Çocukluk yıllarımdaki tek oyuncağım kitaplardı. Öyle ki ağaçta kitap okuyarak uyuduğum anlarım çoktur. Uyuya kaldığım için ağaçtan düştüğüm de. 

Ardahanlıyım. Köyde büyüdüm. Birinci sınıfa başlamadan önce gazetelerde yalancı okuma dönemini geçirdim. Köyde büyümüş olmama rağmen evimize günlük iki üç tane gazete girerdi. Bu yüzden şanslıydım. Şimdi gazete okumuyor olsam da ortaokula başlayana kadar her gün en az iki gazete okurdum.

Geleyim kitap okuma sevdama. Her zamanki gibi eylülde okullar açıldı, ben kasımda okumayı söktüm. Ablamla Atatürk büstünün önünde ilk kitap okuma denememi yaptım. Ablam beşinci sınıfa gidiyordu. Kitabın ilk sayfasını açtı, ben ilk paragrafı soluksuz okudum. Gözlerimi kaldırıp ablama baktım. Ablam “aferin canım” dedi. Hatasız okumuşum. İlk okuduğum kitabın adı: Cin Ali 23 Nisan'da. Sonra sevinçten duvarların üstünde “ben okuyorum” diye bağırarak koştuğumu hatırlıyorum. Sonrası mı? Duvardan düşmedim şükür. Ancak birinci sınıf öğretmenimin “senin ne işin duvarın üstünde” diyerek beni dövdüğünü hatırlıyorum. Sevincim kursağımda kalmıştı ancak artık okumanın ne güzel bir şey olduğunu da bellemiştim. Daha sonra lise son sınıf öğrencisi olduğum halde birinci sınıf öğretmenimi, bana okuma yazma öğreten adamı gördüm ama korktuğum için yanına gidemedim. Neyse devam edeyim.

   

Artık günlük üç kitap bitiriyordum, tabii birinci sınıf çocuğu için büyük başarı.  Arkadaşlarım içinde kitap okumayı benim kadar seven olmadı maalesef. Yaz tatili gelince kitapsız kalıyordum. Bunun çözümünü de şöyle yapıyordum. Okulun penceresinden girip kitap çalıyordum. Elimdeki kitap bitince çaldığım kitabı kütüphaneye bırakıp yeni kitap çalıyordum. Kitap çalmak hem utandırıyordu hem de heyecanlandırıyordu. Mecburdum, şimdi bu itiraftan sonra hapse girmem umarım. :) İkinci sınıf olunca artık büyüdüm ya yapacağım mesleğe de karar verdim. Ben yazar olacaktım. Öğretmenim değişince kitaplar, okumak ve yazmak konusunda daha rahat oldum. İkinci sınıfın birinci dönemine kadar kütüphanedeki bütün kitapları okudum. Köy yeri kitap nasıl bulacağım derken Tübitak bilim dergileri ve bir sürü yeni kitap gönderdi. Artık sevincimi tahmin edin. Kitaplığı öğretmenim bana yerleştirtti. O yaşıma kadar yaptığım en güzel görevdi. Deli gibi okuyordum artık. Yazları kitap çalma olayım devam ediyordu. İlkokul bitince Çıldır'a ortaokula gittim. Oranın kütüphanesi daha büyük, daha fazla kitap... Daha fazla kitap okuyordum. Kitaplar bitecek diye yavaş yavaş okuduğum günler aklıma geliyor.  Bendeki kitap sevgisini anlatan en güzel şeydi. Kitapları yavaş okumam. Okuduğum kitapların listesini tutmadım. Sadece okudum. “Filozof bozması”, “Einstein'ın kızı” diye lakaplarım vardı. Ortaokulda benim gibi bir arkadaşım oldu. Kitap bulma sorunum ortaokulda hiç olmadı. Ortaokulun kütüphanesindeki kitaplar bitti. Lisenin kütüphanesinden ödünç almaya başladım. Ve ortaokulda bitti.

   

Liseye başladım. Lise hazırlıkta yine kitap okuyordum ancak daha az. Haftada en az beş kitap okuyan ben hazırlıkta bir kitap okuyordum. Ben kitap okudukça yeni arkadaşlarım beni dışladılar. Onlara yakın olmak adına bıraktım bende. Artık ayda bir kitap okuyor hale geldim. Lise de bitti. Üniversiteye gelince iki ayda bir kitap biter oldu.

   

Hiç unutmam üniversite sınavında bir masal sormuşlardı. Ben o masalı daha birinci sınıfta okumuştum. Nasıl soruyu cevaplamayayım. Bana birinci sınıfta okuduğum masalın böyle bir de yararı olmuştu. Bu bana kitap okumanın sağladığı küçük bir yarar. Daha nice yararları vardı. Lise öğrencisiyken Kenan Işık’ın sunduğu bilgi yarışması televizyon dünyasına yeni girmişti. En çok izlenilen program oydu. Yaşlı bir yarışmacı vardı, ismini ve işini hatırlamıyorum. O ekranda yarışıyor, bende ekran karşısında yarışıyordum. O zamana kadar en iyi yarışmacı o seçildi. 125 bin liralık soruya kadar çıkan olmamıştı. O soruyu bilemedi ve elendi ancak ben o soruyu da bilmiştim. Sanki sorular hep benim okuduğum yerlerden gelmişti.

   

Hayatta sorular hep bilmediğim yerden geliyor diye şikâyet ediyorum. Benim bilmediğim şey sorular değil cevaplar. Bütün cevaplar da kitaplarda yazılmış. Kitap okumadığım için bilemiyorum. Kuran-ı Kerim’de bile ilk emir ‘’oku’’dur. Okusam daha çok okumam gerektiğini göreceğim. Ben hatamın farkına vardım. Tekrar çok okumaya başladım.

  

Sınıf öğretmeni olarak okulu bitirdim. Bir yıldır mezunum, atanamadım maalesef. Bilgim, kültürüm, güvenim gün geçtikçe azaldı. Öyle ki ben kendimi cahil, aptal, başarısız hissediyordum. Hafızam kötüleşti. Özgüven diye bir şey kalmadı. Hep bu gerilemenin sebebi ne diye kendime soruyordum. Bir türlü bulamıyordum. Geçen haftalarda yazar sevgili Alper Akçam'la tanıştım. Yazmak konusundaki hevesimi anlattım. “Kitap okuyor musun” diye sordu. “Az okuyorum” dedim. “O zaman yazamazsın sen”, dedi. Haklıydı kitap okuduğum dönemlerdeki yazdığım denemeleri, kompozisyonları, mektupları yazamıyorum uzun zamandır. Yeniden yazabilmek için daha çok okumam lazımmış, geç fark ettim. Zararın neresinden dönsen kârdır, atasözümüzü de kulağıma 24 ayar küpe yaptım.

      

Son olarak ben 16 yaşına kadar parmakla gösterilen akıllı, bilgili, terbiyeli, her şeyin en iyisini yapan kız olmaktan çıkmıştım. Eski halime dönmek için mucize bekliyordum. Bu mucizeyi bir kitapta bulacağıma inanıyordum ve biliyordum. . Mucize eskiden yaptığım gibi çok okumakmış, yeniden keşfettim.  

   

Herkesin daha çok kitap, gazete, dergi okumasını diliyorum.

Not: Haftada üç kitap okuyorum şimdilik.

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top