“Eğitimdir ki bir ulusu ya özgür, bağımsız, onurlu, yüksek bir topluluk biçiminde yaşatır

ya da bir ulusu tutsaklık ve yoksulluğa götürür." Atatürk

Şu an klavyenin tuşlarına basarken neler yazacağımı kestiremiyorum. Kendimi bırakıp içimden gelenleri yazmaya karar verdim. Eskiden eleştirel bir yazı kalem alırken ister istemez kendimi dizginliyordum. Bu dizginleme bazılarından korktuğum içim değil, karşıdaki insanların emeğine saygısızlık edeceğim düşüncesinden kaynaklanıyordu. Buna karşın bilim dünyasına girdiğim andan beri bildiğim doğruları söylemekten hiç bir zaman çekinmemişimdir. "Her doğrunun her yerde söylenmeyeceği" idare-i maslahat anlayışını hiç benimsemedim. Bu yüzden de pek çok acı çektim. Bu acılar bizi daha güçlü yaptı, güçlünün yanında yer almadık.

Yazının başlığından hareketle konuya giriş yapabiliriz. Programın adı Türkçe Dersi (1-8. Sınıflar) Öğretim Programı. 2012-2013 yılında Türkiye'de eğitim kurumlarının yapısını değiştiriyorsunuz, ilköğretimi kaldırıyorsunuz; yerine ilkokul ve ortaokul kurumunu açıyorsunuz. Programını 4 yıl sonra yayımlıyorsunuz. Bu süreç neden bu kadar uzun sürdü? Bizde mantık hep tersten işlediği için burada da aynı terslik var. Belediyelerin önce yollara asfalt döküp sonra alt yapıyı yapmasına benziyor. Bu Program'a ilişkin Talim Terbiye Kurulunun kararında şu ifade dikkat çekiyor. Karar metni şu şekilde: "652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 28. maddesinin 6. fıkrasının (a) bendi hükmü gereğince Başkanlığımızca hazırlattırılan ve Kurulumuzda görüşülen İlköğretim Türkçe Dersi (1, 2, 3, 4, 5, 6, 7 ve 8. Sınıflar) Öğretim Programının, 2016-2017 Eğitim ve Öğretim Yılından itibaren 1 ve 5. sınıflardan başlamak üzere kademeli olarak ekli örneğine göre uygulanması."

Yukarıdaki ifadede Program'ın adı İlköğretim Türkçe Dersi (1, 2, 3, 4, 5, 6, 7 ve 8. Sınıflar) Öğretim Programı. Programdaki adı Türkçe Dersi (1-8. Sınıflar) Öğretim Programı. Terslik burada da kendini gösteriyor. Program, 2012-2013 tarihinde beri adı değişen kurumlara (ilkokul-ortaokul) yönelik bir program değil anlayacağınız.

Karar metninden devam edecek olursak, Program kanun hükmünde kararnameye istinaden hazırlanmış. Kanun hükmünde kararname yayımladığında yine bu dergide kaleme aldığım iki yazıda bu konuyu işlemiştim. Bu yazılar, "Millî Eğitim Bakanlığının Yeni Görevleri Üzerine Birkaç Söz", "19 Mayıs, 23 Nisan, 30 Ağustos, 29 Ekim…" başlıklarını taşıyordu. Bu yazılarda, bu kanun hükmünde kararnamenin neler getireceğini bir bir anlatmıştım. Özellikle ikinci yazının sonu şöyle bitiyordu: "Yukarıda anlam ve önemini gelecek kuşaklara aktarmakla yükümlü olduğumuz özel günlerin yanı sıra, bizi biz yapan daha pek çok değere sahip çıkmamız gerektiğini de vurgulamam gerekir. Millî Eğitimin yeni görevi kapsamında artık Millî Eğitimin Atatürk’le bağlantılı hiçbir değeri çocuklara aktarmak görevi yoktur. Bu kapsamda, Millî Eğitimin genel amaçları, Öğretmen Andı, personel alım ilkeleri, ders programları, ders kitapları… vs. değişecektir. Elimizde gizli gizli okuyacağımız/okutturacağımız “Gençliğe Hitabe” daha da zora düştüğümüzde “Bursa Nutku” bu yolda önümüzü aydınlatacaktır."

Nisan 2012'deki bu ifadeler, tarihe not düşmek adına kaleme alınmıştı. Şimdi de aynı işlevi gözeterek bir şeyler söyleme gereği hissettim.

Burada Program'ın bilimsel içeriğini ve yazılma sürecini (paralel bağlantıyı) tartışmayacağım. O ayrı bir yazının konusu ve çok kapsamlı değerlendirilmesi gereken bir sorun.

Bu yazı için yaptığım şey şu: Hâlihazırda var olan programları bilgisayara indirdim. Yeni programı da indirdim. Programların arama bölümüne Atatürk sözcüğünü yazdığınızda, şu an uygulamada olan 6-8. Sınıflar Türkçe Programı'nda 100 kez, 1-5. Sınıflar Türkçe Programı'nda 303 kez Atatürk ve Atatürkçülük sözcükleri yer alıyor. Birinci sınıftan sekizinci sınıfa kadar programı ele aldığımızda Atatürk ve Atatürkçülük sözcükleri toplam 403 kez geçmektedir. Bir Türkçe programında bu denli Atatürk'e yer vermek gerekir mi? diye sorgulayabiliriz. Bu durum da pek sağlıklı görünmüyor. Zira söz konusu programlarda Atatürkçülük teması zorunlu tema olarak yer alıyordu. Fakat bu temaya yönelik seçilen metinler kimi zaman çocukların seviyelerinin çok üzerinde, kimi zaman da çok altında olduğu için çocuklar Atatürk'ten soğuyordu. Bu da bilinçli bir yabancılaştırmanın ürünüydü. Çocuklar ister istemez bu metinlerle Atatürk'ten soğuyordu.

Atatürk'e yönelik bilinçli bir yabancılaştırmanın ardından şimdi ne oldu? Yeni programın arama bölümüne Atatürk yazdığınızda, Atatürk sözcüğünün 1 kez geçtiğini görüyorsunuz. İşin daha komiği bu sözcük sadece birinci sınıfların temaları arasında geçmektedir. İşin daha da içler acısı durumu tema, "Millî Mücadele ve Atatürk" olarak belirlenmiş ama konu örneklerinde Atatürk yine yok. Konu örnekleri şu şekilde yer almaktadır:"Millî mücadele, kahramanlık, cesaret, fedakârlık, Çanakkale vb".

Vaziyet bu. Şimdi ben konuşmayayım da kim konuşsun. Daha önceki Programda, "Türk dili; Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”diyen Atatürk'ün sözünü epigrafi yapmışsın, şimdi sadece Atatürk'ü millî mücadeleyle sınırlamış, Programa almışsın. Be ey gafiller, Türkçe Programından Atatürk'ü atınca, "Atatürk ve Türk dili, Atatürk ve devrimleri, Atatürk ve bilimsel bilgiyi, Atatürk ve laik eğitimi, Atatürk ve milliyetçiliği, Atatürk ve vatan sevgisini, Atatürk ve kadını..." gibi konuları nerede, ne zaman işleyeceksiniz.

Bu konular artık Millî Eğitim Bakanlığının hiç bir dersinde İŞLENMEYECEK! Nereden çıkarıyorsun diyebilirsiniz. Ben bunu iki yıl önce Üniversitede gerçekleştirilen bir panelde söylediğimde, "Hocam siz ne diyorsunuz. Böyle bir şey olursa, önce biz karşı çıkarız. Kimse Atatürk'ü eğitimden atamaz demişti." Şimdi o arkadaş AKP milletvekili adayı bile olamadı.

Tarihe not düşmek açısından siyasileri göreve çağırmaktan başka yapabileceğimiz hiç bir şey yok. Çünkü önümüzde 25 Ağustos 2011 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla kabul edilen ve 14 Eylül 2011 tarihinde, 28054 numaralı Resmî Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” var. Bu kararnamenin derhal yürürlükten kaldırılması gerekir. Aksi takdirde 2023'te halifelik kendiliğinden gelecektir....

  •  

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top