Osman Kaya, Artvinlilerce bilinen, şiirleri içselleştirilerek okunan usta bir ozanımızdır. Dizelerinin arkasına gizlediği derin felsefe, imgelerindeki yenilikler, şiirle bağdaşan söylemleri, akıcı dil kullanması Osman Kaya’yı bu konuda yetkin kılmıştır. Osman Kaya, Çoruh vadisi ozanları içinde farklı nitelikleri olan bir kimliktir. Küçük yaşlardan bu yana, yaşamsal sorunlarla baş başa kalması, acı tatlı olaylarla yüzleşmesi, onun şiirlerini devingen yapmıştır. Dizelerinde gerçekleri daha kolay vurgulamasını sağlamıştır. Onun şiirlerini besleyen ana damar,

Sarılın nefretin yerini sevgiler alsın

Bırakın ezanlar okunsun çanlar da çalsın

Aydınlıklar uzun olsun karanlıklar kısalsın

Geceyi gece edip günü de gün edelim.

 

Yağmur yerine kan düşmesin yere bir daha

Dirilmesin kan davası bu töre bir daha

Gerçek sevmişse verelim beyazı siyaha

Üç gün üç gece evrensel bir düğün edelim.

Bu şiiriyle Osman Kaya’nın kendini aştığını, yöresel ve ulusal çapta değil evrensel çapta düşündüğünü, dünyadaki savaşlara, yıkımlara dikkat çektiğini görüyoruz. Ulusları renklerine, dinlerine, ırklarına göre ayırmaksızın tümü için iyi duygular beslediğini anlıyoruz. Bu şiiriyle, İnsanlığa barış ve kardeşlik için çağrı yapıyor.

Ozanları ayrıcalıklı kılan özelliklerden biri de, gözlemlerini, sezgilerini özgün biçimde şiirlere yansıtabilmesidir. Her usta ozanın, kendine özgü anlatım ve temalara değinme biçimi vardır. Osman Kaya, zorluklarla karşılaşmasına karşın yüksek moral gücüyle, iyi niyeti ve evrensel görüşleriyle o bizim gözde ozanımızdır. Onun “Evreni Bütün Edelim” “ Bir Ömrün Şiirleri” ve çok oylumlu (büyük boy 734 sayfa) “50 Senemi verdim” adlı kitaplarını okuyanlar bu farklılığı daha kolay anlayacaklardır.

Buna örnek olarak, Osman Kaya’nın aşağıdaki şiirini birlikte okuyabiliriz:

…..

Baharda ağaca su nasıl yürür

Kulak nasıl duyar göz nasıl görür

Cennet cehennemin bakire durur

Şu kahpe dünyayı dul yaratmışsın.

 

İşlerin adamı bindirir küpe

Çukur fazla derin çok yüksek tepe

İnsan pisliğini attırıp çöpe

Arı pisliğinden bal yaratmışsın.

 

Cücesi var ortası var iri var

Bilmem kaç yüz milyon ölü diri var

İçlerinde Osman diye biri var

Bir sürü gereksiz kul yaratmışsın.

 

Osman Kaya’yı dergi boyutunda bir yazıyla anlatmak çok zor. Bekir Karadeniz’in destekleriyle son çıkan 316 sayfalık  “Nerdesiniz” adlı 9. kitabını da inceledikten sonra, ileride onunla ilgili daha kapsamlı yazılar yazmayı düşünüyorum. Şu an hastanede yatan Osman Kaya dostumuza sağlıklar dilerken, daha nice yapıtlar ortaya koymasını bekliyoruz. Yeni kitabının arka kapağındaki güzel ve hüzünlü şiiriyle sizleri baş başa bırakıyorum.

Nerdesiniz

Sokağa birlik çıktığım yüzlerim nerdesiniz

Can dost diye bildiklerim özlerim nerdesiniz

Sıradağları delip de arkasına bakardım

Artık göremez olmuşum gözlerim nerdesiniz

 

Hiç sormayın bir eğilme oldu ki bellerimde

Yoksa korkuyor musunuz baston var ellerimde

Livane yaylalarında kar suyu göllerimde

Ötüşürdü ördeklerim kazlarım nerdesiniz

 

Kendi lisanınız ile dualar ederdiniz

Bayramlarda harçlıklardan pay alır giderdiniz

Koşardınız ya peşimden Osman Baba derdiniz

Ey vefasız oğullarım, kızlarım nerdesiniz

ALÇAKGÖNÜLLÜLÜĞÜN SİMGESİ BÜYÜK OZAN OSMAN KAYA İLE İLGİLİ ANILARIM

Söze çok eskilerden başlamalıyım.1960 yılından sonra daha çok ilgilendiğim şiir ve edebiyat dünyasında Artvinli ozan ve yazarları tanımayı, onlarla söyleşiler yapmayı ve halk şiirlerini derlemeyi kendime görev bilmiştim. Ardanuç’lu Efkari Baba, Şavşatlı Âşık Kara ve Gülpaşa Dursun ilk tanıttıklarım oldu.

Daha sonra evlenip Ankara’ya yerleştiğimde bile hep Artvin’i düşündüm Artvin’i yazdım. Yabancı yazar arkadaşlarımız eşimle benim bu Artvin tutkumuzu zaman zaman aşırı bulsalar da, yöresel sevdamızı hep dile getirdiler.  Hatta bizimle ilgili yazılar yazdılar.

Bunu neden anlattım? Ankara’da da aynen süren edebiyat sanat merakımız nedeniyle pek çok yazar-çizer dostumuz oldu. Sanat çevresinin göbeğinde geçen 40 yıl içinde,  yazmadığımız veya alıp okumadığımız sanat dergisi kalmadı. Ve bir gün değerli arkadaşım, yazar Sevgi Şenol’dan imzalı bir kitap aldım. 2000 yılı haziran ayında Ardanuç’tan bir güldeste “Gönül Kocamaz” adıyla çıkan bu kitabı bir solukta okudum. Hepsi güzel olsa da, bir kişinin yazdıkları çok çarpıcıydı. Hiç duyulmamış dizelerdi. Şiirin bütün kurallarına uyan bu kusursuz ozanı nasıl tanımamıştık.

Şaşkınlığımı gidermek için Sevgi Hanımı telefonla aradım. Küçük yaşta Ardanuç’tan çıkıp Adana ve İzmir’de yaşadığı için onu yakından tanıyıp, izleyememiştik. Ardanuç’un Kutlu köyünde 1947 yılında doğan Osman Kaya, ilkokuldan sonra Adana’ya çalışmaya gider. Ortaokul ve liseyi İzmir’de bitirir.

Genç yaşta iki kitap yayınlar. Ünlü şairlerden Behçet Kemal Çağlar, Faruk Nafiz Çamlıbel ve Cemal Safi ile görüşür. Dostluklar kurar. Özellikle şair/yazar Halil Soyuer’den çok destek görür. Şiirleri birçok dergide yayınlanır. Bazıları da bestelenir. İlk iki kitabı, 1966 da 19 yaşındayken çıkar.1983-85-86 yıllarında üç kitap daha yayınlar. Ama Artvinlilerden pek duyan olmaz. Sevgi Şenol’un kitabında onu tanıyıp çevremdeki hemşerilerime sorduğumda hiç bilen çıkmamıştı. Yeraltında bir hazinemiz var, yabancılar onu tanıyıp seviyor biz ise bilmiyoruz.

Olacak iş mi? diyerek bu ozanımızı telefonla arayıp görüştüm. O, beni ve eşimi dergilerden tanıyıp izlediğini söyleyince şaşkınlığım arttı. Daha sonra yaptığı açıklama beni hepten şaşırttı. Dedeleri Şavşat Ilıca köyünden Ardanuç’a göç eden Kayaoğlu sülalesinin bir kolu olup, benimle akraba olduğunu söyledi. Buna çok sevindim, kendisiyle gurur duyduğumuzu ilettim.

Böylece başlayan dostluğumuz 15 yıldır kesintisiz sürüyor. 2002 yılında çıkan “Bir Ömrün Şiirleri” 2003 de ise “Evreni Bütün Edelim” kitaplarıyla büyük beğeni kazandı. Ve 2010 yılında  “50 Senemi Verdim” isimli büyük boy 736 sayfalık kitabıyla zirveye çıktı. Kitapları hakkında övgüler yazıldı. Ona en büyük desteği veren Almanya’daki hemşerimiz Bekir Karadeniz’e de teşekkür etmeliyiz. Altın olsan biri seni topraktan çıkarmadıkça değerin bilinmez. Eşim ve ben de onu tanıtmaya çok çalıştık. Ankara’da Artvin Kültür Derneğinde, ona tanıtım günü yapalım diye çok uğraştık. Hep ertelendi ama bir yıl sonra Bekir Karadeniz Almanya’dan gelince beklenen gün düzenlendi, böylesi iyi de oldu.

Salonun dolup taşması için günlerce telefonla dostlarımızı davet ettim.  O zamana kadar pek tanınmayan Osman Kaya dostumuzu o gün paylaşamadık. Ben Şavşat kökenli dediğimde; Ardanuçlular kabul etmedi. Ama o öylesine güzel konuştu ki,  hepimiz gülümsedik. Onu ayrıcalıklı kılan büyük şairliği yanında; çok olgun, ince düşünceli, evrensel görüşlü, saygılı ve sevgi dolu oluşudur. Bu özellikler onu daha değerli yapıyor. Ankara’ya her geldiğinde bize uğrayıp ilginç yaşam öyküleri anlattı. Pek çok şiirini bize posta ile gönderdi. Biz İstanbul’a gidince evine davet etti. Değerli eşi ve çocukları ile tanıştık. 2008 de katıldığım İstanbul TÜYAP 27.Kitap Fuarında, Öğretmen Dünyası dergisi standında görevliydim. Eşiyle beni görmeye geldiler. Eşinin yapıp getirdiği sarmaların tadını unutmadım.

Sonra Şener Ağabeyimle evlerine gittik. Usta ozan Osman Kaya kardeşimi bir de eşinden dinledik. O sırada aklıma Yusufelili Ozan Özeri’nin eşinin anlattıkları geldi. İkisinin de eşlerinden şikâyeti aynıydı.  Bana da aynı soru sorulsaydı, ben de aynı şeyleri söylerdim. Yazar, şair eşi olmak sanıldığı kadar kolay değil. Siz onlarla gurur duyarsınız ama onlar sizi duymaz. Akılları şiirdedir. Şiirle yatar, şiirle kalkarlar. Her şiir yazılıncaya dek, doğum sancıları çekerler. Hece sayısı, uyaklar, sözcükler düzene girmedikçe gerginlikleri sürer. İşin kötüsü, her şiirin doğumundan sonra, yeni şiirin sancıları başlar.  Başkalarının beğenip alkışladığı her şiir, şair eşlerine çok pahalıya mal olur. Osman kardeşimin eşine anlattım bunları. Ne kadar evlerini ihmal etseler de onlarla gurur duymamız gerektiğini bildirdim. Eşine iyi bakmasını söyledim.

Anlattıkları içinde hiç unutamadığım bir anıyı aktarayım. Şair Osman kardeşime ilham gelir, dolar taşar ama yazmak için etrafta kâğıt bulamaz. Çaresiz kalan Ozanımız yeni alınan beyaz gömleğinin koluna yazar. Sonrasını ne siz sorun ne ben anlatayım. Çuvallar dolusu şiir yazılı kâğıtlar bazen odun yerine kullanılır. Sıkıntılarla geçen gençlik yıllarından sonra sağlık sorunları başlar.

Boyun ağrıları, bel fıtığı derken ameliyatlar ve fizik tedavileri bitmez. Şu anda yine İstanbul’da hastanede yatan değerli ozanımıza sağlık ve mutluluklar diliyoruz. Yaklaşan Artvin Tanıtım Günlerinde onu yeni kitabını imzalarken görmek istiyoruz. İnsanın değeri sağlığında bilinmeli. Sonradan heykelini dikseniz önemi yok.

Geçen yıl İstanbul Feshane’de düzenlenen etkinliklere katılmıştık. Onu da başköşede görmek isterdik ama sağlık sorunları nedeniyle katılamamıştı. Bir gün oğlu Ozan, iş yerinden izin alarak babasını getirdi. Sergimizi gezdi. Benim de konuşmacı olduğum paneli dinledi. Eşimle birlikte biraz dolaşıp, sohbet ettiler. Ses sanatçısı hemşerimiz Hüsnüşen Yaşar’ın ona gösterdiği sevgi, ozanlara aşırı merakı ile tanıdığımız Zeki Kurt’un yakın ilgisi onu mutlu etmeye yetti. Onun da bir isteği yok. Ama ben isterdim ki Artvinli Ozanlar bölümünün başköşesi onun olsun. Arkasında kocaman afiş onunla gurur duyduğumuzu yazsın. Onun kitaplarını satacak bir eleman yanına verilsin. Evine götürüp getirmeyi birisi üstlenemezse diğer konuklar gibi yakınlardaki bir misafirhanede üç gün ağırlansın.

O, bunun ötesinde çok şey hak ediyor. Dolu başak eğik durur sözü onun için söylenmiş sanki. Ortalığı boş başaklar kaplamış. Gökyüzü boş balonlardan geçilmiyor. İki satır karalayan kendisini yazar veya şair sanıyor. Kural nedir bilmeden, heceden uyaktan habersiz, çakma şairlerden gerçeklerine yer kalmıyor. Neden Artvin de düzenlenen etkinliklerde onun adı yok. Siyasi görüş ayrılıkları bir kenara konulup, evrensel bir ozan ağırlanamaz mı? Ben bunu yazacağım dediğimde o yüce yürek:  “Hayır ablacığım yazma, oradaki arkadaşlar bana kırılmasın” dedi.

Osman Kaya anlatmakla bitecek gibi değil. Eşim de onunla ilgili yazılar yazdı. Karşılıklı atışmalarını geçen günlerde facebook sayfasında paylaştı. Bana gönderdiği dosyalar, şiirler ve notlara henüz el atmadım. 15 yılın birikimi bir yazıya sığmaz. Bu genel bir yazı oldu. Zamanla diğerlerine de değineceğim. Birkaç yıl önce Ankara’da Atatürk Kültür Merkezinde düzenlenen, Artvin Tanıtım günlerinde ona onur plâketi verilmesi çok güzel bir seçim olmuştu. Diğer plâket alanların da Ardanuçlu oluşu dikkat çekmiş, değişik ilçelerden seçilmeliydi diye eleştirilmişti. Etkinlik programının bence de birçok yanlışlıkları vardı. Düzenleyenler uzman görüşü almamış, kafalarına göre kararlar vermişti. Ama bu üç Ardanuçlu seçimindeki doğru kararları için onları kutlayıp, teşekkür etmek isterim. 08 Artvin Dergisinin geçen sayısında tanıttığım şair Kazım Ertürk öğretmenimiz yıllarını Artvin için harcamış, çok değerli bir insandır. Hatta Osman Kaya’nın da yol göstericisi olup, ona şiir sevgisini aşılamıştır.

Diğer değerli eğitimci yazarımız Rasim Bakırcıoğlu önemli eserler hazırlamış bir bilgi küpü. Onu da gelecek sayıda anlatacağım. Tanıdıkça siz de bana katılıp ne güzel ve yerinde seçim diyeceksiniz. Asırlık eğitim çınarlarımızla gurur duyacaksınız.

Osman kardeşimden söz ederken yıllar önce İstanbul Lütfü Kırdar salonundaki Artvinlilerin etkinlik anıları ile geçen yıllardaki Anıtkabir ziyaretimizde yaşadığımız iki anıyı sonraki yazıma saklayıp, şimdilik iki şiirle yazımı bitireceğim. 2004 yılında “ŞİİRİMİZDE ARTVİN” isimli derleme kitabım yayınlanmıştı.  Ankara’daki Artvin Derneklerine birer paket bağışlamıştım. O günlerde Osman Kaya Ankara’ya gelir, derneğe uğrar ve benim kitabı alır. O gece kaldığı yerde 486 sayfalık kitabı sabaha dek okuyup bitirir. 70 yıllık kaynakları tarayarak topladığım, yerli ve yabancı 250 şairden, 500 kadar şiir çok hoşuna gider. O zamanlar internetten indirme olanağım da yoktu. Tek tek elle deftere yazılan bu şiirlerin sekizi de Osman Kaya’ya aitti. Bu çalışmam onu çok etkiler, kendini tutamaz bana bir şiir yazar ve sabah bize gelirken kitaplarıyla birlikte getirir.

Bu şiiri okuyunca çok mutlu oldum. Elindeki kitabımla bir resmini çekip,  şiirinin üstüne yapıştırdım. Ve bir çerçeveye koyup duvara astım. Böyle usta bir ozana cevap yazmak kolay değildi ama suskun da kalamazdım. Eşimle Osman kardeşim çaylarını yudumlarken ben de bir şeyler karaladım. Yazdıklarımı ben pek beğenmesem de alçak gönüllü, ince düşünceli kardeşim çok beğenerek bana teşekkür etti. Bu yazımı sonlarken, sizi o şiirlerle baş başa bırakıyorum:

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top