Daha başka değişkenler açısından bakılarak da bilgiler farklı gruplarda toplanabilir. Aşağıda, edinilme biçimi ve yanıltıcılık düzeyleri esas alınarak bilgiler üç grupta toplanmıştır.

1 – Duyumsal Bilgi

Bilgi, bilinen şeydir. Bizim veya başkalarının bildikleridir. Bilgi edinmenin temel aracı, duyu organlarımızdır. Beş duyumuz, dışımızdan aldıkları duyumları bize kazandırır. Altıncı bir duyumuz yoktur. Altıncı his denen şey, kuşku ve düşüncenin kullanımıyla bilgi üretmenin bir yoludur, sadece duyum (his) değildir. Duyumla elde ettiğimiz bilgilerin yanıltıcı olup olmaması, bu organlarımızın sağlıklı işleyip işlemediğine, duyum sırasındaki düşüncelerimize, duyum ortamı ile çevresinin koşullarına, eski bilgilerimizin doğruluğuna bağlıdır.

İyi işitmeyen bir kulak, iyi görmeyen bir göz, çalışması bozulmuş bir dokunma duyusu, bize, doğru olmayan (yanıltıcı) bilgiler taşır. Bilginin doğruluğu, “bilinen şey” ile “olan şey”in uygunluk derecesidir. Bir suyun sıcaklığı altmış dereceyse ve biz onu soğuk olarak algılıyorsak, dokunma duyumuzda bir yanıltıcılık vardır. Altmış derecelik suya dokunmadan hemen önce elimizi doksan derecelik sudan çıkarmışsak ve altmış derecelik suyu serin olarak algılarsak, çevre koşullarının etkisiyle böyle algılıyoruzdur. Aklımızda kaynanamız varsa, “kaynayan” sözcüğünü “kaynanam” olarak görüp algılayabiliriz. Su aradığımız bir çölde, düşüncemiz ona odaklanınca, sıcak hava-düzlem ilişkisini su olarak algılayıp serap görebiliriz. Yeni bir duyum bilgisini alıp kabul ederken eskileriyle karşılaştırıyor, uyum olmayınca yeni duyum bilgisini yanlış kabul ediyorsak veya eski yanlış bilgilerimizle karşılaştırdığımızda ona uyan yanlış bilgiyi doğru olarak benimsiyorsak, yanılırız. Duyumsal bilgilerin bizi yanıltma derecesi yüksektir. Bu bilgiler doğru da olabilir ama duyumsal bilgi olarak kaldıkça, bilimsel bilgiye dönüştürülmedikçe, yanıltıcı olup olmadıklarını pek bilemeyiz.

Duyumsal bilgiler, bir duyumla ilgili olarak, “olanı” değil, olan hakkında kişilerin “algılarını”gösterir. Algı yanılmaları nedeniyle de, farklı kişiler, aynı durumla ilgili farklı yargılar  üretebilirler. Bu, olanın olduğu gibi değil, olduğundan farklı  algılandığını, yani edinilen bilginin yanıltıcı olduğunu gösterir. Parmağını soktuğu aynı suyun sıcaklığı için, farklı kişiler “sıcak, ılık, serin” şeklinde farklı yargılar üretebiliyorsa, o su aynı anda bu üç şekilde olamayacağından, bu bilgilerin en az ikisi yanıltıcı demektir. Yanıltıcı olduğu belirlenen bilgiler, bilimsel bilgi olamazlar.

2- Düşünsel Bilgi

Bu tür bilgilere, felsefi bilgi, düşünce veya görüş de denir. Yeni duyumlar ve eski bilinenler üzerinde düşünmeyle üretilen bilgidir. Bilinenler birbirleriyle ilişkilendirilerek yeni bilgiler üretilir. Düşünsel bilgi üretme sürecinde, duyumsal bilgiyi karşılaştırmak için kullanılan eski bilgiler eksik veya yanlışsa, düşünme becerileri eksikse, düşünme yeterlikleri düşükse, düşünmede uygun süreçler kullanılmamışsa, düşünceyi olumsuz etkileyecek ortam değişkenleri güçlüyse, düşünsel bilgi, duyumsal bilgiden daha çok yanıltıcı olur. Bunların tersinin olduğu durumlarda, düşünsel bilgi, duyumsal bilginin yanıltıcılığını azaltabilir.

Bilinenler yanıltıcıysa, düşünce güçlü ve düşünme süreçleri uygun bile olsa, sonuç yanıltıcı olur. Örneğin, olguculuğu anlamlandırırken, sözcüğün yabancı dildeki kökü olan “positive” in anlamlarından sadece birine bakarak,  ona “kesin, mutlak gerçek” anlamı yükler ve öyle anlarsanız, bu yanıltıcı bilgi, düşünce sonuçlarınızı da yanıltıcı kılar. Bilinenler eksikse, örneğin dünyanın döndüğünü bilmiyorsanız, güneşi sabah ufkun bir tarafında, öğlen tepede, akşam ufkun öbür tarafında görünce, güneşin dünyanın çevresinde döndüğünü düşünebilir ve yanılırsınız. Geniş açılı ve uzun erimli düşünmüyorsanız,  bu görme kapsamınız dışındakileri dikkate almadığınız için yanılabilirsiniz. Düşünürken nedenlemiyor, alınanı olduğu gibi kabul ediyorsanız, gerçek nedeni göremeyip yanlış düşünce üretebilirsiniz. Çevre koşullarının olumlu veya olumsuz olması, korku, kaygı veya aşırı iyimser-kötümser durumlar, düşüncemizi etkileyerek yönünü değiştirip bizi yanıltabilir. Düşünceniz bazı varsayımlara (denenmemiş kabullere) dayalı ise, bu kabullerinizden birinin yanlışlığı bile düşünce sonuçlarını yanlış kılabilir. Düşünme sisteminin boyutlarını bilmiyor ve bunları düşünmede kullanmıyorsanız, eksik ve yanlış bilgi nedeniyle yanılırsınız. Düşünsel bilgilerin de bilimsel bilgiye dönüştürülmedikçe bizi yanıltabilme derecesi yüksektir. Duyumsal ve düşünsel bilgiler, insan duyum ve düşüncesinin yanlılığını ve yanıltıcılığını, göreliliğini taşır, yanıltıcı olup olmadıkları belirlenmemiş olduklarından, yargı üretmede bu aşamada bilgiler olarak, bilimsel bilgiler gibi kullanılmamalıdırlar.      

      

Aynı anda parmağını aynı suya sokan kişilerden biri, “Kaplıcadan alındığı söylenen bu su ılık, ama ben daha önce bir kaplıcaya gitmiştim suyu çok sıcaktı. O zaman bu su da ılık olmamalı, ben yanılıyor olmalıyım, bu su için biraz sıcak diyeyim düşüncesiyle, ılık olarak algıladığı su için “biraz sıcak” diyorsa, eski bilinenlerin eksikliği nedeniyle yanıltıcı bir düşünsel bilgi veriyordur.

           

Düşünsel bilgiler, bilime yol gösterici, ufuk açıcı, yeni denemelere götürücü, isteklendirici olabilirler, ama bilimsel bilgi olarak kullanılamazlar, çünkü yanıltma olasılıkları yüksektir. Bilim adamları, akıldışı, saçma düşünceleri (felsefeleri) bile deneme amacıyla kullanabilir, yanıltıcılık denemeleri yapabilirler. Ama düşünsel bilgileri, yanıltıcı olmadıkları kanıtlanmadıkça bilimsel bilgi olarak kullanamazlar. Kullanırlarsa, yanılma olasılıkları yüksek olur. Çünkü bu bilgiler, yanıltıcılık denemesinden geçmemişlerdir. Örneğin, paradigma adıyla tanımlanan düşünce kalıpları ve bu kalıplar kullanılarak üretilen bilgiler, düşünsel bilgidir, bilimsel bilgi olarak kullanılamazlar. Bu nedenlerle, bilgilerin yanıltıcılık sıralaması çoktan aza doğru şöyle yapılabilir : Uygun üretilmemiş düşünsel bilgi – duyumsal bilgi – uygun üretilmiş düşünsel bilgi – bilimsel bilgi.        

3- Bilimsel Bilgi

           

Bilgi edinmenin amacı, gerektiğinde onu kullanmaktır. Kullandığımız bilginin bize yararlı olabilmesi, beklediğimiz sonuçları üretebilmesi için bizi yanıltmamasını isteriz.  Yanıltıcı olmayan bilgi, yanlışı bulunamayan bilgidir. Eğer dünyada her şeyin sürekli bir değişim, başkalaşım içinde olduğu doğruysa, bu, bilgi için de geçerlidir, o zaman bilgi de sürekli değişecek demektir. Bu durumda, “yanlışı olmayan bilgi” yerine, “bugün için yanlışı bulunamamış bilgi” den söz etmek gerekir. Bir bilginin çeşitli bilimsel denemelerle yanlışları aranmış ama bulunamamışsa, yanlışı bulunana kadar doğru kabul edilir. İşte bu bilgi, şimdilik yanlışı bulunamadığı için bizi yanıltmayacağı düşünülen bilgi, bilimsel bilgi olarak adlandırılır. Bunun için, yapılan yanlışlama denemelerinin güvenilir (aldatıcı olmayan) olması gerekir. Bu güvenilir deneme düzeneklerinin genel adı, bilimsel yöntemdir.

           

Bilimsel bilginin ve yöntemin  yanıltıcı olmamasını sağlamanın iki temel aracından biri, geçerli, yani o amaç için kullanılabilir, o amaca götürücü olmasıdır. Bilginin de, yöntemin de bir “araç” olarak temel özelliği, amaca götürücülüktür. Araçların ve birer araç olarak bilgi ve yöntemin geçerlilik derecesi, amaca uygunluk, ona götürücülük derecesidir. Bir bilginin yanıltıcı olup olmadığını belirlemek için kullanacağımız yöntem, bunu ne derece belirleyebiliyorsa, o derece geçerlidir. Bilginin gerçeklik özelliği, yanıltıcı olmama durumudur. Yöntemin bilimselliği,  bilginin

yanlışları varsa, bunu ortaya koyabilme derecesidir. Amaca götürücülüğün kalıcılığı ve benzer durumlarda değişmemesi ise o bilgi ve yönteme güvenebilmemizi sağlar, bu da güvenilirlik olarak bilinir. Araçlar, aynı özelliği aynı koşullarda ölçtüklerinde anlamlı olarak farklı olmayan sonuçlar veriyorlarsa, güvenilirdirler. Geçerlilik ve güvenilirlik, yanıltıcı olmamaları için, araçların sahip olmaları gereken iki temel özelliktir. Bilimsel bilgi de, onu üretmenin, denemenin aracı olan bilimsel yöntem de araçtırlar.

           

Bilimsel bilgi edinmenin temel yöntemi yanlışlama denemeleridir. Bir bilginin yanlışlarının olup olmadığına bakarak bizi yanıltıp yanıltmayacağını söyleyebiliriz. Doğrulama bu sonucu vermez. Birçok yanlışı olan bir şeyin içinde bir veya birkaç doğru bulunabilir. Çalışmayan bir saat bile günde iki kez doğru zamanı gösterir. Doğrulama çabası bu bir veya birkaç doğruyu bulma şeklinde olur, bunlara bakarak ona doğru denirse, yanlışları olan bir şeye doğru denmiş olur. Bu nedenle bilimsel bilgi üretimi doğrulama ile değil, yanlışlama ile olur. Her yönüne bakılarak yanlışı aranan bilginin yanlışı bulunamamışsa, bulununcaya kadar o bilgi doğru kabul edilir. İşte yanıltıcı yanı bulunamamış olan bu bilgi, böyle bir yanı bulunana kadar, bilimsel bilgidir.

           

Bilgiyi insanlar veya diğer nesneleri kullanarak elde edebiliriz. İnsan aracılığıyla bilgi edinmeye kalkıştığımızda, insanın bilgiyi değiştirebilen öznel yanı karşımıza çıkar. Duyu organlarındaki farklılıklar, algılama farkları, değerleri, bilgileri, alışkanlıkları, süreçten olumlu veya olumsuz etkilenebilecek olmaları, çıkarları gibi kişisel farklılıkları, bilgiyi bize olduğu gibi değil, farklılaştırarak getirmelerine, değiştirmelerine yol açar. Oysa insan dışı nesneler böyle değildir. Bir yemeği tadan farklı kişiler, onun tuz derecesi için farklı şeyler söyleyebilirler. Bu, -eğer o yemeğin bulunduğu kabın değişik yerlerinde değişik tuzluluk dereceleri yoksa- o yemeğin tuz derecesinin birkaç farklı şekilde olduğu anlamına gelmez.  İnsanlara sormak yerine,  bir tuz derecesi ölçme aracı kullanırsak, birden çok değil, bir tek tuz derecesi elde ederiz. Birden çok insan, birden çok tuz derecesi söylediğinde hangisi gerçektir, hangisinin dediğine güveneceğiz? Hangisinin doğru olduğunu nereden bileceğiz?  Tuz ölçme aracı kullandığımızda böyle sorunlarımız olmaz. Aracımız geçerli ve güvenilir olduğu sürece, sonuç bizi yanıltmayacaktır. İşte yanıltıcı olmayan veya yanıltıcılığı daha az olan bilgiler edinmek amaçlandığında, bilgi edinme aracı olarak insan yargılarını değil, nesneler kullanılarak yapılan bilimsel ölçü araçlarını kullanmalıyız, bilimsel ölçmeler yapmalıyız. Ölçemediğimiz bilgi bilimsel de olamaz, çünkü bilginin yanıltıcı olup olmadığını değerlendirmemiz gerektiğinde, ölçüm sonuçlarına bakmalıyız. Çünkü ölçemediğimiz şeyi değerlendiremeyiz. Değerlendirme, ölçüm sonuçlarının bir ölçünle (standartla) karşılaştırılarak değer yargısı üretme işidir. Bu süreçte çeşitli ölçütler (ölçme araçları veya ölçme dayanakları yani kriterler) kullanılabilir. Bilimsel bilginin tipik bir özelliği, insan yanlılığından uzak, nesnel araçlarla ölçülmüş olmasıdır. Nesnellik, insan yargılarındaki görelik yanılgısını ortadan kaldırır. Bir metre seksen santim uzunluğundaki bir kişi, bir cüceye göre uzun boylu, iki metreden uzun birine göre ise orta boylu olarak tanımlanabilir. Bu tanımların hangisi yanıltıcı olmayandır?  Nasıl seçeriz?  Nesnel ölçme araçlarıyla yaptığımız ölçümlerde bu yanıltıcılıklar yoktur ya da en aza indirilmiştir. Gerçekler vardır ve göreli değildirler, göreli olan algılardır. Bu göreli algılar gerçeği değiştirerek verdikleri için yanıltıcıdırlar, bu nedenle de bilimsel bilgi değildirler. Bin dolar, bir yoksula göre ”çok para” iken bir varsıla göre "az para” dır. Bin dolar, çok veya az algılanan iki değişik miktar değil, aynı tek miktardır.

           

Aynı anda aynı suya parmağını sokup, suyun sıcaklığı hakkında farklı bilgiler veren kişiler, bu bilgilerin yanıltıcılığından kurtulmak istediklerinde, ısıyı ölçmek için hazırlanmış, uygun (geçerli ve güvenilir oldukları kanıtlanmış) ısı ölçme araçlarını kullanarak bilimsel bilgi elde edebilirler. Bu bilgi, suyun ısısının “var olan” durumunu gösterir, o durumun duyumsal ve düşünsel bilgi edinme süreçlerinde kişilerce çarpıtılmış olan aldatıcı bilgilerini değil. Kullanılan ölçme araçları, kişiden kişiye değişebilen ve bu nedenle de ısı yanında kişisel algı ve yargı  farklılıklarını da gösterdiği için ısı konusunda yanıltan değil; ısı değişmesiyle değişen, ısı ile ilgili duyum ve düşünce yanlılıklarını içermeyen, bu nedenle de ısı değişimlerini gösteren araçlardır. Bu nedenle bunların gösterdiği sonuçlar, algı ve yargı yanılgılarını içermezler, bunların yanıltıcılıklarını taşımazlar.

           

Bilgi türlerinin yukarda verilen özelliklerini aşağıdaki özet tabloda görebiliriz.

                                               Bilgi Türleri Ve Özellikleri

Duyumsal Bilgi                                 Düşünsel Bilgi                        Bilimsel Bilgi

====================   =======================                 ==================

Duyumlarla edinilir                 Düşünmeyle edinilir                          Yanlışlamayla edinilir

___________________________________________________________________________

Duyu organları, çevre, eski      Duyu organları, eski bilinenler,        Yanlışlama düzenekleri ve

bilinenler yanıltabilir               çevre ve düşünce yanıltabilir            düşünce  yanıltabilir

___________________________________________________________________________

Aldatıcı olma olasılığı             Aldatıcı olma olasılığı                          Aldatıcı olma olasılığı,

yüksek olabilir                           düşük, yüksek,  çok                         yineleme-yanlışlama

                                                  yüksek olabilir                                 olanakları olduğundan,

                                                                                                            çok düşüktür

_________________________________________________________________________

                                                                                                                                                 

           

Bilimsel bilginin bir özelliği, bilginin bütünleştirilmiş, sistemli hale getirilmiş, diğer bilimsel bilgilerle bağlantılarının belirlenmiş olmasıdır. Yanlışlama çabaları, bu bütünlük içinde, bu çok yönlülükle yürütülmelidir. Aksi halde, bütünün bazı parçaları gözden kaçırılabilir, bazı eksiklikler olabilir. Bilimsel yanlışlama, çok yönlü olmalıdır ki eksiklikler yanıltıcı olmasın. Eksik ve yanlış bilginin götüremeyeceği yanılgı da kötülük de yoktur. Bunlar temel aldatma kaynaklarıdır. İnsanlar, topluluklar bunlarla kandırılır. Bilimsel bilgi yerine eksik ve yanıltıcı bilgi kullananlar, aldanırlar, aldatılırlar, veya başkalarını aldatırlar.

           

Bilimsel bilgi, birikimlidir, yani kendinden önceki bilgilerden yararlanır, onlara dayanır, onları kullanır. Yanılmamak için bilinen “yanıltıcı olmayan” bilgiden yararlanır. Bilimin gelişimi için bu zorunludur. Aksi halde her bilgi üretimine sıfırdan başlanması gerekir ki bu durumda gereksiz tekrarlar nedeniyle hem zaman ve her tür kaynak ziyan edilir, hem de her şey yeniden bulunmaya çalışılacağı için bilimsel gelişim zorlaşır, engellenir, çok yavaşlar. Eski bilinenlerden yararlanmamak, eksik bilgi kullanmak demektir, eksik bilgi ise bu eksikliği boyutunda yanıltır. Bu yanılgı nedeniyle, ulaşılan sonuç bilimsel bilgi olmaz. Bu nedenle, bilimsel bilgi üretiminde, önce bilinenlerin tamamı derlenir, bunlardan yararlanılır. Bunlar, üzerinde çalışılacak sorunu aydınlatır, onun her yönüyle ve eksiksiz olarak görülüp bilinmesine hizmet eder,  denenecek düşüncenin boyutlarını, değişkenlerini, bunların ilişkilerini, hangilerindeki hangi değişimlerin ne sonuçlar üreteceğini görmemizi sağlar, ufkumuzu genişletir, eksiklerimizin bizi yanıltmasını önler.

           

Bilimsel bilginin yanıltıcı olmadan kullanılabileceği ortam ve koşullar vardır. Bunu belirtmek için, bu bilgi, şu ortam ve koşullarda yanıltıcı değildir denir. Bu gerçek, bazılarının sandığı gibi sadece sosyal bilimlerde değil, fen bilimlerinde de geçerlidir. Üç tane beşin on beş etmesi, onluk sayı tabanı için doğrudur. Dünya’da tartılınca yetmiş kilo gelen birini Ay’da tartmaya kalkarsanız, hiç de öyle olmadığını görürsünüz. Newton fiziğinin bazı özellikleri, atom altı parçacıklarda geçerli değildir. Sosyal bilimlerde de bir bilimsel bilginin yanıltıcı olma olasılığının çok düşük olduğu, bilginin genellenebileceği ortamlar kullanılır. Bu genelleme ortamına “evren” denir. Evren, o bilginin yanıltmadan kullanılabileceği çevrenin, ögeler toplamının adıdır. Bu çevre içinde, o bilginin yanıltma olasılığı matematik kullanılarak hesaplanır, genellikle yüzde olarak söylenir, bilinir, yazılır. Bilgiyi kullanacak kişi de bu yanılma payını bilir, bilginin kullanımında hesaba katar. Böylece, bilimsel bilginin hangi alanda ve hangi yanıltıcılık düzeyinde kullanılabileceği belli olur. Bu da o bilginin güvenilebilirliğinin ölçülmüş-hesaplanmış bir kanıtı olur.

           

İnsan öznelliğinin, duyumsal farklılıkların, insanın aynı şeyleri farklı, farklı şeyleri aynı sanma özelliğinin yanıltıcılığından; duyumsal ve düşünsel bilgilerin, çevre koşullarının aldatıcılığından korunmak; bunlara bakarak yanılmamak için, bilgi edinmede, öznel insan yargıları yerine, nesnel ölçüm araçları kullanılır. Bunlar, farklı duyum ve düşünceye göre farklı sonuç göstermediğinden, bunlarla yapılan ölçümlerde, yanıltıcı olmayan sonuçlar elde edilir. Bilimsel (yanıltıcı olmayan) bilgi edinmenin koşullarından biri de budur. Demet’in boyu hakkında kişisel yargıları almaya kalkarsak, herkesin yargısı aynı olmayacaktır. Ama onun boyunu örneğin metreyle ölçmeye kalktığımızda, ölçenin gözü veya elinin ayarı bozuk değilse, aynı sonuçla karşılaşırız. Ölçme aracının kullanımını otomatik yaparsak, ölçen insanın yanıltıcılığından da kurtuluruz.

Bilimsel bilgiler, sözel anlatımın olası göreli yanının yanıltıcılığından korunmak için, sayılarla anlatılmaya çalışılır. “Müziği çok seviyorum” sözü, çok sözünün kesin olmayan sınırlarını vermez, bu çokluğun derecesini tam belirtmez. Ali’nin çok algısı ile Ayşe’ninki aynı olmayabilir. Bana para ver çok olsun dediğinizde ikisinin vereceği miktar, çok düşük rastlantılar dışında aynı değildir. “Müziği on üzerinden sekiz seviyorum”, “bana on bin euro ver” denildiğinde, anlatılmak istenen, sözel anlatıma göre daha belirgin, bilinen, kesindir. Bu nedenle de bu sayısal anlatımları kullanmayan sözel anlatımlar, yanıltıcı olabilir. Yanıltmayan bilgi üretmek-kullanmak istiyorsak, bilgiyi olasınca sayısallaştırmalıyız. Benim adımı ve soyadımı aynen taşıyan belki yüzlerce insan var. Ama benim TC kimlik numaramı taşıyan başka biri yok. Bilim alanlarının matematikten yararlanma düzeyleri arttıkça, yanıltıcılıkları azalacağı için, bu alanların bilimselleşme derecelerini belirlemek amacıyla, matematikten yararlanma düzeylerine bakılır. Bilim alanlarının matematikten yararlanma düzeyi arttıkça, bilimsellik düzeyleri de artar.

Veri çokluğu nedeniyle, bilimsel bilgi elde etmek için araştırmada toplanan veriler gruplandırılabilir. Bazı alanlarda veri elde edilemeyişi veya doğrudan ölçme yapılamayışı nedenleriyle de elde edinilen verilere bakılarak, ölçülemeyenlerin kestirilmesi sağlanabilir. Bu amaçlara ulaşabilmek, bu sorunları çözebilmek için, matematiğin bir uygulama alanı olan istatistikten yararlanılır. Böylece, daha az veriyle sonuca ulaşılarak, kaynaklar daha akılcı kullanılmış olur. Doğrudan ölçümle edinilen veriler ilişkilendirilerek, karşılaştırılarak yanıltıcılıkları denenebilir. Bir tür yanıltıcılık testi olan istatistikten yararlanılmadığında, verilerin yanıltıcılıkları hakkındaki bilgilerimiz de azalır. Elbette bu olumlu sonuçlara ulaşabilmek için, istatistiğin uygun kullanımı da gereklidir. Bazılarınca yanlış kullanılıyor olması, aracın değil, kullananın yanlışıdır. Bu uygun kullanma koşulu, yukarda yazılanların hepsi için geçerlidir.

Bilimsel bilgi üretmek için yapılan araştırmalar denetlenebilir olmalı, yani, okuyucu, o bilgilerin yanıltıcı olup olmadığını gerektiğinde araştırmayı kendi de yineleyerek bilebilmelidir. Bunun için, araştırmada kullanılan ön bilgilerin yanıltıcılığı, yöntemin yanıltıcılığı, elde edilen verilerin yanıltıcılığı, bunlara dayanılarak üretilen sonuçların yanıltıcılığı denenebilmelidir. Bilimsel araştırma raporu, bu denemelerin hepsini okuyucunun yapabileceği özellikte yazılmalıdır. Bilimsel bilgiler, herkese açık ve herkesçe denenebilir olmalıdır.

           

Bilimsel bilgi dışındaki bilgiler yanıltıcı olabilir. Hele bu bilgilere bağlanıp kalmak, “benim düşündüğüm herkesinkinden gerçektir” yargısına sarılmak ve yanlışı olduğunun kanıtlarına karşın görüşünü değiştirmemek olan bağnazlık, eksik veya yanlış bilgi yoluyla, gerçekçi bir düşüncenin engeli olur. Sistemli bir yanlışlama denemesinden geçmemiş oldukları için, bilimsel bilgi dışındaki bilgiler düşünceyi yanıltabilir. Bu bilgilerle ilgili bir iki rastlantısal sonuç, kanıt, sistemli bir yanlışlama çabası olamaz. Bu sonuçlar, başka değişkenlerin etkisiyle de oluşmuş olabilirler. Örneğin, soğuk algınlığınızın hafiflemesini, içtiğiniz iki bardak ada çayına bağlayıp, ada çayı soğuk algınlığını geçiriyor gibi bir bilgi üretebilirsiniz. Oysa soğuk algınlığınızın hafiflemesinin asıl nedeni, aldığınız sıcak sıvı ve üzerinizi örtüp terlemeniz olabilir. Soğuk algınlığınız geçiyor ve kendiliğinden hafiflemiş de olabilir. Aldığınız başka bir ilaç da bu hafiflemeyi sağlamış olabilir. Bu tür rastlantısal durumlar, ulaştığınız bilgiyi geçerli ve güvenilir yapmaya yetmez, bilimsel bilgi oluşturmaz. Bilimsel bilgiler, sistemli bilimsel araştırmalarla elde edilir.

           

Bilimsel bilgiler de denetlenmelidir. Bu bilgilerin üretilme süreçlerindeki, eksik veya yanlışlar, ölçmeyi yapandan veya ölçme araçlarından gelen sapmalar, yanlışlama düzeneklerinin yetersizliği veya uygunsuzluğu, yanlış sonuçlar üretebilir. Bu denetlemenin yapılabilmesi için bilimsel araştımalar yöntemlerini tüm ayrıntısıyla vermelidir. Diğer değişme ve gelişmelere bağlı olarak, daha önceki bilimsel bilgilerde değişimler olabilir. Bunlar izlenmediğinde, yanlış bilgiler kullanılması yoluyla, düşünce süreçleri doğru bile olsa, yanlış düşünceler üretilir. İyi düşünmenin bir gereği de, bilimsel bilgi üretme süreçlerini iyi bilmektir.

           

Amaçları başkalarını aldatmak olan kişi veya örgütler, eksik ve yanlış bilgiler üretir, insanları bunlarla koşullandırır, onları bu bilgilerin doğruluğuna inanmış hale getirirler. Böyle bilgilere sahip olanlar, kendi bildiklerinin mutlak doğru, buna uymayan bilgilerin yanlış olduğunu düşünür, ona göre davranırlar. Bunlar, yanıldıklarını fark edemeyecekleri için, yanılgıyı hep başkalarında arar, kendilerini de geliştiremezler. İnsanları aldatarak onların gücünü kullanan bu kişiler, toplumları kendi çıkarları, toplumun zararları yönünde eyleme geçirirler. Böylece, bilimsel olmayan  eksik ve yanlış bilgiler, toplumları kolayca felakete sürükleyen araç olurlar.

                            

Bilgi edinme süreci alma ile başlar. Duyu organlarımız yoluyla bir şeyin varlığını biliriz, “var” deriz: Rüzgar var, koku var, dağ var, gürültü var, bir cisim var gibi. Almayı anlama, anlamlandırma izler: Alınanın ne olduğunu bilme, var olan ne, sorusunu yanıtlama. Örneğin bir sandalye görüldüğünde, var olan cisim artık herhangi bir cisim değil, “üzerine oturulmak için yapılan şey” olarak adlandırılır. Üçüncü süreç, kavramadır, anlamayı belirginleştirir: Var olanın benzerlerinden farkını bilme, “nasıl”ına yönelme. Tabure veya koltuk değil, sandalye. Dördüncü süreç doğrulamadır: Kavrananla alınan aynı mı? Gerçekten sandalye mi? Bu, alma yanılgılarından arınma sürecidir. Şimdi lütfen “şu, bu, şöyle, böyle” gibi  yargılarımızdan birini ele alalım, bu dört aşamalı süreçten geçirelim. Bildiklerimizle bilmemiz gerekenler aynı mı? Bu işi, yargılarımızı oluşturmadan önce yapmayı alışkanlık haline getirmeye çalışalım.

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yönetici Giriş Paneli

Scroll to top