Benim dört ay on beş günlük Erasmus maceram yaklaşık üç ay önce bitti. Üniversiteye başlamamla Erasmus ile Avrupa’ya gitme hayalim başladı. Bölüm başkanım Doç. Dr. Ali Osman Engin’in yönlendirmeleriyle 2.sınıfın 2.döneminde Polonya’da Państwowa Wyższa Szkoła Zawodowa w Wałczu okuluna gitmeye karar verdim.

Erasmus, yükseköğretim kurumlarının birbirleri ile ortak projeler üretip hayata geçirmeleri, kısa süreli öğrenci ve personel değişimi yapabilmeleri için karşılıksız mali destek sağlayan bir program. Bu program, öğrencilerin ve eğitimcilerin Avrupa'da karşılıklı değişimini sağlayarak programa katılan ülkelerdeki çalışmaların ve alınan derecelerin akademik olarak tanınmasını gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Programa ismini veren şahıs, Avrupa’nın ortak bir sanat ve bilim çatısı altında birleşmesine yaptığı katkılardan dolayı Hümanizm akımının öncülerinden Hollandalı filozof Desiderius Erasmus(1465-1536) olmuştur.

Ülkemdeki üniversite arkadaşlarımdan ikisiyle Polonya’ya ilk ayak bastığımızda “Sudan çıkmış balık gibiydik.” dememi bekliyorsunuzdur ama hiç öyle olmadı. Bizim afallama dönemimiz şehre yerleştikten sonra sınıf arkadaşlarımızla ve yerlilerle tanışınca başladı. Türkiye’deyken gün içerisinde çok kurban olmuşumdur Türkiye’ye. Ama “Taşına toprağına kurban olurum Türkiye’m!” sözünü iliklerime kadar hissettiğim anı Avrupa’da yaşadım. “Kurban olmayan Rus tohumudur.” der hep annem. Onu orada çok iyi anladım. İkliminden midir kültürlerinden midir nasıl bir millet bu arkadaş? Kendi aralarında bile esprileşmeyen toplumun soğuk nevale hareketlerinden, mayalarına misafirperverlik eklenmeyen insancıklardan bizimle haşır neşir olmalarını beklemeyi ben de kısa zamanda bıraktım gezmeme baktım. Ne de olsa 79 gün sonra gidiyorsun sabret Pınaaar!

Wałcz isimli küçük bir şehre gittim. Roman yazmak isteyen, kanlısından kaçmak isteyen, inzivaya çekilmek isteyenler için on numara beş yıldız yer ama ben sadece yirmi yaşında bir Erasmus öğrencisiydim neden beni Wałcz’le cezalandırdın Allah’ım? Oraya giden ilk Erasmus öğrencileri bizdik. Polonyalılar ve üç Türk!

Polonya’da geçirdiğim dört ay boyunca hem Polonya’da Gdansk, Krakow, Piła, Konin, Sopot’u gezdim hem de çeşitli ülkeleri gezme fırsatı buldum. Prag, Viyana, Budapeşte’yi Türk turuyla; Berlin, Roma, Paris, Amterdam’ı da bahsettiğim iki arkadaşımla.

Erasmus deyince aklınıza partiler geliyor değil mi? Sakin olun bana da aynısı olmuştu. Evet insanların hücum ettiği ortamlarda yeni kültürler yeni insanlar tanıyorsunuz. “Vaay! Ben böylesini görmedim!” tarzı cümlelerle geçiyor günleriniz. Etkileşime inanıyorsunuz sürekli bilinmeyeni anlatmak ve yanlış bilineni düzeltmek istiyorsunuz ülkenizle ilgili. Kına gecemizden kurbanlıklarımıza, altın fiyatlarından çocukların da söz hakkına sahip olduğuna, başını kapatmayanların öldürülmediğinden çeşitli ırklardan oluşan zenginliğimize, halaydan el öpmeye… Düşünüp düşünebileceğiniz her şeyi anlattım. Ben oruç tutarken şoktan şoka sürükleniyordu garipler. “Nasıl yani Pınar? Akşama kadar tek lokma bile mi? Hiç mi?” Tabii normal karşılıyorduk şaşırmalarını. Oruç ibadetini ilk kez duyduğunuzu düşünün. Farklılıklar doğal gelmeye başlıyor size de bir süre sonra. Birbirimizle ilgili ne çok şeyden bihaberiz. Oysa aynı Adem’in çocuklarıyız. Tam bu düşüncedeyken onların yedikleri o -tabiri caizse kötü- yemekleri düşünüp “Yedikleri de içtikleri de onların olsun beni kebabımla baş başa bıraksınlar.” diyorum. Farklı yaşayışları kabullenince her şey daha yaşanılır oluyor arkadaşlar gerçekten. Karşılıklı saygı… Onlar formülü bizden önce bulmuşlar etlisine sütlüsüne karışmıyorlar dedim ya kendi aralarında bile konuşmuyorlar. Bizimkiler “Eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu” demeden bırakmıyor gördüğü turisti. İlk sorduğumuz şey de: “Do you like kebab?” Sevmezlerse sevmesinler nedir bu sevdirme çabası? Kültürünü başkasına kabul ettirmeye çalışma, başka kültürün sana sahip olmasına da izin verme!

Neyse ne diyorduk? Partiler etkileşimler sosyal ortamlar… Herkes Erasmus’u yabancı dili geliştirmek, çeşitli kültürler tanımak için istediğini söyler. Ya da Erasmus dile, kültüre katkı sağlar diye havadan cümleler kurar. Elbette ki bunlar her öğrencinin nasipleneceği faydalar. Ama benim için Erasmus özgürlüktü. Sırt çantamla bilmediğim ülkede bilmediğim insanların arasında kaybolmaktı. Avrupa’ya değil kendi derinlerime yolculuktu. Düşünmek, ayakta kalmaktı. Sınırlarınızı keşfediyorsunuz bir kere. Kendi dünyanızın küçük Into the Wild’ini çekiyorsunuz.

Size elle tutulur bir örnek vereceğim. En basiti: Varşova’ya indikten sonra gördüklerime “Wałcz’e nasıl giderim? Wałcz’e üç bilet istiyorum.” diyorum. Kimi anlamıyor kimi de gülüyor. Meğer çizikli l harfi v; cz de ç diye okunuyormuş. Ah Lehçe! Insanlara Wavç diyeceğime Walcz diyorum. Bunu sınıf arkadaşım Paulina’dan 1 hafta sonra öğrendim.

Marketten su, ekmek, domates istemek tam dert. E İngilizce bilen yok. Polonya’da İngilizce out beden dili in arkadaşlar. Beden dilime çok büyük katkıları oldu Erasmus’un. Sinirlerimi kontrol etmeye de. Sabah bir uyanıyorum odaya koordinatör Mr. Siek gelmiş. Bir sabah uyanıyorum Andrei Ramona’yla şakalaşmaya geliyor bak benim odama. Bu arada bilin bakalım Andrei’in cinsiyeti ne? Ben “Odada erkeğin ne işi vaaaar!!!” diye bir taraflarımı yırtarken onların bu konuyu çoktan aştığını gülüştüğünü sonra da odadan çıkıp okula gidip orda muhabbetlerine devam ettiklerini gördüm. Tamam, odalara tecavüzün hoş olmadığı konusundaki fikrim devam ediyor. Ama biraz düşünelim mi? Birazcık… Şimdi size bir sorum olacak. Hanginizin ailesi sizi sorgusuz karma yurda yollar? Kaçınız kendini karma yurtta güvende hisseder? Karma yurt neden Türkiye’de erkekler için Allaaaaah iken kızlar için abooooo. ( Bazı kızlarımızı tenzih ediyorum J ) Çocukların suçu yok. Bizim suçumuz yok. Siz bir şeyleri kısıtlarsanız, küçüklükten bu çocukların sıralarını ayırırsanız, otobüslerde kızı erkeği ayrı oturtursanız, arkadaşlıklarına sadece arkadaşlık gözüyle bakmazsanız onlar da arkadaş gözüyle bakmaz. Türk insanının kural tanımaz ruhunu bana anlattırmayacaksınız herhalde? Bastırılmış duygular er ya da geç su yüzüne çıkar. Bastırmak niye? Çocuğu sal kendi ortamına. O da hevesini alsın. Cinselliği kafasına sen sokuyorsun sonra da normal gelişen hormonal dürtülerini asla düşünmemesi gereken ayıp bir şeymiş gibi gösteriyorsun. Namus diye yırtınıyoruz ama en çok tecavüz, ensest,  eşcinsellik vakaları da bu kapalı ve yasakçı ülkelerde oluşuyor. Dinimizden oluşan bir durum değil bu. Her zaman söylerim: huzur İslam’da! Bu dinden değil insanlardan oluşan bir istatistik. Kadın-erkek ilişkilerinden anlamayan sistemlerden, yetiştirme durumundan kaynaklı.

Bunlar benim ilk seferde aklıma gelen naçizane gözlemlerim. Yeterince konuştum. Sizi de dinlemek isterim. Çok eğlenin çocuklar!

Bakın Erasmus programına katılıp Avrupa’yı sallamamak olmaz. Uçak biletleri çok ucuz. Neredeyse her yere trenle ve otobüsle gitmek de mümkün. İsteğe göre araba kiralayabilirsiniz, benzin Türkiye’ye oranla ucuz. Amsterdam ve Roma’da on beş euroya eğlenceli bisiklet turları gerçekleştirebilirsiniz. Ömrünüz boyunca unutamayacağınız beş ay geçirmeniz dileğiyle.

Sevgiyle kalın