Bir toplumun aydınlarının ya da okumuş kitlesinin farklı öbeklere ayrılarak tartışma yapması, fikir geliştirip yarıştırması, düşünce hayatını zenginleştirir, topluma yeni düşünsel seçenekler sunarak hareket-bereket katar. Yeter ki bu bölünme işlevsel olsun, işe yarasın. Yeter ki kitleleri yönlendirmek amacıyla, bilimsel bilgiye dayanmayan dedikodulardan ya da yanlış çıkarımlarla ilk bakışta doğruymuş gibi görünen söylemler üretip (buna safsata denir), sanki bunlar mutlak doğruymuş gibi, bir de toplumu buradan bölmek, devlet-millet ayrılığı çıkarmak, ilerici gelişmeleri ihanetmiş gibi ya da kültürü koruma adına gösterilen refleksleri gericilik olarak göstermek gibi bir az gelişmiş aydınlık dizisi izlemek zorunda kalmayalım.

Çağını kavrayamamış, bilimsel bilgi kullanmayı özümseyememiş, felsefe fukarası, fikir, bilim ve irfan özgürlüğüne kavuşamadan kendisini bir "sürü"nün mücahitliğine adamış bu safsatacıların büyük bir kısmına medyada rastlıyoruz. Safsata üretip yaymak gibi bir görevleri olmalı! Köşe başlarını tutmuşlar ve televizyonlarda zihin iğfal şebekesinin fedaisi olarak izleyicilerin gazozuna afyon katmakla meşguller. Küçük kısmı ise üniversitelerde yuvalanmış, ön cephede vuruşanlara kurusıkı cephane imal etmekle iştigal halindeler.

Bir kısım okumuş (aydın demiyorum) devlet ve toplum hayatında modernleşme adına yapılan güncellemelere kökten karşı çıkıyor. Üstelik bu güncellemeleri tepe tepe kullanırken, yaşama biçimini buna dayandırmışken! Modernleşme adına yapılan düzenlemeler karşısında yapay ve sahte bir ideoloji ürettiklerini görüyoruz: Osmanlıcılık! Bu ideolojiye reis olarak tayin ettikleri kişi de Sultan Abdülhamit. Atatürkçü-Cumhuriyetçi söylemin karşısına böyle bir ideoloji üreterek dikilmeye çalışıyorlar. Hatta tuhaf biçimde ideolojik kimliklerini Fatih’e de yapıştırmaya çalışıyorlar, bilgisizlikle açıklamak ne kadar doğru olur bilinmez! Muhafazakârlığı geliştiremediklerini, toplumun önüne bir ütopya koyamadıklarını, karizmatik lider sıkıntısı çektiklerini zımnen itiraf ediyorlar; öyle okuyoruz.

Kemalizm nedir? Atatürk’ün eylem ve söylemiyle ortaya koyduğu modernizmdir. Kemalistlerin ütopyalarında ne var? Modernizm! Modernizm nedir diye soran olursa, ceditçilikten başlayarak muhteşem bir aydınlanma felsefesi ile sanayi devrimi ve sonuçları tarihi anlatılır, eksiğimiz olan ulusal bir bilinçle bilim toplumu olma tasarımı çizilir ki, “ha, tamam o zaman” denilir! Şimdilerde, Sanayi Devriminden, modernleşmeden ilerleyip, yine ulusal bir bilinçle, bilişim toplumu yolunda ilerlemenin Türkçedeki adı Kemalizmdir!

Türkiye modernizmi Atatürk’ün tekelinde midir, Atatürk mü başlatmıştır? Hayır. Modernleşme tarihimiz Osmanlı Devletinin belli bir döneminde başlamıştır. Osmanlı’da birçok modernist devrim yapmışız.[1] Hem de bazıları 1920’lerde yapılanlardan çok daha köklü, zor ve sarsıcıdır. Osmanlı zamanında bunlara "ıslahat" diyorduk. Atatürk devrimleri devrimse, o ıslahatlar daha bir devrimdir!

Eğitim düşünürü İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu 1932'de, Atatürk hayatta ve çok etkiliyken bakın ne yazmış: "Hiçbir devirde Türk mektebinin örfleri Meşrutiyet devrinde olduğu kadar değişmemişti. Mektebe müşahede [gözlem], mukayase, muhakeme usullerinin girmesi, talebede vatan, insaniyet, san'at duygularının şuurlanması, şahsi teşebbüs, serbest mesai, tetebbu [araştırma], tecrübe [deney] faaliyetlerinin başlaması, din derslerinin ilimle kabili telif şekilde aklileştirilmesi, ahlâk derslerinin tamamiyle lâik esaslar üzerine kurulması, koedükasyon [karma eğitim] tecrübeleri, açık hava hayatı ve mektep gezintileri hep Meşrutiyet senelerinin hareketidir" (İçtimaî Mektep Nazariyesi ve Prensipleri). Bu saptamalar üzerine düşünmek gerekir. Osmanlıcılık-Cumhuriyetçilik değil, modernleşmecilik ve çağdışılık mücadelesi vardır.

Osmanlı ıslahatları da, Atatürk’ün deyişiyle “Türk Devrimi” de modernist devrimler paketinin bileşenleridir, bir bütündür. Islahat ve Devrim, Osmanlısıyla Cumhuriyetiyle artık hantal, ilkelleşmiş ve çürümüş gelenekçi yaşam ve yönetme biçiminden modern bir sanayi toplumu ortaya çıkarmak için yapılmak zorunda kalınan ve yapılan düzenlemelerdir.

Kemalistlerin bazılarının Osmanlı devrimlerinin muhteşemliği olmasaydı Cumhuriyet dönemindekilerin yapılamayacağını ya da çok daha zorlanılacağını anlamamaları şaşırtıcıdır. Milat olarak 1920 alınınca şaşırtıcı değil aslında. Oysa Cumhuriyet Osmanlı devrimleri üzerinde, Osmanlı devlet yapısı üzerinde, Osmanlı toplumu üzerinden devam etmektedir. Bayrak değişmedi (hemen aşağıda bir Osmanlı bayrağı göreceksiniz), memurlar değişmedi, hatta kanunlardan bazıları değişmedi. Hâlâ bu ülkede bazı Osmanlı kanun ve yönetmelikleri yürürlükteyken[2]1920 öncesini reddetmek akılcı bir tutum değildir, Kemalizm hiç değildir.

Fotoğraf. Ters bayrak. Üzerinde "Allah, Vatan, Namus, İttihad" (birlik) yazılı.

Osmanlı’daki devrimleri başlangıçta Batılılaşma olarak anlamak yanlış olmaz, şaşırtıcı da değildir. Bilinmeyen bir uygulamayı bilenden öğrenmek gerekiyorsa, onu taklit etmek doğaldır. Doğal olmayan her durum ve her defa ona bakarak taklit etmektir. Zaman içinde Osmanlı Batılılaşmak yerine modernleşmeyi keşfetmiş ve devrimleri bu bakışla yapmıştır. Aynı saptamayı Cumhuriyet dönemi için de yapabiliriz. Batıdan birçok uygulamayı, modeli almış olmak Batılılaşmak anlamına gelmez. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yoktur. Bugün de bir düzenleme yapılmadan önce, o düzenlemenin diğer ülkelerde nasıl icra edildiğine bakılmıyor mu?

Modernist Kemalistleri eleştirenler, Abdülhamit’in ne kadar modernist olduğunun farkında mıdırlar? Peki, Kemalistler Abdülhamit'teki modernistliği görebiliyor mu? Abdülhamit döneminde geleneğe ait birçok uygulama ortadan kaldırılmış yerine modern olan yerleştirilmiştir. Özellikle eğitim sisteminde birçok devrim yapılmıştır.[3] Abdülhamit’in, "çok daha hızlı modernleşme isteyenlerle" çatışma içine girmiş olması onun modernist yanını gölgelemez. Vaktiyle, "daha hızlı modernleşelim" diyenleri, bir başka modernist olan Abdülhamit'in frenlemesinden, haydi tokatlamasından diyeyim, çıkarılan kan davası da artık bıkkınlık vermiştir.

Uluslararası ilişkilerde yaşanan siyasal gelişmeler yüzünden ümmetçilik politikası izlemesi, Müslümanlardan destek araması Abdülhamit’i gelenekçi ya da İslamcı yapmaz. Denenmiş, sonuç alınamamış, ders alınmıştır, bu kadar basit! Koşullar onu gerektirseydi Kemalistler de benzer bir davranış içine girebilirlerdi. Atatürk, Kurtuluş Savaşını başlatırken, "padişah ve halifeyi kurtarmak için" diye içeride destek aramadı mı? Gelecekte de İslam ülkeleri-toplumları arasında dayanışmayı gerektirecek durumlar olabilir. Uluslararası ilişkilerde çeşitli dengeler vardır ve farklı araçları masaya sürme politikası izlenebilir.

Osmanlı dönemindeki devrimlere muhalefet olmamış mıdır? Elbette oldu ve onların devamcıları şimdi kendilerini Osmanlıcı veya Abdülhamitçi diye sunuyorlar. Zamane Osmanlıcılarının fikri ataları Osmanlıdayken de devlet karşıtıydı, padişahlara da kök söktürüyorlardı! Atalarıyla torunların arasındaki fark, Osmanlı İslamcılarının cahil olduklarını bilecek kadar aklıselim olmalarıydı. Halk, devrim öncesi ve sonrasını görüyor, karşılaştırabiliyordu. Artık karşılaştırabilecek kadar gözlemleri yok, okumayı da bilmiyorlar. Daha ilginç olan ise Kemalizm ya da modernizmde asıl eleştirdikleri durumların Menderes-Demirel-Özal-Erbakan gibi toz kondurmadıkları dönemlerde yapılan düzenlemeler oluşudur! Bunu bile bilmez, ya da bilmezden gelirler. Karşımızda cüretkârlık kazanmış azılı bir cehalet vardır.

Osmanlıcılık gibi bir akımı doğuran bir başka sebep de her türlü imkanlarına rağmen kendini yönetemeyen Arapların Türkiye'den yardım beklentisi ve Türkiye'yi bölgeye çekme gayretleridir. 1980 sonrasında Türkiye'de güçlü bir Arap lobisi oluşmuştur. Bu lobi Ortadoğu'da ortaya çıkan her türlü "defacto" durumu değerlendirerek Türkiye'yi müdahil durumuna sokmaktadır. Mısır'daki siyasi olaylar sanki Türkiye'de olmuş gibi etki yaratabilmektedir. Araplardan daha çok Filistin meselesinin içindeyiz. Azerbaycan-Karabağ, Irak Suriye Türkmenleri, Çin'deki Uygurlar, Rusya'daki Ahıskalıları dert etmeyen İslamcılar, Mısırlı Rabia için sokaklara döküldüler, interneti yıktılar! Türk aydını İslam dünyası konusunda çok kafa yormuştur. Yusuf Akçura'nın "Üç Tarz-ı Siyaset" adlı kitabında yazdığı koşullar fazlaca değişmemiştir. Bölgede görev yapan Osmanlı bürokrasisinin kayıtları ve kumandan hatıratları da elimizdedir. Osmanlıcılık kurtarıcı bir reçete olsaydı Osmanlı'yı, Osmanlıdayken kurtarırdı. Söz kıtlığında ortaya atılmış bir malzeme olarak görülebilir; iyi niyetle bakılırsa, en fazla hafıza tazeleme işlevi görebilir. İslam dünyası, bin yıllık dinsel-felsefi-düşünsel "akıl noksanlığı" hastalıklarını iyileştirmeden, çok samimi olunacak bir bölge değildir. Bu haliyle bölge, tehlikeli bir girdaptır; gireni yutar! Bununla beraber, yazılanlardan Ortadoğu ve İslam dünyasıyla ilişkileri dondurmak anlamı çıkarılmamalıdır. Tersine, Nato'ya girdikten sonra bölgeyle soğutulan ilişkileri ısıtmak zaruridir. Bin yıllık ortak geçmiş, komşuluk, birlikte iş yapmak ve gerekirse ortak tavırlar almak açısından, yakın olmak elzemdir.

Yazıyı fazla uzatmamak adına, modernleşme (sanayi toplumu olma) yolunda Osmanlı’dan beri yaptığımız düzenlemelerin bir kısmını (reform, ıslahat, inkılap ya da devrim) aşağıda sıralıyorum. Bunların hepsi tarım toplumunda kalmış, aklı bin yıl önce kilitlenmiş, çökmekte olan bir devlet ve toplumu içinde bulunulan çağa uydurmak, güncellemek için yapılan düzenlemelerdir. Özellikle Kemalistlerin Osmanlı devrimlerine sahip çıkmaları gerektiğinin altını çizmek isterim. Zira, Kemalist devrime karşı çıkanlar Osmanlı devrimlerine (ıslahatlara) de karşı çıkıyordu. Öte yandan, bu karşı çıkışı tamamen çıkarları bozulduğu için gericiliği destekleyen sınıf ve onların tahrik ettiği kitleler olarak anlamamak gerekir.

Aşağıda Osmanlı ve Cumhuriyet devrimleri çok kısa olarak sıralanmıştır.

Osmanlı Döneminde Modernleşme için Yapılan Devrimler

Osmanlıdaki ilk devrim çabaları lale devrinde (1718-1730) başlamıştır.

İlk defa Avrupa’ya geçici elçiler gönderildi (Yirmisekiz Mehmet Çelebi).
İlk Türk matbaası İbrahim Müteferrika tarafından kuruldu. 1727
İstanbul’da ilk defa itfaiye teşkilatı kuruldu. (Tulumbacı Ocağı 1720)
İlk defa çiçek aşısı uygulandı.
Doğu klasikleri ve batı dillerinden birçok eser Türkçeye çevrildi.
Kâğıt, kumaş ve çini fabrikaları açıldı.
Kültür ve sanat alanında birçok eserler meydana getirildi. Avrupa’dan etkilenerek rokoko ve barok tarzında eserler yapıldı.
Yeni ve büyük kütüphaneler yapılmıştır. (Enderun Kütüphanesi, Yeni Cami Kütüphanesi)
Batı tarzı mimari eserler yapılması, sivil mimariyi ön plana çıkarmıştır.
Topçu ocakları Avrupa usulüne göre yeniden düzenlendi.
İstanbul’da Humbara ocağı açıldı.
Subay yetiştirmek amacıyla Hendesehane (Kara Mühendishanesi ) açıldı. 1734
Topçu ocağı ıslah edilerek modern bir top dökümhanesi açılmıştır. Avrupa tarzında sürat topçuları ocağı kurulmuştur.
Deniz subayı yetiştirmek amacıyla “Deniz Mühendishanesi” açıldı.
Mali alanda ıslahatlar yapılmıştır. Esham sistemi getirilmiştir. (iç borçlanma)
Sürat Topçuları, Lağımcı ve Humbaracı Ocakları genişletilerek ıslah edildi.
Ulufe alım- satımı yasaklandı.
İstihkâm Okulu açılmış ve Avrupa’dan uzmanlar getirilmiştir.
Yeni tersaneler kurulmuş ve levent teşkilatı kaldırılmıştır.
Avrupa’dan uzmanlar getirilerek Nizam-ı Cedit Ordusu kuruldu.
Askeri alanda yapılan ıslahatların masraflarını karşılamak için İrad-ı Cedit adıyla bir hazine kuruldu.
Nizam-ı Cedit için Selimiye ve Levent kışlaları kuruldu.
Kara ve Deniz Mühendishaneleri geliştirildi. Buralarda ilk defa Fransızca ders okutulmaya başlandı.
Üsküdar’da Darü’t-Tibaati’l-Amire adıyla ilk resmi devlet matbaası kuruldu.
Avrupa Başkentlerde daimi elçilikler açıldı.

Resmi gazete, Takvim-i Vekayi, 1831

Nüfus Sayımı 1831

Posta teşkilatı 1834

Kılık kıyafet değişikliği (3 Mart 1829)

Encümen-i Daniş (Bilim Akademisi)

İlköğretimin zorunlu hale getirilmesi

Uzmanlık okulları, mesleki eğitim, okul sistemleri, laik eğitim.

Kızların okutulması (Darülmuallimat… Tıbbiyede okuyan kızlar vardı ve karma eğitim yapılıyordu)

Güzel sanatlar, Sanayi-i Nefise mektebi. Sarayda opera dinlenip bale izleniyordu…

Peçe yasaklandı (Abdülhamit)

Banka, sigorta, hastane, atlı tramvay, tiyatro, mimari, otel, lokanta…

Belediyecilik, şehir planlama,

Millet sistemine geçiş; uluslaşma

Devletin Fransız modeline göre yeniden örgütlenmesi.

Padişahın yetkilerinin azaltılması; Meclis-i Mebusan

Çok partili yönetim: İttihat ve Terakki Fırkası, Osmanlı Ahrar Fırkası, Osmanlı Sosyalist Fırkası…

Osmanlı’da bu devrimler yapılırken, o zamanın gelenekçileri Osmanlı devrimlerine direnmiş ve muhalefet etmiştir. Osmanlı bu devrimleri muhalefete rağmen yapmıştır.


Cumhuriyet Döneminde Modernleşme için Yapılan Devrimler

Saltanatın Kaldırılması  (1 Kasım 1922)

Cumhuriyetin İlânı  (29 Ekim 1923)

Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)

Kadın-Erkek Eşitliği  (3 Nisan 1930, 5 Aralık 1934)

Uluslaşma: Kavimlerden millete geçiş ve bunun somutu: Şapka ve Kıyafet Devrimi  (25 Kasım 1925)

Tekke Zâviye ve Türbelerin Kapatılması  (30 Kasım 1925) Halkevlerinin açılması

Soyadı Kanunu  (21 Haziran 1934)

Uluslararası Ölçülerin Kabulü  (1 Nisan 1931)

Öğretimin Birleştirilmesi  (3 Mart 1924)

Yeni Türk Harflerinin Kabulü  (1 Kasım 1928)

Üniversite Öğreniminin Düzenlenmesi  (31 Mayıs 1933)

Güzel Sanatlarda Yenilikler

Aşarın Kaldırılması

Çiftçinin Özendirilmesi

Örnek Çiftliklerin Kurulması  

Sanayi Teşvik Kanunu  (28 Mayıs 1927)

I. ve II. Kalkınma Planları  (1933, 1937)

Mecellenin Kaldırılması

Medeni Kanun  (17 Şubat 1926)

Vb.

Görüldüğü gibi bazı Kemalistlerin veya Cumhuriyetin kurduğu Kemalist görüşün ileri sürdüğü gibi Osmanlı ve Cumhuriyet dönemini, devrimler yönünden olsa bile, kesin çizgileriyle ayırmak doğru değildir. Şöyle de ifade edilebilir: Osmanlı 1920’lerde sürüyor olsaydı Vahideddin’in Cumhuriyet döneminde yapılan devrimleri, belki saltanat hariç, yapmak zorundaydı. En azından Tanzimat’tan beri Osmanlı’nın devlet olarak modernist ve devrimci olduğunu kabul etmek durumundayız. Şimşekleri çekmeyi göze alarak, Padişah başta olmak üzere, Osmanlı devlet ricalinin bugün anlaşıldığı manada Kemalist (modernist) olduğunu söyleyebiliriz. Osmanlı modernizmi ile Cumhuriyet moderinizmi arasında strateji farkı da vardır ve bu fark Osmanlı'nın "iki adım ileri bir adım geri" hareketli bir yürüyüş iken Cumhuriyet modernleşmesinde geri adım atma seçeneğinin olmamasıdır. emalistlerin açık biçimde dik durmalarına rağmen geri adımlar atılmıştır ve bunda Kemalistlerin kabahati yoktur.

Kemalistler, 1938’den sonra iktidar olamamışlardır. Öyle ki en az iki yüz yıldır muhalefette olan İslamcı akım hükümete gelince 1938 öncesini eleştirmek, o dönemle boy ölçüşmek zorunda kalıyor; şanssızlığımızdır. Şanssızlığımız Batı rehinesi olmaklığımızdan ve Nato sopasının tepemizde sallanmasındandır.

Türkiye, her türlü terör ve oprasyona rağmen, bölgesinde güçlü bir ülke olarak bulunuyorsa, Türk ve İslam dünyası açısında bir cazibe merkeziyse, etraftaki ülke yurttaşları Türkiye'de yaşamaya can atıyorsa, Osmanlı'da başlayıp Kemalist dönemde şekillenen "laik bir ulus devlet" olarak modernleşmesindendir. Tamamlanamamıştır. Kemalistler modernleşmeyi her türlü iç irticaî odak ve dış operasyonlara rağmen sürdürebilmiştir. Resmin tamamına bakıldığında, Osmanlıdaki irticaın Cumhuriyette "Osmanlıcılık" adıyla ortaya çıktığı görülüyor. Bu resim baş köşeye asılcak bir resim değildir.

Başta söylediğimize dönersek, toplumun hareketi için insanların politik olmaları fena sayılmaz. Hele bir de okuyan yazan bilme merakı olan bir toplum ise... Bu durum toplumda fikri bir ayrışmaya sebep olur. Ayrışma had safhaya çıkarsa, kutuplaşma mydana gelir. Bu pek istenmez ama aydınların fikri-felsefi-estetik-politik saflaşması olumludur. Burada toplumu hangi zemin üzerinden ayrıştıracağınız önem kazanır. Din, mezhep, kavim... Bunlar üzerinden yapılacak ayrışmalar felaket getirir. Demokrasi, sınıflar üzerinden ve gelenekçilik-yenilikçilik üzerinden gelişir.

Uzun sözün kısası, eğer fikir münakaşası yapacak veya fikri manada bir yerden bölünülecekse, gelenekçi-modernist veya tarım toplumcu-sanayi toplumcu diye bölünülebilir. Bilişim toplumu yolundaki gelişmelere dikkat kesilirsek bu bölünmenin de çağdışı olduğunu, artık bölünmenin modern-modern sonrası (postmodern değil!) arasında olması gerektiğini söylemek daha uygun olur. Zira, bilişim toplumculuğu günümüzün ilericiliğini temsil ederken diğerleri gericiliği temsil etmektedir. Laikliğe, akla, bilime, Kemalizm’in temsil ettiği modernizme karşı olanlar mı, onları bitpazarına nur yağdırmaya çalışan hokkabazlar olarak kaydetmek gerekir.

Modernizmin, öncekine göre ileri olmakla beraber, cennet yaratmadığının farkında olarak, modernizmi değerlendireceksek, gelenekçi toplumla değerlendirmek durumunda olduğumuzu da bilmeliyiz. Bunu bildikten sonra modernizmi eleştirebiliriz! Osmanlıcılık-Cumhuriyetçilik tartışması, birçok sıkıntıyı maskeleyen, içi boş, lüzumsuz ve bir sonuç üretmeyecek ağız dalaşıdır.


[1] Çınar, İkram. 2014. Eğitim Politikalarında Batı Etkisi: Bitmeyen Batılılaşma. Turan. Cilt. 6, Sayı 22. İlkbahar 2014.

[2] 1913 tarihli Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat (Memurların yargılanmaları hakkında geçici kanun). Sadece bu da değil, birçok kanun, yönetmelik ve uygulama Osmanlı’dan beri, Osmanlı’daki gibi sürmektedir.

[3] Kodaman, Bayram. 1991. Abdülhamit Devri Eğitim Sistemi. Türk Tarih Kurumu Yayını.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile