Yaşam sarmalı içerisinde bizler her gün yeniden kurulan hayatın başka bir anına tanıklık ediyoruz. Eğer bizler yaşam döngüsünün bir parçası olabiliyorsak ruhumuz belki yolculuğunu daha bir bilinçle sürdürüyor. Çoğu zaman ezber bir hayatı yaşıyoruz. Bize ne yapacağımız nasıl yapacağımız önceden söylenmiş ve biz onu uyguluyoruz. Yaptıklarımızın ve yaşadıklarımızın doğru ya da yanlışlığı üzerine düşünmüyoruz. Ezberletildiği gibi, bizim olmayan şekliyle yaşıyoruz.

           

Sokrates’in dediği gibi “sorgulanmayan hayat yaşamaya değmez”. Sorgulanmayan hayatın içerisinde neyin doğru olup olmadığı, iyi, güzel, erdemli ve ahlâklı olanın ne olduğunu çoğu zaman sormuyoruz, sorgulamıyoruz.  Herhangi bir durumla karşılaştığımızda “ne yapmalıyım?”, “böyle yaparsam bu yaptığım doğru olur mu?” soruları aslında bizim yaşamımıza yön veren değerlerin doğası ile ilgilidir. Her insan oluşturduğu / oluşan kişiliği ile karşılaştığı güncel sorunlar, olaylar karşısında farklı bir tutum ve davranış sergiler. Bu tutum ve davranışlar insanların iyi, kötü, erdemli, doğru gibi kavramlarına ne gibi anlamlar yüklediklerinin işaretidir. Bu sonuçlar bizi ahlâk ve etik kavramlarına götürür.

           

Genel ve kapsayıcı bir kavram olarak etik, Nuttall’a göre (1997) ahlâkî davranış, eylem ve yargılarla ilgili bir konu alanı olarak felsefe ve bilimin önemli bir parçası olarak kabul edilir (Aydın, 2001). Ahlâk felsefesi olarak da tanımlanan etik, insanoğlunun yaşamına anlam ve önem katan, onu değerli kılan, doğrulayan ve yanlışlayan, olumlu ya da olumsuz bir değer yükleyen bir felsefi düşünme/tartışma biçimidir.

           

Etik davranışların belirleyicisi olarak değerler ve normlar kültür çatısı içerisinde yer alırlar. Kültür bir insan topluluğunun ortaya koyduğu her şey olarak tanımlanır. İnsanlar arası ilişkilerde örf, adet ve görgü kuralları gibi birçok insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen davranış biçimleri etik bir anlam içermese de taşıdıkları değer ve oluşturdukları normlar gereği etik sınırlar içerisinde değerlendirilebilirler. Değerler, görgü kuralları ve normlar ahlâki olan ile olmayanı belirleyerek etik tartışmayı başlatırlar. Her zamanın kendine özgü değerleri, normları ahlâk sorunsalını uyararak güncel sorunların etik sınırlarının çizilmesini sağlar. 

           

Yaşanılan bir olayın sonucu kişinin mutluluğuna, faydasına sonuçlar doğuran bir davranış olarak etik; evrensel ve nesnel ilkelerin insanlar için yarattığı bir değer olarak etik; aynı amaç ve değerler etrafında toplanan bir topluluk ya da devletin üyelerinin doğru ve iyi olarak kabul ettikleri davranışlar bütünü olarak etik ve vicdani sorgulama sonrasında içinden gelen sesin evet ya da hayır olarak tanımladığı etik olarak farklı sınıflamalar yapılmaktadır. Ancak her birinin her koşulda geçerliliğini savunmak mümkün görünmemektedir. Zaman zaman farklı etik kuramlara dayalı davranışlarımıza kılıf bulsak da işimize geldiği gibi mantığa bürünerek davranışlarımızı haklı kılacak etik açıklamalara yöneliriz. 

           

Bugün daha fazla bağıranın haklı olduğu, güçlü olanın doğru olduğu bir dünyaya mı evriliyoruz. Yoksa her şeye rağmen değerler, insan ilişkileri, yasalar ve insanın gelişen beyni ve vicdanı bizi evrensel erekler olarak iyi, doğru ve güzele mi götürüyor. Yasal olanın etik olamayacağı, sonuçları ne kadar fazla insanı kapsasa da eylemlerin etik olarak kabul edilemeyeceğini artık çoğu insan biliyor. Öğrenci ile öğretmen arasındaki ilişkilerde etik olmayan bir davranışın niçin etik olmadığına farklı taraflar aynı gözle bakmazlar. Öğretmen için eğitim öğretim zamanı içerisinde karşılaşılan saygı durumu eğitim süresi dışına çıkıldığında gösterilmediğinde ne olur? Günümüzde böyle bir durum ikiyüzlülük olarak adlandırılabilir mi? İkiyüzlü davranmak ahlâki midir? Eğer kendi öznelliğiniz içerisinde Kohlberg’in ahlâkî gelişim kuramının saf çıkarcı evresinde iseniz haklısınızdır. Tabiî ki öznel olarak etik sınırlar içerisindesinizdir. Çünkü sizin yapılandırmanız yani ortaya koyduğunuz ilkeleriniz sizi haklı çıkarmaktadır. Dünya böyle yönetiliyor, herkes böyle yaşıyor, bunu yapan ilk kişi ben değilim, gemisini kurtaran kaptan gibi söylemler kişinin temel ilkeleri olduğunda davranışlar kendince ahlâki ve tabiî ki etik olacaktır. Bu nedenle etiğin doğası genel ve soyut olanla ilgilidir.  Lipman’a göre (1985) kendinize; “Herkes benim şuanda yapmayı düşündüğüm şeyi yapsaydı ne olurdu? sorusunu sorduğunuzda, eğer herkesin bunu yaptığı dünyada yaşamak istemiyorsanız o halde düşündüğünüz şeyi yapmamalısınız (Haynes, 2002). Başkalarını memnun etmeye ya da başkalarının doğrularına uymaya, toplumsal düzenin doğrularını onaylamaya varan davranışlarla; başkalarının haklarını ihlal etmekten kaçınıp karşılıklı saygı ve güveni önceleyen bir yapıya evrilirken insan her aşamada kendince ahlâki yargılara sahiptir. Ancak evrensel etik ilkeler karşılıklı saygı ve anlayışa doğru bir vicdanlılık ve ilkelerle içselleştiriliyorsa etik davranış için yeterli sayılabilir.

Haynes (2002) insanların her gün etik seçimlerinde üç yön üzerinde durduklarında etik olunabileceğine dikkat çekmektedir: 1. Benim için ve diğerleri için kısa ve uzun erimli sonuçlar nelerdir ve herhangi bir olası edimin yararları zararlı etkilerine ağır basar mı? 2. Durumda etkisi olan bütün kişiler kendi geçmiş eylemleri ve inançlarıyla tutarlı davranıyorlar mı? Yani, benzeri başka bir durumda uygulamayı isteyecekleri başka bir ilkeye/etik ilkelere göre mi hareket ediyorlar? Başkalarına kendilerine yapılmasını istemeyecekleri şeyi mi yapıyorlar? 3. İnsan olarak diğer kişilerin gereksinimlerine yanıt veriyorlar mı? Bu durumdaki diğer insanları, kendileri gibi duyguları olan kişileri önemsiyorlar mı?

           

Etik anlayışınızın temelinde farklı kavramsallaştırmalar olabilir. Ancak farklı kavramsallaştırmalar sizin başkalarının bakış açılarının da neler olduğu noktasında sezgilerinizi  işe koşmanıza fırsat veriyorsa etik davranışlara daha çok yaklaşırsınız. Tabiî ki daha doğru bir sorgulama ve etik sonuçlara ulaşma durumu yaşarsınız.

           

Evrenselliğin en üst noktasına itaatsizlik edilmeyecek ahlâki yasalara deneyüstü yasalar çerçevesinde ulaşılabilir. Şöyleki; Kant’ın ifadesiyle, “Başkalarına her zaman onların sana davranmasını isteğin gibi davran”; Konfüçyüs’a göre, “Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma”; Hz. Muhammed’in sözüyle, “Sana ne yapılmasını istiyorsan başkalarına öyle yap”; Budist inancına göre, “Seni incitecek şeylerle başkalarını incitme”;  Kuran-ı Kerim’e göre, “Kişinin kendisi için istediği şeyleri başkasına vermedikçe erdemli olamaz”; Talmud’da, “Nefret ettiğin şeyi başkalarına yapma” gibi kavramlaştırma ve ifadeler evrenselleştirilebilir değer ve ilkelerdir (Haynes, 2002).

           

Söz konusu bu kavramlaştırmalar sorunlarımızı çözmede bize yardımcı olur. Ancak yaşamın benzersiz olaylarını açıklamada yetersiz kalabilir. Savaşta aldığı emri uygulamak zorunda olan bir askerin davranışını hangi etik kuram açıklayabilir, düşünmek gerekir. Ya da bir öğrencinin okula gitmek istememesi durumunda onun okula gitmesi için zorlamak etik midir? Her ne kadar zaman zaman etik sorunlar içinden çıkılmaz bir hal alsa da her gün farklı durumlar karşısında insanoğlu olarak kendimize, Ne yapmalıyım? sorusunu yöneltiriz. Yanıtlarımız bazen “evet”,  bazen “hayır”, bazen de “duruma bağlı” ifadeleriyle sonlanacaktır. Duruma bağlı olduğunda bu durumu nasıl gerekçelendiriyoruz. Gerekçelendirmelerimizde yasallık mı, sezgiler mi, sonuçların yararı mı ya da yaşanılan sürece ilişkin edimler mi ön planda yer alıyor. Yanıtınız ne olursa olsun bu yanıtın da kendisi bir etik tartışmadır.

           

Ne yapmalıyım? sorusuna ilişkin bazı sorular:

           

Düzenli olarak derslerinizi izliyorsunuz, her dersin özetini çıkarıyor ve önemli yerlerini vurgulayarak sistemli bir ders notu oluşturuyorsunuz. Arkadaşınız bu notları istediğinde notlarınızı onunla paylaşır mısınız?

           

Okulunuzda sigara içmek yasaklanmıştır. Fırsatını bulduğunuzda (kimsenin olmadığı bir zamanda) öğretmenler odasında sigara içer misiniz?

           

Arkadaşınızın ter kokusuna dayanamıyorsunuz. Bunu ona söyler misiniz?

           

Yazılı sınavını başarılı bir şekilde geçtiniz. Ancak mülakat sınavına gireceksiniz. Mülakat sınav komisyonunda bulunanların dini inançları ile benzerlik içinde bulunduğunuzu söylem ve kullandığınız sembollerle belli eder misiniz?

           

Amcanızın oğlu yükselme sınavına giriyor, siz sınav düzenleme komisyonunda görev alıyorsunuz, ona sınavla ilgili ipuçları verir misiniz?

           

Bu ve buna benzer sorulara verdiğimiz yanıtlar, etik kararlarımızın temelinin neye dayalı olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Yanıtların kendisi sizin etik olgunluğunuzun da bir işareti değil midir? Aynı zamanda Kohlberg’in ahlâkî gelişim evrelerinin neresinde olduğunuzu da ortaya koymaz mı? Ne kadar evrensel etik ilkelere uygun davranışlar sergileyebildiğimizi de belirlemez mi? Bütün bunlar yaşam içinde nasıl davranmamız gerektiğini söyleyen kurallar, ilkeler üretmemizi sağlıyor. Bu sorgulamalar kendi evrenimizde başkalarının adaletini, hukukunu, iyiliğini değerlendirmemizi sağlayarak kendimize ait ve evreni olumlayan doğru ve adil yollar bulmamızı sağlıyor. Yaşam içindeki etik sorgulamalar; kendimize, toplumumuza daha bir yaşanılır yollar bulmamızı sağlıyor.

Kaynakça

Aydın, İ. (2001). Yönetsel, mesleki ve örgütsel etik. (2.Baskı), Ankara: Pegem.

Haynes, F. (2002). Eğitimde etik. (Çev. S.K. Akbaş), İstanbul: Ayrıntı.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top