Otizm, doğuştan gelen, beyin ve sinir sisteminin farklı yapısından ya da işleyişinden kaynaklandığı kabul edilen nörobiyolojik bir bozukluktur. Başkalarıyla etkileşimde bulunmayı engelleyen ve kişinin kendi iç dünyasıyla baş başa kalmasına yol açan otizm, genellikle 3 yaştan önce ortaya çıkmakta ve bireylerin sosyal iletişim, etkileşim ve davranışlarını olumsuz olarak etkilemektedir.

     

Otizmin ilk tanımlandığı yıllardan itibaren birçok teori ileri atılmıştır. Günümüzde halen geçerliliğini koruyan teori ise otizmin organik kökenli olduğunu savunmakta ve normal dışı davranışların beyindeki bir probleme bağlı olarak ortaya çıktığı görüşüdür.

     

Otizimli çocuklarda genel olarak;

1. Sosyal etkileşimde bozukluk

2. İletişim bozukluğu

3. Hayali veya sembolik oyun oynama özellikleri görülür. Semptomlar çok hafif ya da çok şiddetli olabilir.

Otizmin tipik belirtilerinden bazıları şunlardır;

-Göz kontağı kısıtlı ya da yoktur.

-Çevreye ilgisizlerdir.

-Adına tepki vermezler.

-Çoğunlukla insanları değil cansız varlıları tercih ederler.

-Taklit yoktur ya da sınırlıdır.

-Konuşma birçoğunda gelişmemiştir.

-Nesne takıntıları vardır. (Etrafında dönme, parmak ucunda yürüme…)

-Bazıları ses, acı, koku, ışık ve dokunuşa aşırı hassasiyet gösterirler.

Bu özellikler otistik çocukları diğer çocuklardan ayırmakta ve onlar için özel bir eğitim gerektirmektedir. Otizmin tedavisi de değişik terapilerle yapılmaktadır.

Geçmiş yıllarda otistiklerin tedavisinde genel de oyun terapisi ve psikoterapi uygulaması kullanılmaktaydı. Son yıllarda ise otistik çocukların eğitimine daha çok ağırlık verilmeye başlanmış ve planlı bir eğitim ile pek çok beceriyi kazanabilecekleri kabul edilmiştir. Günümüzde sanatla terapi yöntemi de kullanılmaktadır. Bununla birlikte okullarda sanat derslerine daha çok önem verilmiştir.

Otizm daha önce duymadığımız, aşina olmadığımız bir dil gibidir. Ağızdan çıkan seslerin ne anlama geldiğini bilmediğimiz, güldüğünde ya da ağladığında sebebini bilmediğimiz bir dil. Buna bilmediğimiz bir vücut dili de ekleniyor…     

Kendi içimizde ne kadar anlaşılır olduğumuzu düşünürken,  otistik bir çocuğun karşısında onu anlama ve iletişim kurmada yetersiz ve çaresiz kalıyoruz. Tıpkı dilini bilmediğimiz birine yüksek sesle konuşmak, abartılı ve anlamsız jest ve hareketlerle bir şeyler anlatmaya çalışmak gibi.

Otistik çocuklar kendi tercihleri olmadan kendi dillerinin konuşulmadığı bir dünyaya doğuyor ve gidecekleri başka bir dünya yok. Bizler ancak onları anlamaya çalışarak onlara sabırla, şefkatle ve sevgiyle yaklaşarak bu dünyaya ait olduklarını hissettirebiliriz.

Otistik çocuklar, iletişim ve sosyal sorunlarının yanında, özellikle el ve kollarını kontrol etmekte zorlanırlar. Resim dersi hem zihinsel hem de fiziksel açıdan çocuğa uygun ortam sağlar. Çocuğa ulaşabilme konusunda çok çeşitli yollar açar, önemli olan her çocuğa uygun, doğru tekniği ve yaklaşımı tespit edebilmektir. Her otistik çocukla çalışırken, kullanılacak teorik yöntemler bilinse de pratikte sonuç alabilmek için birçok yöntem ve tekniği kullanmak gerekir. Zaman alıcı olsa da her çocuğa uygun bir teknik ve yaklaşım vardır.

Bir süredir otistik çocuklarla çalışıyorum. Otistik çocuklarla çalışma sürecimde, öncelikle onların ihtiyaçlarını ve isteklerini öğrendim, her çocukla güven sağlama süreci yaşadık. Davranışlarım, sevgim, sabrım hatta ses tonum ne kadar istikrarlıysa bana o kadar yaklaştılar ve kendi dillerince bana cevap verdiler. Başlangıçta, bazen benim varlığımı fark etmediler, bana dokunmadılar hatta tam da avuçlarımın içinde: Sanat…

Sanatın insanı sarıp sarmalayan, iyileştiren, güvende hissettiren bir yönü vardır. Belki otistik çocuklar sanatı kuramsal olarak algılamayacak, resim yaparken estetik kaygı duymayacak, sanatın felsefesini ya da tarihini irdelemeyecek ama resim yaparken o fark etmeden ruhsal ve fiziksel olarak gelişecek en önemlisi de mutlu olacak.

Resim dersini işlerken, başlangıçta çocuğun yanına oturarak ya da gölge eğitimi yöntemini kullanıyorum. İlk etapta çoğunlukla çalışma yaparken fiziksel yardım gerekiyor. Aramızdaki güvenin artması, ortama ve malzemelere alışmasıyla birlikte karşılıklı oturarak da çalışıyoruz. Nesnelere dokunarak onları fark ediyor, malzemeleri benden ya da sınıf arkadaşından alarak iletişime geçiyor ve sosyalleşiyor. Etkinlik yaparken  kendini özgür hissediyor.

Atölye çalışmalarımda olumlu sonuç almamı sağlayan ve çocuklarla aramda bir köprü görevi gören malzemeler (kalem, fırça, boya, atık malzemeler) ve kullandığım teknikler (kuru kalem, guaş boya, suluboya, pastel boya, baskı, yırtma yapıştırma)  oldu. Onlar için her yeni yer, her yeni malzeme huzursuz edici ve korkutucu olsa da onlarla tanıştılar, onlara dokundular, kokladılar hatta tadına baktılar ve sonunda kâğıtla buluştular.

Bu kâğıtla buluşma süreci biraz sancılı olsa da, onların gözündeki mutluluk doğru yolda olduğumu gösterdi hep bana… Aynı mutluluk benim ruhumda da buldu yerini ve aramızda ki bağlar gitgide güçlendi. Bir çocuğun kalemi bile tutamazken, karalama yapabilmesi, uzun çalışma saatlerinin boşa olmadığını gösterdi bana.  Otistik çocuklarla, sanatın ve resim dersinin ne denli gücü olduğunu somut olarak yeniden tecrübe ettim ve yenilendim.

Sanatın bir iletişim mucizesi olduğu fikrinden hareketle,  otistik çocuklara ulaşmada ve eğitimlerinin başlangıcında, bu mucizenin değerini benimseyip uygulamaya geçirerek bütün engeller ortadan kaldırılabilir.