Sicilya’daki İslam Kültürü ile Yetişen Roma Hükümdarının Hayatına Bir Bakış

Emir Öngüner

Tarih boyunca medeniyetler arası etkileşimlerin var olduğu gerek çeşitli siyasi figürlerin hayat hikayelerinde veya gerek devlet politikalarında gözlemlenebilmektedir. Peki devletler statüsünde çatışan inanç ve kültürler arasındaki bu temasların tarihte ne gibi örnekleri mevcuttur? 13. yüzyıla baktığımızda Ortaçağ döneminde bu hadisenin Avrupa’daki üst bürokraside cereyan ettiğini görebiliriz. Alman tarihinde ‘Birinci İmparatorluk’ olarak geçen (I. Reich)[1] Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu’nun 1194-1250 yılları arasında yaşamış ünlü hükümdarı Svabyalı[2] Hohenstaufen[3] hanedanından IV. Heinrich’in oğlu II. Friedrich bu bahsettiğimiz etkileşimin Ortaçağ’daki en önemli figürü olarak karşımıza çıkmaktadır. ‘Barbarossa’ lakaplı dedesi[4] ile aynı ismi taşıyan, Papa tarafından taç giydirilen ve şahsi güvenliğini Müslüman askerlere emanet eden[5] bu Roma tacına sahip Alman hükümdarını bahsettiğimiz çerçevede daha yakından tanımamız gerekiyor; fakat bundan evvel Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu’nun kuruluşuna kısaca göz atılmalıdır.

Esasında bir Alman devleti olarak kabul edilen bu imparatorluğun Roma-Cermen adıyla anılması tarihte ilgi çeken hadiselerden biridir. Almanca orjinal ismi ‘Heiliges Römisches Reich Deutscher Nation’(Alman Halkının Kutsal Roma İmparatorluğu) olan bu devlet ‘cihan egemenliği’ kavramı üzerine kurulmuştu. Avrupa’daki milletlerin ünlü Jül Sezar’ın hüküm sürdüğü Antik Roma dönemine olan hayranlık ve özlemi Franklar ve Cermenler’in[6] siyasetteki temel unsuruydu. Tarihte Şarlman olarak tanınan Frank Kralı I. Karl ülkesinin sınırlarını genişlettikten sonra Antik Roma’nın ruhunu şahlandırmak adına Roma İmparatorluğu adı altında bir oluşumu başlatmak için PapaIII. Leo’ya resmi başvuruda bulunmuş ve kilise tarafından tüm Hristiyanlığı korumak göreviyle donatılarak 800 senesinde birinci Kutsal Roma İmparatoru ilan edilmiştir. İmparatorluk tahtının Alman soyuna geçmesi ise 962 senesini bulur. PapaXII. Ioannes tercihini Saksonyalı Alman Kralı I. Otto yönünde yapar ve bu tarihten sonra Salian, Luxemburg ve Lorraine hanedanları hariç 19. yüzyıla kadarki tüm imparatorlar Alman kökenli olacaktır. İmparatorların aldığı ‘Kaiser’ ünvanı ise Sezar kelimesinden türemetilmiştir.[7] Prusya Krallığı’nın önderliğinde Almanya coğrafyasında bulunan diğer irili ufaklı prenslik ve derebeyliklerin birleşmesi ile 1871 senesinden I. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar ikinci imparatorluk dönemi (II. Reich) yaşanmıştır. Bu süreci yöneten soylular ise Alman Hohenzollern hanedanına mensuptu ve imparatorluk federal ırsi monarşi formatında yönetilmekteydi.

II. Friedrich’e geri dönelim. Henüz iki yaşındayken babası IV. Heinrich’i kaybetmiş ve annesi Sicilya Prensesi Konstanza ile bu adadaki Palermo şehrinde büyümüştür. Sicilya’ya vardığı sırada henüz iki yaşında iken Sicilya Kralı olarak kendisine taç giydirilmiştir. Yaşının küçük olması sebebiyle babasından kendisine Roma İmparatorluğu tacının geçmesi mantık dışı olduğundan Papa II. Innocent, Welf[8] hanedanı Braunschweig kolundan IV. Otto’yu imparator ilan etmiştir. Bu sırada Sicilya Krallığı, II. Friedrich yönetimi eline alabilecek yaşa gelinceye dek naipler vasıtası ile yönetilmiştir. Yönetimi devralan kral Roma İmparatorluğu ünvanını ele geçirmek için IV. Otto ile mücadelesinden galip ayrılarak hem Almanya’nın tek hakimi olmuş hem de Roma tacını giymeye hak kazanmıştır. İlaveten Kudüs Kralı Jean de Brienne’nin kızı II. İsabella Yolande ile evlenerek Kudüs Kralı ünvanını da almıştı.

Bizi bu başlık altında Hohenstaufen hanedanını yeniden Roma hakimi yapan II. Friedrich’in entellektüel kişiliği ve İslam dünyası ile olan ilişkisi ilgilendiriyor. Çocukluğunu Sicilya’da geçirerek burada eğitilen II. Friedrich’in etkilendiği çevreyi anlayabilmek için Sicilya tarihine de kısaca göz atmamız gerekiyor. Sicilya, 7. yüzyılda Hz. Osman döneminde Bizans toprağı iken işgal ediliyor. Aglebiler, Fatımiler, Kelbiler gibi Müslüman hanedanların burada hüküm sürdüğünü görüyoruz. 11. yüzyıl ortalarında Akdeniz’e uzanan Normanlar[9] adayı fethedince idare Hristiyan Avrupalılar’a geçmiştir.

1194 senesinde doğan II. Friedrich, doğumundan yaklaşık bir asır evvel yıkılan Sicilya Emirliği ekolünde yetişmiş Müslüman alimlerce eğitilmişti ve Arapça’yı akıcı derecede konuşabilmekteydi. Kendisine Palermolu İbn al-Cusi Arapça diyalektik öğretmenliği, Alam ed-Din Hanefit matematik ve astronomi öğretmenliği ve Saih Sirak al-Din al-Urmani ise mantık ve felsefe öğretmenliği yapmıştır. II. Friedrich’in yaşamı boyunca entellektüel yanının ağır bastığı görülmektedir. Kutsal topraklara gittiği sırada Eyyubi sultanı Kamil bin Adil’e[10] içinde 7 adet bilimsel soru bulunan bir mektup gönderir. Bunlardan üçü gökbilim ile ilgilidir[11]:                                       

          

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Resim 1: II. Friedrich (Kaynak: https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/d/db/Frederick_II_and_eagle.jpg)

· Işığın kırılması,

· Işığın algılanması ile ilgili olarak insan gözündeki gözbebeğinin çalışma prensibi,

· Gök cisimlerinin boyutları.

Diğer sorular ise mantık, felsefe ve teoloji hakkındadır:

· Aristoteles’e göre mantıkta neden 10 temel kategori[12] vardır? Bu listede değişiklik yapılması mümkün müdür?

· Aristoteles tüm yazılarında dünyanın oluşumunu sonsuzluğa bağlamaktadır. Onu bu düşünceye iten sebepler nedir? Kanıtlayamamışsa bile neden böyle düşünmüş olabilir?

· Teoloji bilim dalının amacı nedir? En önemli aksiyomları[13] nelerdir?

· Hz. Muhammed’in ‘müminin kalbi Allah’ın iki parmağı arasındadır’ hadisi ne anlama gelmektedir?

Sorulara yönelik cevapların ancak bazılarının Kamil bin Adil tarafından II. Friedrich’e gönderildiğine dair kanıtlar bulunmaktadır. Sultan Kamil, astronomi konularındaki çalışmalarda faydalı olması ümidiyle II. Friedrich’e bir usturlab[14] hediye etmiş ve soruları cevaplandırması için zamanın önemli alimlerinden Şihabüddin Ahmed el-Karafi’yi görevlendirmiştir. El-Karafi, kendi eserinde bu hadiseden şu şekilde bahseder:

‘Franklar ve Sicilya kralı olan Avrupalı imparator Müslümanlar’ın bilgi seviyesini ölçmek için Melik al-Kamil’e cevaplanmasını rica ettiği yedi soruluk bir mektup gönderdi. İmparator bilgili ve zeki bir kişiydi. Sorularının bazılarının cevaplanabildiğini malumdur.’ [15]

Resim 2: Eyyubi Sultan Kamil ile II. Friedrich’in Yafa’daki karşılaşmalarını tasvir eden bir resim (Kaynak: http://www.ulrich-menzel.de/odw/1229_haupt.jpg)

Bu sorular tarihte ‘Sicilya Soruları[16] olarak kayıtlara geçmiş ve İspanyol oryantalist Dario Cabanelas tarafından ‘Ortaçağ’daki Hristiyan Avrupa ile İslam dünyası arasındaki entelektüel ilişkilerin sembolü’ olarak nitelendirilmiştir.[17] II. Friedrich ayrıca Mısır, Suriye, Anadolu, Irak ve Yemen’deki sufi bilginler ile de temasa geçmeye teşebbüs etmiştir. Görüşlerine başvuracak bir alimi kendisine tavsiye etmesi için Kuzey Afrika’da hüküm süren Muvahhid Devleti’nin[18] hükümdarı ve halife II. Abdülvahid Reşid’e mektup göndermiştir. Muvahhid hükümdarı kendisine Endulüslü ünlü sufi bilgin Abu Mohammed Abd el-Hakh İbn Sebin’i (kısaca İbn Sebin)önermiş ve dinin yücesi anlamına gelen ‘Kutbettin’ lakaplı bu İslam alimi II. Friedrich’in sarayına davet edilmiştir. İmparator, İbn Sebin’e soruları cevaplandırması karşılığında büyük bir meblağ ile mükafatlandıracağını söylediğinde İbn Sebin bu vazifeyi Allah’ın merhameti ve İslamiyet’in yayılması adına yapacağını ve maddi bir karşılık kabul edemeyeceğini söylemiştir.[19]

Burada dikkat çekici şu tespitlere değinmemiz gerekiyor:

- Kutsal Roma İmparatoru olan Hristiyan bir kral İslam dini ile ilgilenmekte ve fazla yaygın olmayan hadisleri dahi bilerek bunlar hakkında fikir yürütmektedir.

- 1209 senesinde Papa III. Innocent tarafından Aristoteles’in tüm çalışmaları Hristiyan alemi için yasaklanmasına rağmen Papa tarafından taç giydirilen Roma imparatoru Aristoteles’in fikirleri hakkında Müslüman hükümdarlar ve alimler ile tartışmaktan çekinmemektedir.

- Hristiyan bir Roma imparatoru varoluş ve felsefe konularında İslam alimlerine başvurarak onlarla fikir paylaşımı konusunda çaba sarf etmekte ve bağlantıda kalmak istemektedir.

II. Friedrich’in annesinin babası Sicilya Kralı II. Rugerro’un[20] adına bastırılan paralarda ‘Hristiyanlığın savunucusu’ sözü Arapça yazılmış ve Sicilya’daki devlet teşkilatı dönemin Müslüman ülkelerindekinden kopyalanmıştır.[21] İslami yönetimin sona ermesiyle Sicilya’daki Müslümanlar tüm haklarını muhafaza etmiş, hatta camilerine dokunulmamış olup kendi hakimlerine sahip olma hakkı dahi tanınmıştır.  II. Rugerro dönemindeki bu Sicilya Müslümanlarının bilimsel kulvarda aktif olduklarını da görebiliriz. Kralın yanında sürekli bulundurduğu bir Müslüman alimden bahsedilir: Abu Abdullah Muhammed İbn Muhammed İbn İdris, kısaca el-İdrisi[22]. Kendisi Rugerro’nun yanında 15 sene boyunca önemli bir eser çalışması için bulunmuştur. Endülüs Müslümanı olarak İspanya’daki Septe şehrinde doğmuş ve Sicilya’da vefat etmiş bu ünlü gezgin ve kartografi uzmanı, 1154 senesinde ‘Tabula Rogeriana’ ismindeki coğrafya kitabını neşrederek dönemin en detaylı dünya haritalarından biri tamamlamıştır. Kitabın adını Arapça koymuş[23] ve Türkçesi ‘Uzak Diyarlara Yapılan Müthiş Seferlerin Kitabı’ olan bir başlık seçmiştir. Haritaya göz atıldığında 12. yüzyıldaki coğrafi bilgiler çerçevesinde sadece Asya, Avrupa ve Kuzey Afrika bilindiği düşünüldüğünde oldukça detaylı denilebilir. Bugünkü haritalara nazaran en önemli farkı güney-kuzey yönünde hazırlanmış olmasıdır. El-İdrisi’nin 653 sayfalık eserinde dünyanın çeşitli yerleri hakkında temel bilgiler de mevcuttur. Yani bu yapıt sadece bir harita çalışması değil, evrensel bir kültür kitabı olarak hazırlanmış ve ileriki yüzyılda çoğu medeniyet için altyapı olarak kullanılmıştır.[24]

Resim 3: El-İdrisi’nin 1154 yılında hazırladığı ‘Tabula Rogeriana’ eserindeki dünya haritası

Kaynak: https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/a/a1/TabulaRogeriana_upside-down.jpg/1280px-TabulaRogeriana_upside-down.jpg)

Sicilya kralı olan dedesi Müslümanlar ile böylesine iç içe iken bu kültürün etkisinde büyüyen II. Friedrich’in İslamiyet’e olan ilgisini sorgulamak gülünç değil midir? Dedesinin ölümünden sonra Sicilya tahtına çıkan dayısı I. Wilhelm de Müslüman halka karşı  aynı politikayı sürdürmüş; fakat onun oğlu II. Wilhelm  tamamen İslam karşıtı cepheye geçmiştir. II. Friedrich’in doğumundan 10 sene evvel Sicilya adasına ziyarette bulunan İslam gezgini ibn Cübeyr, adadaki medeniyet seviyesinin mükemmelliğini ve sarayda bulunan bürokratların oryantal kültürde giyinip İslam medeniyetini her alanda dikkatle takip ettiklerini belirtmiştir.[25]

II. Friedrich ayrıca 1224 senesinde İtalya yarımadasının güneybatısındaki Puglia bölgesinde bulunan Lucera şehrine Sicilya’dan Müslümanlar[26] getirtmiş ve buraya yaptırttığı Lucera Kalesi’nde İslami kültüre mahsus etkniklikler düzenlettirmiştir. Güvenliğini Müslüman askerler sağlarken kalesinde günde beş vakit ezanın[27] okunulmasına da müsaade eden bu Roma imparatoru Müslümanlar’ın sevgi ve saygısını kazanmıştır. Lucera kentindeki bu hoşgörüsü sayesinde yerli halk kendisini ‘Lucera Sultanı’ olarak anmaya başlamıştır. Hatta şehirde Müslüman alimlerin çalışmalarını sürdürmeleri için bir astroloji ve astronomi bilimleri akademisi kurmuştur. Lucera’daki Santa Maria Assunta katedrali[28] camiye dönüştürülmüş ve halka ibadet konusunda her türlü imkan sağlanmıştır. Aynı sene Napoli’de bir üniversite kurdurtmuş[29] ve 1088’de kurulan ilk Avrupa üniversitesi Bologna’dan sonra bugüne kadar halen fiilen eğitim veren İtalya’nın ikinci büyük bilim kurumunu hayata geçirmiştir.

Resim 4: II. Friedrich döneminde camiye çevrilen Santa Maria Assunta katedrali (Kaynak: https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/f/ff/

Cattedrale_%28Lucera%29.JPG)

Kültürümüzde Selçuklu yıldızı olarak bilinen sekizgen şeklin çok daha evvelden geometri biliminde Müslüman alimler tarafından incelendiği ve mimari alanda kullanıldığı bilinmektedir. İslam sekizgeni ve camilerin mimarisini inceleyen II. Friedrich Lucera’nın bulunduğu Foggia bölgesinin güneyindeki Andria kentine yaptırdığı ‘Castel del Monte’ isimli kalenin tasarımında sekizgen formların kullanılmasını istemiştir. Günümüzde Andria Kalesi olarak bilinen ve yapımı 10 sene sürerek (1240-1250) imparatorun ölüm yılında tamamlanan bu yapının mimarisi ayrıca imparatorluk tacı ile de benzerlik göstermektedir. Sekizgen kalenin en çekici özelliği ise astronomik kuramlar göz önüne alınarak tasarlanmış olmasıdır. Duvarlarda günün belirli saatlerinde gözüken gölge düşümleri bu yapının güneş saati formatında inşa edildiğini göstermektedir. Ünlü Alman sanat tarihçisi Dankwart Leistikow’un bu konudaki yorumları da okunmaya değerdir. [30]

Resim 5: Sekizgen mimarinin kullanıldığı ‘Castel del Monte’ kalesi (Kaynak: http://www.ruggeroarena.com/wp-content/uploads/castel-del-monte1.jpg)

II. Friedrich’in bir diğer ilgi alanı ise yırtıcı kuşlardır. Günümüze ulaşan bazı resimlerinde imparatorun avcı kuşlar ile tasvir edildiği görülmektedir. Felsefe, teoloji ve astronomi kadar hayvan bilimine olan ilgisi ile de tanınan hükümdar, 1240lı yıllarda orijinal başlığı ‘De arte venandi cum avibus’ olan ‘Kuş Avlama Sanatı Hakkında’ isimli bir çalışma yayınlatır. İmparatorun doğanlar ve vahşi kuş avcılığına olan ilgisi onu bu tarz çalışmalara teşvik etmiştir. İşin ilginç tarafı, imparator emir vererek bu çalışmaları yaptırtmamış; bilhassa bilimsel gözlem ve analiz prosedürlerinin içinde bizzat yer alıp kendi notlarını tutmuştur. Avusturyalı Nobel ödüllü etoloji[31] uzmanı Konrad Lorenz’e[32]göre II. Friedrich’in bu çalışması ornitoloji denen kuşbilimi dalının başlangıcı olarak kabul edilmektedir.[33] Bu eserin neşredilmesinden evvel imparator Aristoteles’in kaleme aldığı ‘Hayvanların Tarihi’, ‘Hayvanların Organları’, ‘Hayvanların Nesilller’ ismiyle üç ana parçadan oluşan ve sonrasında ‘Kitab al-hayavan’ ismiyle Arapça’ya tercüme edilmiş eseri incelemiş ve hayvanlara olan ilgisinden ötürü Eyyubi sultanı ile arasındaki diyalog döneminde kendisine Mısır’dan çeşitli hayvan türleri hediye edilmiştir.

 

Resim 6: ‘De arte venandi cum avibus’ isimli kuş avlama sanatı hakkındaki kitap (Kaynak: http://www.summagallicana.it/lessico/f/f%20De%20arte%20venandi%20cum%20avibus%20deluxe%20facsimile%20edition.jpg)

Papalık tarafından kendisine taç giydirilerek Hristiyan aleminin koruyucusu olarak tahta çıkan II. Friedrich, Ortaçağ karanlığı sırasında el-Tusial-Battaniibn Yunus gibi Müslüman bilim insanlarının eserlerini incelerken kendi coğrafyasında matematik konusunda adından söz ettiren Fibonacci lakaplı Leonardo da Pisa’nında çalışmaları ile yakından ilgilenmiştir. Hatta Fibonacci 1225 senesinde hazırladığı ‘Çift Kuvvetli Sayılar[34] isimli çalışmasını Roma imparatoruna ithaf etmiştir.

II. Friedrich’in İslam kültürünü hükümdarlığı süresince ön planda tutmasının ardında sadece İslam alimleri tarafından eğitilmiş olması değil, ayrıca Roma’daki merkezi Katolik kilisesi ile olan çekişmesi de yatmaktadır. Papa ve imparator kendilerinin Tanrı tarafından görevlendirildiklerini ve yeryüzündeki Hristiyanlar’ın tek koruyucusu olduklarını söylemektedir. Bu iki kurum arasındaki kin de bu sebepten doğmuştur. Güncel kaynaklarda II. Friedrich’in İslam dünyası ile olan iyi ilişkilerini papaya karşı provokasyon olarak kasıtlı olarak geliştirdiği ifade edilmektedir. Bu arada kilise tarafından kendisine Roma tacı takılan imparatorun Müslümanlar ile iyi geçinmesinden ötürü aforoz edildiği iddiaları da yaygındır. Bugün Avrupa’daki muhafazakar zihniyet bu gelişmeleri göze alarak Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu hükümdarını dinsiz, Müslüman özentisi ve Hristiyan düşmanı gibi yakıştırmalar ile karalamaktadır.

14. yüzyılın vakanivüsü ve ünlü ‘Hanedanlar ve Krallıklar Tarihi[35] eserinin sahibi Mısırlı tarihçi İbn al-FuratII. Friedrich hakkındaki bölümü kralın vefatıyla bitirirken şu cümleyi eklemiştir:

‘Bu sene içerisinde Kayzer Friedrich vefat etti. Kayzerin içten saklı bir Müslüman olduğu söylenmektedir.’ [36]

Bir Hristiyan kurumu olan Roma İmparatorluğu’nun tahtında oturan birinin komşu medeniyetler ile olan münasebetinin eleştirilmesi Avrupa’daki karanlık Ortaçağ zihniyetine göre normal karşılanabilir. II. Friedrich’in kripto Müslüman[37] olduğu iddiası ise mantık çerçevesinde kabul edilmesi imkansız bir iddiadır. Bilime ilgi göstererek dünyayı tanımaya çalışmak ve bu süreçte becerisini kanıtlamış yabancı alimlerden fikir almak istemek o zamanın katı Hristiyan formatı süresince dinsizlik olarak tanımlanmış ve bu sebeple imparatorun kiliseden aforoz edildiği iddia edilmiştir. Genç yaşlarda eğitimini aldığı Sicilya’daki Müslüman bilginlerden edindiği altyapı imparatoru İslam medeniyetine olumlu bakmaya yöneltmiş ve hatta bir seferinde Haçlı seferinin iptal edilmesine dahi önayak olmuştur. Kudüs mücadelesinde Haçlılar’ı yenen Selahaddin Eyyubi’nin soyundan gelen bir sultan ile fikir alışverişi yapması, İslam coğrafyasına dostane mektuplar göndermesi, Müslümanlar’ı şahsi muhafızları olarak seçmesi, Lucera’da bir katedrali camiye dönüştürmesi gibi eylemler şüphesiz kilise cephesini oldukça rahatsız eden davranışlardı. Fakat her şeyden evvel II. Friedrich’in bilime ve entelektüel düşünceye hevesli olduğu alenen görülmektedir. Hz. Muhammed’in ‘ilim Çin’de dahi olsa alınız’ hadisini sanki kendine referans almışçasına İslam dünyası ile yakın ilişkiler geliştirmeye çalışan bir Roma İmparatorunu eleştirilen zihniyet ile 4 asır sonra Galileo’yu engizisyon mahkemelerinde süründüren zihniyetin aynı olduğu aşikardır.

İsviçreli kültür tarihçisi Jacob Burckhardt, 1860 senesinde yayınladığı ‘İtalya’daki Rönesans Kültürü[38] isimli çalışmasında II. Friedrich’i ‘tahttaki ilk modern insan ve 13. yüzyılın en büyük siyasi şahsiyeti’ olarak yorumlamış ve Burckhardt’ın bu tespiti Alman tarihçi Franz Kampers’in 1929 senesinde kaleme aldığı ‘Kaiser II. Friedrich: Rönesansın Hazırlayıcısı[39] isimli eserinde de dile getirilerek imparatorun bilimsel çalışmalara önem vererek Ortaçağ’da sivrilen bir şahsiyet olduğu tezi işlenmiştir. 19. yüzyılın tartışmasız en çok ses getiren Alman filozofu Friedrich Nietzsche ise II. Friedrich’in[40] siyasi manevralar gereği Hristiyanlık ve İslamiyet arasında bir denge kurmaya çalıştığını ve kendisinin esasında bir ateist olduğunu iddia ederek imparatoru ‘şahsi zevkine uygun ilk Avrupalı’[41] olarak övmüştür. İmparatorun en kapsamlı biyografi çalışmalarından birini hazırlayan Alman tarihçi Prof. Ernst Kantorowicz ise II. Friedrich dönemini ‘okzidentin[42] ilk mutlak monarşisi’ ve imparatoru da ‘Alman rüyasını gerçekleştiren Kayzer’ olarak nitelendirir.[43]

Yukarıda sıralanan övgülerde bulunan Avrupalı sosyal bilimciler Kutsal Roma-Cermen İmparatoru II. Friedrich’i ve icraatlerini şüphesiz rönesans ülküsüne uygun çizgide hareket etmesinden ötürü onaylamışlardır ve bu onayın altında kilisenin uyguladığı baskıya başkaldırma hareketinin yattığı da açıktır. Kilise tarafından aforoz edilen II. Friedrich’in Frankfurt’ta söylediği iddia edilen sözleri bu prosedürü gerçekleştiren Papa IX. Gregor’unkayıtlarında ‘dünyayı aldatan üç kişi vardır; Musa Yahudileri, İsa Hristiyanları, Muhammed ise Paganları aldatmıştır’ şeklinde yer almaktadır.[44] Bu cümlede tarihçi Eberhard Horst’un ‘Der Sultan von Lucera’ eserinde Müslümanlar yerine Almanca ‘Heiden‘ kelimesi kullanılması ilginçtir.[45] Almanca’da ‘Heiden‘ kavramı Hristiyan kültüründe Yahudi olmayıp Hristiyan inancını benimsemeyenler için kullanılır ve günümüzde bu durum Paganizm olarak da bilinmektedir. Hristiyanlık, Hz. Muhammed ve İslam inancını reddettiği için Müslüman yerine zamanın kilise dilinde bu kavramın kullanılması ihtimal dahilindedir. II. Friedrich’in bu sözleri tarihte ‘insanlığın üç aldatanı olayı’ olarak geçmektedir ve bu hadise o dönemde yaşamış İngiliz rahip ve tarihçi Roger von Wendover’in kayıtlarında da mevcuttur.[46] İmparatorun aforoz edilmesinin bu sebepten kaynaklandığı ve kilisenin bu kararı verirken II. Friedrich’in İslam medeniyetine olan hayranlığının ön planda olmadığı açık kaynaklarda belirtilen ortak fikirdir.

Kilise tarafından kendisine Hristiyanlığın koruyucusu ünvanı verilen bir Roma imparatorunun böylesine iddialı sözler söylemesi tartışılacak önemli bir konu iken, öte yandan ölmeden 2 sene evvel damadı İznik Rum İmparatoru III. İoannis Vatacis’e yazdığı mektupta şu sözlere yer vermesi bizi yine farklı düşüncelere yöneltmektedir:

‘...ah şu şanslı Asya, ah şu yurttaşları silahtan korkmayan ve rahiplerinin iftiralarından çekinmeyen doğunun mesut hükümdarları...’ [47]

Mektubun devamında gerçek inanca özlem duyduğunu ve kilise piskoposlarından ciddi anlamda nefret ettiğini dile getirmiştir. Bu kelimeler aslında bir isyanın özetidir. Tanrı tarafından görevlendirildiğine inanan bir imparatorun kendi üzerine başka bir irade tanımaması ve ırsi olarak vasiyet aldığı inancın bürokratik temsilcilerinin kendi hayal ettiği medeniyeti kurmaya engel olmasından yakınması II. Friedrich’in Hristiyan Avrupa’da ciddi anlamda eleştirilmesine sebep olmuştur. Herkesin şahsi inancının kutsal olduğu söylense de söz konusu kişi, dini sorumluluklar ile donatılan bir imparator olunca işin boyutu tamamen değişmektedir. Almanya, Roma, Sicilya ve Kudüs imparatoru II. Friedrich bilimi özgürce keşfetme hevesiyle tahtında oturan, dönemin İslam dünyasındaki medeniyeti hayranlıkla takip edip kendi devletine uyarlamaya çalışan ve bu sırada dini sorumluluklardan ötürü bir nevi bağlı olduğu kilise ile çatışarak kendi içinde yalnızlığa itilen bir erken rönesans kayzeri olarak adını tarihe yazdırmıştır.

DİPNOTLAR


[1] II. Reich, 1871-1918 yılları arasında Prusya Krallığı ile bugünkü güney Almanya’daki yerel derebeyliklerin birleşmesi ile oluşan imparatorluk; III. Reich ise 1933-1945 yılları arasında Nazi ideolojisinin egemen olduğu imparatorluk olarak tanımlanır. Nazi döneminde bir hanedan olmamasına rağmen imparatorluk kavramının kullanılması Alman kültüründe Reich kavramının ‘cihan devleti’ ile eş tutulmasından kaynaklanmaktadır; ki III. Reich’ın varoluş amacı da Alman milletinin dünyaya hükmetmesi idi.

[2] Almanya’da bugünkü Baden-Württemberg eyaletinin yer aldığı coğrafya, güneybatı Almanya.

[3] Bu soylu aile ‘Staufer’ olarak da tanınır. Adını Baden-Württemberg eyaletinde yer alan Schwaebisch Gmünd ile Göppingen şehirleri arasındaki tepeden alır. 11. yüzyılda burada I. Friedrich tarafından bir kale yaptırılmıştır. 1268’de Hohenstaufen hanedanının düşmesinden sonra Habsburg hanedanı Roma-Cermen İmparatorluğu tahtına yerleşmiş ve kale de bu hanedandan Kaiser I. Rudolf tarafından sahiplenilmiştir.  1524-1525 yılları arasındaki büyük köylü isyanı (bknz. Alman Köylü Savaşı) sırasında kale tahrip edilmiştir. Hanedan hakkında ayrıntılı bilgi için bknz:

Görich, K., Die Staufer: Herrscher und Reich, 2011, C.H.Beck Verlag

Großbongardt, A., Pieper, D., Die Staufer und ihre Zeit, 2012, Goldman Verlag

[4] Hohenstaufen hanedanından Kutsal Roma-Cermen İmparatoru I. Friedrich ‘Barbarossa‘ (1122-1190)

[5] Benzer bir durum da Fransa‘da görülmektedir; Napoleon Bonaparte’ın Memlüklü Rüstem Rıza adında şahsi koruması vardı. Ermeni ya da Gürcü olduğu iddia edilen Rüstem çocuk yaşta kaçırılır; Kahire’deki köle pazarına gönderilir; Müslüman olur ve kendisine bu isim verilir. 18. yüzyıl sonu Mısır’a asker çıkaran Napoleon, Rüstem Rıza’yı yanına alır ve özel muhafızı olarak yetiştirir. Ayrıntılı bilgi için bknz: Ghazarians, A., Raza,  R., Carpenter, C., The Memoirs of Roustam: Napoleon's Mamluk Imperial Bodyguard, 2014, Desert Hearts

[6] Franklar ile Cermenler bugünkü Fransızlar ile Almanlar’ın ataları olarak bilinir.

[7] Osmanlı Devleti Konstantinapolis’i fethettikten sonra Fatih ünvanını alan II. Mehmet ayrıca ‘Kayzer-i Rum’ ünvanı ile de anılmıştır. Rum kavramı Türk tarihinde Doğu Roma’nın (Bizans) hüküm sürdüğü Anadolu’ya verilen ad olmakla birlikte bu alan tüm eski kaynaklarda Rum diyarı olarak geçmektedir. Anadolu Selçukluları dahi ‘Selçukiyan-i Rum’ (Rum Selçukluları) şeklinde kaynaklarda yer almaktadır. O dönemde kullanılan Arapça alfabede ‘o’ harfi bulunmadığından ‘u’ harfi kullanılmış ve bu telaffuz ile yazım formatı günümüze kadar gelmiştir. Fatih Sultan Mehmet’in ‘Kayzer-i Rum’ ünvanını kullanması batıdaki Hristiyan dünyasına verilen politik bir mesaj olarak yorumlanmaktadır. Rus kültüründe kullanılan ‘Çar’ ünvanı da aynı kelimeden türemedir.

[8] Bugünkü Britanya Krallığı’nı yöneten Windsor hanedanının kökeni olan Hannover hanedanı Welfler’in bir koludur. Bu şekilde Stuart ve Tudor hanedanları ile de akrabadırlar. Kraliçe I. Victoria ile evlenen Alman Saksonya Prensi Albert ile de Sachsen-Coburg-Gotha hanedanı İngiliz kraliyet ailesine girmiştir. Bir bakıma Britanya, 1714 yılında tahta geçen Hannoverli I. George döneminden itibaren Alman kökenliler tarafından yönetilmektedir.

[9] Normanlar’ın Sicilya’ya geliş hikayesi oldukça ilginçtir. Kuzey Avrupa’dan İtalya’ya paralı asker olarak gelen bu topluluk barbar insan yığını olarak tanınır. Normandiya’daki derebeylerinden Hauteville ailesine mensup komutan Robert Guiscard, Papa tarafından Müslümanlar’a karşı kışkırtılarak ve Sicilya Dükü ilan edilerek adadaki Müslümanlar’ın üzerine salınır. 30 yıl süren savaş sonrası adada mutlak Hristiyan hakimiyeti kurularak Müslüman Sicilya Emirliği son bulur ve Normanlar’ın yönettiği Sicilya Krallığı devri başlar. Böylece Normanlar’ın paralı askerlikten krallığa yükseldiği söylenebilir. II. Friedrich’in annesi Prenses Konstanza bu soydan gelen Kral II. Rugerro’un kızıdır.

[10] Selahaddin Eyyubi’nin kardeşi Emir Adil’in oğludur; Eyyubiler’in Mısır sultanıdır. Kardeşi Muazzam bin Adil ise Eyyubiler’in Suriye sultanı olarak görev yapmıştır.

[11] Sorular hakkındaki yorumlar için bknz:

-       Goldmann, G., Deutscher Kaiser und Muslim?: Über die Beziehungen Friedrich II. von Hohenstaufen zum Islam, 2012, Verlag: Books on Demand

-       Horst, E., Der Sultan von Lucera: Friedrich II. und der Islam, 1997, Herder Spectrum

[12] Bahsedilen kategoriler Aristoteles’in Organon isimli çalışmasında dile getirdiği metinlerden biridir. Aristoteles, varlık kavramının ana hatlarını oluşturduğunu iddia ettiği kategorileri şu şekilde sıralamıştır: cevher, nicelik, nitelik, görelik, mekan, zaman, durum, konum, etki, edilgi.

[13] Doğruluğu ispat edilemeyen veya ispatına gerek duyulmayan ancak doğruluğu kabul edilen öneri. Felsefede ‘postulat’ olarak da bilinir; ‘dogma’ ile karıştırılmamalıdır.

[14] Gök cisimlerinin konumlarını belirlemek için kullanılan bir cihaz. İlk usturlabın Antik Yunan alimi Eratosten tarafından tasarlandığı iddia edilir.

[15] Horst, E., Der Sultan von Lucera: Friedrich II. und der Islam, 1997, Herder Spectrum

[16] Quaestiones Sicilianae. Prof. Şerafettin Yalpkaya tarafından 1934 senesinde Türkçe’ye tercüme edilmiştir; bknz: İbn Seb’in, Sicilya Cevapları, 2013, Büyüyen Ay Yayınları, Hazırlayan: İsmail Dervişoğlu

[17] Cabanelas, D., Federico II de Sicilia e Ibn Sab'in de Murcia, Las Cuestiones Sicilianas, Miscelanea de Estudios Arabesy Hebraicos, 4, 1955

[18] 12. ve 13. yüzyılda güney İspanya, batı Sahra, Fas, Cezayir, Tunus ve Libya toprakları üzerinde hüküm sürmüş bir Berberi devleti.

[19] Grabmann, M., Friedrich II. und sein Verhältnis zur aristotalischen und arabischen Philosophie, Günter Wolff (editör): Stupor Mundi, 1982, WBG Verlag

[20] Bazı kaynaklarda II. Roger olarak geçer.

[21]  bknz: Ali ibn al-Athir ‘in Al-Kamil fi al-tarikh  isimli eseri.

[22] Latince ‘Dreses‘ olarak bilinir. Müslüman alimlerin isimlerinin batılılarca Latince versiyonlarının kullanılması kasıtlı olarak icra edilen bir stratejidir. Yeni nesillere doğu coğrafyası medeniyetleri hakkında bilgiler verilmediği gibi bu memleketlerden gelen alimlerin isimleri de Latinize edilerek aktarılır ve bilinçaltına her önemli bilim insanının Avrupa coğrafyasından çıktığı yalanı enjekte edilir. bknz: İbn Sina = Avicenna, El Harezmi = Algorismus, İbn Bacce = Avempace, El Biruni = Albirunius, İbn Rüşd = Averroes, El Makriz = Makrizi...

[23] Nuzhat al-Mushtak fi'Khtirak al' Afak

[24] Hoenerbach, W., Deutschland und seine Nachbarländer nach der großen Geographie des Idrisi, 1938, Kohlhammer Verlag

[25] Broadhurst, J., Travels of Ibn Jubayr, 2008, APH Publishing Corp.

[26] O yüzyıllarda Müslümanlar’a ‘Sarazinler’ şeklinde hitap ediliyordu.

[27] Aktaran: diplomat ve tarihçi ibn Vasil; bknz: Horst, E., Der Sultan von Lucera: Friedrich II. und der Islam, 1997, Herder Spectrum

[28] Hohenstaufen hanedanının düşüşünden sonra Napoli’yi kontrolü altına alarak krallığını ilan eden Anjou hanedanından II. Karl, 1300 senesinde bu şehirdeki tüm Müslümanları katlettirerek camiyi yıktırmıştır. Günümüzdeki yapı 1317 senesinde tamamlanmış yeni kilisedir.

[29] Orjinal ismi II. Friedrich Napoli Üniversitesi’dir: Universita degli Studi di Napoli Federico II.
Üniversite logosunda imparatorun tahtta oturan resmi bulunmaktadır.

[30]Leistikow, D., Castel del Monte im Lichte der Forschung, Kaiser Friedrich II (1194–1215)- Welt und Kultur des Mittelmeerraumes, 2007, Verlag Philipp von Zabern

[31] Zoolojide hayvan davranışlarını inceleyen bilim dalı.

[32] Burada konu dışı bir bilgi vermek gerekiyor. 1973 senesinde Nobel ödülü alan Prof. Konrad Lorenz II. Dünya Savaşı döneminde Almanya’nın Avusturya’yı ilhakından sonra Nazi partisi NSDAP’ye üye olmuş ve çalışmalarını Nasyonal Sosyalizm ideolojisi çizgisinde sürdürmüştür. Lorenz’in bugün Kaliningrad olarak bildiğimiz Königsberg şehrindeki ünversitede profesör olmasını ise II. Dünya Savaşı sonrası Amerikan saflarına geçip CIA ve BND teşkilatlarını kuran Nazi generali istihbaratçı Reinhard Gehlen’in sosyoloji profesörü kuzeni Arnold Gehlen sağlamıştır. Bilimsel prestij sembolü Nobel ödülünün ırkçı Nazi geçmişine sahip birine verildiğini bugün kimler biliyor?

[33] 1996 senesinde Michael Gregor tarafından hazırlanan ‘Friedrich II.: Kaiser zwischen Himmel und Hölle‘ isimli belgeselde konu hakkında ayrıntılı bilgi verilmektedir.

[34]Liber Quadratorum

[35]Taʾrikh al-duval va ’l-mulük

[36]Crespi, G., Die Araber in Europa, 1992, Belser Verlag

[37]‘Kripto’ tanımı hakiki inancını veya milliyetini saklayarak farklı dine ve millete mensupmuş gibi yaşayan kişiler için kullanılır.

[38]Burckhardt, J., Die Kultur der Renaissance in Italien. Ein Versuch, 1860, Schweighauser Verlag

[39]Kampers, F., Kaiser Friedrich II.: Der Wegbereiter der Renaissance, 1929, Klasing Verlag

[40]Nietzsche, F., Jenseits von Gut und Böse, 1886, Verlag von C.G. Naumann; Rader, O., Kaiser Friedrich II., 2012, Verlag C.H. Beck

[41]Nietzsche’nin ‘zevk’ kelimesi ile ifade etmek istediği ‘zihniyet’ kavramıdır. İbrahimi dinlere olan karşıt görüşü bilinen Nietzsche’nin II. Friedrich hakkında ateist yorumu yapması tartışılması gereken ayrı bir konudur.

[42]Batı tarihçiliğinde Hristiyan Avrupa için kullanılan bir terimdir. Doğu coğrafyasındaki Müslüman Asya ise ‘orient’ olarak tanımlanır.

[43]Kantorowicz, E., Kaiser Friedrich der Zweite, 1927, Georg Bondi Verlag

[44]Horst, E., Der Sultan von Lucera: Friedrich II. und der Islam, 1997, Herder Spectrum

[45]  Bu ilginç hadise hakkında detaylı bilgiler için bknz:

Grabmann, M., Friedrich II. und sein Verhältnis zur aristotalischen und arabischen Philosophie, Günter Wolff (editör): Stupor Mundi, 1982, WBG Verlag

Horst, E., Friedrich der Staufer: Eine Biographie, 1975

Kantorowicz, E., Kaiser Friedrich der Zweite, 1927, Georg Bondi Verlag

[46]Heinisch, K., Kaiser Friedrich II. in Briefen und Berichten seiner Zeit, 1968, WBG Verlag

[47]‘Rahip‘ kelimesi ile kastedilen Müslüman din adamlarıdır. Mektubun yorumlandığı kaynaklar için bknz:

von den Steinen, W., Staatsbriefe Kaiser Friedrichs des Zweiten, 1923, Ferdinand Hirt Verlag

Heinisch, K., Kaiser Friedrich II. in Briefen und Berichten seiner Zeit, 1968, WBG Verlag

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top