Günümüzün toplumları gücünü bağımsızlık, tarafsızlık ve çok seslilikten alan bir medya (kitle iletişim araçları) yerine tam aksine gücünü sermaye odakları, siyasi iktidarlar ve diğer güç odakları (cemaatler, tarikatlar, ordu, istihbarat örgütleri, vb.) ile olan bağlantılardan alan bir medya ile karşı karşıya kalmışlardır. Medyanın bu yeni konumu özellikle politik kararların oluşmasında sıkıntılar yaratmıştır. Seçmen kararları genellikle medya kanallarından gelen politik bilgi ve yorumların etkisiyle şekillenir. Eğer seçmenlere gelen politik bilgiler yansız, gerçek ve çarpıtılmamışsa seçmen tercihleri ona göre oluşur. Aksine, medya kanallarından gelen bilgiler yanlış, eksik ve kasıtlı olarak çarpıtılmışsa seçmenler de bu ikinci tür yaklaşımlardan etkilenir. Sonuç olarak kamuoyu yanlış oluşur, ulusal irade çarpıtılmış olur.

Yukarıdaki gelişmelerin çeşitli nedenleri vardır. Tarihsel olarak bakılırsa, bir devletin yasama, yürütme ve yargı erklerine ek olarak medya dördüncü kuvvet olarak konumlandırıldı. Medya; klasik olarak toplumun gözü, kulağı ve vicdanı olma işlevlerini üstlenir diğer üç kuvveti toplum adına mercek altına alır ve denetlerdi. Fakat günümüzün medyası bu klasik görevinden giderek uzaklaşmaya başladı. Bu gelişmelerin başlıca nedenleri şunlardır.

1-) Teknoloji Çağından Bilgi Çağına Geçiş. Teknolojik devrim toplumların fiziksel çabalarını etkinleştirme, üretim tekniklerini hızlandırma ve kolaylaştırma, ulaşım araçlarının hızlarını ve konforlarını yükseltme, evlerindeki tüketim faaliyetlerine kolaylık getirme (çamaşır, bulaşık, pişirme, temizlik vb.) şeklinde topluma yansımıştı. Hâlbuki bilgi çağı ile birlikte bilgiye en kısa zamanda ulaşabilme ve bilgi kullanımı önem kazandı. Bilgisayar, internet, televizyon, radyo, gazete ve hatta cep telefonları bilgiye en çabuk ulaşmanın araçlarına dönüştü. Bu aynı zamanda bir dijital devrimdi. Her şey hız kazandı. Bilgiye daha hızlı ulaşan toplumlar bir adım öne geçti. Dijital devrim ve bilgi çağı medyanın yapısını toptan değiştirdi. Medyanın kendisi, demokratik kapitalist ülkelerde büyük sermayenin bir parçası haline geldi. Medya patronları kapitalistleştiler. Medya sektörüne girmek büyük yatırımlar gerektirir oldu. Sektörde tutunmak zorlaştı. Medya kuruluşları el değiştirmeye başladı. Rekabet arttı. Bu durum medya sahiplerini etkiledi. Eğer tutunamazlarsa artık kaybedecek çok şeyleri olacaktı. Sermaye grupları ve politik iktidarlarla iyi geçinme zorunluluğu oluştu.

2-) Sermayeye Bağımlılık ve İç içelik. Sermaye sektörünün ürünlerinin müşteriye tanıtılması ve pazarlanmasında medyanın önemi arttı. Reklamlar medyanın neredeyse tek gelir kaynağı olmaya başladı. En geniş iletişim ve ulaşım ağı kurabilen medya reklam pastasından daha fazla pay almaya başladı. Gazeteler için tirajın (günlük net satışın), televizyonlar için izlenme oranlarının (reytingin), radyolar için de dinleme oranlarının önemi arttı. Medya kuruluşlarının yaşayabilmeleri kâr etmelerine, kâr edebilmek için de sermaye sektöründen reklam almalarına gereksinim doğdu. Medya ile sermaye arasında bir iç içelik ve bağımlılık oluştu. Medya, topluma sermayenin merceğinden bakmaya başladı. Zaten kendisi de büyük sermayeye dahil olmuştu. Ayrıca medya dışı sektörlerden de para kazandıkları için eldekileri koruma ve büyüme adına çok daha dikkatli olmaları gerekti.

3-) Politik İktidarlara Bağımlılık. Genelde demokratik ülkeler aynı zamanda kapitalist ülkelerdir. Kapitalist ülkelerin yeni tanımları ise serbest piyasa ekonomileridir. Serbest piyasa ekonomilerinde ya da kapitalist ülkelerde ise politik iktidarlar sermayenin isteklerine, serbest piyasa ekonomisindeki aktörlerin (kapitalist üretim birimlerinin) gereksinimlerine göre şekillenirler. Bu piyasa aktörleri arasında sermayenin bir parçası haline gelen medya patronları da vardır. Sermaye ile iç içe olmak demek aynı zamanda politik iktidarlarla da iç içe olmak demektir. Ellerindeki güçler dengesine bakıldığında, politik iktidarların gücü medya patronlarından daha fazladır. Medya patronları bunun farkındadır ya da politik iktidarlar tarafından, açıktan ya da gizliden farkına vardırılır. Sonuçta, medya patronları politik iktidarları kollamak ve giderek iktidarlara bağımlı olmak durumunda kalırlar. Bu baskıya boyun eğmeyenleri çeşitli mali, politik ve sosyal sıkıntılarla köşeye sıkıştırıp iktidarların çizgisine getirmek mümkündür.

4-) Diğer Güç Odaklarına Bağımlılık. Sermaye ve politik iktidarlar dışında ülkelerin siyasi rejimleri ve hukuki yapılarına göre etkin güç odakları olabilir. Ordular, gizli istihbarat kuruluşları, dinsel cemaat ve tarikatlar, terörist örgütler vb. yapılar bizzat kendi medya kuruluşlarını kurabilecekleri gibi doğrudan ya da dolaylı etkiler ve hatta tehditlerle medyanın tamamını ve çoğu zaman da bir kısmını denetim altında tutabilirler. Konumları yukarıda özetlenen genel ve yaygın medya kuruluşları dışında SOSYAL MEDYA olarak adlandırılan yeni bir medya daha doğmuştur. Bu medya, kişiler ve arkadaş grupları arasında bir nevi doğrudan iletişim kurarak hatta bazen aralarında yaygın şekilde örgütlenerek kamuoyu oluşturabilmektedirler. Sosyal medyanın en önemli iletişim aracı bilgisayar ve internettir. Facebook, Myspace, Wikipedia, Apple, Tunes, You Toube, Twitter vb. bloglar ise sosyal medya kanallarını oluşturmaktadır. Ancak tıpkı genel ve yaygın medya gibi sosyal medyanın da beslenme kanalları reklamlardır. Fakat politik iktidarların sosyal medyayı da iktidarlarına uygun yönlendirme ya da özgürlüklerini kısıtlama olanakları vardır.

Konunun sonuna yaklaşırken çok kısa da olsa “MEDYA ETİĞİNDEN” söz etmek gerekir. Gücünü bağımsızlık, yansızlık ve çok seslilikten alan, olayları gizlemeyen, çarpıtmayan, sermayenin, politik iktidarların ya da diğer güç odaklarının sözcülüğüne soyunmayan, toplumun bütününün ve bireyin hak ve hukukunu gözeten medya etik davranmış olur. Toplumun genel çıkarlarının gözetilmesi ve bireyin kişilik haklarına saygı gösterilmesi kaçınılmazdır. Eğer politik iktidarlar medyanın özgür ve demokratik ilişkiler ağını doğrudan ya da dolaylı müdahalelerle kısıtlıyor, sindiriyor ve korkutuyorlarsa bu durumda medyalar iktidarların resmi yayın organlarına dönüşür ve iktidar borazanlığı yapar hale gelebilirler.

Sonuç: Özet olarak demokrasilerde özgür düşünce yapısına, fikir farklılıklarına, insan hak ve özgürlüklerine, çok sesliliğe, toplumun çarpıtılmamış doğru haber alma ve kişilik haklarına saygı ve özen gösterilir. Politik iktidarların oluşumunda kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi, seçimlerin hilesiz yapılması, politik iktidarı kazananların seçildikten sonra da demokrasi kurallarını çiğnememeleri ve bu kuralların dışına çıkmamaları beklenir. Demokratik yollarla, hilesiz ve hurdasız seçilmiş olmak demokrasinin gerekli şartıdır. Ancak bu yetmez. Demokrasinin yeterli şartı da toplumu demokrasinin ilke ve kurallarına göre yönetmektir. Hitler ve Mussolini örneklerinde görüldüğü gibi, gerekli koşullara uydukları (normal seçimle iktidara geldikleri) halde seçildikten sonra demokrasinin yeterlik koşuluna uymadıkları (demokrasinin ilke ve kurallarından ayrıldıkları) için diktatör olanlar çoktur. Çünkü demokratik yönetim devamlılık arz eden bir süreçtir.

Bir oyunun bütün devreleri aynı kurallarla oynanmalıdır. Eğer demokrasi kuralları göz ardı edilir, kamuoyu, güç odaklarının etkileri ve baskıları ile bilerek ve istenerek yanlış yönlendirilir ve çarpıtılırsa; sermaye güçleri, politik iktidar temsilcileri, cemaatler ve diğer baskı grupları medya ile işbirliği yaparak doğrular toplumdan saklanır, yanlışlar eleştirilemezse o ülkede demokrasi zehirlenir, felç olur. Demokrasi yerine “MEDYAKRASİ” egemen olmaya başlar. Medyanın gücü yerine gücün medyası oluşur. Konuya bu açıdan bakıldığında Türkiye’deki sermaye sınıfının ve politik iktidarların medya ile sarmaş-dolaş işbirliği içinde oldukları gözlenmektedir. Ayrıca diğer güç odaklarından bazılarının örneğin kimi tarikat ve cemaatlerin doğrudan kendi medyalarını kurup yönettikleri bir sır değildir. Bu nedenle Türkiye’deki demokrasinin medyakrasinin gölgesinde yaşamaya başladığını söylemek fazla yanlış olmaz. Eğer bir ülke demokrasi ile yönetiliyorsa medyanın, başta politik iktidarlar olmak üzere, her türlü güç odaklarından olabildiğince bağımsızlaşması, yeniden toplumun gözü kulağı ve vicdanı işlevine geri dönmesi gerekir. Demokrasinin kesintisiz ve kurallarına uygun olarak yaşayabilmesi için toplumun çoksesli ve özgür basına olan ihtiyacı ortadadır.

Kaynakça:

1- BAŞLAR, Gülşah; “Medya Etiğinin Tarihsel Temelleri ve Gelişimi”. www.gulsahbaslararmara.edu.tr

2- GEZGİN, Suat; “Medya ve Demokrasi”. www.konrad.org.tr/medya

3- İNCEOĞLU, Yasemin; “Medya İktidar İlişkilerinin Tarihsel Gelişimi”. www.eski.bianet.org /2006

4- KEANE, John; Çeviren: Haluk ŞAHİN “Medya ve Demokrasi”. www.turkcebilgi.org/kitapozetleri/m/medya

5- ÖZKAN, Abdullah; “Medyakrasi Demokrasiyi Zehirler” www.abdullahozkan.blogspot.com /2012

6- TAŞ. Oğuzhan; “Medya Etiğinin Tarihsel Temelleri ve Gelişimi”. www.ilef.ankara.edu.tr/etik

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top