Başta Hz. Muhammed (s.a.s.) olmak üzere hayatımızda sıklıkla, kimi zaman veya nadiren yer alan peygamberlerin, nedense çoğu kez “beşer” olma özelliğini göz ardı ediyoruz. Bizim için üstesinden gelmesi zor hatta imkânsız gibi görünen bir sorunla karşılaştığımızda gösterdiğimiz yılgınlığı, benzer veya daha ağır durumlarda peygamberlerin gösterdiği metanetle karşılaştırdığımızda içimizden geçirdiğimiz yahut bunu birilerinin en azından nasihat türünde önümüze koyduğundaki tepkimiz “Ama o, ne de olsa koskoca peygamber!..” demekten öteye geçemiyor. Peki, benzer durumlarda takınılan bu tavır, şuurlu olduğunu iddia eden samimi inanç sahibi bir insana ne kadar yakışıyor?

Her şeyden önce bilinmesi, daha doğrusu, unutulmaması gereken mantık zinciri şudur: “Peygamber bir rehberdir. O halde insandır.” Bu önermeler sıralamasında birinci önermeyle sonuç cümlesi arasında yer alacak ve peygamberin insan olmasını gerektiren gerekçeleri ifade edecek tarzda birçok cümle kurulabilir. Bu cümlelerin ortaya çıkmasını sağlayacak soru ise en basit haliyle şöyle sorulabilir: “Peygamber niçin insan olmalıdır?”

Aslında hemen herkes peygamberin insan olduğunu bilir. Ama kaç kişi bir peygamberin niçin insan olması gerektiği üzerinde kafa yormuştur? Kendisine bu tür bir soru sorulduğunda kaç kişi bocalamadan cevap verebilecektir? Ülkemizde bu başlığın soru haline getirilmiş şekliyle karşılaştığında bocalayan onca insanı gördükten sonra, “Acaba nerede hata yapıyoruz?” sorusunu sormak zorunda kalan bir eğitimci olarak haykırmak zorundayım: “Peygamber insandır!”

Bilinçli bir müslümanın rehberi Hz. Muhammed (s.a.s.) başta olmak üzere bütün peygamberler içimizden biridir. Onlar maneviyat dünyamızın köprüleridir. İçimizde yaşattığımız, sımsıkı sarıldığımız “ünsiyet” sırrının şifreleri, şifrelerin çözücüleridir. Öylesine bizdendirler ki, işlerine gelmediği için bağırlarından çıkan “iki cihan güneşi”ni bir yandan “Allah peygamber olarak bir beşer mi gönderdi?” (İsrâ, 17/94) diyerek reddedip öte yandan “Bu ne biçim peygamber! (Bizim gibi) yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor!” (Fussilet, 41/6) diyenler bile, her ne kadar amaçları inkâr etmek olsa da, bu gerçeği ilan etmekten geri duramamışlardır.

Başımızın üzerinde taşımaktan şeref duyduğumuzun sözleri bize yetmiyor mu? Onun uğruna başını taştan taşa vurup ulaşmak için âvâre gezenlerin güzidesi nafile yere mi Kur’an-ı Kerim’de “De ki: Ben yalnızca sizin gibi bir insanım” (Fussilet, 41/6) şeklinde vasıflandırılıyor.

Peygamber insandır. Çünkü onun vazifesi insanlara kılavuzluk yapmaktır. Bunun, hakkıyla en güzel şekilde yapılabilmesi, bir yerden başka bir yere ulaştırılacak olanların artı ve eksilerinin bugün çokça kullanılan ifadeyle kapasitelerinin yeterince bilinmesine bağlıdır. Benim ürkek adımlarla attığım adımları, meraklı gözlerle taradığım ufukları, insan gözüyle varlığın hakikati penceresinden doya doya seyretmiş bir rehberden daha iyi hangi insan bilebilir? İnsan denen “ben”i, bedenime hükmeden ruhumun derinliklerine sayısız yolculuklar yapmış bir rehberden daha iyi kim anlayabilir?

Peygamber insandır. Sözlerimizin ve davranışlarımızın doğruluk-iyilik-güzellik niteliğini tespit etmemizi sağlayan örnek olayların kahramanıdır peygamber. Edep sınırını aşan sözlerimizin, ayıplanacak davranışlarımızın karşısında sımsıcak yumuşaklığıyla bize ilahi hitabın göz alıcı heybetini işaret ederken görürüz onu. Zira sıkıntıya düşmemiz “Peygamberlik makamının mührü”ne çok ağır gelir. O,  hiç kimsenin burnu kanamadan herkesi sağ salim menzile ulaştırmak için çırpınan, sorumluluğunu kişiliğinin ayrılmaz parçası yapmış şefkat ve merhamet âbidesidir.

Peygamber insandır. “Sünnetullah”ın görünen yüzünün çevresinde dönüp dolaşanların anlamakta zorlanacakları, çokbilmişlerin dudak bükecekleri, sadece gözleriyle bakıp kalplerinin göremeyeceği insandır peygamber. Vahye mazhar olmanın anlamlandırılabildiği ölçüde kavranabilecek olan bu yön, sade insan görüntüsünün arka planını oluşturmaktadır. Zira rehberinin kılavuzluğunda yol alan insan, güven içinde olmak için onu asla bir an bile gözden kaçırmak istemez. Bu da, peygamberin sade insan görüntüsüyle ön planda olmasını gerektirir. Sorunlar karşısında insanların gerçek hayattan kopmayıp isabetli çözümler üreterek bunların üstesinden gelmesi, rehberin insanüstü yöntemler kullanmaması durumunda daha kolaydır. İnsanın uçuruma yuvarlanmaması için mücadele etmesi, bundan da önce korunma yollarını bilmesi önemlidir. Bunun da en kolay yolu güvenilen bir rehberin kılavuzluğunda hareket etmektir. O halde yolundan gidilemeyecek bir rehberin varlığı önemsizdir. Çünkü bu şartlar altında uçurumun kenarındaki bir insanın, kurtarıcı kahramanların yolunu gözleme kuruntusuna kapılmayacağını kimse garanti edemez.

Peygamber insandır. Çünkü biz melek değiliz.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top