mutlulukla gurbette kalanların heyecanlı bekleyişine aynı heyecanla karşılık verir. İşte bu insanların arasında gurbette yaşayanların özlemine paydaş olan Posoflu Mükerrem Işık da vardır.

Mükerrem Işık, 1936 doğumlu Ardahan’ın Posof ilçesinin Taşkıran köyündendir. Son iki yıldır Bursa’da özel bir hastanede alzheimer hastalığı nedeniyle yoğun bakımda bulunan bu insan henüz üç aylık iken anne ve babasını kaybeder. Yetim kalınca bakımını ninesi ile bibileri (halaları) üstlenir. Ömrünün bir kısmı gurbette, Avusturya’da geçer. Sınırın ötesinde, Ahıska’da kalan akrabalarından yıllarca haber alamaz, sınır çok sıkı kapatılmıştır; bağlantılar kopar.

Sınırının ötesinde kalan Cemasettin Mamedov yazmış olduğu mektuplarla annesi Leyla’nın yeğeni olan Mükerrem Işık ile irtibat kurmayı başarır. Leyla bibisi 1944 tarihinde Ahıska’dan Özbekistan’a sürülür, Fergana olaylarından sonra çocukları ve kendisi Özbekistan’dan her bir yere, daha doğrusu kimisi Rusya’ya, kimisi Kuzey Kafkasya’ya, kimisi Azerbaycan’a gitmek zorunda kalırlar.

Bibisinin oğlu Cemasettin Mamedov’dan Mükerrem Işık’a vatanına, akrabalarına karşı duyduğu özlemle, hasretle yazılmış olan mektuplar[2] Ahıskalı Türklerin içinde bulunduğu koşulları ve çektiği acıların bir kısmını ortaya koymaktadır. Ahıskalıların Türkiye’deki canciğerlerine, akrabalarına yazdıkları her bir mektubun muhtevası benzer ayrıntılarla doludur.

Mükerrem Işık’a yazılmış mektuplardan ikisini bu yazıda sunmak istiyorum. Sanırım bu mektuplar yukarıda anlatılmak istenenlerin bir yansımasıdır. Bu ve bunun gibi mektupları okuyunca hep içim sızlamış, gözlerimden yaş akmıştır.

Sözümü fazla uzatmadan sizleri Cemasettin Mamedov’un yazdığı Hasretlig Mektub ile baş başa bırakıyorum.

 

Hasretlig Mektub

Möhtərəm candan əziz olan dayim oğli Mükərəmcan. Nəsilsiniz? Gəlinimiz, yegənnərimiz, gəlinler ve torunlar ve onda olan hala[3] tərəfləri, oğul, kizlari ve onda olan cigər akrəbələr, həppisi eymidüllər?

Kardaşim Mükərəm,

Bəni kim dep[4] bilmek iştesəniz mən sizin Leyla bibinizin oğli Ceməsəb’im, tayim oğlican,

Sizdən çox yillәrdәn biyani habar yox. Çünki məktub yazmiyersiz. Cigərlux etmiyersiz. Baxin, görün. Araz Mizrab her dağim məktub yaziyer ama… Öz tayimin oğli, bir bibiz var. Ondan habər almax ta iştemiyersiniz. Nə olur bir məktub yazib. Habər də almax iştemiyersiz. Gördüz ki başimiza nə işler olar. 46 yil bir yerdə yaşadux ama axir olmadi. Özbəklər əvimizdən çixarttiler, kovdiler. Bütün bizim camaatimiz tağıldi her yerə. Aşindi bən Azerbaycan’da yaşiyerim. Kardaşim Çeçen-İnguş’ta, bacim Rusiya’da. İşte belə tağilib getti camaatimiz.

Tayim oğlican,

Vəziyetimiz ağirdur. Çünki bizim eski yerimizi iştiyerux ama Gürciler yerimizi vermiyellər. Abu ayin on beşlerine malum olur. Bir tərəfləmə[5] olur. Allah’a yavraliyerux ki bizə də bir vətən ver. Camaatimiz ağir vəziyətə düşti. Çünki cigər axrəbəler hep bir birinden ayrildi. Aşindi bən bir gəndim ayri kövlülərinən yaşiyerim. Bənim də əmilərimin oğul, kizlari, bibilerimin oğul, kizlari həppisi baxşa yerə düştiler. Kövlülərimiz cemi tagildi. Həppisi her yerə tağilib gedişti. Şindi çətinnux oldi. İştə belə, tayim oğlican. Bizim vəziyetimiz, bizim işimiz bir Allah’a kaldi. Görax axırimiz nəsil olacax.

Tayim oğlican,

Şindi gələğın[6] sizin əv tərəfinə. Tayim oğlican, sizin vəziyetiniz nəsildür? Şindi nerədə çalişiyersin? Köve geldin mi, yox mi? Kaç tənə oğul, kizlarin var? Kaçini әvərdin oğlanlarin, kizlarin? Adını yazıb yollayin. Bizim kimlerimiz var? Onlarin da adresini yollayin, məktuplaşax. Binali Ağa’dan məktup aliyerdim. Bu yil bir tene məktuptan sora məktub yazmadi.

Tayim oğlican,

Anam bu yil çox düşti. Çünki çox meraxlaniyer. Kocaldi. Bele olmiyaydi anami sizin tərəfə gəturmax iştiyerim. Ama aşindi kocaldi. Yola tayanamaz, tayim oğlican. Şindi gələğın bizim əv tərəfinə. Bənim yedi oğlum, iki kızim var. Üç tənəsi əvlidür. 1. Bövügi Camalidin; iki kizi var. 2. Aprayil; iki kızi, bir oğli var. 3. Nidayil; bir oğli bir kızi var. 4. Binali; yaxinda nişan dәğişti. 5. Paşali. Alla’inen onun da nişanıni dəgişəcavux. Bənim böyük bacimin oğli var, Ukraniya’da. Adi Müfti’dür. Onun kızıni gətürüb. İkisinin dügününi bir edəcam. 6. Adi Pahridin. 7. Bahtiyar’dur. Kızlarin adi biri Muhabat, iki Parida. Adlari belədür.

1. Gəlinimin adi Tamara, 2. Nefiya, 3. Mərhəmət’tür, 4. Gülçəhrə, 5. Mədinə. Gəlinlərimin adlari belədür, kardaşimcan. Şindilik daha nə yazem. Sən də sizin əv tərəfindəkilərin həppisinin adıni yazib yola.

Şindi sələmə geçağın. 1. Mükərrəm kardaşima kıymetlik sələm. 2. Gəlinimizə kıymetlik sələm. Oğlannara kıymetlig sələm, kızlara kıymetlig sələm. Gəlinlərimə, torunlarimə kıymetlig sələmlərimiz var. Onda olan dədəmin tərəfinə bövüktən küçügə həppisinə kıymetlig sələmlərimiz var. Halalarimin oğul, kızlarinə, gəlinlərinə, eniştələrə, onlarin çocuxlarinə, həppisinə ayri ayri sələm.

16.02.1991

 

 

Bismillahi rahmani rahim. Assalamu aleykim kadilik ve kıymetlig sәvgüli tayimin oğli Mükәrәmcan. Sizin altun әllәriniz bilәn[7] ve paldan şirin olan dilin bilәn söylep yazduğuz mәktubi 14/II/91 güni aldim. Oxudum. Gördüm. Çox şad oldux. Cenabi Allah da hәr dayim şad etsin.

Kardaşimcan,        

Kariplüx çox çәtindür. Әvimizdәn, yürtümüzdәn ayrıldux. Mal mülkümüz var, bağimiz baxçamiz var idi ama hәr şeydәn әl çәkib gәldux. Aşindi bunda әvimiz barximiz yox. Aşindi bunda hökümәtin әvindә yaşiyerux hәlәlügә. Bizim camaata vәtәn tәlәb ediyerux. Ama Gürciler bizim eski әvimizi vermiyellәr. Birahmiyellәr ki әski yerimizә yerlәşib yaşiyağin. Bizim işimiz bir Allah’a kaldi. Gümәn ediyerux[8] ki bәlki Allah Talә bizә dә vәtәn nәsip edәr.

Kardaşimcan,

Umumәn axvalimiz ağir. Siz demişiz ki Leyla bibimi gәtür, bir ziyaret etsin. Kocaldi, yolda tayanamaz. Aşindi bir haftada Baki’dan İstanbul’a üçağ uçiyer. Evvel Bilali ağabey bәnә vizuv[9] vermişti ama o vahit çәtindi gedip gәlmax. Şindi iştәsәn gәndi şahsi araban bilәn hәm gedip gәlmax oliyer çünki bәn bunda әvimi satmiştim ona gürә. Dedim para yox oler. Ama ben yüngül maşinә[10] almiştim on yedi binә bizim paraynan. Aşindi iki arabam var: bir cügüli[11], bir masküviç[12]. İkisi işliyer, iki böyüg oğullarim süriyellәr. Maşinaynan anay gәtürsәm olur ama aşindi sizin tәrәftә kış nasildur? Bәlkim yollar buzli olur, ondan korxiyerim, tayim oğlican. Hәlbәttә bәnim dә axlim kәsiyer[13]. Әgәr anami gәtürsәm nә kadar cigәr ahrәbәlәrini görüb. Hәm dә doğma yerini ziyaret edәr. Hәm dә ki çox kocaldi. Bilmem yola tayanabilür mi, yox mi? Bәn Binali Ağa bәginәn bir görüşüb ögrәnib baxem o nә diyer. Çox yildәn biyani oninәn mәktuplәşiyerim. Bir kәrә bizә vizuv vermişti ama bәn anamin pasaportuni düzәldәmәdim, ona görә bәn Türkiyә’yә gәlәmәdim. O vaxit anay kuvetlig idi ama aşindi kocaldi, gәndi yaşini da bilmiyer ki kaç yaşindayim. Kardaşimcan, yaninda kimsә olmasa dişәri içәri çixamiyer. Onun üçün ananin ahvali ağirdür. Gәndinә kalsa hәlbәttә cigәr әkrәbәlәrini görmәx istiyer.

Mükәrәm kardaşimcan,

Öbür halalarinin oğul, kızlarinin adresini yollayin. Onnarinәn dә mәktub arxali[14] tanişağin. Bütün әxrәbәlәrinәn tanişagin, tayim oğlican. Bu yillәri Azerbaycan’dan hәm Nahçevan tәrәftәn hәm dәmür yoli hәm dә maşinә yoli açılacak. Alla’inan inşalla hükümetimiz Türkiyә’ynan yaxşilәniyer. İnşalla işlәrimiz düzәlür ama bәn bir tәrәftәn marahlaniyerim. Niya desәn? Türkiya’da Ermaniy, Gürciy, Üzbәgi sahliyer? Onlari ondan kaldurub bizim milleti sizin içize alsa, olmaz mi? Bunda Almanlar çoxturlar, Urumlar çoxturlar ama Gireklәri, Almanlari, Urumlari aliyerlәr ama bizlәrә Türkiyә saaplux etmiyer. Niyәdür? Çünki biz bunda baxşa milletlәrә baxanda bizlәr azluğux. Hәm dә saxabimiz yoxtur, Allah’tan baxşa. Bizә dә Allah’dan mәdәt olsun. Daha ne yazem? Yassam suç…

Söz tükәnmәz. Şindi sәlәmә gәzәgin. Mükәrәm kardaşimә kıymetlig sәlәm. Gülnaz gәlinime kıymetlig sәlәm. Oğlanlara, kizlara, gәlinlәrә, torunlara, ondaki olan cigәr әxrәbәlәrә, büyüktәn küçüklәrә cümlә әxrәbәlәrә Leyla bibizdәn kıymetlig sәlәm. Heyriya abladan, bibin oğli Cәmәsәb’dәn, oğlannardan, gәlinlәrdәn, kizlardan, torunlardan, bunda bulunan cigәr әxrәbәlәrden, koni komşilәrdәn, onda olan bütün karib Türklәrin hәppisinin kadilik ve kıymetlig sәlәmlәrimiz var Türk millәtinә.

Bundaki olan mәktubi yazan bibin oğli Cәmәsәb. Mәktubin cevabini yazin.

   

Göç denen bu felâketin sonu gelmedi, gelmeyecek de. Ahıskalıların yaşadıkları son sürgünden bu yana şimdi nispeten bir sükûnet vardır. Huzur içinde yaşamaya devam ediyorlar. Ancak yaşadıkları topraklarda her zaman patlamaya hazır bir zemin vardır.

Gönül ister ki sürgün acıları dünyanın hiç bir yerinde tekrarlanmasın, felek bundan böyle hiç kimseyi zorunlu göç yollarına düşürmesin, hiç kimseye gurbet çilelerini çektirmesin...


[1] Burada “Türk” adıyla kast edilen topluluk, Ahıskalı Türklerdir. Sovyetler Birliğinde “Türk” olarak bilinen ve anılanlar Türkiye Türkleri anlamında, Ahıska’dan sürülen Türklerdi. Diğer Türk boyları Azeri, Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Tatar… diye bilinirdi.

[2] Bu mektupların birer nüshası bana Posof Tapu Müdürlüğünde Tapu Sicil Memuru olarak görev yapan Mükerrem Işık’ın oğlu Selim Işık tarafından verilmiştir.

[3] Ahıska ağzında hala kelimesi “teyze” anlamında, "bibi" ise babanın kız kardeşi, “hala” anlamında kullanılmaktadır.

[4] Dep: “deyip”

[5] Terefleme: “şöyle veya böyle; şu veya bu yönde”

[6] Geleğın: “gelelim”

[7] Bilen: “ile”

[8] Gümәn et-: “ummak”

[9] Vizüv: “davet mektubu”

[10] Maşina: “otomobil”

[11] Cügüli: “Rus araba markası”

[12] Masküviç: “Rus araba markası”

[13] Axli kes- “aklı kesmek, anlamak”

[14] Arxali: “aracılıkla, destekle”

Yorumlar   

+1 #2 Minara ALİYEVA ÇINAR 22-11-2016 09:48
Selim Bey,
Asıl ben teşekkür ederim. Özel mektuplar özelde kalmalıdır. Bir üçüncü şahsın okunmaması gerekir. Ancak elinizdeki mektuplar özelden ziyade tarih kokan mektuplardır. Bu mektupların okuyuculara sunulması son derece önemlidir. İnsanlık alemi, dünyaya birer tohum gibi serpilen Ahıska halkının yaşadığı tüm acıları, sıkıntıları, gurbette vatansız ve bayraksız yaşamanın zorluklarını ve vatana sadakatlerini bilmeli, öğrenmelidir. Bu mektupları okuyucularla paylaşmama izin verdiğiniz için ben teşekkür ederim.
Alıntı
+5 #1 SELİM IŞIK 09-11-2016 16:16
Elinize ve yüreğinize sağlık. Mektubun aslı elimizde olduğu halde bu kadar anlaşılır şekilde okumamıştım. Mekupta bahsetmiş olduğu ARAS MİZRAP olunca gerçekten heyacanlandım. Aras Mizrap annesinin (Leyla) hanımın dayı oğlu.Şemdi o da rahmete gitmiştir.

Hoca hanım gercekten harika, Selamlar
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile