Yazdır
Paylaş

Bu gün 24 Ocak. 2016 senesi. Üniversitemin bitmesine bir kaç ay kaldı. Az zorluk çekmedim bu dört sene içinde. Türkiye’nin insanı ne kadar sıcakkanlı, misafirperver olsa da Türkiye gurbet sayılıyor yine de, burada okuyan yabancı öğrenciler için. Çünkü bizlerin aileleri geldiğimiz ülkelerdedir: Kimi Rusyadan, kimi Azerbancandan, kimi Kazakistandan veya başka ülkelerden. Evet maalesef öyle. Vatanımız Ahıska’dan sürüldükten sonra halkımız parçalandı ve herkes rahat edebileceği ya da yaşam şartlarına uyabileceği yere gitti.

Benim annemle babam Rusya’ya göç etti ve orada hayata tutunmaya çalıştılar. Amcam ise hala Azerbaycanda yaşıyor. Annemin akrabaları 1989 Fergana olaylarına rağmen Özbekistan’da kaldılar ve orada yaşıyorlar. Fergana olayları bence daha zulum vericiydi. Annem bizzat yaşamış o acı günleri. Olaylar başladığında dedem ailesini alıp bodruma inmiş ve orada uzun süre belki de haftalarca beklemişler. Ama nereye kadar o soğuk ve nemli bir bodrumda bazen aç ve karanlık bir yerde oturabilinir?.. Tabii dedemin ailesi bodrumdayken dışarda felaket olaylar oluyordu: Halkımızı resmen diri diri yakıyorlardı. Bu şartlar altında yaşanılmazdı artık orada ve dedem ailesiyle Azerbaycan’a kaçtı. Büyük sürgünde ne gibi zulümler, acılar gördü halkım detaylı şekilde bilmiyorum ama annemin bana anlattığı hikaye olmayan gerçek eziyetlere ben ikinci sürgün diyebilirim. Ben bu acıları yaşamadığım için yeterince ölçemiyorum onların büyüklüğünü ama biliyorum ki bu annemler için büyük bir yaraydı, çünkü burada yaşamaya artık alışmışsın, dilini öğrenmişin, yaşama ayak uydurabiliyorsun ve herşey normalken birden sürülüyorsun, acı verici bir şekilde.

2008 senesinde Kırgızistan’da anlaşmazlıklar sonucunda bir iç savaş çıktı ve bu iç savaşın kurbanlarından biri yine Ahıska halkı oldu. Ahıska halkı uslu, kimseye karışmaz, ekmeğini kazanmaya bakan, olaylara karışmaz, siyasetle işi olmayan bir halktır. Buna rağmen iç savaşı sebep ederek milletimin evleri yıkılmış, dışarı atılmışlar, işlerinden olmuşlar vs. Ama neden? Kimseye bir zararı dokunmayan insanlar niye zulüm görsünler?

Yine bu son Ukrayna ve Krım olaylarında evlerinden olan ve savaş nedeniyle evlerine gidemeyen insanlardan çoğu bizim Ahıska Türkleri olmuştur. O derece ki halkımın insanları camilerde yatıp kalkıyordu.

2005 senesinde Rusyanın Krasnodar şehrinde büyük sel nedeniyle su evlerin içine kadar girmiş idi. Bundan dolayı evde olan eşyaların çoğu işe yaramaz hale geldi. Buna karşın Rusya hükümeti insani yardım gönderdi ama bu seferde Ahıska halkı dışlandı ve o yardımdan yararlanamadı, hor görüldü.

Daha bilmediğim ne acılar yaşadı milletim…

Evet bu zulümler nedeniyle Ahıska halkı kendine uyum sağlayacağı bir yerlere gitmek zorunda kalıyor. Ve başka bir ülkeden bir Ahıskalıya rastladığımız zaman “Sen nerenin Ahıskalısısın?” diye sorarız. Eğer yeni tanıştığımız bir Ahıskalı bizim akrabalarımızın olduğu ülkedense hangi şehirden olduğunu sorarız. Akrabalarımızı tanıyıp tanımadığını sorarız. Akrabalarımızla olan bir bağı yoksa ya da akrabalarımız olmadığı bir ülkedense yine de konuşuruz, birbirimiz hakkında ortak noktalar keşfetmeye çalışırız ki; ortak noktalarımız az değildir. Onları oturup konuşmak, hatırlamak bizim insana ya da bizim deyişle “bizim şennigin” insanına huzur veriyor, rahatlatıyor, sevindiriyor. Ortak örf ve adetlerimizi, gelenek ve göreneklerimizi hatırlamak farklı diyarlardan olan iki Ahıskalı için yıkılmaz ve sarsılmaz bir köprüdür, bağdır. Acı, tatlı ortak olayları hatırlamak yine köprüden geçerek birbirimize yakınlaşmaya arzumuzdur. Eğerki bir toplumda farklı ülkeden birinin olduğunu öğrenirsek hemen yanına gider ve “Sen nerelisin” sorusunu sorarız. Mesela benim Karsta ilk senemde bir gün sınıf arkadaşımla dolmuş durağında durarken Rusya hakkında bana bir soru sordu (benim Rusya’dan geldiğimi biliyordu) ve ben cevap verene kadar yanımızda duran genç bir arkadaş yakınlaşıp “Sen nerelisin?” diye soru sordu. “Ahıskalıyım, Rusyadan geldim” deyince arkadaşın yüzünde tebessüm bir çiçek gibi açtı. Meğer o da benim gibi Ahıskalı, onun da ilk senesi Kars’ta ve o da yabancı uyruklu öğrenciydi, Azerbaycan’dan gelmişti. Adı Yaşar. Sonra bir gün onu bizim eve davet ettim ve o şekilde arkadaşlığımız devam etti. Onu bulduğuma çok seviniyordum, çünkü Kars’ta başka bir Ahıskalı tanımıyordum ve bana çok yardımı dokundu, sağolsun. 

Tabii bu ortak noktalarımız yani dilimiz, adetimiz, geleneklerimiz vs. dışında farklı yönlerimiz de var. Farklı ülkelerde yaşayan Ahıskalılar yaşadığı ülkelerin gereğince o ülkenin dilini, kültürünü, tarihini, gelenek, göreneklerini, adetlerini, siyaset biçimini, toplumun biçimini falan bilmek zorunda; zamanla ister istemez öğreniyorlar.  Bu da onların o bölgelere ait tarzda konuşmalar yapmaları, örnekler getirmeleri, o halktan bahsetmeleri gayet normal. Ama değişmeyen ve en önemli bir şey vardır ki o da Ahıska dilidir. Ahıska dili Türkçenin Ahıska ağzıyla konuşulan halidir. Ahıska dilini koruyoruz. Bir milleti var eden dilidir. Dil unutulursa eskiye dayalı bağ kopar ve bir millet yok olmaya başlar zamanla.

Kars’ta ilk senemde Yaşar’la tanıştım ve burada ondan başka Ahıskalı tanımıyordum. Ama seneler geçtikçe anladım ki Kars’ta bayağı çok Ahıskalı varmış. Onlar çok eskiden göç etmişler Türkiye’ye veya 1921 senesinde yapılan Kars anlaşmasıyla Türkiye ve Sovyetler Birliği arasında sınırlar çizildiğinde Ahıska’nın bir kısmı Türkiye’de kaldı. Mesela Ardahan’ın Posof ilçesinden olan arkadaş ve hocalarım “Ben de Ahıskalıyım” diyorlar ki bu bizleri çok mutlu ediyor, çünkü Ahıskanın toprağında doğmuş büyümüş insanlar bize o toprakların güzelliklerini anlatabilirler. Eskiden Türkiye’ye göç etmiş ama maalesef dilimizi unutmuş milletimizin insanı bizlerin Ahıskalı olduğumuzu öğrenince “Ben de Ahıskalıyım. Babalarımız / Atalarımız Ahıska’dan gelmiş” diyerek bizimle iletişim kurmak, yakınlık göstermek, Ahıska’ya aitlik göstermek istiyor, hele ki Ahıskaca bir iki kelime biliyorsa o zaman kaynaşır gideriz. Türkiye’ye eskiden göç eden veya sınır çizildiğinde Türkiye’de kalan Ahıskalılar başka ülkeden Ahıskalıları görünce kendilerini kültür olarak, millet olarak, halk olarak daha doğrusu "bizim şennik" olan birisini arayan bir kişi olarak gösterirler. Yani onların içinde o bağ var, vatan sevgisi var, onların derdi – başka biriyle aynı olan geçmişteki hatıralar ve birbirlerini anlayacaklarını düşünen birisini bulmaktır.

Şu bir gerçektir ki biz yani Türkiye’de okuyan yabancı ülkelerden gelen Ahıskalı öğrenciler bazen zorluk çekiyoruz. Normaldir hayatta zorluk çekmesi gerek insanın ki kolayın kolay olduğunu bilsin ve “kalayın” kolay kazanılmadığını bilsin. Ama tabii bizim çektiğimiz zorluklar bizim ana babamızın, nene dedemizin çektikleri zorluklar yanında hafif kalır ve karşılaştırılması bile hakaret olur. Çünkü onlar onca eziyete rağmen bizim dilimizi, dinimizi, kültürümüzü olduğu gibi korumuşlar ve aktarmışlar bizlere.

Asıl görev bizlere düşüyor: Ahıskayı tanıtmak! Maalesef ki şu günümüzde çevremizdekilere Ahıska nerededir? Ahıskalı kimdir? Ne olmuştur? gibi şeyleri anlatmak ve anlatmayı istemek bazen çok zor oluyor, çünkü mesela Türkiyeliler “Siz de Türksünüz canım” diyerek dinlemiyorlar bile. Ya da ben mesela Rusya’da büyümüş biriyim ve dolayısıyla örnekler getirirken bazı konularda Rusyayla ilgili, Rusların kültüründen, onların yaşamından örnekler getiriyorum çünkü ben orada doğmuş, büyümüş biriyim. Türk kültürünü, Türk yaşamını az birşey biliyorum ama Türkiye hakkında konuşacak kadar değil. Ve bu durum sonucunda bana “Sen asimile olmuşsun”, “Sen Ruslaşmışsın”, “Sen Türk değilsin”, “Sen Rusya’yı savunuyorsun” gibi cümleler kuruyorlar ve bu çok acı veriyor ve şevkimi kırıyor. Hâlbuki biz orada dedemizden nenemizden gördüğümüz her şeyi yapıyoruz: Şiirler okuyoruz, türküler süylüyoruz, masallar okuyoruz, halk oyunlarımızı oynuyoruz, milli yemeklerimizi yapıyoruz, en önemlisi de Ahıska dilinde konuşarak onu koruyor ve canlı tutmaya çalışıyoruz.

Ahıskalıların farklı ülkelerde çektiği zorluklara rağmen hepsi Rusya’dan da, Azerbaycan’dan da, Kazakistan’dan da, Kırgızistan’dan da, Ukrayna’dan da, Amerika’dan da ve birçok yerden olan Ahıskalıların hepsi Türkiye’yi kendi yurtları olarak bilir ve severler ve bu sevgileri hiç azalmaz. Ama Ahıska’yı bu halka anlatmakta zorluk çekiyoruz hatta yanlış anlaşılabiliyoruz. Bu yüzden şimdiki kuşak için de Ahıskalı olmak zordur.

Paylaş