"Kültürün ABCsi", Bozkurt Güvenç tarafından yazılmış bir kiap. Güvenç, bu denemeyi yazarken,  gerçek bir ABC olması için, Kültürün başlıca konularını Türkçenin 29 harfinden “ğ” harfi dışında, harf sırasına uyularak yazılan 28 bölümlük kısa bir özet niteliğinde olduğunu belirtmektedir. Tabi bu sıralamaya uyularak yazma konusunda güçlükler çektiğinden bahsettiğine değinmeden geçemeyeceğim. Özetle Yazar konuları bir köşe yazısı boyutunda tutmaya, öğrenmeye değil düşünmeye, beğenmeye değil sorgulamaya çağırıyor okuyucusunu.

Kitabı içeriğine bakacak olursak başta da belirttiğim gibi, kitap alfabetik sıraya uygun olarak 28 bölümden meydana gelmektedir. Bu bölümleri kendimce aşağıdaki gibi özetlemeye ve anladığım kadarıyla açıklamaya çalıştım.

1) Atalarımız ve Köklerimiz

Bu ilk bölümde yazar, insanın atalarının, insanlık tarihinin başlangıcından beri geçimini nasıl sağladığından, ne yiyip ne içtiğinden, nerede barınıp nelerden uğraştığından bahsetmektedir. Başta avcı ve göçebe olan insanın tarımla uğraşması ve yerleşik kültüre geçmesiyle birlikte Doğa’ya ve kaderine egemen olan “kendini yaratan insan” olma evresi göze çarpmaktadır. Ayrıca insanlık evriminin tarih öncesi ve tarih sonrası olarak iki önemli evreye ayrıldığı vurgulanmaktadır.

Darwin’in evrim kuramına göre ise: İnsanlık tarihinin en temelini teşkil eden bir sorun olan şu gerçek dikkatleri çekmektedir, ”at kadar hızlı koşamayan, kuş gibi uçamayan… insan nasıl olurda yedi deniz ve dört iklimde yaşamayı başarır?” sorusunu akıllara getirir. Bu soru ise kültür tarihçileri tarafından, insanoğlunun bu başarısını kültürel bir varlık oluşuna, yaşayıp tecrübe ettiklerini yeni kuşaklara aktarma yeteneğiyle iletme becerisine bağlı olduğuna bağlayarak cevaplar.

2) Bilim, Din ve Sanat Olarak

Bu kısma bakacak olursak kültürün sanatla sınırlı olmadığından bu yüzden de kültürü irdeleyenlerin sadece sanatçı, yazar, düşünürlerle sınırlı olmayıp bunların yanı sıra kültürü araştırıp anlamaya, açıklamaya çalışan felsefeciler ve tarihçi bilginlerin olduğu belirtilmektedir. Kültür ile din arasında benzerlik olduğu, dinin yaygınlığına, tarihine, evrenselliğine ağırlık veren düşünürlerin toplum ve kültürleri sınıflamalarından bahsedilir.

Kültür ve uygarlık alanlarında benzerlikler kadar farklılıklarında anlamlı olduğu, aynı dine mensup olan insanlar arasında farklı kültürlere mensup olunmasının bir zenginlik olduğu belirtilmiştir. Dinler ve sanatlar da dahil olarak yaşayıp öğrenilen her şey kültürdür. Bilimsel anlamda kültür ise din ve sanatı içine alan daha geniş kapsamlı bir olgu ve kavramdır denilebilir.

3) Cansız => Canlı => Canlıüstü

Kültürün nasıl bir varlık alanı olduğu yıllardan beri kafa yoran, kurcalayan sorunlardan biri olarak günümüze geldiğini belirten yazar, kültürü yaratanın insan olduğu gerçeğine değinmiştir. Fakat aynı zamanda kültürün de insanın kişiliğini meydana getirdiğini söylemiştir. Kültürün her ne kadar insanın özdeşi olmayan özgün kişilik kazandırıyor olsa da, bireysel farkları tümüyle ortadan kaldıramadığı da bir gerçektir.

Canlıüstü varlık, toplum, kültür ve kişilik sistemlerini de içine alan bir üst sistem olarak tanımlanır. Her kültür alanı çevresini etkiler aynı zamanda da etkilenir. Bu etkileşimde gelişen teknoloji ile birlikte hız kazanmıştır denilebilir.

Cansız, canlı ve canlıüstü varlıklar arasındaki ilişkileri şöyle özetlenebilir, canlılar, cansızlar alemindeki yasalara, canlıüstü varlıklar ise canlılar alemindeki bazı yasalara bağlı gibi gürünürken durumun hiçte öyle olmadığı söylenir. Şöyle ki canlıüstü varlığın yasalarına, cansızlar da canlı varlık alanında geçerli olduğu sanılan yasalara bağlı görünmemektedirler.

4) Çağdaşlık: Kent ve Endüstri

Bu bölümde rönesans, reform, keşifler, aydınlanma, siyasi, sanayi devrimleri ile birlikte Batı medeniyeti modern olarak öne çıkmış ve dünyanın diğer toplumlarınıda çağdaşlığa özendirmiştir denilebilir. Bu sebeple Çağdaş kültür denilince akla kentleşmiş toplumlar gelmektedir.

Endüstri Devrimi ile topraktan ve rençberlikten kurtulan köylülerin, kentlere göç ederek günümüzün kültürlerini meydana getirdikleri söylenir. Köyden kente göç olayının beraberinde çarpık kentleşmeyi, kültürel karışımı da meydana getirmesi söz konusudur. Kentleşmeye ve endüstrileşmeye ülke bazında bakacak olursak kimi ülkelerde endüstrileşme ön plana çıkarken kimi ülkelerde ise kentleşmenin ön plana çıktığı ve bütün bunların ülkelerarası farklılıklara yol açtığı apaçık bir gerçektir.

5) Değişim ve Süreklilik

Başlık olarak ele alınan değişimin önemli bir mevzu olduğu gerçeği karşımıza çıkmaktadır ve bununda süreklilikle desteklendiği görülmektedir. Yani değişmeyen tükenir, değişen yenilenerek kendini devamlı kılar. Bu da sürekliliğin değişim yoluyla gerçekleştiğini gösterir. Bahsedilen değişimin içine insanın ayrılmaz paçası olan “kültür”de dahil edilir. Kültürlerde sürekli olarak değişirler. Fakat kültürün öğesi olan birey bu değişime ayak uydurmada güçlük çekmektedir. Yani bireyin karakteri öyle kolay değişmez. Bunların sonucunda da kuşak çatışmaları meydana gelir. Tabiri caizse eski toprağın, yeni yetmeleri anlamada güçlük çekmeleri bu çatışmayı tetikler. Bu da insanların değişimden ziyade sürekliliği (değişmezliği) daha rahat kabul ettiklerini gösterir.

6) Evrim ve Devrimler

Bu bölümün değişim ve evrim kavramlarıyla yakından bağlantılı oldukları yazar tarafından belirtilmektedir. Evrim, kendiliğinden, barış içinde, dengeli ve kesintisiz olarak gerçekleşirken, Devrim ise tam tersine, planlı, çatışma içinde, hızlı, düzensiz bir şekilde gerçekleşen değişimler olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda kültür tarihine bakıldığı zaman insanlık serüveninin büyük bölümünün evrimle, önemli aşamalarınınsa devrimle meydana geldiği dikkat çekmektedir.

7) Fonksiyonlar ve Yapılar

Tanım olarak fonksiyon, işlev; yapı ise ilişki demektir. Fonksiyon ve yapı ayrımı, çağdaş toplum ve insanbilimcilere yol göstermiştir. Toplum da kültür de var olan her öğenin gizli ya da açık bir işlevi vardır denilebilir. Bu işlevleri yerine getiren kültürün, üyelerine bazı görev ve sorumluluklar yüklemesi söz konusudur. Yani kültürel işlev çalışmazsa bireyler ölür ama kültürel sistem varlığını sürdürür. Özetle, fonksiyon ve yapı kavramları, canlıüstü kültür ve uygarlık, varlığı anlamaya yardımcı olan araçlardır. Ne kadar güvenilir hizmet verdikleri, ne ölçüde özenle ve sağlıklı kullanıldıklarına bağlıdır.

8) Gruplar: Dil, Din, Yaş, Soysop vd.

Bu bölümde ilk olarak karşımıza grubun, benzeş bireylerin kümeleri olarak adlandırıldığı bilgisi çıkmaktadır. Toplum ve insan bilimi açısından grubun, birbirine benzemediğine değinilmiştir. Grupların, kültür varlığı da kendisi gibi, büyür, küçülür, güçlenir, zayıflar, çözülür ve dağılır der yazar. Ayrıca gruplar üyesi olduğu kültürün özelliklerini büyük ölçüde taşıyıp, yansıtmaları neticesinde toplum bilimi açısından çok önemli sayılmaktadır. Bakıldığında toplum ve grupların özdeş olmadıkları görülmektedir. Bu nedenle grupları inceleyerek, toplumu incelemiş olmayız. Ancak her boyutuyla incelenmesi mümkün olmayan toplumun işlevi, yapısı, kurumları hakkında güvenilir ip uçarına ulaşmış oluruz.

9) Halkbilimi ve Ötekiler

Etnografya, etnoloji ve folklor gibi sözcüklerin “halkbilimi” anlamına geldiğinden bahsedilir. Aynı zamanda bu bilgiler içerisine bakıldığında bunların sosyal kültürel insanbiliminin dalları olarak görülür. Halkbiliminin, çeşitli evrelerden sonra halkbilimcilerin, ülkelerinde ki geleneksel yaşama yönelmesi ile doğduğuna vurgu yapmıştır yazar. Bunu bütüncü bir yaklaşımla sistematik a yapanlara etnograf, yorumlayanlara etnolog, halk sanatlarına önem ve öncelik verenlere ise folklorcu denilmiştir. Sonuç olarak halkbilim bir halk sanatı olarak varlığını sürdürecek gibi görünmektedir.

10) Irkçı Yaklaşımın Yanılgısı

Irkçılığın, ten rengi ile kıyaslanarak ortaya çıktığı, özellikle beyaz ırkın üstün siyah ırkın ise kölemen olarak görüldüğü anlatılmaktadır. Fakat son yüzyılda yapılan bilimsel, genetik ve toplumsal araştırmalar, karşılaştırmalar, toplumlar ve insanlar arasında ki farkların genetik, biyolojik değil kültürel olduğu bilgilerine ulaşarak ırkçılığın varsayım ve yanılgı olduğunu ortaya koymuşlardır.

11) İnsan-Dil ve İletişim

Bu bölümde insanları birbirine bağlayan yapının dil olduğundan ve dilin çok önemli bir iletişim aracı olduğundan bahsedilir. Dil denilen iletişim aracının toplumu bir arada tutarak kültürü taşıyan bir hazine, toplumu yansıtan bir ayna, ilişkileri düzenleyen bir hakem olarak çeşitli vasıflar kazandığı anlatılmaktadır.

12) Japon Mucizesi (mi?)

Türklerin hep söylediği ama bir türlü beceremediği “ Batının sadece bilim ve teknolojisini alınmalı fakat kültürü alınmamalı” ideolojisinin Japonlar tarafından nasıl alındığından bahsedilir. Japonlar Batının bilim ve teknolojisini almışlar aynı zamanda da kendi kültürlerini koruyarak çağdaşlaşabilmişlerdir. Onca savaş hezimetine ve atom bombalarına karşın dimdik ayakta durarak günümüzün teknoloji devi olan ülkesi olmayı başarmışlardır.  İşte mucizede tam olarak budur.

13) Kavram ve Kuran Olarak

Kavram ve kültür; toplumun üyesi olarak kişilerin yaşamları boyunca eğitim süreciyle öğrendiklerinin tümü iken kuram olarak kültür, öğrenilen dilde saklanıp koruna, eğitimle yeni kuşaklara aktarılıp aşılanan bir muhtevadır denilir. Bu yüzden kültür kavramı ile kültür kuramı arasında ki faklar gözetilmelidir ki kültür tartışmalarında çıkmazlar meydana gelmesin.

14) Laiklik Nedir, Ne Değildir?

Laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak tanımlanır. Laiklik dinsizliktir diyenlerde olmuştur elbette. Laiklik, demokrasinin temel yapı taşı, toplumun barış ve huzur güvencesidir der yazar. Kültürle ilişkisine bakıldığında ise geleneksel tarım kültüründen, çağdaş sanayi toplumuna geçişin şartıdır denilebilir.

15) Metot ve Teknikler

Toplumbilim, kültür ve insanbilimleri arasında ki başlıca farklılıklar metot ve tekniklerin farklılığından kaynaklandığı görülmektedir. Toplum bilim, uygar toplumların din ve felsefe geleneğinden koparak gelirken, çağdaş insan ve kültür bilimleri “doğa tarihi” yöntemini izlemişlerdir.

16) Neolitik (Tarım) Kültürü

İnsanoğlunun avcılık ve toplayıcılık evresinden, tarım yapma ve üretme evresine geçmesi “kültür” devrimi olarak adlandırılır. Bu devrim ile birlikte el baltalarının yerini cilalı taş baltaları aldığı için, yapılan devrime taşın adı verilerek “Neolitik” çağ adı verilmiştir. Bu devrimin büyüklüğü sonuçlarından kaynaklanmaktadır. Tarım alanında verimi artırdıkça yöntemler kullanarak ürün fazlasını sağlamış bunun sonucunda da şehirde yaşayanların sayısı artarak ilk kent devrimi meydana gelmiştir.

17) Oğuzlar: Kim Bu Oğuzlar?

Bu bölümde oğuzlardan bahsedilerek tarihte ki önemine vurgu yapılmıştır. Ayrıca Dede Korkut Destanına, Oğuzları anlatıp da yer vermemek olmaz diye bu önemli destandan da bahsedilmiştir. Türk varlığının kültürel tarihi kökenlerinin Oğuzlara dayandığı belirtilmiştir. Fakat sadece Oğuzlara dayandırmanın doğru olmadığı,  öteki köklerimize haksızlık olmaması açısından Oğuzlara dayandırılma sebebi şöyle açıklanır. Oğuzlar kültürel kimliğimizde güçlü bir örnek arz etmektedirler bu yüzden öncelik onlara tanınmaktadır.

18) Öğeler (Unsurlar)

Bu kısımda kültürün daha iyi anlaşılması için, içeriği hakkında fikir sahibi olunmasını kolaylaştırmak için kültürü öğelere ayırarak incelendiği ve el kitabı hazırlandığı bilgilerine erişmekteyiz. Bu sınıflandırma kitap içerisinde “kültürel öğelerin 88’lik tablosu” şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

19) Psikolojik Farklılıklar

Aynı toplumda, aynı ailede doğup büyüyen, aynı kültürü alan kişiler nasıl olurda farklı olur? Sorusuna yanıt ararken bu soruya Psikolojinin konusu olan bireysel farklar sorunu ile yanıt aranmaya çalışılmıştır. Ve kişilerin aynı kültür ortamında yetişmiş olmalarının egolarını ortadan kaldıracağı anlamına gelmediği yanıtıyla çözüme ulaşıyor. Şu da bir gerçektir ki iyi ki de bireysel farklılıklar var eğer böyle bir farklılık olmasaydı bu hiç şüphesiz ki insanlığın sonu olurdu.

20) Rönesans: Yeniden Doğuş

Rönesans 15 ve 16. Yüzyıllarda klasik çağlara özenen, sanat, edebiyat ve hümanizma kültürü olarak tanımlanmakla beraber Türkçe’ ye çevirip “yeniden doğuş” adını verdiğimiz bu akım sanat ve mimari ile sınırlı değildir. “Rönesans, ortaçağlardan yeniçağlara geçişi sağlamış bir simgedir” der yazar. Rönesans’ ı sanatla sınırlı görmenin de doğru olmayacağı, felsefeden yönetime, eğitimden bilime… insan ve toplumların tüm ilişkilerini ve kurumlarını da derinden etkilemiş bir akımdır.

Sonuç olarak şöyle denilebilir ki Rönesans ile yeni kültürel akımlar ilişkiler yayılarak çoğalmıştır.

21) Süreçler: Kültürleme, Kültürlenme ve Kültürleşme

Kültürleme, toplumların kendisinin oluşturan bireylere belli bir kültürü aktarma sürecidir. Toplumbilimciler buna toplumsallaştırma derken, eğitimciler ise eğitim sürece adını vermektedir. Kültürlenme, bireyin doğumundan ölümüne kadar toplumun istek ve beklentilerine uyacak şekilde etkilenmesi ve davranışlarının değiştirilmesi sürecidir. Kültürleşme, iki ya da daha çok kültürün karşılıklı etkileşim sonucu değişime uğramasıdır.

22) Şamanlar ve Şamanlık

Bakıldığında yazarın, Şamanizmi ele almasında ki amacının Orta Asyalı atalarımızın bir şamanlık döneminden geçmiş olması nedeniyle kültürel kimliğimizi tanımak ve bilmek amacı güttüğü görülür.

23) Türler ve Sınıflar

Bu bölümde her şeyi kendi mantığına göre sınıflayan kültürlerin nasıl sınıflandırılabileceğinden bahsedilir.

24) Uygarlık ve Kültürler

Uygarlığın evrensel, kültürün ise yerel, yöresel, mili sayıldığı göze çarpmaktadır. Bu ayrımdan yola çıkarak uygarlık ve kültür arasında ki farklılıklar sıralanarak aslında uygarlığın kültürden oluştuğu, kültüründe uygarlığın bir parçası olduğu vurgulanmaktadır.

25) Üretim Biçimi Olarak

Kültür tarihi açısından, alet teknolojisi ve üretim biçimi arasında ki ilişki açıklanmaya çalışılmış birbirlerinden nasıl etkilendikleri belirtilmiştir.

Bu açıdan bakıldığında üretimin ne şekilde gerçekleştiği üretimi ne denli etkilediği en önemlisi de üretimin bir yaşam biçimi olduğu vurgulanmıştır. Üretim biçiminin değişmesi, kültürün değişmesidir.

26) Varlık Türü Olarak

Burada kültürün nasıl bir varlık alanı olduğu sorusu dikkatleri çekmektedir. Bu sorunun yanıtı hep aranır ama ne yazık ki bulunamıyor. İnsan hep sorar sorgular ama her zaman yanıt veremez.

27) Yasalar ve Yasaklar

Toplumsal yasaların toplumdan topluma değiştiği,  zaman içinde de büyük değişmeler, çelişkiler gösterdiği söylenir. Ayrıca toplumsal yasa ile doğa yasaları arasında ki farklılıklardan bahsedilir. Sonuç olarak yasak ve yasaları bilerek ve bilmeden çiğneyenler vardır denilebilir.

28) Zen Budizm-Tasavvuf

Budizmin kolu olan Zen tarikatı ile İslam’ın kolu olan tasavvuf felsefesi arasında bir ilişki olup olmadığını bulunmaya çalışır yazar.

Sonuç

Sonuç olarak ise yazarında tam emin olmadığı kanısına “Zen Budizm ile Sofizm arasında, aklı açıkça yadsımayan fakat sezgisel bilgiye ağırlık veren benzerlik ortaya çıktı mı? Bilemiyorum” sözleri ile varmış oluyoruz.

Bu kitap, antropolojiye giriş kitabı olarak nitelenebilir. Kültürü tanıtmaya, sevdirmeye, herkesin kültür kavramı ile ilgili istediği bölümü severek keyif alarak okuyabileceği aynı zamanda da sorularına yanıt bularak yeni sorular oluşturacak gerçek bir ABC’dir, denilebilir. Okurken çok şey öğrendiğimi ve başka okurların da çok şey öğreneceğine inanıyorum.

  •  

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top