Bilindiği üzere eğitim sistemimiz çeşitli kategorilerden oluşmaktadır. Henüz 4-5 yaşındayken anaokuluna başlayan çocuklarımız sırasıyla ilkokul, ortaokul, lise ve ardından yükseköğrenimine devam etmektedirler.

Okullarımızda sınıf geçme genel olarak bir eğitim-öğretim yılı okula devam etme neticesinde gerçekleşmektedir. Özelikle ilkokullarda çocukların beklenilen davranışları kazanıp kazanmadığına bakılmaksızın sene sonu gelince mutlaka bir üst sınıfa geçmesine karar verilmektedir. Belirleyici olan bir eğitim-öğretim yılı. Gelişimdeki bireysel farklılıklar, her çocuğun kendine özel yapısı, biricikliği, biyolojik ritimlerin, sosyal-ekonomik ve kültürel çevrelerinin farklı olması gibi etmenler hiçe sayılarak her çocuğa aynı süre tanınmaktadır. Her çocuğun arka planının aynı olduğunu, bütün öğrencilerin hazırbulunuşluk seviyelerinin eşit ya da birbirine yakın olduğunu varsayıp onları aynı sınıfta toplamak, aynı eğitim sürecinden geçirmek hem nispeten daha donanımlı hem de daha az donanımlı olan öğrencilere ve özünde ülkenin eğitim sistemine vurulmuş bir darbedir, bana göre.
     

Süreye dayalı olan sınıf geçme sisteminden vazgeçilip kazanım merkezli bir sınıf geçme sistemine geçilmesi belki de eğitim sistemimizde yeni bir ufuk açacaktır. Süreye dayalı sınıf geçme sisteminde esas mağdur olan öğrenciler akranlarına nazaran daha donanımlı bir çevreden gelip öğrenme hızı daha yüksek olan öğrencilerdir. Zira bu öğrenciler sınıftaki diğer öğrencilere göre çok daha erken öğrenmesi gerekenleri öğrenip daha sonra öğretmeni tarafından mecburen frenlenmektedir. Öğretmeni diğer arkadaşlarıyla ilgilenirken bu öğrenciler okuldan sıkılıp belki de okula karşı olumsuz tutum geliştireceklerdir.

Bir at çiftliği sahibi olduğumuzu düşünelim. Bu çiftlikte atlarımızı yarışlara hazırlıyoruz ve atlarımızı niteliklerine göre dört guruba ayırıyoruz. “En iyiler, iyiler, ortalar ve kötüler.” Şimdi “iyi” gruptaki bir atımız çok iyi performans gösterse biz ona hayır senin süren dolmadı kendi gurubunda bekleyeceksin mi deriz yoksa “en iyiler” kategorisine geçirip performansını daha da yükseğe çekmeye mi çalışırız?

Lionel Messi. Bu ismi bilmeyen yoktur. Barcelona ile beraber ilk forma giydiği maç olan Porto-Barcelona maçında oynadığında, Messi daha 16 yaşındaydı. 16 Ekim 2004 tarihinde, 17 yaşındayken forma giydiği Espanyol – Barcelona maçı ile, İspanya Birinci Liginde (La Liga) forma giyen en genç futbolcu unvanının sahibi oldu. Bu unvana 1 Mayıs 2005 tarihinde, Albacete’ye gol atarak La Liga’da en genç yaşta gol atan futbolcu unvanını da ekledi. Ve niceleri…” Eğer hocası onu akranlarıyla bir tutsaydı ve henüz zamanın var deseydi bu gün inanılmaz bir kariyere sahip olan Lionel Messi olabilir miydi?

Bu konuda verecek örnek çok fazla ancak tekrar konunun özüne dönecek olursak süre temelli sınıf geçme anlayışı özellikle nitelikli, kabiliyetli, farklı öğrencilerimizi yavaşlatıyor, durduruyor hatta onları okuldan soğutuyor. Biliyoruz ki “eğitimde feda edilecek tek fert bile yoktur...”

Kazanım temelli sınıf geçme sistemi uygulandığında “iyi” diye nitelendirebileceğimiz öğrenciler, ait oldukları sınıfın kazanımlarını bitirince sene sonunu beklemeden hemen bir üst sınıfa geçip eğitim-öğretimine yeni sınıfında devam edecektir. Böylece frenlenmemiş olacak ve yeni sınıfının seviyesine yetişmek için daha çok gayret gösterecektir.

"At çiftliği" örneğimizi tekrar hatırlayacak olursak “iyi” sınıfta yer alan bir atımız kötü bir performans gösterince onu “orta” sınıf atların yanına göndermemiz kaçınılmaz olurdu değil mi? İşte kazanım temelli sınıf geçme sistemi de sadece tek yönlü bir sistem olmayacak. Nasıl ki nitelikli öğrenciler süreyi beklemeden bir üst sınıfa geçiriliyorsa bazı konularda yetersiz görünen öğrenciler de o konuları daha iyi öğrensinler diye bir alt sınıfa gönderilebilecek.

Kazanım temelli sınıf geçme sistemi öğretmenlerimizi de rahatlatacaktır. Birinci sınıf okutan bir öğretmen 1. yarıyıl sonunda henüz “e,l,a,t” grubunu alamayan öğrencilerle uğraştığı gibi okumayı öğrenip 6-7 tane hikâye kitabını bitirmiş olan öğrencilerle de uğraşmak durumundadır. Bir yandan henüz okuma-yazmanın ilk basamağında olan öğrenciye okuma-yazma öğretmek diğer yanda sınıfın zirvesinde yer alan bir öğrenciyi daha da yukarılara taşımak öğretmenleri çok fazla yormakta olup öğretmenlerimiz genel olarak önde giden öğrenci hakkında sen kendini kurtardın düşüncesine kapılıp geride kalmış olan öğrencilerle daha çok ilgilenmeyi tercih etmektedirler. Eğer kazanım temelli sınıf geçme modeli uygulanmış olsaydı öğretmenlerimiz iki arada bir derede kalmaktan kurtulmuş olacaktı. 
     

Kazanım temelli sınıf geçme sistemi İKY-madde:32’de belirtilen “İlköğretim kurumlarında sınıf yükseltme” ile karıştırılmamalıdır. Sınıf yükseltme sınırları tamamen çizilmiş ve oldukça dar kapsamlıdır. Ayrıca genel olarak işletilmeyen bir maddedir. Kazanım temelli sınıf geçme sisteminde iki yönlü bir hareket mevcutken sınıf yükseltme tek yönlü ve sınırlı bir harekettir.

Sonuç olarak mevcut olan sınıf geçme sistemimiz öğrencileri, öğretmenleri ve genel olarak eğitim sistemimizi olumsuz etkilemektedir. Süre temelli sınıf geçme sisteminden kazanım temelli sınıf geçme sistemine geçilmesi yazının başında da belirttiğim gibi eğitim sistemimize yeni bir ufuk açabilir. Önerilen sistem geneli etkilese de daha çok nitelikli, belirgin, farklı, başarılı öğrencileri etkileyecektir. Hiç frenlenmeden son gaz hedefe kilitlenmiş bu nitelikli öğrencilerin bir de ahlak hamurları iyi yoğrulabilirse bu gün Nobel ödülünü alan bir Aziz Sancar’ımız varsa gelecekte onlarca bilim adamı, akademisyen, yazar… vs. olabilir. 
         

Uygulanmayabilir ama tartışılmaya değer.

Hayalim(iz)…

Not: Bu yazı sınıfında henüz e harfini bilmeyen ve 4-5 tane hikâyeyi bitirmiş olan öğrencilerin olduğu birinci sınıf öğretmenimizin yakmış olduğu ışık neticesinde yazıldı.


[1] Ziraat Bankası 120. Yıl İlkokulu. Nizip, Gaziantep

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile